Büyükada Milto’da nasıl yani?

Hani taksiye bindiğinizde eğer gideceğiniz yol kısaysa,  çoğu zaman bir dayak yemediğiniz kalır ya, Milto’da da bize benzer bir muamele çektiler. Bir kalamar tava, bir tereyağında karides, bir patlıcan salatası, bir semizotu salatası ve bir de mevsim salatası yiyip bir tek rakı içtik diye, bize hem 90 TL hesap ödettiler, hem de bu nasıl hesaptır diye sorunca saygısız garsonun “Abim, kokoreç yemiyorsun ki!” lafıyla karşı karşıya bıraktılar.

Üstüne üstlük, ne karidesi karidesti ne de kalamarı kalamar.  Hadi lezzetli yemek sunulmamasını geçtim de, insanın keyfini kaçırmak, hele ki keyif olsun diye gittiği bir yerde, biraz ayıp oluyor diye düşünüyorum.

www.miltorest.com

Bodrum semalarından bildiriyorum

Bayramda yaptığımız Bodrum seyahatinde aklıma yazdığım yeme-içme notlarım:

Oasis”te Begonvil: Patlıcan musakka, az nohutlu pilav, 2 mercimek çorbası, yarımşar zeytinyağlı pırasa ve fasulye, yarımşar revani ve kadayıf, 3 çay. Musakka yağlı, pilav tane tane, mercimek çorbası lezzetli ve doyurucu, fasulyeyi salla ama pırasa anneminkiyle bile çok net yarışır. Toplam hesap 43 tl.

Belki yemekler insanı uçurmuyor ama havasıyla ve üzerinde düşünülmüş küçük detaylarıyla insana mutluluk veren bir lokanta burası. Amatör ruhla açılmış ve aynı ruhu korumuş. Yemekten sonra, sahibini tebrik ettik, çok utandı.

Yalıkavak’ta Sait: Salata, zeytin, pancar turşusu, köz patlıcan salatası, deniz börülcesi, kavun & beyaz peynir, ahtapot ızgara, kaşarlı kalamar ızgara, kalamar tava, dil şiş, dil tava, 600 gr.lık dil ızgara, lagos ızgara, levrek ızgara, tatlı olarak da baklava, incir tatlısı, ekmek kadayıfı, kabak tatlısı, içecek olarak kolalar çaylar, kahveler, bir küçük rakı.

Ahtapot ızgara biraz kurumuş, kalamar dolması lezzetli, kavun kelek, peynir iyi, deniz börülcesi de gayet güzel. Dil balığının mevsimi başlamış, her türlüsü şahaneydi. Tatlılardan, kabak tatlısı da iyiydi ama baklava galiba bir adım öndeydi.

Sait, pek bir meşhur Bodrum’da. Diğer balıkçılardan ne farkı var, ben anlamadım. Açıkçası, ben marinadaki şahane ahtapot ve lagos yapan Memedof’u ya da Gümüşlük’teki yaratıcı Mimoza’yı tercih ederim. Hesap, tabii ki de kabarık. 650 tl, 8 kişi.

Göltürkbükü’nde Hoca’nın Yeri: Çiğ börek, mantı, gözleme.

Çiğ börek de güzel, otlu hafif gözlemesi de. Mantının porsiyonu az gözüktü benim gözüme, onu söyleyeyim, çünkü ben yemediğimden tadı konusunda bir fikrim yok. Fiyatlar, 10 TL civarı diye hatırlıyorum.

Rumelihisarı İskele’de lezzet şenliği

Geçende, yurtdışından misafirlerimiz gelince, babam onları yemeğe çıkarma işini direkt bana postaladı. Balık ve deniz mahsulleri yemek istediklerini ve Boğaz’ı merak ettiklerini bildiğimden, akşam için İskele’den yer ayırttım.

Rumelihisarı’ndaki İskele pahalı mahalı ama her daim iyi yemek yiyeceğime emin olduğum bir yer. O akşam da, sağolsun beni şaşırtmadı.

