Cafe Zone’da ıspanak köftesi

Bir garip yanlış anlama sonucu, Selçuk Levent’te Bursa Garaj kebapçısına, Emel Nişantaşı’nda Hacıbey’e gitmiş randevu saatinde. Selçuk Levent’te iskenderini yerken ben de Emel’le buluştum Nişantaşı civarında olduğum için. Cafe Zone’da oturduk. O mozzarellalı sebze salatasının kenarından tırtıklarken ben hem ıspanak köftesi hem de penne istedim açlıktan. Ben eskiden Lamekan’da yapardım ıspanak köftesi. Çok da severim. Burada da ıspanağa saygı duyan köfteler yapmayı becermişler. Pennenin adı “Ege otlu” idi, kendisi de öyleydi. Ama penneyi ne yaparsan yap, endüstriyel, sert makarnalıktan çıkması çok zor. Ayrıca biraz fazla kremalıydı. Cafe Zone sevdiğim yerlerden. Yıllardır köşesinde, Nişantaşı cafeliğini bilip, şımarmadan iş yapıyor. Ayrıca ana yemekler 10-14 lirayken, makarnaları 6-8 lira yapmışlar. Olabiliyor işte bal gibi! Kola, su, kahve falan ile 41.5 lira tuttu.

Park Cafe’de çeşni salata

Anahtarım üst kilidi açmadı ve evime giremedim. Kapıyı açsın diye Selçuk’u beklerken Park Cafe’ye gittim. Cumartesi olduğu için sakindi ve hava serindi. Benim dışındaki iki-üç masada kadrolu ve kadrosuz tiyatrocular viski içiyor, birbirlerine takılıyor ve bana merakla bakıyorlardı (“kalk oradan” deseler, kalkacağım neredeyse, o kadar sahiplenmişler mekanı). Filtre kahvenin yanına küçük bir çeşni salata aldım. Daha önce de yediğim, basit ve güzel birşey: aysberg salatanın üstüne elma, kuru kayısı, ceviz ve ızgara tavuk. Süse, sosa, ota, baharata gerek kalmıyor. Selçuk ise geldiğinde az spagetti bolonez ve küçük sezar salatası yedi. Spagetti bol soslu, lezzetli birşeydi. Sezar salatası ise iddialı olmayan birşeydi işte, aysbergliydi. (22 lira)

Şimdi’de vezüv

Evvelsi gün Selçuk’la gidip sadece birer espresso içip, dergi karıştırıp 4 lira verip, mutlu mesut ayrılıp bugün yine gittik. Barda oturmamızı gerektirecek kadar kalabalıktı. Birer filtre kahve istedik ama americano geldi, hem de bol köpüklü. Selçuk vezüv yedi, içinden erimiş çikolata akan sıcak kek yani. Tabii ki sulandım, çok başarılı ve çok ayıptı çünkü. O dergi karıştırdı, ben etrafa baktım. Şimdi’nin çalışanları garip bir ilişkisi olan, suratsız ve heyecansız bir çift olduğumuza karar vermek üzereler. Başkalarıyla gidip kırmak gerek bu izlenimi. (14.5 lira)

Kantin’de streç filmli tavuk şnitsel

Yine kardeşimiz Selçuk paşaya öğlen eğlencesi sunabilmek için, Kantin’e gittik. Onun da aklındakilerden biriymiş, iyi. Ben nar ekşili hindi (kuşbaşı, maydanozlu bir haşlama, şehriye pilavı ile) ve roka salatası, o ise yulaflı tavuk şnitsel ve domates salatası istedi. Ona limonata, bana erik ve armut ve birşey daha suyu / püresi geldi. Lay lay lom yerken ve Selçuk şnitselin fazla tadı olmadığından yakınırken…. yulaf katmanıyla tavuk arasından bir parça streç film göründü! O kadar. Bağrışmalar, af dilenmeler, kızgınlıklar ve başka dramatik hisler olmadı. Garson rahat bir şekilde özür dileyip başka yemek teklif etti, Selçuk doyduğu için istemedi, ben onun şanssızlığı olduğunu savundum. Galiba biraz daha şaşırıp daha mahçup olmalarını bekliyordum. Şnitselin parasını almayıp birer espresso ikram ettiler. Seviyorum Kantin’i, sırf bu yüzden küsemeyeceğim valla. Hindisi ve salataları çok lezzetliydi yine. Sadece teyakkuzda olacağım. (32 lira)

