Mezzaluna, nihayet

Yıl 2003. Bir haftalık ağır bir konferans dizisi düzenlemenin ardından, 11 Kasım Pazartesi günü harcamalarla ilgili hesaplar yapmaktaydık ve ben sıkıldığım halde Laden dişimizi sıkıp bitirmemiz konusunda beni ikna etmeye uğraşmaktaydı. “Bak bugün bitirirsek seni hafta sonunda Mezzaluna’ya götüreceğim” diye kandırdı beni. O haftasonu götürmedi. Sonraki birçok haftasonu veya hafta içi de götürmedi. Kaç kere şakayla karışık laf soktum bilemiyorum.

Yıl 2005. 4 Kasım’da Laden beni Nişantaşı’ndaki Mezzaluna’ya götürdü. Nihayet! Bayramın ikinci günü ve Cuma olduğu için dopdoluydu. Önce beyaz Türk aileler geldi. Vakit ilerledikçe yerlerini beyaz Türk gençlerine bıraktılar. Önce bol (fazla) domates soslu kum midyesi paylaştık. Sosu güzeldi, ekmek bandık bol bol. Gelen su kasesinden anladık ki elimizle de yiyebilirdik ama hanımefendi davrandık. Ardından tabii ki, şüphesiz ki makarna yedik. O kum midyeli spagetti yedi. Ben de deniz mahsüllü linguine. İki kum midyesi yemeği olmasının suçlusu benim. Bir de bir İtalyan kırmızısı paylaştık, Valpolicella. O gürültü, sigara dumanı ve şarapla iyice kafayı bulunca kahvenin yanına ben hemen bir mango sorbesi istedim. Hesabı Laden ödediği için ne tuttu bilemiyorum. Pahalıcaydı. Yemek çok iyi miydi? Değildi. Çok kötü müydü? Hayır. Zaten Mezzaluna’nın iddiası da belli bir mediocre kalite tutturmak. Memnunduk. Etraftaki herkes de memnundu. Ama sigara dumanından kaçıp kendimizi dışarı attığımızda Laden’in başı ağrıyordu. Balkan dj müziği dinlemeye gidecektik ama başka bir mediokrasi mabedi olan The House Cafe’de kahveden sonra döndü evine netekim.

www.mezzaluna.com.tr

One Reply to “Mezzaluna, nihayet”

Leave a Reply

Your email address will not be published.