Savoy Balık

kopyasi-dsc00850

Savoy Balık, uzun zamandır gitmek istediğim bir yerdi. Samimi demişlerdi, yemekler ortanın üstü, hatta bazıları bayağı iyi demişlerdi. Yalan söylememişler, onu anladım.

Biz, bir büyük rakının yanına ahtapot salatası, patlıcan salatası, acılı ezme, semizotu salatası, peynirli ince kıyım mevsim salatası, kavun & beyaz peynir ve haydari aldık. Mezelerin hepsi, belli ki özenerek yapılmış. Lezzetlilerdi. Zaten bir kere ahtapot güzeldi, o bile tek başına bana yetti.

Arkadan, tereyağında karides söyledik. Yarım kilo eritilmiş tereyağında yüzen 6 adet iri karides geldi. Gökçerle Yasin, yağına bol bol ekmek bandılar. Ben ve Bahar onları şaşkınlıkla izledik. Karides, yağının bolluğunu bir kenara koyarsak, iyiydi ama, Allah için.

kopyasi-dsc00856

Ve ızgara kalamar. Çok pişirmemişler, önceden bir marinata yatırıp bir tat vermişler, miktarını da bol tutmuşlar. Ben bayağı bayağı sevdim.

kopyasi-dsc00862

Yemek boyunca, kavunları ve peynirleri birkaç kez tazelettik. Yemeğin arkasından bol bol meyva da yedik.

Toplam hesap, hemen yandaki Savoy Pastanesi’nden aldırttığımız 4-5 kişilik meyvalı pasta dahil kişi başı 35-40 TL geldi diye hatirliyorum.

Samimi, düzgün ve özenli bir mahalle balıkçısı arıyorsanız, Savoy Balık’ı denemelisiniz bence. Memnun kalacağınıza inanıyorum.

Savoy’un yaş pastasına dair…

Yıllardır, Emeklerde yaptığımız hemen hemen her kutlamanın pastası Savoy’dan alınır.

Emekle ben, karaorman pastasına düşkünüz. Her daim taze çikolatalı keki, çok hafif ve lezzetli kreması, bol vişne ve çikolata parçalarıyla bu pastanın gönlümüzdeki yeri ayrıdır. Aslında bilindik bir pasta ve büyüklü küçüklü birçok pastanede yapılıyor ama Savoy’un yaptığı daha bir lezzetli, daha bir hafif, daha bir masum. En azından benim için bu böyle -ki ben yaş pasta pek sevmeyen, hatta 40 yıl yemese yine de aklına yaş pasta gelmeyecek biriyim-.

Şimdi, nereden esti Savoy’u yazmak, hele bir de, aslında mille feuille pastası, poğaçaları, sandviçleri, paskalya çöreği, kurabiyeleri ile ünlü Savoy’un yaş pastasını yazmak? En son Yasin’in doğumgünü için, buradan meyveli bir pasta aldığımızda ve yiyen herkesi her zaman olduğu gibi tavladığında, dedim ki bu beğeniyi paylaşmalı artık.

Yalnız önceden söylemeliyim: Savoy’un pastasından, bir Pelit’inki ya da bir butik pastaneninki gibi iddialı ve yoğun bir baş yapıt beklemeyin. Bu, daha naif, sade, insanı yormayan bir pasta. Tadı yenilikçi olmayan, süsü püsü süper klasik ama lezzeti gülümseten bir pasta. Oscarlarla, Altın Palmiyelerle alakası olmayan ama DVD sini alıp defalarca izlediğiniz filmler vardır ya, işte bu pasta öyle bir şey. Evet, tam olarak öyle bir şey.

White Mill’de çeşit çeşit

Bir gün sonra, Gökçer’in doğumgünüydü. Biz önden bir kutlama yemeği yapmak için White Mill’e gittik.

Ana yemekler öncesi, muhabbete eşlik etmesi için şarapla birlikte peynir tabağı aldık.

kopyasi-dsc00511

Sunumun oldukça etkileyici olduğu bu tabakta, ben en çok isli Çerkes peynirini beğendim. Zaten, bence bu peynir şarabın yanında yenebilecek en güzel Türk peynirlerinden biri, tabii ki şarabın çok yoğun bir kırmızı olmaması koşuluyla.

Ana yemeklere gelince, ben buharda pişirilmiş biberiyeli levrek aldım.

kopyasi-dsc00518

Daha farklı bir şey hayal etmiştim -hani Asya mutfağında buharda pişirilen balık yemekleri gibi bir oluşum- ama diyet yemeğine yakın bir şey geldi. Kendimi çok sağlıklı hissettim yemeğimi yerken, ne yalan söyleyeyim. Fakat, bir yerden sonra bu sağlıklılık hali beni sıktı ve yavan balığımın yarısını tabakta bıraktım.