Balıkçı, adı üstünde

Kaç zamandır görüp, yemeye niyetlendiğim bir yerdi bu balıkçı. Ağa Camii’nin sokağından gir, sonunda sağa sapıp 50 metre git. Salaşın tanımı. Tek başına yaşlı bir adam hem balıkları kızartıyor hem de siparişleri alıyor. Selçuk’la dışarıda oturduk, beklerken ben bir balık çorbası içtim. Herşey en temel, en basit haliyle. Balık çorbası da balık eti, havuç ve bol maydanozdan ibaret. Giray da gelince o palamut istedi, ben ve Selçuk hamsi istedik. Hamsi mısır ununa. Palamut tam kıvamında pişmiş. Herşeyi taze çoban salatasına saldırıp hemen bitirdik zaten. Sularımızı doğrudan şişede getirdi, bardak istemek ayıp kaçacaktı neredeyse. Çok gerekirse karşıdaki bol kepçeciden birşeyler de istemek mümkün. Çok da ucuz, hepsi 21 liraydı (palamut 6, hamsi 5 lira). Ben “deneyelim” deyip doğru tutturduğum için pay çıkarmaya çalışıyorum, Selçuk “bu akşam ben aklettim buraya gelmeyi” diye.

Saray’da mercimek çorbası

Öğleden sonra, açım, yoruldum, Osmanbey’deyim. Saray’a girip önce mercimek çorbası içtim. Domatesi bol olduğundan bayağı canlı bir turuncuydu. Ardından döner pilav, yanına su. Ardından çay. Hayat böyle kolay olsa. Çocukluğumdan yakın geçmişe kadar çalışan eski garsonların artık olmadığını farkettim, Gençleri gelmiş. Her masada ise belli ki ayrı bir hikaye, seyretmesi eğlenceli. Aç da olsalar, tatlı için de gelmiş olsalar, buluşmak için bir köşe olarak da görseler herkes orada yemekten belli ki memnun. Saray’ları listeye alalım bence. (12.25 lira)

Hacı Abdullah’ta kazık

Turistik gezmelerinde kebap, balık, meyhane gibi standartları denediği halde, bolkepçe Türk yemeği yemediği için Nuriye’yi Hacı Abdullah’a götürdüm. Yakın olsun, Hünkar gibi ağır bir ortam olmasın istedim. Açlıktan gözümüz dönmüş bir şekilde ısmarladığımız 5 çeşit yemeği nasıl bitireceğiz diye baktığımız anda Zeynep aradı çok şükür. Kebaplı keşkek, mantarlı et sote, etli yaprak sarma, zeytinyağlı pırasa ve zeytinyağlı ıspanak köküne o da eşlik etti de anca bitirdik. O sayede de Nuriye’nin ilginç bulduğu, tam sevemediği aşureyi ısmarlayabildik. Birer de Türk kahvesi istedik. Yemekleri ortalamanın üstündeydi tabii ki ama sarma bol pirinçli, et sote sertçeydi. Kusursuz değildi yani. Hele 81 lira hesabı hiç hakketmiyordu. O zaman garsonların suratsızlığı da fena batıyor tabii. Bir de Hünkar daha pahalı olur diye düşünmüştüm. Hah! Keşkekin hakkını yemeyelim ama.

Zencefil’de ege yahnisi

Emel 11:00’de benim seçtiğim filmekimi filmine yetişmiş, ben yetişemedim. O çıkınca ben Taksim’e gittim ve Emel gayet başarılı bir şekilde Zencefil’i akletti. O yeni yerine hiç gitmemişmiş. Film ağlak, hava da kapalı olunca hemen sebzeli çorba istedik, yanında incecik dilim peyniri ile geldi. O fesleğenli kabak yedi ben de Ege yahnisi. Ege yahnisinde enginar, iç bakla, soğan, dereotu ve çok az rezene var. Hafif ve kendince bir tadı var. Pek sağlıklı şeyler yedik yani. İkimiz de limonata içtik ama, limonataydı işte. Ya Zencefil’in limonatasının meşhur ve çok iyi olduğu zamanlar geçti ya da biz geçtik limonata beğenmekten. (32 lira)