Tarçın’dan chicken parmigana

Her gün aynı dert ne yesek nerede yesek. Öğlen yemeği için gene farklı bir yer deneyelim dedik. Bu sefer hem pastanesi hem de yemeği olan Tarçın’dan istedik. Chicken parmigana’nın açılımı şöyle; ızgara tavuk üstü erimiş kaşar (vadedilen parmesan idi), yanına domates soslu makarna, yeşil salata ve patates kızartması. Telefonda özellikle kızartma yerine salata istediğimizi belirtsek de, azıcık salata ile bol kızartmayı gördük gelen siparişte. Görüldü ki, gelen tavuk parçasının doyurmayacağını bilmişler ve yanına haddinden fazla makarna koymuşlar. En hazzetmediğim olay da budur, bir yemeğe bir ürünün ismini veriyorsan o ürünün yemekte daha yoğun olmasını beklerim doğal olarak. Mesela bu yemeğin adı pasta with chicken parmigana olmalıydı bana göre. Lezzetlimiydi evet lezzetliydi. Doyurdu mu evet doyurdu. Ama bunu sadece makarnaya borçlu olduğumuzu düşünmekteyim.

C. Parmigana+limonata=9.5-YTL

Kahvaltıda Caz

Bana göre, Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesi, “Kahvaltıda Caz” etkinliği olduğunda, İstanbul’un sıcağında pazar günü kahvaltıya gidilebilecek en güzel yerlerden biri. Hem kocaman ağaçların altında gölgelik, hem serin serin esiyor, hem manzarası şahane, hem de güzel müzik dinlediğiniz nezih bir ortam. Üstüne üstlük yemekler de abartısız bir hoşluk içinde.

Kahvaltı için bütün yiyecekleri Armada Otel sağlıyormuş. Çok büyük olmayan ama kaliteli malzemelerden oluşan bir açık büfe kurmuşlar. Az olsun öz olsun mantığı. Kahvaltılık olarak tulum peyniri, eski kaşar, beyaz peynir, tereyağ, yoğurt, kuru meyve, bal, reçel, zeytin, simit, güzel bir ekmek, iki çeşit kol böreği, haşlanmış yumurta ve menemen vardı benim hatırladığım. İçecek olarak da Armada’nın özel şerbeti, limonata ve çay. Menemen dışında bütün kahvaltılıklar belli ki özenilerek seçilmiş ve hazırlanmıştı. Şerbet ve limonata benim için aşırı şekerliydi, çay da eh işte kıvamında.

Güzel bir pazar günü geçirmek isteyen, caz dinlemeyi seven, Boğaz’da kahvaltı için alternatif arayanlara tavsiye ederim. Kahvaltıdan sonra da Müzedechanga’da bir kahve içersiniz, hayat gözünüze daha bir güzel görünmeye başlar.

Konser ve kahvaltı adam başı 60 YTL. Biletleri, gitmeden önce Biletix gişelerinden ya da oradan kapıdan alabilirsiniz.

Balıkçı Sabahattin sefası

Salı gecesi Cankurtaran’da Balıkçı Sabahattin’de yemek yediğim için şanslı saydım kendimi. Gitmeden önce daha salaş ve ufak bir mekanla karşılaşacağımı umuyordum ama beklediğimden çok daha kalabalık ve daha geniş alana yayılmış bir yer çıktı karşıma.

Burada, masalar birbirine oldukça yakın ve etrafta devamlı bir hareket var ama ilginç bir şekilde, kendinizi sıkış tepişin içinde hissetmeden, rahatsız olmadan, güzel güzel yemek yiyebiliyorsunuz. Biz, en azından, ara sokaktaki küçük bir masada, böyle bir deneyim yaşadık.

Başlangıç olarak, meze tepsisinden midyeli pilav, deniz börülcesi, yoğurtlu kabak, semizotu salatası, soya soslu uskumru ve levrek marine aldık yanına da güzel bir beyaz şarap açtırdık.

Özellikle bol midyeli, baharatlı serin pilav, iyi bir zeytinyağının içine konmuş levrek marine ve de sarmısak eklenmiş uskumru çok hoşuma gitti. Deniz börülcesi de belli ki tazeydi; semizotu salatası olması gerektiği gibi katı bir yoğurttan yapılmış ve otları da içinde ölmemişti; kabak mezesi de kızarmış kabak ve sarmısaklı yoğurt ikilisinin uyumlu beraberliğinden ibaretti.

