Aşşk’ta kahve

Ben bu işi kapmaya başladım. New York’da olsaydım ne doktorlar, ne mühendisler isteyecekti bu blogu. New York’ta yemek yerleri hakkında yazan blog yazarları arasında tam bir sidik yarışı var. Herşeyi yazıyorlar. Daha açılmadan inşaattaki gelişmeleri yazıyorlar, sağlık teftişlerini yazıyorlar, çalışanlarla röportaj yapıyorlar, transferleri yazıyorlar. Evet, yemekten de bahsediyorlar tabii. Bu blog’ları okuyanlar arasında sektör çalışanları da var. Bazen ateş püskürüyorlar, yanlış birşey yazılırsa. Ben işi kapmaya başladım dediğim de burada kimseye birşey ifade etmeyecek ama orada olsa ederdi. Daha önce Cezayir’de garsonluk yapan Döndü ayrılıp, Nişantaşı’ndaki Aşşk Kahve’ye geçmiş. Ben onu hatırlayıp, durumu sormam hoşuna gitti galiba.

Başlık “Aşşk’ta kahve” çünkü Laden’le filtre kahve istedik, filtre kahve geldi.

7 Replies to “Aşşk’ta kahve”

  1. ne kadar şanslısınız. aşşkta kahve isteyince kahve gelmesi herkese nasib olan bir şey değil. mesela ben portakal suyu istedim gelmedi. ama aşşkta her şey o kadar kötüydükü portakal suyunun gelmemesini problemden bile sayamadık.
    Gelenek bozulmasın diye, yılbaşı sonrasıda new yorkta berlınde londrada st petersburgda yada dünyanın neresinde olursak olalım yaptığımız gibi yeni yıl brunch ına gittik. Bahar pastansi çoksıgara dumanı olduğu için saat 11.30 gibi ( yılbaşı sonrasına göre erken bır saatti yani) aşşk kahveye gittik. pek fazla kalabalik yoktu, hava muthisti bogaz mukemmledi, acaip mutlu olduk ve denize yakin gunesli bir masaya oturup menu bekelemeye basladik. tabi relax bir ortam oldugu icin oldukca agardan alarak, oturduktan yaklasik 15 dk. sonra menu gelmeyince, garsondan menuleri rica ettik. bu sirada fark ettım ki mekandaki 3-4 garsonun hepsi besbelli ki bir onceki geceyi hala ustilernden atamamis, hungover durumda ve hayattan nefret edercesine servis yapiyorlar. ee buda cok normal bir durum cunku bir garson icin olabilecek en sanssiz calisma zamani 1 Ocak sabahidir heralde. bunuda hic umursamdan hemen ne yiyecegimizi sectik. zaten aşşk acildigindan beri menusu asagi tukari ayni oldugundan ne yiyecegimizde belli. garsonu bir kac denemeden sonra yakalayip siparis verdikten sonra havanin ve ortamin guzelligiyle keyiflenmis bir sekilde muhabbete basliyoruz. cevredeki herkes gunes gozlukleriyle bir onceki aksamdan zaten yorgun durumda , cesitli gozlemler, ve bizim de eskiden boyle oldugumuz gibi seylerden bahsettikten sonra saate bakiyorum 12.20 civari siparis vereli 15 dakika olmus. masada ne iceceklerimiz var ne de ekmek. cok umursamadan muhabbete devam ediyoruz, bir cay olsa keyfimize keyif katardik diyede icimizden gecirmeden duramiyoruz tabi. saat 12.45 masada hala bir degisiklik yok. ama catal ve pecete gelmis. hala cok sabirliyiz aşşk kahvenin zaten normal zamnadaki yavas ve kotu servisinin aksamdan kalma garsonlarla ancak bu kadar olacagini dusunuyoruz. saat 12.55 ilk yakinmalar basliyor ve garsonla ilk temas….. “arkadas nerde bizim yemekler en azindan iceceklirimiz lutfen” gibi laflar basliyor. bu arada baska bir yere mi gitsek diye dusunuyoruz cok acikmis durumdayiz ve yemekelr hala gelmemis ama 55 dk. bekledikten sonra da insan yediremiyor kalkip gimteyi ha geldi ha gelecek bir durum var. bu arada yemekler diye bahsettigim sey yumurta sonucta. ortalam pisme suresi 5-6 dakika yani. 1.10 hala hic bir sey yok ve tabi ki 10 dakikadir ben garsonlara hadi icecek lutfen seklinde baski yapiyorum. artik yalvarma noktasindayiz cunku olay ciksin keyifli bir gunun icine edilmesin diye dusunuyoruz. ama garson zaten ilk bombayi patlatuyor ve “bugun bu kadar kalabalik olacagini beklemiyorduk” diyor. “lutfen biraz anlayisli olun burda sadece 3 kisiyiz diyor”. bunlara yorum bile yapamiyorum. yilbasi ertesi tum dunyanin tatil yaptigi bir gunde aşşk kahve musteri beklemiyor. baya bi suredir acik olan bir isletme icin, muthis bir bahane valla. cok profeyonlece de anlayis bekliyorlar bizden. 