Namport’ta brunch

Namlı’nın Karaköy iskeledeki yeni mekanıymış burası. Annemin her şeyleri bilen arkadaşı Özden Teyze, Cuma akşamı methetti. Pazar sabahı acilen ordaydık! Brunch kişi başı 28 TL. Klasik kahvaltılıklara ek olarak börekler, makarnalar, hatta mezeler filan var açık büfede. Hava soğuk olmasına rağmen dışarda oturduk, manzarayı ve gelip geçeni kestik. Yediklerimiz iyiydi. Gülbin Abla kavurmalı yumurtayı çok beğendi. Ben sürekli pastırma yediğimden yorum yapmasam daha iyi. Namlı’nın pastırmasını bulunca kahvaltı dengem bozuldu sanırım. Geri kalan her şey önemini yitirdi…

Sami Usta’da köfte

Yüksek Kaldırım’dan tin tin indik, indikçe acıktık, Karaköy’de alt geçitten geçtik, sahile çıktık ve aval aval etrafa bakınmaya başladık. Galata köprüsünde yenmez. İskelenin arkasında dizili velkamverinaysçıların önünden yürüdük, onlarda da yenmez, sosisli fikrine Laden’le ben burun kıvırdık, Namlı’ya baktık kapalı, otoparkın arkasındaki kebapçılarda kapatmak üzereler. Bu arada çok efendiyim ha, açım ama ne Laden’in ne Volkan’ın kafasını koparıyorum ama ne yapacağız bilemiyorum da. Derken o Köfteci Sami Usta tabelası bir çekici geldi. Vaha sanki. Onlar da kapatıyorlarmış gerçi ama hayır diyemediler. Son müşteriler bizdik. Biz sipariş verirken bir on-onbeş ekmek arası köfte yaptılar ki iyiye işaret. Köfteler geldi, pek lezzetli. Çakma piyaz zaten iyi, Volkan’ın da süslemesiyle daha bir iyi oldu. Hele bir de tavuk şiş. Bir Gelik’te yemiştim böyle sulu sulu, yumuşağını. Bir de artık kapatıyorlar diye herhalde bol, doldurdular. Çay kalmadı diye kendiliklerinden özür dilediler, bir dahaki sefere artık dediler. Pek memnunduk kalkarken. Ödetmediler bana ama 30 civarıdır diye tahmin ediyorum.

Yine Hamdi

Sadece turistleri değil, yurtdışında yaşayan arkadaşlarımızı da, İstanbul’a geldiklerinde, Hamdi’ye götürür olduk. Bilgen geldi. Her sene olduğu gibi Hamdi’ye gitmek, bu sene nasılmış diye test etmek farz oldu. Bu sefer ailenin Adanalı büyükleri de katıldıkları için, kritikler biraz fazla oldu tabii…

DSC03107

Ben buranın Ehl-i Keyif olayına bayılıyorum. Özellikle susuz içenler için, rakı bardağı buzlu bir kap içinde uzun süre soğuk kalıyor.

Önden mezeler: Hep çok sevdiğim Urfa peyniri ve süzme yoğurt, favorim muhammara, biraz fazla özenilmemiş bulduğum gavurdağ ve patlıcan ezme.

Lahmacun genelde beğenildi, bana eti kokulu geldi. Kebapların her türlüsünü istedik herhalde ortaya ama ben manzara fotoğrafı sevdasından sadece azıcık fıstık kebabı ve patlıcan kebabı tadabildim. Diğerleri anında tüketilmişti her daim aç sürü tarafından. Kebaplar orta puan aldı Adanalı büyükler ve benden.

Tatlıyı taa gündüzden söyledik. Bilgen, katmer yemezsem olay çıkartırım diye tehdit etti bizi çünkü. Olur da biter belki diye katmerimizi gitmeden telefonla ayırttık. Künefe de ısmarladık utanmadan. Önümüze gelen herşeyi silip süpürdük.

Sonuçta yemekler şahane olmasa da manzara süper, etraf turist dolu, servis de iyi. Başka ne ister insan.
Hamdi’ye gideceklere öneri: Mutlaka en üst katta, cam kenarında rezervasyon yapın, tam zevkine varın.
Kişi başı 50 TL ödedik. Ama bayağı bir yedik…

Kuru Fasulyenin Faydaları

Sirkeci’deki Fasuli’de fasulye yerken, servisin üzerinde yazan “Kuru Fasulyenin Faydaları”nı okuyordum, maddelerin içerisinde bir tanesi dikkatimi çekti:
“Az yağlı bir besin olduğu için kalp ve çeşitli kanser tiplerine yakalanma riskini azaltır”.
Peki içine konan tereyağ ne oluyor? Tamam çok lezzetli, oldukça et içeriyordu ama bir iskender kadar ağır.. Gün boyu tereyağ yüzünden çöken ağırlığı saymazsak, kurufasulye çok güzeldi. Laz böreği ise kötüydü. 1 tabak fasulye, 1 laz böreği, 1 kola 13.5. Kategorilerde hem sağlıklı hem de sağlıksız birşeyler seçtim. Bilemedim..