Arkadan, özel bir salata getirdiler mezelerin yanına. Salatanın içinde küçük küçük doğranmış salatalık turşuları, az domates, maydanoz, zeytin, üstünde taze iricene bol karides ve kaşar, sosunda da zeytinyağı, az limon ve galiba az da balzamik sirke bulunuyordu. Çok hoş…

Ara sıcaklardan fener kavurma

kopyasi-balikci-sabahattin-003.jpg

ve balıklardan da ızgara deniz levreği yedik.

kopyasi-balikci-sabahattin-005.jpg

Balıkların ikisi de kıvamında pişmiş, kurumamıştı. Kavurma çok yağlı değildi; bu iyi bir şey çünkü birçok yer, nedendir bilinmez, aşırı yağlı yapıyor bu yemeği. Sanki yağlı demek lezzetli demekmiş gibi. Fener balığı gibi, levrek de bu mevsimde bulunabilecek en iyi balıklardan biriydi.

Tatlıya gelince, ne varsa hepsinden biraz biraz ısmarladık. Dondurmalı irmik helvası, yine dondurmalı kayısı tatlısı ve mevsim meyveleri.

İrmik helvası güzeldi, karpuz da soguk soguk cok iyi geldi, ama kayısı tatlısını tadacak yerim kalmamıştı artık.

Yemek boyunca iki şişeye yakın şarap içtik. Hesap, 200 YTL civarı geldi. Gitmeden rezarvasyon yaptırın, hafta içi bile yer bulması zor olabilir

Zuma’da yemek yemenin dayanılmaz hafifliği

Geçen perşembe akşamı, Neda, ben ve Mert Zuma’ya gittik. Ortaköy’de, denize sıfır, fazlacana kalbur üstü bir Japon restaurantı burası. Önceden söyleyeyim, iyi para veriyorsunuz ama emin olun buna değiyor.

Servis çok iyi; yemekler Japon mutfağına karşı önyargılı bir insanın bile iştahla yiyeceği kadar çok lezzetli; dekor sade; mekanın barı etkileyici; ortam fazla havalı.

Ismarladığınız bütün yemekler hazırlandıkça ortaya geliyor, isteyen istediği kadar alıyor. Biz önden edameme, california roll, kalamar tempura, enginarlı ahtapot salatası ve jumbo karides tempura arkadan tonlu, somonlu ve yılan balıklı nigiri suşi, kore baharatlı kuzu pirzola ve japon usulü çöp şişte dana eti yedik. Bunların yanına da bir şişe Sarafin Sauvignon Blanc açtırdık.

Edameme, çıtır çerez kıvamında durmadan yiyebileceğiniz bir çeşit yeşil fasulye. Buharda pişmiş ve üzerine deniz tuzu dökülmüş olarak geldi.

kopyasi-zuma-006.jpg

California roll’dan beş parça geldi, geldiği gibi de bitti.

kopyasi-zuma-010.jpg

Hemen yanına Neda ile Mert’in bayıldığı kalamar tempura ve benim vurulduğum yumuşacık ve çok lezzetli ahtapotlu enginar salatası kondu.

kopyasi-zuma-012.jpg

kopyasi-zuma-005.jpg

Daha masadakileri bitirmeden sıcak sıcak gelen jumbo karides tempura, eğer karidesi az da olsa seviyorsanız, size kesin mutluluk hormonları salgılatır diyebileceğim kadar başarılı bir yemekti.

kopyasi-zuma-003.jpg

Ama bence bundan da iyisi nigiri suşilerdi. Masada çiğ balık ve yılan balığı seven tek insan olarak hepsini büyük bir keyifle ben yedim. Kimseyle paylaşmak durumunda kalmamak ayrı bir güzellik oldu.

kopyasi-zuma-002.jpg

Kuzu pirzola ve dana eti gelmeden aslında doymuştuk. Fakat, özellikle kuzu pirzola o kadar yumuşak, sulu, kararında baharatlı ve kıvamında pişirilmişti ki hayır diyemedik. Dana etine ben hiç karışamadım, gerçi gerek kalmadan Mert hepsini silip süpürdü.

kopyasi-zuma-013.jpg

kopyasi-zuma-011.jpg

Şimdi bakıyorum da gerçekten çok yemişiz ama yemekten kalktığımızda üçümüz de kendimizi hafif hissediyorduk. İyi yemek denilen şey, bu olsa gerek.