Yasin, somon balığını seçerek, benimkinden çok daha iyi bir tercih yapmıştı.

kopyasi-dsc005201

Sotelenmiş ıspanak üstünde gelen kocaman somon, gerçekten lezzetliydi.

Bahar’ın seçimi tavuk schnitzelden yana oldu.

kopyasi-dsc005211

Schnitzeli de, yanındaki patates salatasını da mutlu mutlu yedi. Midesi hassas bir hatundur Bahar, ama kızartma olan bu yemekten rahatsız olmadığına göre belli ki schnitzelin performansı gayet iyiydi.

Gökçer, ızgara bonfile ısmarladı. Rokforlu sos tercihi de varmış, o kırmızı şaraplı sosu tercih etti.

kopyasi-dsc00522

Yemek yerken, halinden en mutlu olan Gökçer’di. “Et çok iyi, iyi ki de buraya gelmişiz, iyi ki de bonfileyi tavsiye etmişsin” diyip durdu bana. Gerçi biraz abarttı ama et iyiye benziyordu.

Önder, pek aç olmadığını söyledi ve büyük boy bonfile salata istedi.

kopyasi-dsc005241

Salata gerçekten çok büyüktü. Önder de, özellikle etinden çok memnun kaldı. Besleyici, doyurucu, lezzetli bir şey bu salata, ama bir o kadar da sıradan.

Toplam hesap, bir şişe kırmız şarap, birkaç kola, birkaç bira dahil 170 tl civarı geldi.

White Mill’e tekrar gidilir mi? Gidilir ama akşam 11’den önce de kalkılır; çünkü o saatten sonra bangır bangır müzikte insan kendini bile duyamıyor.

Don Pietro ve yeni pizzacılar

Don Pietro’dan telefonla menü görmeden üç pizza istedik, 55 lira verdik. Önce pahalı geldi ama pizzayla getirdikleri menüye bakınca anladık ki 27 lirası Piggy cinsi içinmiş. Piggy dediklerin bacon ve domuz füme ve pepperoni ve domuz birşeysi daha var. Hafiften görmemiş pizzası yani. Ve fakat Don Pietro’nun başarısında bence fiyat politikasının da rolü var. İsteyene 11 liraya margarita da var, 27 liraya piggy de var. Yesek’te fiyatla ilgili tespitlerimiz genelde “oha çok pahalı”nın ötesine geçmiyor biliyorum ama yine de bir mühendisle bir ekonomistin çözemediği fiyat politikası bilmecesini sizler çözersiniz gibi geliyor.

Pizza demişken, iki yeni pizzacı denedim son bir ay içinde. İkisini de hem yeni oldukları için hem de harika olmadıkları için yazmadım. Biri Beşiktaş’ta, daha doğrusu Çırağan mahallesinde, ühü, ühü, Çırahan Pastanesinin yerine, ühü ühü, açılan Upper Crust adlı Boston’daki bir zincirin şubesi. Kocaman pizzaları var, fena değil tadları. İki masadan ibaret ve esasen paket servise çalışıyorlar. Diğeri Gayrettepe’de Zon’un yerine açılan Brooklyn Pizza. Havası çok Brooklyn, sabahları bagel varmış falan eyvallah ama hamuru pek Brooklyn usulü değil. Hayalkırıklığı yaşamayın sonra. İkisinin ortak noktası dilimle pizza satmaları. 3,5 – 4,5 lira arasında. Pideye, dönere, hamburgere alternatif olur mu göreceğiz. İkisini de bir daha teftiş etmek istiyorum çünkü ne bileyim, sevdim, tutsunlar, iş yapsınlar istiyorum.

www.uppercrustturkiye.com

www.brklynpizza.com

Kiki’yi sevdik

Emek ve benim, buluşmak için sözleştiğimizde, yer seçimi konusunda yaşadığımız klasik bir rituel var. Emek bir yer söylüyor, ben beğenmiyorum. Ben bir kaç farklı seçenek öneriyorum, Emek bunlar arasından ikimizin de gitmediği bir tanesini seçiyor ve genelde oraya gidiyoruz.

Cuma günü beraber yemek yemeğe karar verdiğimizde, seçtiğimiz yer -daha doğrusu Emek’in seçtiği yer, demeliyim- Kiki oldu. Çukurcuma’daki çaycıyı kapatıp, Sıraselviler Caddesi üstündeki kafe-lokanta-bar olan versiyonunu açmışlar. Dekorasyonu renkli ve rahat. Arkada minik bir bahçesi var. Barı, rengarenk ve eğlenceli. Kısacası, oldukça sevimli bir mekan.

kopyasi-zencefil-kiki-016

Üstüne üstlük, yemekleri de gayet başarılı, hem de hiç beklenmedik bir şekilde.