Şeref Büryan’ın aile salonu

buryan1

Selçuk yazmış iki kere. Bir daha yazmaya gerek yok aslında ama ben de “he, iyidir” diye kafa sallamış olayım.

Çok çıtır bir olay. Çoban salata çıtır çıtır. Perde pilavının perdesi çıtır çıtır. Kebabın altında üstünde gelen tırnak pide çıtır. Eti de yağlı yağlı. Çıtır insanlara göre hiç değil. Ben çıtırım yine de illa gideceğim diyorsanız, eti bir yarım porsiyon fazla yağlısından ısmarlayıp, sinir sinir ayırın, yoksa çok kuru. 3 kişi 42 lira.

Fotoğraf, İtfaiye Caddesinin karşısında İMÇ’nin son blokunda (sanırım 5.), Eren Eyüboğlu’nun mozaiğinden.

www.serefburyan.com

Cibalikapı Balıkçısı’nın incileri

Cibalikapı Balıkçısı, Balat’ta, Kadir Has Üniversitesi’ni az geçince, ahşap küçük bir binada hizmet veriyor. Rakı-balık faslı için sade, hoş bir mekan -çok kalabalık ve gürültülü olan cumartesi akşamları hariç-. Ama bundan daha da önemlisi, mezeler ve balıklar gerçekten çok lezzetli.

O gece, biz meze tepsisinden marul yaprağına sarılı levrek dolması, saraylı balık, karışık ot salatası, lakerda ve karışık salata, ara sıcaklardan da ızgara ahtapot ve parmesanlı fırında midye seçtik.

kopyasi-dsc00381.JPG

Levrek dolması, marul yaprağına sarılmış, koca koca balık parçaları ve pirinçli bir içle doldurulmuş oldukça güzel bir meze. Saraylı balık dedikleri, binbir çeşit baharatlı soğuk balık da (galiba uskumruydu, emin değilim) , levrek dolması kadar lezzetli ve denenmesi gereken bir yemek.

kopyasi-dsc00386.JPG

Karşık ot salatası fena değil, hatta bazı çeşitleri bayağı bayağı iyi. Ama lakerda, bambaşka.

kopyasi-dsc00391.JPG

Gerçekten öyle. Emek biraz fazla tuzlu buldu ama ben bayıldım. Lokum gibi, ağızda eriyor.

Ara sıcaklardan söylediğimiz ahtapot ızgara, olması gerektiği gibiydi. Ama porsiyonuna aldıkları 24 YTL biraz ayıp kaçmış geldi bana.

kopyasi-dsc00399.JPG

Fırında parmesanlı midye, ilginç bir şekilde midye tadı vermiyor ama oldukça lezzetli bir şey. Biz çok beğendik.

kopyasi-dsc00403.JPG

Balık yemek için bizde yer kalmamıştı. Birer Türk kahvesi içip kalktık, çok geç olmadan.

Hesap 95 geldi, bize sormadan kafadan kestikleri 9 YTL lik bahşiş dahil. İçki içmediğimiz göze alınırsa, burası için ucuz bir yer demek pek yerinde olmaz sanırım. Gerçi, her ne kadar biraz pahalı olursa olsun, Cibalıkapı Balıkçısı’na her gittiğimde ben iyi yemek yiyorum ve iyi servisle karşılanıyorum. Bu yüzden, rakı & balıkçılara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

Tamirane’de ton

tamirane22.jpg

Bekir’in rozbifli sandviçinin bu prodüksiyonlu resmini Aydın çekti sağolsun. Sunum biraz fazla numnum-midpoint-kitchenette sunumunu andırmıyor mu? Tamirane’nin menüsü bence biraz “conceptsizlikten” (ilk harfi k değil c olarak telaffuz ediniz) muzdarip. Hamburgerin concept’i ekmeğinin pide ekmeği, pardon, eü, pita ekmeği oluşu. Deniz mahsüllü makarnanın concept’i papardellesinin kendini lazanya zannetmesi. Yine de domates çorbası soğuk kaseye konunca soğumuş olmakla birlikte, lezzetli, öz hakiki domatesli. Yayla da iyi. Menü, bir tek iki köfte büyüklüğünde, adı üstünde atıştırmalık olmasına rağmen 11 lira olan az pişmiş ton balığıyla kendini aşıyor.