Hesap 332 YTL geldi. Japon yemeği seven sevmeyen herkese tavsiye ederim. Gitmeden rezervasyon yaptırmayı sakın unutmayın.

Kırçiçeği’nde ıspanaklı pide

kircicegi.jpg

Ece İzmir’den döndüğünde heyecanla Kırçiçeği diye bir pideciye gittiğini ısırgan otlu pide yediğini, semizotlusunun da olduğunu anlatınca, Ortaköy’dekini de teftiş kararı almıştık. Isırganlı pide mi olurmuş diye düşünenlere Dogbert gibi “shoo” demek istiyorum. Ege’de birçok yerin yanısıra Çeşme’de de var Kırçiçeği ama Dost Pide dururken ne gereği var diye düşünmüştük, bir de ilginç birşeyleri olacağı hiç aklıma gelmemişti.

Eşref saati bugünmüş. Mevsimi olmadığından ısırgan otlu yokmuş. Ispanaklı, mantarlı ve lor peynirli pide aldım ben de. Kapalı bir pide bu. İncecik hamuru içinde tazeden konan ıspanak yeni bayılmış, pişmeye fırsatı olmamış. Mantar ve lor yavanlığı alacak kıvamda, fazla değil. Çıtır kuşbaşılı pide, döner, manisa köftesi, tatlı olarak tahinli pide de yedik. Tabaklar arası bol ticaret tabii. Ye babam ye.

Daha sonra Dost Pide’de de ıspanaklı pide yedim. Peynirini abartmış, bir de yumurta koymuşlar. Yazın ağır ağır, ne gerek. Kırçiçeği is it. Daha doğrusu Kırçiçeği’ninin ıspanaklı pidesi is it. Şehirde uzun zamandır ilk defa heyecanlandıran bir yemek oldu bu.

Kahvedan’da yaz akşamı

Mangalda sardalya olayı iptal olunca Selin’le buluştuk, Kahvedan’a oturup birer zencefil şurubu içtik. Sonra baktık hemen yemek yiyemeyeceğiz sigara böreği ve pappadam ısmarladık. Sigara böreğini yanındaki kurutulmuş domates ezmesine, tahminimden çok daha büyük ve karabibersiz ve yağı hala damlayan pappadamları bir narenciye chutney’sine banıp banıp yedik. Sonra baktık başka yere gideceğimiz yok, keşli cevizli erişte ve thai beef ısmarladık. Gül geldi, o da thai beef ısmarladı. Thai beef, hindistan cevizi sütünde pişmiş, üstü kişnişli, tam bana göre. Selçuk geldi, ona menüde olmayan spagetti bolonez ısmarladık. Doymadı, o da thai beef yedi. Sonra iki muz tempura paylaştık. Onu da yedikten sonra Selçuk “şimdi ne yiyeceğim?” diye sorunca, garson ciddiye aldı kavun-karpuz getirdi. Bu esnada yandaki masadaki insan sayısı  iki kişiden on iki kişiye değişen sayılarda büyüyüp küçüldü.

Diyeceğim o ki iki yıl önce Kahvedan’a gittiğimde, yırtabilir mi göreceğiz demişim, gördük. Çok toparlamış.

Çevre Cafe’den Çöp-şiş

Aslında oldukça şaşırttı. Bu derece güzel bir et olacağını hiçbirimiz tahmin etmedik. Mehmet, Tuğba ve ben çöp şiş aldık, Aslı ise ızgara köfte. Çöp şişe ek olarak tabakta, şehriyeli pilav, patates püresi, ızgara biber ve yeşil salata vardı. Oldukça doyuran lezzetli bir porsyondu. Etin yanısıra patates püresini de çok beğendim. Ne çok sert ne de bulamaç kıvamında, tam ayarında bir püre idi. Aslı da ızgara köftenin şahane olduğunu söyledi. Bu arada Sultanahmette falan standart 6 köftedir. Çevre 8 adet veriyor bilginize.