Menüde, mezelerden sıcak ve soğuk başlangıç yemeklerine, deniz ürünlerinden et yemeklerine kadar birçok farklı seçenek var. Biz, o akşam, hem soğuk hem de sıcak deniz ürünlerinden denedik.

kopyasi-zencefil-kiki-020

Üzerine taze dilimlenmiş kırmızı soğan konmuş portakallı mezgit, portakal tadının baskın olmadığı oldukça lezzetli bir soğuk balık mezesiydi. Somon carpaccio, tat olarak bildiğimiz somon fümeye yakın bir olaydı; somon füme seviyorsanız, bunu da kesin seversiniz diyebilirim.

kopyasi-zencefil-kiki-024

Sıcak mezelerden, ahtapot ızgara yumuşaktı, kararında pişirilmişti. Porsiyonu da, bir meze olarak gayet tatmin ediciydi.

kopyasi-zencefil-kiki-026

Arkasından gelen şişte ızgara deniz ürünleri (karides, kalamar ve ahtapot), bu üçlemeyi seven insanları yalın halleriyle mutlu edebilecek yeterlilikteydi.

kopyasi-zencefil-kiki-027

Yemeğimizin sonunda, birer kahveyle birlikte elmalı turta ısmarladık. Önce, kahvenin yanına beleş kurabiyelerden getirdiler, arkasından üzeri dondurmalı turtayı. İçindeki gereksiz kuru üzümleri ve üzerindeki market dondurmasını saymazsak, turta fena değildi diyebilirim. Kurabiyelerin ise çok da bir olayı yoktu aslında, hatta Emek oldukça şekerli bile buldu ama ne yalan söyleyeyim, kahvenin yanında hafif tereyağlı tadlarıyla bence hoş oldular.

Toplam hesap, 3 kadeh Chardonnay ve Narince üzümlerinden yapılan şu an üreticisini hatırlamadığım beyaz şarap dahil 90 TL geldi.

Nu Noodle’dan ofise servis

Bütün nöronlarımızı korkunç sıkıcı bir iş için seferber etmek üzere senior’ım Bahadır ve ben çekirge, dün yine ofiste kreatifçe mahsur kaldık. Bir önceki mahsur kalışında Bahadır Nu Noodle’dan noodle söylemişti. Ertesi gün öyle bir ballandırarak anlatmıştı ki resmen akşam geç çıkıp çalışasım geldiydi, sırf bu nedenle. “Deli gönül yemek ister, iş bahane” hesabı!

Dün akşam öyle kolay kolay çıkamayacağımız belli olunca hemen Nu Noodle sitesine girip siparişimizi verdim. Siteden hem noodle çeşidine, hem içindeki malzemeye, hem de sosa karar veriliyor. Bahadır tavuk, mantar ve brokolili, ben dana eti, yeşil biber ve brokolili noodle söyledik. Tatlı-ekşi sos istedik. Paket servis epey hızlı, gerçi Cihangir’den Beyoğlu’na gelmek zaten ne kadar vakit alabilir – diyorum ama bir yandan da çok vakit aldırtan müesseseler mevcut, biliyorum.

Noodle’larımız tepeden açılan klasik karton kutularında geldi. Kutu küçük gibi görünüyor ama ben bitiremedim. Malzeme gayet bol, lezzet yerinde. Biraz daha az pişmiş olabilirmiş, tek eleştirim bu. Bahadır doymadı, benden kalanları da hüpletti. Ama o ekstra iştahlı bir adam, müsterih olun, normalde doyulabilir bir porsiyon geldi.

Benimki 14.90, onunki 11.90 tuttu.

www.nunoodle.com

Doğa Balık’ta ziyafet

kopyasi-dsc00492

Doğa Balık’a gitmeyeli uzun zaman olmuştu. Dekorasyonu değiştirmişler, o göz yoran florasan lambalardan kurtulmuşlar ve meze dolabını lokantayla aynı kata almışlar. Herşey gayet güzel olmuş.

Rezervasyon yaptırırken rica ettim manzaralı masa olsun diye, olur dediler. Hakikaten de bizim için çok iyi bir masa ayarlamışlar. O masada rakı içip, şahane mezeleri ve balıkları yemek inanılmaz bir keyif oldu, doğrusu.

Doğa’da binbir çeşit mezeden seçim yapmak gerçekten çok zor bir iş. Bilindik sebzeli mezeler, kızartmalar, salatalar bir yana, sadece 20 çeşit ot salatası ve belki 10 çeşit balık salatası bile insanın aklını başından almaya yetiyor.