tamirane12.jpg

Dekorasyonda concept eksikliği yok. Santralken bir ara tamirhaneymiş ya; ondan dolayı logosu çatal ve çekiçli, garsonları tulumlu, bir köşede bu fotoğraftaki garip masa var. DJ de kendini pek bir ciddiye alıyordu, Yasemin’le pek eğlendik. Aslı “servis yavaştır” dedi ve şaşırtmadılar. Aslı aynı zamanda dedi ki “yazın dışarıda oturmak pek keyiflidir.” Biz toplantı diye yağmurlu bir günde geldik, eü, Silahtarağa’ya. Halbuki siz güzel bir günde gelir, dışarıda oturur, iki sergi gezerseniz benim kadar mızıldanmazsınız belki.

www.tamirane.com

Eyüp Aziyade’de kebap ve manzara

Cumartesi günü Müge ve Kıvanç’ın, Murat Hoca’nın “Istanbul Gezi Rehberi” önderliğinde çıktıkları Istanbul turuna dahil oldum. Kıvanç Doğa’ya da haber vermiş. 4 kişilik kadromuzla Ayvansaray taraflarından başlayıp küçük camileri, dar sokakları geze geze, Eyüp’e vardık. Semtin ruhundan olsa gerek üzerimize hoş bir rehavet çöktü. Pierre Loti’de yorgunluk atalım dedik. Sonra biraz daha tırmanınca Aziyade Restaurant’ın tabelasına denk geldik. Buralarda turist kazığı yer miyiz acaba diye bir paranoya dalgası geçti önce, ama sonra içeri girmeye karar verdik.

Pierre Loti kahvesinin arka tarafında, bahçeler içinde bir butik otel ve bir de bu restoran var. Girişe çok medeni bir şekilde menü ve fiyat listesi koymuşlar. Bir sürü kebap çeşidi görünce bizde gözler döndü zaten, hemen bir masa seçtik, Pierre Loti’den görünen manzaranın aynısına karşı oturduk. Temiz ve nezih bir yer. Hemen bir tabak zeytin, peynir ve ekmek getirdiler. Önden mercimek çorbası istedik. Üstüne ıspanaklı ve peynirli muska börekleri geldi, ana yemek olarak da çökertme kebabı, kuzu tiftikleme ve hünkar beğendi söyledik.

Hakkaten tıka basa yedik ve yediklerimizden de memnun kaldık. Benim çökertme kebabının etleri muhteşemdi. Yanında püresi, ızgara sebzeleri, kibrit patatesi ve sosuyla bana fazla bile geldi. Kuzucular da yemeklerini beğendiler. Yemeğin üstüne ayva tatlısı söyledik. Bol tarçınlı, az kaymaklı ayvalar birer dilim portakal üstünde geldiler. Tadı fena değildi, ama ayva tatlısı gibi değildi. Fazla deneysel bulduk, pek beğenmedik. Üstüne kahve filan içti gençler. Yemekle de kola ve su içmiştik. Hesap toplam 150 küsur geldi. Adam başı 40’a çıktık. Aziyade’nin turist kardeşlerimizi getirmek için iyi bir seçenek olduğuna karar verdik.

Tabi içki yok – bunu da yazmaya korktum bir an. Biliyorsunuz Moda Iskelesi meselesi sosyal patlama yarattı Yesek’te. Ama Eyüp zaten konsept olarak içkili bir semtimiz değil. O bakımdan sorun olmaz herhalde!

http://www.atalartur.com/aziyade.asp?blm=azi

Otto Santralistanbul’da hamburger ve salata

kopyasi-otto-s-ist-mod-kitchenette-030808-005.jpg

Hamburger’in minisinden yedik. İstek üzerine eti az pişirip, üzerine peynir de koydular. Köftesi tabii ki Türk usulü, yani hafif baharatlı, soğanlı ve -belki- ekmekliydi. Ekmeğin üzerinde çok az pesto sosu vardı. Hamburger söz konusu olduğunda tutucu olan bazı damaklar, belki bu çeşidini sevmeyebilir ama ne yalan söyleyeyim, ben miniburgerimi yerken gayet keyif aldım. Üstüne üstlük, burgerin yancıları da, bence gayet tatmin ediciydi. Patates kızartmalarını, üzerine döktükleri baharat çeşnisiyle bayağı bir lezzetlendirmişler. Salata da, taze yeşillikler ve kiraz domateslerle tabağa renk katmıştı.

