Cafe Marmara’da çorba

Cuma akşamı AKM’de konser öncesi. Uzun uzadıya birşeyler yemeye zaten vakit yok. Yemesek acıkırız. Ama garson 15 dakika beklersiniz diyor. İftar saati olabilir ama bu otel yüzlerce kişiye aynı anda yemek çıkarabilme iddiasında değil mi? Soğan çorbası ve domates çorbası içtik çabuk olduğu için. Bir şişe de su. 18 lira. Menüdeki başka herşey de pahalı. Ama öyle bir yer ki ne yemek ne servis yeterince kötü olmadığından ve hep o canlı ve kozmopolit şehrin göbeği havasını taşıdığından, insan unutup unutup gidiveriyor galiba.

Dulcinea’da krep

Eda’nın öğle yemeği zamanına varma ihtimali olmadığını anlayıp, Zeynep’le buluşup Dulcinea’ya gittik. Bomboştu. Kalkarken de tek müşteriler bizdik. Ben hint cevizi ihmal edilmemiş ıspanaklı krep yerken, Zeynep hellimli ızgara sebzeli salata yedi. Yalnız ne gereği vardı hellimi fazla kızartmanın, soğurken getirmenin? Vasat bir salatayla iyisi arasındaki fark bu kadarcıkken? Birer de domates suyu içtik. Ama kahve ısmarlayınca bu çıtır menüyü ben apple pie‘la bozmak zorunluluğu hissettim. Kusuru yoktu pek ama kayda değer değildi sanki.

Artık tutamayacağım, söyleyeceğim. Neden herkes filtre kahve deyince americano/lungo getiriyor? Espresso makinasından çıkmış kahve istesem, dilim var, söylerim. Biliyorum kolayına geliyor herkesin. O zaman, onların da dili var, söylesinler. Sırf americanoyu daha çok sevdiğim için gıkımı çıkarmıyorum. Tersi olunca veya filtre kahve yerine french press falan getirdiklerinde olay çıkarıyorum yoksa.

Sedir’de waldorf salatası

Pazar sabah kahvaltısı kavgasını bu sefer nasıl olduysa ben kazandım. Giray olmayınca Selçuk ve Fatih’i, Ortaköy’de Sedir’e ikna ettim. Zeki ve Evren de bize sonradan katıldı. Beşimizin yeme kapasitesi yüksekti: Sosisli omlet (vasat), menemen (fazla salçalı), kahvaltı tabağı, erimiş peynirli simit, hamburger, hellimli ızgara sebze salatası, waldorf salatası. Continue reading “Sedir’de waldorf salatası”

Taps’te sezar salatası

Taps’te bir düğün davetiyesi bile olmayan Barış ve olan Selçuk, haftaya evlenen Fatih’e takılır, kastırırlarken ben havuzdan yeni geldiğim için bar menüsüne bakıp bakıp, yiyecek “sağlıklı” birşey bulamamaktaydım. Barış’ın forsu sağolsun, barda normalde vermedikleri halde bana yemek menüsünden tavuklu bir sezar salatası getirdiler. Ekranda hem Beşiktaş’ın hem de Galatasaray’ın çumarak İskandinav takımlarının gol yemesini seyretmekle bangır bangır müzik, fosur fosur sigara bar ortamı arasında sezar salatası garipti netekim.

Annem en son sezar salatasını 1998 yılında Boston’da Cafe Sonsie’de yedi. O yıl Best of Boston listesine seçilen salata o kadar iyiydi ki annem o gün bugündür başka yerde kötüsünü yiyip onun tadını bozmak istemez. Bense Amerika’dayken yeşil salataya para ve zaman vermeyi saçma bulmuş, sezar salatanın önemini sonradan anlamış ama bunu anladığımda hiç iyi sezar salatası yememiş olarak İstanbul’a dönmüştüm. Şimdi iyisinin nasıl olması gerektiği hakkında bir fikrim var. Bu salatanın krutonları biraz daha az olsa, İstanbul’un iyileri listesine oynar valla. Tavuğu juicy, marulu çıtır marul, sosu ve parmesanı kıvamında. Büyük salata 14.5 lira, çok fazla bira ve lemon drops içeren hesap ise çok daha yüksek.

