Rezene’den zeytinyağlı tabağı…

Okul Şişliye taşınınca ufak ufak buranın mekanlarını tatmaya başladım. Tabii yesek’den yardım alarak. Gerçi ben sahiplerinin el değiştirdiği kısmını atlamışım tabii. Hayatımda hiç bu kadar özensiz ve kötü bir tabakla karşılaşmamıştım. Yanyana kaşıkla attırılmış, semizotu salata, 1 adet haşlanmış ve pörsümüş brokoli, içi geçmiş mücver, patlıcan musakka ve tabaktaki tek iyi zeytinyağlı fasulye. Görünüşünden kelli mücvere dokunamadım bile. Velhasıl Rezene benim için bir daha aranmayacaklar listesinde en azından zeytinyağlı konusunda.

Z.yağlı tabak+kola=10-YTL

Yeşilköy Dilim Pizza’da hep aynı hikaye

Dilim Pizza, Yeşilköy’ün en eski cafélerinden biri. Zamanında civarda oturan gençlik arasında çok popülerdi. Şimdi nispeten daha rahat bir mekan, her ne kadar hafif “tiki” tayfanın takıldığı bir yer olsa da.

Pizzalarını seveni çok. Peynirli salatası ve çikolatalı suflesi de pek bir beğenilir. Pizzalar 1 kişilik porsiyonlarda geliyor. Hamuru ince ama çıtır değil, yani 10 dakika sonra lastik kıvamına geliyor. Pizza üstü malzemesi bildiklerimizden, şaşırtan bir şey yok. Peynirli salata, kırmızı lahana, yeşillik, domates, salatalık, mısır ve üzerinde rendelenmiş kaşardan ibaret. Neda bunu neden bu kadar çok seviyor ben anlamıyorum. Suflesine laf yok ama.

Dün akşam Özgürle beraber gittik. O bir karışık pizza söyledi. Pizza her zamanki gibi (bence) kötüydü. Ben bir neskafe istedim, bulaşık suyu kıvamında geldi. Arkasından bir bira ve bir kadeh Çankaya aldık. Ortaya beleşten patlamış mısır getirdiler. Toplam 43 YTL hesap geldi.

Yine aynı şey oldu. Niye geldim ki ben şimdi buraya dedim içimden. Galiba evime çok yakın ve eşofmanlarımla yürüyerek gidebildiğim bir yer ya, o yüzden arada geliyorum. Yoksa, Dilim’e gitmek için başka bir neden, galiba benim için yok.

Reina Restaurant’ta Orfoz

Geçen cumartesi Kuruçeşme’de, Reina’nın içerisinde kendi ismini taşıyan lokantaya gittik. Başlangıç olarak dana ve kılıç carpaccio, cajun baharatlı çıtır tavuk salatası, ızgara kalamar ve jumbo karides istedik. Carpaccio lar “fena değil” in biraz ötesinde; çıtır tavuk ilginç değil ama lezzetli, porsiyonu da kocaman; ızgara kalamarın yumuşaklığı tam kıvamında ama üzerine döktükleri gereksiz bir sos yüzünden fazla tatlı hale gelmişti.

Ana yemek olarak ben fırında orfoz aldım. Patlıcanlı, kiraz domatesli, mantarlı ve hafif kremalı bir sosla kocaman bir orfoz filetosu geldi. Pamuk gibi, kararında pişmiş ve çok lezzetliydi. Masadakilerden bazıları süt danası pirzola, biri kuzu külbastı, iki kişi de penne arabiatta yedi. Pirzolalar kocamandı, kimse bitiremedi. Kuzu külbastı, bir top pilav, patates kızartması ve domates ile klasik kebapçı servis şekilli bir tabakta geldi ve benim gözümde sınıfta kaldı. Makarnada makarnaydı işte…(Böyle bir yere gelip de neden sıradan bir makarna yemek ister ki insan ben anlamıyorum zaten.)

Tatlı olarak sadece fırın sütlaç varmış. Tatlı isteyen bünyelere mecburen ondan geldi. Lezzetsizdi.

Şarap olarak, bir dolu şişe Sarafin içtik. Hesap, çok da zorlanmadan tahmin edilebileceği üzere, hafiften kabarık geldi. Kişi başı 120 YTL.

Pizzeria 14’te ince hamurlu pizza

Buldum ince hamurlu pizza. Tek kişilik. Crust‘ı çıtır. Kepekli hamuru da var, hatta iyi. Domates sosu görünmeyecek kadar az. Dört peynirlisinin peynir orantısı, Akdeniz’in kekiği tam kıvamında. Daha iyi malzemeli pizza bulursunuz ama bunu yemesi pek bir zevkliydi. Dükkan küçük zaten. Daha çok siparişe iş yapıyorlar sanki. Pizzalar 13-15 lira.

Mini Dondurmacı: yanlış tercih

Dün akşam Arnavutköy’de, Bodrum Mantı’nın hemen yanında yeni açılan italyan dondurmacısına gitmek amacıyla yola çıktık ama biz vardığımızda dükkan kapalıydı. Aklımızda dondurma olduğundan, hemen Bebek’teki Mini Dondurmacı’ya geçiş yaptık. Ben çilekli ve limonlu; Mert sakızlı, karadutlu ve çikolatalı; Neda çikolatalı, çilekli ve limonlu yedik. Marketlerde satılan hazır dondurmalardan farkı neydi anlamadım. Evimizin dibindeki Yeşilköy Roma Dondurmacısı’ndan kesinlikle daha başarısızdı. Hataydı.