Soğuk başlangıç olarak seçtiğim, koca koca karides söğüş, midye dolma, peynirli karidesli salata, ahtapot salata, haydari, kavun & beyaz peynir, uskumru marine, nasıl desem, “hiç bitmesin Allahım, hiç bitmesin” dedirtecek cinstendi. Hele o uskumru, hele o ahtapot, hele o karides…. İyi ve taze malzeme kullanılmış, fazla müdahale yapılmamış, tadıyla oynanmamış, bir iki güzel, becerikli ve akıllı dokunuş yetmiş de artmış… Şahane, çok şahane yiyecekler.

Ara sıcaklardan ısmarladığım kalamar ızgaranın, henüz burada vasat yapıldığına şahit olmadım. O hafif sarmısaklı, tereyağlı acılı sosuyla, ben her daim bayıla bayıla yiyorum. Her seferinde mi? Evet, her seferinde :)

Garsonumuz, tereyağında karides tavsiye etti ama o yalan, onu geçiniz. Izgara jumbo karides çok daha iyi.

Balıklara gelince, biz çinekop ve lüfer yedik. Özünde her ikisi de lezzetli balıktır;  ızgarada ustaca pişirilirlerse tadlarına doyum olmaz. Tabii ki İskele’nin ustası balıklarımıza hakkını vermişti. Hatta o kadar ki, iki gün sonra ülkesine dönen misafirimiz beni arayıp, balıkların tadının damağında kaldığını söyleyerek, yemek için milyonuncu kez teşekkür etti.

Yemeğin finalinde, tatlı olarak ortaya karışık Türk tatlıları tabağı ve meyva istedim. Ayva tatlısı, kabak tatlısı, şekerpare, ekmek kadayıfını, yanında kaymakla getirdiler ve çeşit çeşit meyva ikram ettiler.

Ben mutlu, misafirlerim mutlu, midelerimiz mutluydu. Hesap, 1 küçük rakı, 1 kırmızı şarap, çaylar ve kahvelerle birlikte 3 kişi için 340 TL geldi.  Eeee, yazımın başında demiştim ama pahalı diye. Olsun, lakin çok iyi yemek yedik.

Arslan Meyhanesi’nde hesap karmaşası

Kopyası ışık gidiş, arslan, 18.08.09 003

Yukarıdaki fotoğrafa bakarsanız, mevsimin yaz olduğunu herkesin giydiği t-shirtlerden anlayabilirsiniz. Işık, Amerika’dan 15 günlüğüne geldiğinde, bir yüzünü görelim hatunun diye, kız kıza toplanmıştık bir akşam. Işıkla Yaprak önden gidip, Arslan Meyhanesi’nde yer bulup oturmuşlardı, biz de yanlarına gitmiştik.

Refikle Yakupla bir yakınlık- akrabalık durumu söz konusu, benim anladığım. Tabaklar bile aynı tarz, o kadar yani. Zaten mekan, Refik’in hemen karşı sırasında. Yerin ismi de Refik’in sahibinin soyadıyla aynı.

Neyse, gelelim yemeklere. Mezelerin kalitesi, Asmalımescit’te yer alan diğer mekanlarda ne yemişseniz hemen hemen o ayarda, ne eksik ne fazla. Ben keyif alamıyorum artık buradaki meyhanelerde yediğim içtiğimden. Sanki hepsi aynı mutfaktan, aynı ellerden çıkmış da masaya konmuş gibi. Özensiz ve kelimenin tam anlamıyla aşksız. Rakısız çekilmiyor yani.

Önden, patlıcan salatası, ezme, italyan salatası tarzı ne olduğunu pek anlayamadığm bir şey, kavun, beyaz peynir, haydari almışız.

Kopyası ışık gidiş, arslan, 18.08.09 007

Arkadan da kalamar tava ve karides güveç. Kalamar fena değildi de, içine salçayı üsütüne de kaşarı bastıkları karidesi ben pas geçmek zorunda kaldım. Yok mu yahu, şu karidesi adam gibi yoğun tadların içinde öldürmeden pişirecek bir meyhane şu civarda?