Biz, o gece, mezelerden karalahana kavurma, pazı salatası, hardal otu, turp otu ve ısırgan otundan azar azar koydurduğumuz karışık ot tabağı, iskorpit salatası, jumbo karides salatası, ahtapot salatası, patlıcan salatası, beyaz peynir ve otlar için sarmısaklı yoğurt ısmarladık. Daha da ısmarlayacaktık aslında, garson “bu kadar size yeter, yoksa ara sıcak ve balık yiyemezsiniz” diye bizi durdurdu.

kopyasi-dsc00477

Ahtapot ve jumbo karides gerçekten çok başarılı, patlıcan salatası tam kıvamında, iskorpit salatası aslında iyiydi ama galiba ahtapot ve karidesin yanında biraz sönük kaldı.

kopyasi-dsc00478

Ot tabağından özellikle karalahana ve pazıyı çok beğendim. Sade olarak da lezzetlilerdi ama üzeri sarmısaklı yoğurtlu olunca ayrı bir güzel oldular.

Ara sıcaklardan yarımşar porsiyon balık çorbası istedik.

kopyasi-dsc00484

Çorbanın içindeki balıklar koca koca parçalar halindeydi, tadı da fena değildi ama biraz yavandı sanki. Bir şeyler eksikti içinde, benim damak tadıma göre. Belki biraz daha ekşi olabilirdi, bilemedim.

Çorbadan sonra, birer lipsoz şiş ısmarladık.

kopyasi-dsc00489

Ben balığı çok beğendim. Pişirirken kurutmamışlar, balığın suyu içinde kalmış, tam kıvamında pişmişti. Tadı da oldukça iyiydi.

Bütün bu yemeklerin yanında Tekirdağ yeşil üzüm rakısı içtik. Son zamanlarda içtiğim en iyi rakıydı. Yeşil Efe’den, bence çok daha iyi. Denemediyseniz, bir ara bir şans verin derim. Kolay içimli, tatlımsı, hoş bir rakı.

Toplam hesap 200 TL civarı veya biraz üstü gelmiş olması lazım. Ben ödemediğimden tam olarak bilemiyorum. Yalnız, peşinen söyleyebilirim ki Doğa Balık pahalı bir lokanta. Ama “değer mi ?” diye sorarsanız, “kesinlikle” diye cevap veririm.

Smyrna’da bitki çayı

kopyasi-dsc00497

Smyrna’ya kahve içmek için gittik aslında. Oturduktan sonra, ben kahve fikrinden vazgeçip, karışık bitki çayı istedim. Yasin, lattesinin yanına elmalı turta ısmarladı.

Benim çayımda taze nane, kekik ve adaçayıyla birlikte birer dilim portakal ve limon vardı. Kocaman bir bira bardağında servis ettiler. Bayağı hoş bir şey olmuş. Soğuk bir pazar gününde iyi geldi.

Turta lezzetliydi. Gerçi, içindeki kuru üzümler olmasa daha iyi olurmuş diye düşündüm yerken. Tabağın yanında gelen dondurma, turtadan daha çok hoşuma gitti.

Cihangirdeyken, Smyrna’ya ara sıra uğramak iyi olabilir.

Toplam hesap 22 TL.

Kafe 17′de brokoli çorbası

kafe17.jpg

Ben anlamıyorum bu şehirde yaşayan insanları. Hem bir taraftan şikayet ediyorlar yemekçilerin pahalılığından veya kötü olmasından hem de biraz düzgün bir yer oldu mu da yüz vermiyorlar. Daha doğrusu iyi birşey pahalı olmadıkça içleri rahat etmiyor. Ya da Kafe 17’ye gidilmiyor olmasının herkesçe bilinen, bir benim bilmediğim bir nedeni var. Cuma akşamı için Selçuk’la Selin’e Kafe 17’yi teklif ederken biraz korka korka etmiştim, dolu ve gürültülü olabilir diye. Bir gittik ki tek müşteri biziz. Bizden sonra tek tük gelen oldu. Şu anda gidilmesi gereken daha mühim, daha yeni yerler olabilir, bir süredir işleri zaten kötü gidiyor olabilir, hatta krizden dolayı insanlar pek gezmiyor olabilir. Bunların hepsi olabilir. Ama sizce ayıp olmuyor mu taze taze yaptıkları brokoli çorbasına, iptila kespettirecek patates bravas’ına, sonra başka yerde bulamayacağınız naneli köftesine, al dentesinin, sos miktarının tam yerinde olduğu pennesine? Hadi peki içi doldurulmuş mantar tapas’ı ve sebzeli kuskus nispeten özelliksiz olsun (ki menüde olması bile takdire şayan). Yine de bunlara iki kadeh de şarap ekleyince 66 lira etmesi valla hele bu kriz döneminde bence dikkate alınması gereken bir nokta. ‘Tavanarası’nda da bulurum ben bunları’ diyecek olanlara bar, sakin, dumanaltı değil ve çıtır çıtır şömine gibi kartlar çıkarabilirim.

www.kafe17.com