Rezene’den zeytinyağlı tabağı…

Okul Şişliye taşınınca ufak ufak buranın mekanlarını tatmaya başladım. Tabii yesek’den yardım alarak. Gerçi ben sahiplerinin el değiştirdiği kısmını atlamışım tabii. Hayatımda hiç bu kadar özensiz ve kötü bir tabakla karşılaşmamıştım. Yanyana kaşıkla attırılmış, semizotu salata, 1 adet haşlanmış ve pörsümüş brokoli, içi geçmiş mücver, patlıcan musakka ve tabaktaki tek iyi zeytinyağlı fasulye. Görünüşünden kelli mücvere dokunamadım bile. Velhasıl Rezene benim için bir daha aranmayacaklar listesinde en azından zeytinyağlı konusunda.

Z.yağlı tabak+kola=10-YTL

Balizza’da kekik salatası

Son iki senede şunu öğrendim ki, ben birşeyi çok istiyorsam, kendimi dinlemeli ve yapmalıyım. Faturası ağır oluyor sonra. Mesela eski komşuma gürültü ettiği için kıl oluyordum, polis çağırasım vardı. Gerek kalmadı çünkü bir hafta sonra dayak yedi, polis geldi bize “evde miydiniz, gürültü duydunuz mu?” diye sorular sordu. Polisle ve dayakla tek görüşmesi o olmamış. Bir gün spora hiç ama hiç gitmek istemiyordum. Bir vardım ki binada yangın çıkmış, spor salonu bir hafta iptal. Bir iş teklifini kabul etmek istemiyordum, bütçe çıkmasın da hayır demek zorunda kalmayayım istiyordum, bütçe çıkmamakla kalmadı, kurum ciddi mali krize girdi. Cihangir ve Gümüşsuyu’nun tüm merdivenlerini baştan aşağı yaptırmayı hayal ediyordum. Neden bilmiyorum, hemen önümüzdeki merdivenleri son bir aydır kazdılar, yeniliyorlar. Kendimden korkar oldum.

Balizza adlı kıyafetçinin Okmeydanı’ndaki outlet binasında iyi bir kafe olduğunu duymuştum ve E5’te ne zaman önünden geçsek, nasıl bir vesile olur da giderim diye kuruyordum kafamda. Aklımda hemen yanındaki hastaneye bir hafta abone olmak gibi birşey yoktu tabii.

Neyse gittik işte annemle bir öğlen. Şık bir yer yapmışlar. Yüksek tavan, kocaman siyah abajurlu, siyah kristalli avizeler, kocaman kırmızı yapma çiçekler, deri menüler. Ses sistemi, bar falan ne gerekse yapmışlar. Ama anladığım kadarıyla burayı para kazanmak için değil, toptan mal sattıkları, iş yaptıkları adamları etkilemek, sürekli dışarıda ona buna para kaptırmamak için yapmışlar. Bizden başka bir masada iki kişi vardı ki dışarıdan gelmemişlerdi, tanıdıklardı herhalde. Buna rağmen birçok yerden çok çok daha iyi servisi ve yemeği vardı.

Garson önce lavaşımsı, çıtır ekmekler, zeytinyağı ve salça getirdi. Sürekli suyumuzu doldurdu. Kekik salatası, nam-ı diğer zahter salatası isteyince “hazır yok, uzun da sürer ama azıcık getiririm” dedi. Herhalde taze olmadığı için vermek istemedi ama hazır olan azıcık bile güzeldi. Roka ve domates salatasının rokaları körpe, sosu tam kıvamındaydı. Bu üçüyle doyardık zaten. Ama küçük pizzalar istemiştik: biri dört peynirli, biri etli, con carne. Pizzalar da düzgündü. Zaten taş pizza fırını ve önünde hamurları açan pizzacı görünüyor, mutfakta gizli değil. Pek keyfimiz olmadığından çok zevkine varamadık ama düzgün doyduk ve 34 lira verdik. Hatta bitiremediğimiz pizzayı paket ettiler hemen.

Şansa bakın, bunu ofiste dalga geçme niyetine yazıyordum. Demin kalktım, içeri gittim, kahve suyu koydum, ofisten biri Şamdan dergisi almış, açtım ona baktım. Bir baktım ki Balizza hakkında yazı sahibi ile röportaj. “Dışarıda misafir ağırlamak zor, ondan açtık burayı” diyor nitekim. Masalardaki kırmızılı şamdanları, deri koltukları unutmuşum.

