Özkonak’ta ekmek kadayıfı

Bu öğlen Özkonak’a gitmekle şunları öğrendik: Öğlenleri (saat ikiye geliyordu) bayağı kalabalık oluyormuş ve tatlıları özellikle iyi. Selçuk az pilav ve az nohuttan sonra bu tam kıvamında kadınbudu köfte yedikten, ben sebzeli tavukla başlayıp, en az üç kere sipariş ettikten sonra gelen çoban salatayı yedikten sonra ekmek kadayıfı ve çay istedik. Bu arada Selçuk yan masadaki esmer Fransız kızı kesip, kızı güzel yapan ve sevimli yapan unsurları ayrı ayrı analiz etti. Ekmek kadayıfı, geçen seferki kazandibi gibi tam ayarında, harikaydı. Şerbeti fazla ağdalı ya da tatlı değil, ekmeği Bodrum süngerine benzemiyor, kaymağı fazla değil. Selçuk da kızı bu minvalde inceledi, kendi anlatsın. (19 lira)

Özkonak’ta kazandibi

Selçuk yine mantı yedi. Ben nohut-pilav aldım. Nohut yumuşacıktı. Ardından çayın yanına yediğimiz kazandibi çok başarılıydı. Fazla tatlı değil, fazla sütlü değil, yanığı ise tam ayarında lezzet katmış. Galiba 15 liraydı.

Özkonak’ta lahana dolma

Cihangir’deki Özkonak lokantası, beklediğimiz gibi düzgün bir esnaf lokantası çıktı. Temiz, seri, efendi. Yemekleri afiyetle yeniyor. Şehriye çorbası, lahana dolması, kabak dolması, mantı ve keşkül yedik. Mantı Kayseri el mantısı, bizim alışık olmadığımız türden ama lezzetli. Keşkül idare etmekle beraber üstüne rendeledikleri fındıkla karıştırınca çok güzel bir dokusu oluyor. Cihangir cafe’lerine gidip entel dantellik yapmadan önce düzgün doymak için ideal. Zaten bazı müşterilerin öyle yapmakta oldukları her hallerinden belli. (18,25 lira)

Smyrna’da simit tost

Sabah Serin’le takıldık ama Emi’yle görüşemeden kaldım. Öğleden sonra üçümüz onların evinden çıkıp Smyrna’ya yürüdük. Dışarıda oturduk. Serin hızla garsonlarla flörte girişti. Emi ve Serin çikolatalı kek yedi, hani ortasından saf çikolata akanlardan. Bense ortası beyaz peynirli, simitten yapılma tost yedim. Tostun yanındaki yeşilleri anlamlı, kızarmış patatesi biraz anlamsız buldum. Aslında beğeniyorum ben Smyrna’yı, rahat bir yer.

Taj Mahal’den kuzu korma

Annemin döndüğü gün Selçuk’la ben hem onu görelim hem de iş çıkarmayalım diye evine gidip yakındaki Taj Mahal’den, yemeksepeti.com‘la yemek ısmarladık. Lokantanın kendisinde hiç müşteri görmesem de annemle babam daha önce ısmarlayıp memnun kalmışlardı, biz de denemek istedik. Samosa, kuzu korma, pilav ve nan (ekmek) içeren bir menü bir de badem ve elmalı tavuk istedik. Aslında 3 kişiye az ama çok aç değildik. Yemekler bizim zevkimize göre biraz acı olsa da gayet lezzetli idi. Yemeklerin sosları da kaldı öyle, pilav bitince yiyemedik. Şehrin parmakla sayılan Hint lokantalarından bize yakın olanının güzel çıkması sevindirici tabii. Kardeş lokantası olan The Little Asia’dan daha iyi yani. (28 lira)

Don Pietro’dan deniz mahsüllü (?) pizza

Ufuk’tan ayrı, Ece’den ayrı, Kay’s adlı kafenin açtığı Don Pietro’nun pizzasının çok iyi olduğunu duyduğumuzdan, önünden geçerken telefonunu kaydetmiştik. Selçuk’la Cumartesi akşamı evde otururken ısmarladık. Tabii elimizde menü olmadığından, malzeme koydurarak ton balık ve karidesten ibaret bir deniz mahsüllü pizza yedik. 14 lira idi. Evet iki kişiye yeter boydaydı, hatta bitiremedik ama bayılamadık. Belki ince hamur tercih ettiğimizden. Her halükarda Ufuk’a veya Ece’ye sorup nelisini ısmarlamamız gerektiğini öğrenip bir şans daha vermeli.

Pan Cafe’de salatalı sos

Yine Selçuk’un kahvaltısı benim öğle yemeğim olacak, hafif yemek yiyebileceğimiz, dışarıda oturabileceğimiz bir yer ararken Cihangir’de, fazla entel dantel olmasın diye Pan Cafe’ye gittik. Bir yanımızda fransızlar, arkamızda ispanyollar, diğer yanımızda Aylin (kızıl saçlı, çıtkırıldım rockçu?) ve Cem Adrian ile entel dantelden kaçamadık. Yemekler ise hafif değildi. Tulumlu cevizli salata da ton balıklı salata da fazla sosa bulanmış, fazla roka ve fesleğenliydi. Taze fasulyeyi tatlı niyetine yedim. Paçanga böreği de başka ortamda batmazdı belki ama çok yağ çekmişti. Bana su yerine soda getirmeleri de artık bu durumda şaşırtıcı gelmedi. Aylin mercimek köftesi, Cem yaprak sarma yedi sadece. Bir bildikleri mi vardı acaba? Yediklerimizi unutmak için Firuzağa camisinin önünde entel çayı ve entel kahvesi içtik.

CaffeHane’de patates salatası

Cihangir’deki bol kepçeyi hedeflerken, yeni bir yer deneyelim diye, Selçuk’la Taksim İlk Yardım’dan hemen önce, bahçesi olan CaffeHane adlı mekanı denedik. Bahçesi sakin, yeşil ve bol mumla aydınlatılmıştı. Menüyü görünce hemen bir iki artı puan verdik: karpuz ve peynir, karpuz ve kavun, tatar kahvesi*, vişne soda gibi yenilesi içilesi şeyler vardı. Selçuk’un fettucini alfredo‘su her ne kadar orijinal tarif olmayıp etli, kremalı, sebzeli bir fettucini idiyse de güzeldi. Benim bademli tavuğum ise fikir olarak ilginç olsa da galiba tavuğun dışını bademle birlikte portakal kabuğu ile de kapladıklarından sonuçta tutmayan bir seçim oldu. Ama yanında verdikleri patates salatası hem hafif hem de gayet lezzetli idi. Garsonumuz o gün biraz şaşkın olsa da yine giderim buraya.

* Tatar olduğum halde tatar kahvesi hiç duymamıştım. Kremalı türk kahvesi imiş. Bir ara gidip denemek gerek.