Hayri Amca’nın yerinde tatil

Assos’ta Küçük Oteller Kitabı‘ndan seçip de kaldığımız bir yer vardı. Avluya bakan üç dört kapı var, biri mutfak, birinde sahipleri oturuyor, diğer ikisi de altı salon üstü ikişer oda süit gibi. Sahibesi kadın, ayakkabıyla sokturmuyor müşterilerini kalacakları odaya. Kitapta taşradaki akrabaları ziyaret etmek gibi bir deneyim diye uyarmışlar. Öyle hakikaten. Kadın kocasından bahsedip “Cevat amcan şöyle yapar, şunu der” falan diye konuşuyor. Nitekim akşam sahilde balık yemekten gece 1 gibi dönerken, telefon etti, “Hani neredesiniz?” diye.

Hayri de benim o amcam işte. O bilmiyor bunu. Hafta içi işten çıktığımızda o kadar yorgundum ki ağlamaklıydım. Arnavutköy’e karar kılmıştık Selçuk’la, varınca tur attık ilginç yer var mı diye. Bir taraftan Abracadabra’ya gidip gereksiz paralar harcayıp, sinirleneceğim şeyler yiyip “normal insanlar” gibi hissetmek istedim. Ama deniz görmek yerine Hayri’nin yerini tercih ettik.

Dışarıdaki masalardan birine, plastik taburelere çöktük. Mezeler yine mükemmeldi. Çıtır semizotu yapraklarının üstüne yoğurt ve pul biber. Biber kızartmasının üstündeki domates sosunun mukabilini herhalde en son çocukluğumda yedim. Hatta bir semizotu daha isteyip yoğurt yerine bu sostan koymasını istedik. Hiç naz yapmadı Hayri amca. Süper bir icat oldu ama yine de sarmısak istiyordu. Yine çok şekerdi Hayri amca. Bizim masadan tabure çalıp karşı dükkanın önünde oturacak esnafa verdi. Rakıları pencereden dışarı sarkıttı verdi. Balıkları tek porsiyonluk hazırlayıp dondurduğunu olanca dürüstlüğüyle anlattı. Önce sardalya teklif etti, sonra kalmadığını anlayınca pek mahçup, başka balıklar önerdi.

Otururken hiç ihtimal vermiyordum ama yine üç metre önümüzdeki araba-vale-park etme-geçme didişmeleri, ciplerden inen görgüsüzler kilometreler ötesine kaydı, yine dalgalar ayağıma vurmaya başladı ve bir saatliğine de olsa tatil oldu bana.

Birer balık, bir duble, bir bira, 60 lira.

Leave a Reply

Your email address will not be published.