Bir büyükten fazlasını içtik galiba. Hesap, ilk önce, 5 kişi için kişi başı 60 TL civarı geldi. Sonra, biz cadılık yapınca, hesabı kişi başı 50 TL’ye çektiler.

Rakı içince, insanların ne yediklerini ve ne kadar ödediklerini umursamadıklarını mı düşünüyorlar acaba? Bilmem ki!!!

Lipari’de çupra

Kısmet bu ya, balıklarla sıkı fıkı ilişkilerimiz olmasa da son dönem yolum sıkça balıkçılara düşmekte… Bu sefer iyi ki de düşmüş diyorum. Nerede yesek bu cumartesi akşamının cevabı Handiş’de saklıymış. Arnavutköy’de iki katlı küçük bir balıkçı meyhanesine götürdü bizi, Lipari… Gidene kadar “yine mi” balık diye mızırdanırken, mezeleri görünce sesimi kesiverdim. Balık köftesi, levrek lokum ve kaya koruğunu pek bi sevdim.

IMG00405

Masanın kalanı çupralarından pek memnun kaldı, taze ve lezizmiş efendim… Servis güleryüzlü ve sipariş verirken makul ölçüde yönlendiriciydi. Eh, tüm bunların yanında bi otuzbeşlik de gidiverdi tabi…

IMG00406

Akbabalı’da ciğer

Tünel’deki KV var ya, işte onun karşı aralığında kalan sokağımsı yerdeki masalar Akbabalı’ya aitmiş. Hani, canlı fasıl müziği yapan 2-3 çalgıcının olduğu yer, evet tam orası işte.

Ben de, ilk defa gittim. Emek, oradan yer ayırtmış.

O geceden aklımda kalanlar: İpek’in Paris’i, Emek’i nasıl özlediğim, Tekin’in düğün maceraları, Yasin’in çaktırmadan bir sürü rakı içmesi, pazıya sarılmış levrek ve de sotelenmiş soğanla birlikte gelen yaprak ciğer. Allah için, ciğer çok güzeldi.

Toplam hesap, kişi başı 65 TL geldi.

Angel Blue’da Boğaz’a karşı

Annem, doğumgünü için Boğaz’da balık yemek istedi.

Yer seçme işi bana yıkılınca, “yok o olsun, bu olmasın” derken, en sonunda Baltalimanındaki Angel Blue’da karar kıldım. İyi de yapmışım.

Denize sıfır konumunda güzel bir lokantada lezzetli bir yemek yedik. Balıktan önce, kavun, peynir, salata, deniz börülcesi, patlıcan salatası, levrek marine, ahtapot ızgara ve karides güveç ısmarladık. Gereksiz olarak mayonez eklenmiş ve aşırı ağırlaştırılmış levrek marine dışında, yediklerimiz, muhteşem olmasa da oldukça iyiydi.

Balık olarak, ortaya lipsos buğulama geldi. Ben erkenden doyup yiyemedim ama yiyenlerden bir şikayet de görmedim. Hatta, annemin bayağı hoşuna gitti diye hatırlıyorum.

Tatlı olarak, irmik helvası ve karışık meyva aldık. Meyvalarda, karpuzun dışında iş yoktu. Kayısı mı yedim, hıyar mı yedim pek anlamadım.

Yemeğin yanında içtiğimiz şarapla birlikte, kişi başı hesap ya 60 ya da 70 civarı geldi.

Angel Blue, Boğaz’da balık yemek için iyi bir alternatif bence. Arada gitmek hoş olabilir.

