Turhan’da şevketibostan

turhan

Kadıköy Nüfus Müdürlüğüne bir iş için uğradıktan sonra öğle yemeğinde atıştıracak bir yer ararken sevimli ve sıcak bir mekan  olan Turhan lokantası karşıma çıktı. Günlük yemekleri arasında etli kereviz, maş corbası, kuru fasulye ve şevketibostan yemeği vardı.

Şevketibostan her gün bulunacak bir yemek olmadığı için onu tercih ettim. Sonra merak edip bir de az etli kereviz yemeği yedim. Lokanta antep yemekleri yapan bir yer olarak tanıtıyor kendisini, ama şevketibostan Ege yöresinin bir otu diye biliyordum. Güzel yemeğin bir yöresi yok zaten. Çok lezzetliydi.

Dekor da sevimli, parke, ahşap sandalye ve iskemle, yerden tavana pencereler, şirin bir sokak köşesinde ve hafif çalan eski Türkce şarkılar eşliğinde. Çiya’nın bozulmasından önceki Çiya gibi gibi. Uğrayın.

Çay ve şerbet ikram ettiler, toplam 14TL tuttu.

Pavlonya sokak 15, Kadıkoy

Mimolett’te iş yemeği

Sıraselviler’de Kayra Akademi binasında, Lush Hotel’in karşısında, Changa’nin biraz ilerisinde Mimolett var. Bir kaç ay önce, yeni açılmışken, bir iş yemeğinde gittik. Lokanta, binanın yapısı gereği bir kaç kat arasında set set şeklinde yayılmış durumda. Bina girişinden birkaç basamak yukarıya çıkıyorsunuz, sonra vestiyeri geçtikten sonra yemek salonlarına ulaşmak için bir veya iki kat aşağıya yürüyorsunuz. Binanın arka tarafında manzaralı teras var gibi gözüküyor, yazın kullanılacağını tahmin ederim.

Oldukça şık bir yer, veya kasık, görüş açınıza göre. Yemekler Fransız gurme restaurant usulü, servis tarzı da öyle. Başlangıç öncesi ve ana yemek öncesi amuse-bouche (ufak tadımlık ilginç yemekler) veriyorlar. Garson dışında bir de somelier var – şarap seçmesine yardımcı olan. Bu güzel bir şey. Fakat şarap Türkiye’de aşırı pahalıya satıldığı için, seçenekler kalite/fiyat oranı olarak her yerde gibi tatmin edici olmuyor. Somelier‘miz hem her kişiye ayrı hem de başlangıç ve ana yemeğe ayrı olarak farklı farklı, kadehte şarap önerdi (oldukça klasik, standart uyum kurallara göre). Ben önerisini kabul ettim. Yabancı ortağımız seçenekleri beğenmeyip kendi seçtiği şarabı istedi.

Çok çok uzun bir menü değil.  Sanırım mevsimine göre değişiyordur. Doğru hatırlıyorsam fiks fiyat menü en mantıklısı oluyor. Başlangıç, ana yemek ve tatlı ısmarladığınızda, hangilerini seçerseniz seçin, tek bir fiyat oluyor. Ben başlangıç olarak foie gras ısmarladım, ana yemek olarak da kuzu pirzola. Foie gras, foie gras işte, çok güzel bir şey. Tatlı şarap ile birlikte güzeldi. Gerçi sek bir beyaz şarap ile de giderdi bana sorsanız. Kuzu pirzola da çok düzgün, lezzetli hazırlanmıştı.

Toplamı ödemediğim için bilmiyorum ama ana yemekleri 40 TL civarındaydılar.

Sonuç olarak gerçek bir gurme lokantanın İstanbul’da açılmış olması güzel bir şey. Bir kere gidilebilir. Ama sık sık gideceğim bir yer değil. Türkiye’de gurme Fransız lokantasına gitmek biraz da Dubai’de buz pateni yapmak, veya Fas’ta suşi yemek gibime geliyor. Kalite/fiyat oranı olarak bu zevki Fransa’da daha iyi yaşarsınız. Türkiye’de kalite/fiyat oranı daha iyi olan, yenecek bir sürü başka yerler var. Ama İstanbul’un yemek yelpazesinde böyle bir seçenek de olması iyi bir şey mi? İyi bir şey.

www.mimolett.com.tr

N, C, B ve S ile X

Bir iş yemeğinde, yabancı ortaklarımız S ve B’yi ağırlamak için kendilerini X lokantasına götürdük. Burası yeni açılan İKSV müdürlüğü, Şişhane’de renove edilmiş çok güzel eski bir Pera binası. X lokantası binanın üst katında bulunuyor. Burada Haliç manzaralarına baka baka yemeğinizi yiyebilirsiniz.