1.15 yeterince anlayisli olduk bence ve ayaktayim ve garsonun basinda bekliyorum, yemeklerimizi getirsin diye. “merak etmeyin ben takip ediyorum diyor”. ha????? ne çılgın bir menemen yapilmakta ki mutfakta, bir ascinin uzerinde yaklasik 1 saat 15 dakikadir calismasi yetmezmis gibi bir garsonda onu takip ediyor. acaip bi sey yiyecegiz herhalde. artik umudu kestigimiz bir anda kahveler geliyor, pat poratakal suyuda geliyor. 2 tane soylemistik ama aşşk bize bir tane uygun goruyor. olsun. aaa inanamiyoruz suda geliyor ve menemenlerimiz. ortaya kizarmis hellim. ve diger kahvaltiliklar. haliyle hemen yumulmak istiyoruz ama oda ne. menemenler sanki bir onceki gun yapilmista balkonda unutulmus gibi, portakal suyuyla hemen hemen ayni soguklukta. izgara hellimde aynen. siz hic soguk izgara hellim yedinizmi? silgi kivaminda bir sey oluyor. kahvaltiliklardan atistirirken garsona yaklasik 1 bucuk saat bekledikten sonra bunu kabul edemeyecemigmizi hemen ve acil olarak yeni sicak yemeklerimizi istedigmizi soyluyorum. kibarca aliyor yemeklerimizi. ve 3 dakika sonra tekrar geliyor. menemenler bu sefer sicak. mikro dalga saolsun. kurumus yenemeyecek gibi olmus sa da artik girisiyoruz menemene. hellim mikro dalgaya kondugunda silgi kivamini yitirip yepyeni bir kivam kazanmis, agda ile yogurt arasi bir sey, mikro dalgada esit isinmamis bir tarafi sogukken bir tarafi agiz yakiyor. rezalet. yan masalarda da insanlar yalvariyo garsonlara yemeklerini iceceklerini istiyorlar. bu arada sira var restoranda. yemeklerini bitirmis kalkan insanlar cikmadan once onlerinden gectikleri siradakilere, gulerek aslinda “sadece daha fazla beklemek icin bekledikleri” gibi felsefi seyler soyluyorlar. garsonun biri, bir yanda belli bir sure siparis almayi durdurdugunu bagiyiyor etrafa. bir yandanda siaradakilere siraya gecin 4 sün 5 sin diyor. 1 saat once gelip de huzur bulmdugumuz muthis mekan sinir ve kaotik bir oratam donmus duurmda. artik tahhamul edemeyecegimiz bir durum oldugu icin hesabi istoyoruz. inanilmaz hizli bir seklide geliyor. iki kisi 70 YTL. soguk menemen, soguk izgara hellim, beyaz peynir domates, bal, kaymak. siparis verdigimiz fakat gelmeyen baharatli zeytinyagi, ekmek, iki latte, bir portakal suyu. ohaa! garsonlardan eser yok icimden odemeden kalkmak geliyor ama yinede tam para cikariyorum, zeytin yagi icin itiraz etmiyorum. parayi usulca kutunun icine koyup, 10 ytl park paramizi odeyerek mekandan usulca bir daha donmemek uzere uzaklasiyoruz.

  2. evet ordaki garson bendim tesekkürler ediyorum ki size böyle bir yazıyı yayımlayıp banada cvp hakkı doğuduğunuz için:
    ne garip bir bekleyiştir o bilirim elbet, aslında elimizde olmayan bir bekleyiş yılbaşı ertesi günü dünden kalma bir durumdayız haklısınız bizim yılbaşımız,sevgililer günümüz bayram yada diğer özel günlerimiz yok bunu herkez bilir.tabıkı bu bir savunmada değil,fakat o gün kimi aradıysam telefonu kapalıydı,kime bır gun onceden yarın calısmaya geleceksın dedıysem gelmedı işte o servisteki3 5 kişi ve mutfakta çalısan 4 personel ile beraber bekleyen masalara servıs yapmak ıstedık olmadı gercekten olmadı ama su varki suç sadece garsonların mı?