kopyasi-otto-s-ist-mod-kitchenette-030808-007.jpg

Hamburgerin yanına, bir de enginar kalbi salatası söyledik. İçinde kuru domates, közlenmiş kırmızı biber, ceviz, kiraz domates, taze yeşillikler ve üzerinde de parmesan olan büyükçene bir salata geldi. Salatadaki malzemeler ve birbirlerine uyumu genel olarak gayet güzeldi, sadece salataya ismini veren, sert, lezzetsiz ve belli ki konserve olan 2 küçük enginar kalbi hariç. Gerçi bu mevsimde, iyi bir enginar bulunabileceğine dair beklenti içinde olmak ve bunun salatasını ısmarlamak aslında hatalı bir olay, kabul ediyorum. Otto’nun, bu salatayı menüsüne koymasının dışında, başka hiç bir kabahati yok aslında, değil mi?

Hamburger 15-20 YTL civarı, salata da 15 YTL idi diye hatırlıyorum.

Yazmadıklarım

Ohhh. Nisan’dan beri adam akıllı birşey yazmıyordum. Nisan’da Yesek’e yazılanları okuyamayacak kadar meşguldüm, Mayıs’ta okuyabilir hale geldim, sonrası için bir mazeretin yok. Ama tabii ki deli pösteki gibi liste tutmaya bayıldığım için bir iki not tuttum ve gittiğim yerlerden en azından birşeyler yazmazsam suçluluk duyacağım diye seçmece yapıp, her birini iki üç cümleyle geçiştireceğim. Affınıza sığınıyorum. Yoğun talep gelirse, istediklerinizi yazarım.

Kafe 17’de naneli köfte: Uzun zamandır ilk defa böyle çeşitli, eğlenceli menü görüyorum. Fiyatına bakınca tapas(lar) minicik gelir zannettik, hiç öyle olmadı. Naneli köfte, limonlu köfte, ispanyol sucuklu yumurta deneyip de beğendiklerimiz.

Komşu’da bol yeşillik: Eda’yla bahçesinde sakin bir Pazartesi oturup kebaba en uzak şeyleri yedik. Sakin olunca pek güzel burası.

Topaz’da dülger: Valla manzara o köprü ışıklarıyla artık ne kadar olabiliyorsa o kadar güzel ama o, unuttum şimdi limonlu mu ne, dülger, yanındaki patatesine hayvar kondurdular diye 65 lira etmiyor. Sunum Adem Baba’dan hallice.

Zübeyir’in ocakbaşında: İki günlük gezi sonrasındaki yorgunlukta pek birşey anlamadıysam da, tekrar teftiş etmem gerektiğini anladım. Ustanın patlıcanı közleyip takır takır soğanla, domatesle doğrayışına tav oldum. Şimdi havalar ısındı diye sokağa da güzelce yayılmışlar zaten.

Ünsal Büfe’den Görmeli: Gayrettepe’de canavar sıcak sandviçleri olan bir büfe. İsimler Görmeli, Yemeli, Moby Dick vs. Görmeli biftekli, acı soslu, en rejim düşmanı olanı.

Falafel House’da haliyle falafel: Falafel yemediyseniz ve ne menem birşeydir anlamak istiyorsanız, bence İstanbul’da tenezzül edebileceğiniz tek yer (peki, Çiya hariç). Talimhane’de.

Kaktüs’te çalaçinka: Cihangir’dekini şereflendirdiğimin havasını atacaktım ama o zaman mevsim bahar bile değildi, dışarıda sıcak sıcak oturmak kulağa hoş birşey gibi geliyordu. Çalaçinka bir tür menemen. Tavuk yemeklerinden de denedik, decent.

Çınar’da uykuluk: Bir Pazartesi akşamı patron bizi gece11’lere kadar çalıştırdı, Santral’de Otto da kapalı zaten. Bunun üzerine ardından uykuluk yedirdi, bira içirdi. Proje için pek hayırlı oldu.

Cunda’da Girit usulü kabak: Yani parmak kadar kabakları haşlayıp zeytinyağı banyosuna yatırmışlar.  O meze vitrinini görmek için Bostancı’ya gitmeye değebilir. 70 lira vermişiz adam başı.

Olivia’da steak: Akarsu caddesinin yeni güllerinden Olivia’nın arkada büyükçe bir bahçesi de olduğu biliyor muydunuz? Peki tabakların Villeroy & Boch mrka olduğunu? Yemeklerin de fena olmadığını?

Degustasyon’da paçanga: İki sefer gittim, ikisinde de aklımda kalan, çok yağlı olsa da, paçanga böreği oldu.