Çiya’da keledoş

Yavaş yavaş öğrenmeye başladım Çiya’nın yaptığı yemeklerin adlarını. Ne yenidünya kalmış ne de keme. Mevsimi kaçırmışız. Bir ihtimal bir daha olurmuş ama. Sarmısak kebabı aldım ben de. Çünkü lahm-i kirazı Zeynep aldı. Bir de pazı borani paylaştık. Sarmısak kebabı da pazı borani de çok iyi. Çiya’nın sitesine göre Suriye’den olan lahm-i kiraz yani kirazlı ete ise çok bayılmadık. Çünkü kirazın tadı salçasına kaçmış. Salçası ise fazla domates salçalı. Tabii yetmedi bana bunlar, garson bana keledoş önerdi. Yoğrtlu yemeklerden biri. Yine siteden alıntı yaparak “helis, parça et, buğday, nohut, kurutulmuş yoğurt, fasulye, mercimek, soğan, tereyağı”ndan yapılıyor. Onu yiyince Çiya sofrasında yemiş gibi oldum. Bir de teleme yani incirli tatlılarından paylaşıp dışarıda üşüdüğümüzü gören garsonumuzu ikram ettiği çayı içince… doğrusu kaçtık çünkü hem hava iyice karardı ve esmeye devam ediyordu hem de Danogiller ve yaşlı Amerikalıları grubundan sonra üçüncü büyük turist grubu geldi.

Bir de reklam/haber: YemekveKültür’ün 5. sayısı çıktı, ben de aldım.

www.ciya.com.tr

Arka Bahçe’de sıcak kahvaltı tabağı

İşte ben böyle yerleri seviyorum. Vaktiyle çok popüler olup, sonradan özellikle gelen müşteriden dolayı hafif bozulmuş, havası kaçmış olmasına rağmen o kalabalıktan kurtulup kendi rayına oturan, zamanla güzelleşen yerleri. Bahçe daha önce de bu kadar güzel miydi? Havuzun sesi böyle dinlendirici miydi? Yaz akşamı soğukmuş, polardan kocaman şallara sarınmışız, yemekler harika değilmiş, pek umrumuzda değildi. Pazartesi akşamı yani sakin olması da mühim bir veri bu noktada. Ece ve Yiğit bira mira içerken, sigara böreği, sezar salatası yerken ben gece gece sosis, yumurta, patates ve kahveyle kahvaltı yaptım, çok da mutluydum! Tüm hesabı hatırlamıyorum ama 5 adet sigara böreği 10, sıcak kahvaltı tabağı 15 liraydı.

Bolu Et Lokantası’nda ıspanak

Ben kahvaltı ettikten bir, bilemediniz bir buçuk saat sonra gittiğimiz için sadece yoğurtlu ıspanak yedim. Selçuk’sa kadınbudu köfte ve makarna. Makarnası yağlı değildi, üstelik daha saat 12 olduğu için de kurumamış, bana göre değil yani! İki de suyla 7 lira. Zeytinyağlı enginarda, kabak yemeğinde, taze fasulyede gözüm kaldı. Etlere bakmadım bile.

Porto Antico’da sebzeli foccacia

Yeni açılmış yer diye yazmamak gerek ama maden Kanyon’a açıldığı haftanın Pazar günü gitmek gafletinde bulundum–ki bence sırf çok çok kalabalık olduğu için ilginçti–ve havamı atmamış olmayayım. Porto Antico, sempatik bir dekoru var, foccacia yapıyorlar çeşit çeşit. Üstleri öyle bir süslü ki pizza aslında ama with a twist. Ben sebzelisinden yedim. Prosciutto ve peynirlisinden yiyen Aslı, durdu durdu bitirdikten sonra “vasattı benimki” dedi. Ben o noktaya kadar konduramamıştım, doğru birşey söyledi. Üç beş aya görürüz. Sebzelisi 14 liraydı.

Çınar Büfe’de dilli kaşarlı

“Denemek istediklerim” listemde “Nişantaşı’ndaki büfe” diye yazıyor diye gittim, Emel’i ziyaret etmeden önce. Bir yerde bir ennn listesinde vardı adı. Nişantaşı’nda ne otururken ne de çalışırken şereflendirmek aklıma gelmişti. Halbuki hep doludur, iş yapar falan. Ennn miydi bilmiyorum ama dilli kaşarlı tostu da greyfurt suyu da iyiydi ne bileyim. Düzgün büfe işte. Nişantaşı için de 5 lira normal.

Gözde’de kiremitte et

Suat, Onur, Şule, Gönül ve Eren kiremit tava yemek istiyor. Gözde’de kiremit tavalar yarım saatte pişiyor. Dolayısıyla önceden telefon edip sipariş etmeleri gerek. Köfte olmadığı için etli veya tavuklusundan sipariş edebiliyorlar. Dört etli bir tavuklu sipariş ediyorlar. Herkes az çorba içti. Gönül az çorbanın ne demek olduğunu bilmiyor. Demek ki tavukluyu sipariş eden kim?

Park Cafe’de orman kebabı

Şimdi havalar ısınınca terası da tam teras oldu Park Cafe’nin, şaşıp kalıyorum hala cılkı çıkmamış olmasına. Taksim şurası halbuki. Selçuk’la öğle yemeği yedik terasta. Ona spagetti bolonez, bana orman kebabı, ortaya mısırsız Akdeniz salatası. Garsonumuz da acaip takılma havasındaydı. Su istedim “viski mi?” dedi, Selçuk kola istedi “votka?” dedi. Espresso içip hesabı şişirdik. 40 ya da 44 lira.