  3. Yetki = Sorumluluk. Eğer garsonların yılbaşı günü açmamaya veya bir saatten sonra müşterileri geri çevirmeye karar verme gibi bir yetkisi var idiyse ve yine de açtılarsa, suç yani sorumluluk garsonların. Daha da yaygın, daha da basit bir formül var: Güzel hava = Aşşk’ta kahvaltı.

  4. “yılbaşı sonrasıda new yorkta berlınde londrada st petersburgda yada dünyanın neresinde olursak” olmak inan sadece bu gezegendeki kimi insanlara has bi durum. yaşadığın dünya, aslında senin borsavari tavırlarının semirdiği atmosterden başka bişi. ama bunu sana ben anlatmam artık, sadece kafanı biraz dışarı uzatman gerek. bu kadar basit. artık herşey o kadar aşikar ki. bu görünürlükte, manasızlık tabii ki bekleniyordu. herşeyin bu kadar manasız olmasının sebebi herşeyin bu kadar görünür olması.
    ve sen serdar. ya da adlarınız her neyse. anını doldurmuş olmana rağmen, şu an dahi, aşşk kahve deki o yılbaşı ertesi “brunch” ına geri dönüp, tüm olanları farklı yorumlama şansına sahipsin. şans derken, gerçek bi şans bu. zaman sana içinde yolculuk etme kapısını böyle de aralar.
    böylelikle evrenin gözü önünde şu yazdıkların için, bunlarını yazmana sebeb olan histeri krizin için, neticede sen yılbaşı ertesi serilip otururken senin önüne hizmet getiren insanların motorunu oluşturduğu bi işletme içinde bi ihtimal haklı olunabilecek kızgınlığını da tamamen küstahça yanlış insan grubuna yönelttiğin için af dilersin. böylelikle kendi kendini afedersin.
    teklifim şu. açık mektubumu bitene kadar çıplakken dinle. kendini savunma. karşında düşmanın yok.
    ben rest diyorum. zira elimdekilerin hepsini kaybetsem dahi kaybedebileceğim bişi yok.
    sen oyunda dahi olmadığından, bırak keyfini çıkar, dediğim gibi dinlemeyi dene. sonunda herşey senin için hala aynıysa, bomba bi meyyiill daha yollarsın. olur biter.
    beni gördüğünü varsayıp, sabrınla ilgili şüpheye düşmüyorum ve başlarına yakın bi yerden başlıyorum.
    çalışma hayatının içinde misin. içindeysen hangi tarafındasın. bunlar önemli. bi takım meslek gruplarındaki -ki bu tavırda gayet bilinçli olunmalı; şekli şiddeti nesnesi dili ne olursa olsun bu belirlemeler gönüllere işlemez-, insanların yaptıkları işler içlerindeki düğümleri arttırmıştır. diyelim. sanırım en yumuşakçası oldu bu:)
    yani, eğer ki sen bilmem ne tarihinde istanbul da kuruçeşme aşşk kahve sinde yılbaşı ertesi sabahı kahvaltıya gittiğinde yaşamış olduğun bir “servis geçikmesi

  5. ” durmunu yorumlama işine giriyosan, artık hepsi piramitlere ya da dinamitlere benzeyen işyerlerini bi bütün olarak görmelisin. iş, patron un kim olduğu kadar bi taraftan basit bi taraftan da tesadüfi bi durumdur.
    geri kalanı bahanedir işte. senin bi dükkanda siparişin geç geliyo yanlış geliyo olmuyo……… ve bu durum karşısında senin karşında mahçup garsoninsanları. mahçubiyet bu durumda şudur, işini istediğin temizlikte yapamama karşısındaki his.
    e şu da çok basit değil mi, belki de artık patron kesimi az maaş ödeyerek çok insan barındırmanın şeytani yollarına sahip.
    senin o gün gördüğünü söylediğin görüntüye karşılık benimkisi şu;
    ortada koşturan terleyen yetişmeye çalışan bi takım insanlar. geri kalanı masalarında oturuyolar. bunda ters bi durum yok. varsa da yeri değil.
    sanırım diyeceklerim bu kadar.
    yaşadığınız her olayda bu kadar insafsızca yorumlar yapabiliyo olmanız.
    empati kurmanıza
    herkes için herşey daha güzel olacak
    nasıl yetmez ben hiç anlamıyor

    ve bu yollar bi işletmenin içinde sadece sevgiyle çözülebilir. bu yol da malesef çoğuna fazla yumuşak ve feminen geliyo.