www.taps.com.tr

Han Cafe’de Pazar kahvaltısı

Pazar günü dışarıda kahvaltı, benim için hep sorun. Eren bin türlü yer önersin, yeni yerler denemek istesin, Selçuk ve Giray paşalar her birine burun kıvırsın. Bugün de aynısı oldu. Tostu güzel olduğu için Kabataş’ta Han Cafe’ye gittik. Üç kişi altı kişilik yemek yedik: kahvaltı tabağı, ayvalık tostu, kaşarlı tost, karışık omlet, ızgara sucuk, çizburger ve bol çay. 36 liralık hesap kabul edilir oluyor bu durumda. Giray yine de laf etti zam yapmışlar ve ana yemekler eklemişler diye. Tostu yine çok iyiydi ama 5.5 liraya o omlet hem cimrice hem de vasat. Selçuk da eti dışında çizburgerini başarılı buluyor. Listeye alacağız galiba Han Cafe’yi. Müziği ve Algida şemsiyeleri olmasa ben daha çok beğenirdim ama…

Pan Cafe’de salatalı sos

Yine Selçuk’un kahvaltısı benim öğle yemeğim olacak, hafif yemek yiyebileceğimiz, dışarıda oturabileceğimiz bir yer ararken Cihangir’de, fazla entel dantel olmasın diye Pan Cafe’ye gittik. Bir yanımızda fransızlar, arkamızda ispanyollar, diğer yanımızda Aylin (kızıl saçlı, çıtkırıldım rockçu?) ve Cem Adrian ile entel dantelden kaçamadık. Yemekler ise hafif değildi. Tulumlu cevizli salata da ton balıklı salata da fazla sosa bulanmış, fazla roka ve fesleğenliydi. Taze fasulyeyi tatlı niyetine yedim. Paçanga böreği de başka ortamda batmazdı belki ama çok yağ çekmişti. Bana su yerine soda getirmeleri de artık bu durumda şaşırtıcı gelmedi. Aylin mercimek köftesi, Cem yaprak sarma yedi sadece. Bir bildikleri mi vardı acaba? Yediklerimizi unutmak için Firuzağa camisinin önünde entel çayı ve entel kahvesi içtik.

CaffeHane’de patates salatası

Cihangir’deki bol kepçeyi hedeflerken, yeni bir yer deneyelim diye, Selçuk’la Taksim İlk Yardım’dan hemen önce, bahçesi olan CaffeHane adlı mekanı denedik. Bahçesi sakin, yeşil ve bol mumla aydınlatılmıştı. Menüyü görünce hemen bir iki artı puan verdik: karpuz ve peynir, karpuz ve kavun, tatar kahvesi*, vişne soda gibi yenilesi içilesi şeyler vardı. Selçuk’un fettucini alfredo‘su her ne kadar orijinal tarif olmayıp etli, kremalı, sebzeli bir fettucini idiyse de güzeldi. Benim bademli tavuğum ise fikir olarak ilginç olsa da galiba tavuğun dışını bademle birlikte portakal kabuğu ile de kapladıklarından sonuçta tutmayan bir seçim oldu. Ama yanında verdikleri patates salatası hem hafif hem de gayet lezzetli idi. Garsonumuz o gün biraz şaşkın olsa da yine giderim buraya.

* Tatar olduğum halde tatar kahvesi hiç duymamıştım. Kremalı türk kahvesi imiş. Bir ara gidip denemek gerek.

Yeni Kategori / Aşerdikleriniz

Ben nereden bileyim sizin ne aşerdiğinizi. Ama söylerseniz, ona göre kategori eklerim, yazıları ona göre kategorize ederim. Cidden, varolan kategoriler dışında yer alması gerektiğini düşündüklerinizi önerin, ekleyelim.