Köfte=7 Lira, Çöp şiş=8 Lira, içecek=2 Lira

Rafineri’de günün menüsü

Selin geçenlerde tesadüfen yemiş burda, bu öğlen bizi de götürdü. Sıraselviler’in Akarsu Caddesi’yle kesişmesine yakın bir noktada (no 111). Dışarıya ufak masalar atmışlar. İçeriyi de sıcak bir şekilde döşemişler. Mekan epey doluydu, uzun süre masa bekledik. Tam öğle saati, millet kurt gibi aç ama ortalıktaki 3 servis elemanı belli ki yetişemiyor bu kalabalığa. En sonunda bir masa çıktı bahtımıza, oturduk. Günün menüsünü söyledik (yeşil mercimek çorbası, sebze soslu bonfile, nohutlu pilav ve cacık) Özellikle çorba çok başarılıydı, hepimiz bayıldık. Bonfile biraz sinirliydi, sosu da evde yapılmıştan ziyade hazır alınmış tadı verdi bana. Pilav ve cacık güzeldi, beğendik.

Öğle menüsünün fiyatı uygun ama menünün kalanı Cihangir ortalamasında. Porsiyonlar düzgün, tabaklar insani boyutta. Dekorasyon tarihinin gelmiş geçmiş en gereksiz ögelerinden yapma çiçekleri saymazsak, Rafineri için sempatik bir yer diyebiliriz. Tabi Istanbul’un hızla antipatikleşen bir semtinde olması, bütün gastro-girişimcilik tohumlarının niye ille de burda yeşermeye çalıştığını merak ettiriyor insana.

Menü kişi başı 8,5 YTL.

Mantıs’dan Susamlı-Izgara Biftekli Salata

Evet keşiflerimiz devam etmekte. Bugün aslında mantısıyla meşhur olan bir yerden salata söyledik ama çok da müthiş olmamakla beraber, fena olmayan bir salata geldi. Benim için kusuru çoban salata kıvamında doğranan iç malzeme idi. Ben her nedense salatada daha büyük parçalar görmekten hoşlanıyorum. (Burada Bahçe Kafeyi anmadan edemeyeceğim.) Özellikle menüye başlık olarak Susamlı biftekli salata denince, insan ister istemez salatada susamın da hakim bir öge olacağı sanrısına kapılıyor. Ama ne yazık ki böyle bir durum söz konusu değil. Gene de sosun vermiş olduğu lezzet ile 10 üzerinden 6 aldı, sınıfı geçti diyebiliriz.

Bu arada hakikaten Şişli’de süper salata yapan yerleri bilen ve yazan olursa çok makbule geçer. Ofiscek rejimdeyiz efem.

Salata+içecek=12-YTL

Tarihi Moda İskelesi’nde salata ve günbatımı

Yıllardır Moda’ya giderim, bu tesisi denemek hiç aklıma gelmemiş. Tarihi Moda İskelesi’ndeki Beltur’dan bahsediyorum. Pazar akşamüstü Aslı teklif etti, günbatımına 1-2 saat kalmışken en manzaralı noktaya konuşlanalım istedik. Hem gölge, hem manzaralı, hem de püfür püfür bir masa bulduk oturduk. Menüde tost, salata, makarna, 3-5 et yemeği, börek-çörek ve pasta cinsinden şeyler vardı. Birer salata söyledik. Garsona “Porsiyonlar nasıl, doyar mıyız?” diye sormamıza, garsonun da bizi ve cüssemizi şöyle bir süzüp “Valla siz kesin doyarsınız” demesine rağmen, salatalar çorba kasesinden hallice büyüklükte birer kasede geldi. Ve tabi ki doymadık. Neyse ki çok aç değildik, saat de iki ara bir dere bir saatti. Üstüne tatlı yeriz diye düşünerek manzaranın ve sohbetin tadını çıkardık. Servis çok hızlı, garsonlar bizim gibi “çıtı pıtı” hatunların 100 gr salatayla mutlaka doyacağına inanacak kadar iyi niyetli, menüdeki fiyatlar genel olarak makul, menünün üstündeki çiçek motifleri çok zarif, manzara çok güzeldi. Lezzet konusunda büyük beklentiler yoksa gidilesi bir yer. Ayrıca zengin bir kahvaltı menüsü vardı, dikkatimizden kaçmadı. Bir sonraki teftişte gelsin sucuklar, yumurtalar, ballar, kaymaklar!

ton balıklı salata (8,5) + ege salata (5,5) + 2 su + 1 ayran = 20,50 YTL