Hayri’de midye tava

İlk gidişimiz değil bu. Geçen gittiğimizde ben Ali Baba’da çok az müşteri var, iç karartıcı diye gitmem dedim. Selçuk Takanik’i, Yeniköy’deki şubesinde bir balığı başka bir balık diye kakalamaya çalıştılar diye veto etti. Giray da Adem Baba’yı veto edecekti belli ki. Onu beklerken ve karar veremezken arka sokaklarına girdik Arnavutköy’ün ve Selçuk iki sihirli sözcük gördü: midye ve tava. Hem de yanyana yazılı. Küçük, sempatik bir yere benziyordu. Dört masa. Dikine camlı bir buzdolabı. Balık ızgarası dışarıda. Masalarda bardak içinde ıhlamur dalları vardı ilk gittiğimizde.

Geçen sefer diğer masalar doluydu. Bu sefer bir tek biz vardık. Aç aç oturduk. İsmine vesile Hayri olduğunu varsayabileceğimiz, esprili ve içten Hayri, bize neredeyse ne saydıysa istedik. Zaten az ve öz mezesi, salatası ve balığı var. “Ev için kızartma yapmıştım, biraz var, size de vereyim mi?” diyor. İlk sefer temiz taze semizotu üzerine son dakika sarmısaklı yoğurt döktü getirdi, yoğurt bulamacı değil. Midye tava tam kıvamında. Yardımcısı salatayı sipariş üzerine doğruyor. Çipura, levrek dışında da birkaç balık çeşidi vardı. İçki de var. Oturduğum yerden, sokağa bakınca Adem Baba’nın önünde arabalarını bekleyenleri, koşuşturanları görüp, kornaları duyuyorum ama sanki İstanbul’da bambaşka bir mahalledeyim, hatta sahildeyim de dükkanın 3 metre önünde dalgalar sakin sakin çakıl kumsala vuruyor, kafaca o kadar uzaklaştırdı beni burası.

İki sefer de iki kadeh rakı/bira dahil 80 lira verdik.

One Reply to “Hayri’de midye tava”

Leave a Reply

Your email address will not be published.