“X”, Borsa lokantası tarafından işletiliyor – ama daha modern bir hava yaratmışlar. İç mimarisi modern. Tuvalet kapıları füme cam. Masalarda örtü yok, oturduğumuz beyaz yuvarlak masanın üstünde renkli çizgiler vardı doğru hatırlıyorsam. Yanımızda da parlayan gümüş toplardan ibaret bir çağdaş sanat heykeli. Menüsü de Borsa’nın menüsünden daha modern ve değişik. Kuzu tandır var, ama kuskus ile. İşkembe çorbası var ama domatesli. Açık mutfakta görünen odun fırınından da pizzalar var.

Çok lezzetliydi. Manzara ve servis de misafirlerimizi etkiledi. Başarılı bir akşam oldu. Ben ödemediğim için fiyatı bilmiyorum.

Zanzibar’da morel mantar soslu cennet

Bir cuma akşamı, asya yakasında nerelerde yeşek düşünüp kararsız kaldık. Lacivert uzak ve fazla şık olurdu, Benzin’de felaket sigara içiliyor, Dükkan Burger kazık, Köşebaşı fazla ağır gelir, vesaire vesaire karar veremedik. Pek yüksek bir beklenti veya heyecan olmadan, önceki haftasonu kahvaltıya masa bulamadığımız Zanzibar’i denemeye karar verdik.

Çok güzel eski ahşap beyaz bir köşkte olan bu lokantada, aslında köşkü sadece mutfak için kullanıyorlar. Masalar bahçede ya dışarıda ya da camla ayırılmış, tenteyle kapatılmış bir “iç” mekanında. Hava soğuk olduğundan bu “içerisinde” oturduk.

Menü karışık Avrupa ve Türk yemekleri, yani “international” — tam da beklentilerimi sıfıra çeken bir menü yani. Fakat bir yemek dikkatimi çekti: morel mantar soslu dana madalyonları, rösti patates ile. Morel mantarları Fransa dışında hiç görmemiştim. Rösti de Türkiye’de hiç görmemiştim. Madalyon nedir bilmiyorum ama mutlaka bunu denemeliyim dedim kendime.

Ve….. Muhteşem çıkmış. Morel mantar sosu, ingilizce deyimle “to die for.” Rösti de müthiş: hem çıtır, hem hafif. Bir daha gidip şu yemeği tekrar yemek istiyorum. Arkadaşım makarna ısmarlamıştı–gerçi pek karşılaştırmak mümkün değil ama–madalyonların yanında zayıf kaldı. Yarım şişe Yakut içtik doğru hatırlıyorsam, kişi başı 60TL ödedik galiba.

Otello Kamil sokaktaki seyyar (olmayan) köfteci

Esentepe’nin arka sokaklarında, Profilo alışveriş merkezine giden yollardan birinde eski bir Anadol kamyoneti, artık lastikleri inmiş, bir yere gitmez haliyle köfteci olarak görev görüyor. İş arkadaşlarım oranın köfte sandviçleri çok methetmişlerdi. Üç çeyrek denilen sandviçi özellikle: tam bir ekmeğinden ufak bir kısmını çıkartıp, ekmeği köfte ile dolduruluyor.

Yoğun bir iş gününde öğlen yemeğe çıkmaya vaktim olmamıştı, saat 2 gibi hala yememiştim ve acıkmıştım. Şu köfteciye uğrayıp bir sandviç atıştırmaya karar verdim. Bir yarım ekmek köfte sandviç (domates, yeşillik ve soğanla tabii) ve bir ayrana 5 lira verdim. Küçük plastik tabureler dizilmişti, orada bulunan Birgün gazetesi binasının avlusunun yanında. Köfte sandviçi methedilmeye değermiş, o taburelerde oturup, keyifli bir yemek molası oldu. (Aklıma geldi bu arada: acaba gazete neden bir işbirliği yapıp köftecinin müşterilerine bedava okuyacak Birgün gazetesi vermiyor?)