Hayri’de midye tava

İlk gidişimiz değil bu. Geçen gittiğimizde ben Ali Baba’da çok az müşteri var, iç karartıcı diye gitmem dedim. Selçuk Takanik’i, Yeniköy’deki şubesinde bir balığı başka bir balık diye kakalamaya çalıştılar diye veto etti. Giray da Adem Baba’yı veto edecekti belli ki. Onu beklerken ve karar veremezken arka sokaklarına girdik Arnavutköy’ün ve Selçuk iki sihirli sözcük gördü: midye ve tava. Hem de yanyana yazılı. Küçük, sempatik bir yere benziyordu. Dört masa. Dikine camlı bir buzdolabı. Balık ızgarası dışarıda. Masalarda bardak içinde ıhlamur dalları vardı ilk gittiğimizde.

Geçen sefer diğer masalar doluydu. Bu sefer bir tek biz vardık. Aç aç oturduk. İsmine vesile Hayri olduğunu varsayabileceğimiz, esprili ve içten Hayri, bize neredeyse ne saydıysa istedik. Zaten az ve öz mezesi, salatası ve balığı var. “Ev için kızartma yapmıştım, biraz var, size de vereyim mi?” diyor. İlk sefer temiz taze semizotu üzerine son dakika sarmısaklı yoğurt döktü getirdi, yoğurt bulamacı değil. Midye tava tam kıvamında. Yardımcısı salatayı sipariş üzerine doğruyor. Çipura, levrek dışında da birkaç balık çeşidi vardı. İçki de var. Oturduğum yerden, sokağa bakınca Adem Baba’nın önünde arabalarını bekleyenleri, koşuşturanları görüp, kornaları duyuyorum ama sanki İstanbul’da bambaşka bir mahalledeyim, hatta sahildeyim de dükkanın 3 metre önünde dalgalar sakin sakin çakıl kumsala vuruyor, kafaca o kadar uzaklaştırdı beni burası.

İki sefer de iki kadeh rakı/bira dahil 80 lira verdik.

Adem Baba’da sardalya

Sonunda, ben de Adem Baba’ya gittim.

Sardalya mevsimi, bu sene erken gelmiş. İkimiz de ızgara sardalya yedik. Balıktan önce de, bol salata ve kalamar tava istemiştik.

Servis çok hızlı, bütün yediklerimiz çok taze ve de lezzetliydi.

İstinye’deki Fish Var’dan daha iyi değil ama yine de başarılı.

Bir kola ve bir fantayla beraber toplam hesap 37 TL geldi.

Savoy Balık

kopyasi-dsc00850

Savoy Balık, uzun zamandır gitmek istediğim bir yerdi. Samimi demişlerdi, yemekler ortanın üstü, hatta bazıları bayağı iyi demişlerdi. Yalan söylememişler, onu anladım.

Biz, bir büyük rakının yanına ahtapot salatası, patlıcan salatası, acılı ezme, semizotu salatası, peynirli ince kıyım mevsim salatası, kavun & beyaz peynir ve haydari aldık. Mezelerin hepsi, belli ki özenerek yapılmış. Lezzetlilerdi. Zaten bir kere ahtapot güzeldi, o bile tek başına bana yetti.

Arkadan, tereyağında karides söyledik. Yarım kilo eritilmiş tereyağında yüzen 6 adet iri karides geldi. Gökçerle Yasin, yağına bol bol ekmek bandılar. Ben ve Bahar onları şaşkınlıkla izledik. Karides, yağının bolluğunu bir kenara koyarsak, iyiydi ama, Allah için.

kopyasi-dsc00856

Ve ızgara kalamar. Çok pişirmemişler, önceden bir marinata yatırıp bir tat vermişler, miktarını da bol tutmuşlar. Ben bayağı bayağı sevdim.

kopyasi-dsc00862

Yemek boyunca, kavunları ve peynirleri birkaç kez tazelettik. Yemeğin arkasından bol bol meyva da yedik.

Toplam hesap, hemen yandaki Savoy Pastanesi’nden aldırttığımız 4-5 kişilik meyvalı pasta dahil kişi başı 35-40 TL geldi diye hatirliyorum.

Samimi, düzgün ve özenli bir mahalle balıkçısı arıyorsanız, Savoy Balık’ı denemelisiniz bence. Memnun kalacağınıza inanıyorum.