  6. AŞŞK KAHVE

    “yılbaşı sonrasıda new yorkta berlınde londrada st petersburgda yada dünyanın neresinde olursak” olmak inan sadece bu gezegendeki kimi insanlara has bi durum. yaşadığın dünya, aslında senin borsavari tavırlarının semirdiği atmosterden başka bişi. ama bunu sana ben anlatmam artık, sadece kafanı biraz dışarı uzatman gerek. bu kadar basit. artık herşey o kadar aşikar ki. bu görünürlükte, manasızlık tabii ki bekleniyordu. herşeyin bu kadar manasız olmasının sebebi herşeyin bu kadar görünür olması.
    ve sen serdar. ya da adlarınız her neyse. anını doldurmuş olmana rağmen, şu an dahi, aşşk kahve deki o yılbaşı ertesi “brunch” ına geri dönüp, tüm olanları farklı yorumlama şansına sahipsin. şans derken, gerçek bi şans bu. zaman sana içinde yolculuk etme kapısını böyle de aralar.
    böylelikle evrenin gözü önünde şu yazdıkların için, bunlarını yazmana sebeb olan histeri krizin için, neticede sen yılbaşı ertesi serilip otururken senin önüne hizmet getiren insanların motorunu oluşturduğu bi işletme içinde bi ihtimal haklı olunabilecek kızgınlığını da tamamen küstahça yanlış insan grubuna yönelttiğin için af dilersin. böylelikle kendi kendini afedersin.
    teklifim şu. açık mektubumu bitene kadar çıplakken dinle. kendini savunma. karşında düşmanın yok.
    ben rest diyorum. zira elimdekilerin hepsini kaybetsem dahi kaybedebileceğim bişi yok.
    sen oyunda dahi olmadığından, bırak keyfini çıkar, dediğim gibi dinlemeyi dene. sonunda herşey senin için hala aynıysa, bomba bi meyyiill daha yollarsın. olur biter.
    beni gördüğünü varsayıp, sabrınla ilgili şüpheye düşmüyorum ve başlarına yakın bi yerden başlıyorum.
    çalışma hayatının içinde misin. içindeysen hangi tarafındasın. bunlar önemli. bi takım meslek gruplarındaki -ki bu tavırda gayet bilinçli olunmalı; şekli şiddeti nesnesi dili ne olursa olsun bu belirlemeler gönüllere işlemez-, insanların yaptıkları işler içlerindeki düğümleri arttırmıştır. diyelim. sanırım en yumuşakçası oldu bu:)
    yani, eğer ki sen bilmem ne tarihinde istanbul da kuruçeşme aşşk kahve sinde yılbaşı ertesi sabahı kahvaltıya gittiğinde yaşamış olduğun bir “servis geçikmesi ” durmunu yorumlama işine giriyosan, artık hepsi piramitlere ya da dinamitlere benzeyen işyerlerini bi bütün olarak görmelisin. iş, patron un kim olduğu kadar bi taraftan basit bi taraftan da tesadüfi bi durumdur.
    geri kalanı bahanedir işte. senin bi dükkanda siparişin geç geliyo yanlış geliyo olmuyo……… ve bu durum karşısında senin karşında mahçup garsoninsanları. mahçubiyet bu durumda şudur, işini istediğin temizlikte yapamama karşısındaki his.
    e şu da çok basit değil mi, belki de artık patron kesimi az maaş ödeyerek çok insan barındırmanın şeytani yollarına sahip.
    senin o gün gördüğünü söylediğin görüntüye karşılık benimkisi şu;
    ortada koşturan terleyen yetişmeye çalışan bi takım insanlar. geri kalanı masalarında oturuyolar. bunda ters bi durum yok. varsa da yeri değil.
    sanırım diyeceklerim bu kadar.
    yaşadığınız her olayda bu kadar insafsızca yorumlar yapabiliyo olmanız.
    empati kurmanıza
    herkes için herşey daha güzel olacak
    nasıl yetmez ben hiç anlamıyor

    ve bu yollar bi işletmenin içinde sadece sevgiyle çözülebilir. bu yol da malesef çoğuna fazla yumuşak ve feminen geliyo.

Leave a Reply

Your email address will not be published.