Bir daha gitmek isterim çünkü menüde bonfile, makarna gibi klasik şey çok da patlıcanlı lahmacun, kazbaşı kebabı, ciğer kebabı ve Antakya usülü başka şeyler kaldı aklımda. Ben aşçı Antakyalı zannediyordum, röportaja göre annesiymiş Antakyalı olan.

Şişli Köftecisi’nde çorbanın sonu

Vaktinde Giray götürmüştü. Bildiği ve gittiği, ancak yazmadığı yerlerden biri zaten burası.

Ofisten Cem haftada iki geldiği için buralardaki yerleri özlüyor galiba, o istedi gitmek. Mercimek çorbası içtik ve köfte yedik, bir de ben ayran içtim. Saat daha yeni bir olduğu halde çorba bitmişti, biz kalan son porsyoncukları tencerenin dibinden kazıdılar. Çorbası da köftesi de çok güzel, pilavı biraz margarin tadında.

Masayı paylaştığımız adam gidince garson birden övmeye başladı; meğersem adam Toshiba’da çalışırmış, eskiden Migros’un üstündelermiş ve hep gelirlermiş ama şimdi Ümraniye’ye taşındıklarından dolayı gelemezlermiş ama yolları Şişli’ye düşerse köfte yemeye gelirlermiş. Bence adamlar doğru yapıyorlar, köfte bayağı güzel.

Çorba + köfte + ayran = 8 tl.

Balıkçı’dan Balık’ta levrek

Geçenlerde Selçuk’la gittiğimizde, geç olduğu için ortalık boştu ve bizim aksi suratlı balıkçı geldi, habersiz fotoğrafımızı çekti. Bu sefer Onur’la gittiğimizde baktım asmış bile! Pek şeker. Yesek’e yazmanın kurallarını ihlal etmemek için de: ızgara levrek yedim.

Fetih Köfte’de WYSIWYG

Fetih Köfte http://www.fetihkofte.com‘a girdiğinizde göreceğinizle birebir yediğimiz: sadece biz Osmanbey türünde yedik, ünlü Sebat apartmanının yanındaki sokakta. Izgara gerçekten yokuş aşağı, kemal paşa da hindistan cevizli. Köftesi gerçekten lezzetli, yanına kepek ekmeği bile var! 2 az çorba, ısmarlamadan gelen 2 köfte, 1 piyaz, 1 kemal paşa, 2 su, 2 çay; 19.5 ytl.

Mantıs’ta dört çeşit mantı

Yesek listesini tamamlamaya çalışmam aslında bayağı bir işe yaradı. Rezene’yi de çıkardım çünkü kutsal bilgi kaynağı sözlükten öğrendim ki Rezene’nin sahibesi devredip kendi yerini açmış ve o zamandan beri Rezene bozulmuş. Kendi yeri için tarif sadece Şişli’nin arka sokaklarında olduğundan ibaret olduğu halde, beylere peşime düşmeleri için tek bir sihirli sözcük söyledim (mantı) ve sora sora Bağdat’ı bulduk.

mantis21.jpgEv yemekleri yapan bir yer havasından çok “imalathanenin önüne bir iki masa attık” havası var. İmalathane diyorum çünkü hem duvarlar fayanslı hem de bir paravanın arkasında beyaz kumaş boneli dört-beş kadının tezgah başında harıl harıl çalıştığı görülüyor. Menünün ağır topu mantı. En temel ev mantısı var. Bunun kıtırı, hamuru ıspanaklısı, domateslisi, kepeklisi, içi ıspanaklısı, patateslisi falan var. Ben kremalı ıspanak çorbası içip etsiz bezelye yedim. Selçuk’un ev mantısından, Giray’ın patatesli mantısından otlandım. Tabii ki birer mantı kesmedi. İkincisi neli olsun kavgası başlayınca tabağımı almakta olan genç kadın, “ikisinden yarım yarım bir tabak yapayım” dedi. Giray bu BT formülünü pek sevdi, “Amerika’da istesen bile yaptıramazsın, burada kadın kendiliğinden teklif etti” dedi. Tabağın yarısında hamuru ıspanaklı ve içi ıspanaklı, diğer yarısında kıtır mantı vardı. Mantı çok güzel. Ev dışında yemeye değenlerden. Benim sıralamam şöyle: Ev mantısı, kıtır mantı, patatesli ve ıspanaklı.

Dönüşte doğrudan caddeye çıktık: Adliye’nin oradaki ışıklardan hemen önce sağdan girin, üçüncü solda. Hatta paket servisleri var, yemeksepeti.com‘da da var gerçi ama bu güzelliğimi unutmayın: Perihan Sok. 114A Şişli, 0 212 219 68 54-55

Mantıs'ın duvarındaki baskıdan bir ayrıntı

Mantıs’ın duvarındaki baskıdan bir ayrıntı

Şanthi’de bakla çorbası

Şanthi

Osmanbey’de Bolulu Hasan Usta’nın tam üstünde bu Şanthi. Neredeyse 2000 yılından beri vardır burası. Ben de o zamandan beri merak ederim. Hem nasıl bir yerdir diye hem de nasıl oluyor da bir kimseden duymadığım, hiçbir yerde hakkında tek kelime yazı, restoran listelerinde telefonunu görmediğim bir yer sessiz sessiz var olmaya devam ediyor diye. Ama var işte, İstanbul’dan içeri İstanbul’lar. Geçen hafta ilk defa apartmandan içeri girip cam ve ferforjeli kapısından içeriye bir bakıp, beyaz örtülü bir yer olduğunu anladık. Bugün de teftişe gittik. Bir kere Eren’i gördük: tek başına yemiş, çay içiyordu. Meğer onun da ofisi buralardaymış, arada sırada buraya gelirmiş. Saat bire doğru dolmasından da anladık ki hedef kütle patronlar. Fotokopiyle çoğaltılmış günlük menüden de bakabiliyorsunuz yemeklere, arka taraftaki vitrinden de. Çok heyecanlı isimleri var yemeklerin. Fırında fesleğenli somon, adaçaylı, sebzeli tavuk veya brokoli çorbası gibi. Ama ne yazık ki yemeklerin kendisi biraz daha heyecansız çıktı isimlerine göre. Brokoli çorbası fazla meyaneli, bakla çorbası da fazla meyaneli ve fazla yoğurtluydu mesela. Kuru börülce ve minik köfteli ıspanak çok lezzetli değildi. Böf strogonofun eti sert, yanındaki beğendi fazla unluydu. Çikolata soslu un helvasına hem bulacak kusur kalmadı hem de iyisi nasıl olmalıdır bilemem. Her yemeğini kötülediysem de genelde sevdim ve bir daha gidebilirim. Servis efendiydi. Dışarıda her yemek yediğimizde illa da harika yemek olmayıversin. 36 lira

Balıkçı’dan’da mantarlı levrek

Balıklı ebruŞişli’de yeni yer keşfettik. YKM’nin yanındaki sokağa girince solda. Tam adı galiba Balıkçı’dan Balık Lokantası. Şişli’nin ortasında balıkçı dükkanı macera ne yazık ki bu devirde. Ama içeri adım atmadan iyi bir yer olabileceğini anladık çünkü öğlen 1:30 gibiydi ve doluydu. Ağlarla, kabuklarla ve yanda bizce en hoşunu gördüğünüz balıklı ebrularla balıkçı havasını, en azında Şişli’nin göbeğinden uzakta bir yerde olma hissini vermişler. “Balıkçı”nın kim olduğu belli. Kasada duran kır saçlı at kuyruklu adam. Yüzünde derin çizgiler ve istediği anda süper aksi olabileceğini çaktıran bir ifade. Ama aynı zamanda titizlenen bir işletmeci.

Benim sebzeli balık çorbam bana göre limonlu ama iyice. Folyoda mantarlı levrek de iyi. Çoban salata sınavını kesinlikle geçiyorlar. Selçuk’un güveçte fener kavurması benim balığımdan daha iyi. Güzel kahve de var. 33 lira.

Balıkçı'dan Balık Lokantası

Tad’da zeytinyağlı bakla

Tad LokantasıOsmanbey’in yokuşlu, labirentli tekstilciler deryasının ortasında bir yerde Tad Lokantası. Benzetmeyi tamamlamak için bir ada diye tarif etmek gerek. Çok düzgün, temiz bir esnaf lokantası. Tekstilci patronlar için. Yemekleri fazla pişip kurumamış, dağılmamış. Seçim yapması da zor. Hünkarın stilini andırıyor genelde. Lokanta sahiplerinin kendileri de müşterisi gibi görgülü esnaf sanki. Sebzeli tavuk dolması, püresi, iç pilavı tam ayarında. Gulaş dedikleri arpacık soğanlı havuçlu et yemeğinin gulaş olmadığını hemen annem söyler, düzeltir ama benim derdim etin biraz sert olması. Zeytinyağlı baklanın baklası yumuşacık ama biraz fazla şekerli. Şekerparesi de güzel. Emin kızmasın diye hemen tarif ediyorum: Osmanbey’de Mecidiyeköy Vergi Dairesi’nin karşısındaki sokaktan girince soldan üçüncü, çıkmaz olan sokakta sağda. Su, çay ve kahveyle 38 lira.