Yolunuz düşerse uğrayabilirsiniz.

Karakolda teftiş

Bir ilkbahar Cumartesi günü tarihi yarımadayı gezip Karakol lokantasına gidelim dedik – bir de Piyer Loti’de kahve içelim dedik.  Karaköy’e tramvay ile, oradan yürüyerek Eminönü haliç terminaline (İTO üniversitesine doğru yürümek lazım, otoparkların arasında sıkıştırılmış bir yerde bulunuyormuş bu vapur terminali), haliç vapuruyla Eyüp’e, oradan füniküler ile Piyer Loti’ye. Bir kahvemizi içtikten sonra tekrar füniküler, Formula 1 arabası gibi sürülen bir otobüsle de tekrar Karaköy’de bulduk kendimizi. Tekrar tramvay, bu sefer Gülhane’ye. Gülhane kapısından girip Arkeoloji müzesine doğru, ve onu geçip Topkapı sarayına geldik.  Şimdi neredeymiş bu Karakol lokantası?

Elimizdeki bilgi Topkapı sarayının orada eski bir karakolu lokantaya çevirmişler yönündeydi.  Bir polise sorduk, bize garip baktı, “karakol filan yok buralarda” dedi.  Neyse, yürüdük etraflarda, ve bulduk,  Aya İrini kilisesinin yanındaymış.

Feriye lokantasını işletenler burayı da işletiyor. Dışarıda bahçede sanırım daha cafe-vari bir hizmet var.  İçerisi ama beyaz masa örtüsü, siyah takım elbiseli garsonlar ve saire.  Güzel bir renovasyon yapmışlar.  Yemekler eski Osmanlı-vari – yani, eski Osmanlı yemekler, ama 100% otantik olmaya çalışmayan, biraz da yaratıcı yönleri de var. Menü çok güzel yazılmış, okuya okuya hepsinden almak istiyor insan.

Başlangıçta patlıcan sarma gibi bir şey aldık, paylaştık. Ana yemekte ben çok lezzetli bir türlü yedim, arkadaşım kuzu yedi. Tatlı olarak Osmanlı tatlı tabağı paylaştık ve çay içtik.  Toplam 120 küsur tuttu, doğru hatırlıyorsam.  Çok tavsiye ederim.  Bu yaz, festivallerinde Aya İrini’de konserler olduğu akşamlar burası yıkılıyor olacak, ona göre rezervasyon yapmaya da ihmal etmeyin.

karakolrestaurant.com

Esentepe’deki Yeni Koreli – Çam Sut Mangal

img00245.jpg

Esentepe’de Büyükdere Caddesinde Astoria binalarından 200 metre aşağıya doğru bir pasajının bodrum katında bir Kore lokantası yeni açıldı. Bulvar pastanesinin altında bulunuyor. Çıkarken kartını istedik, kartları daha yoktu.

Öğlen yemeğinde işten insanlarla 4 kişi orayı denemeye gittik. Her masada Kore barbeküsü yapmaya hazır mangal ve baca var. Bu daha çok akşam yemeği için olur düşüncesiyle kendin pişir tarzı yemeklerden ısmarlamadık.

Benim çok sevdiğim Bibimbap yemeği ısmarladım. Pilav üstünde et, sebze ve yumurta geliyor, karıştırıyorsun yiyorsun. Çok güzel oluyor, ama ne yazık ki geri gelip bugün olmadığını söylediler.

Dolayısıyla üçümüz Dak-bulgogi yemeği ısmarladık. Bulgogi anladım kadarıyla ince kesilmiş sosta bekletilmiş hızlı pişirin dana eti demek. Dak-bulgogi yemeği ise güveçte et suyu çorbasında pişirilmiş bulgogi eti ve yanında pilavıymış. Çok süper beğenmedim. Pek ilginç, özel bir tadı yoktu. Pilav üstü haşlanmış et işte. Et suyuna bol soğan tozu ve MSG vardı galiba, o biraz tadı veriyordu.

Dördüncümüz ise pilav üstü köri ısmarladı. Çok parlak gözükmedi. Ağırlıklı kahverengi köri sosu içinde patatese benziyordu.

Sonuç olarak çok başarılı bir tecrübe olmadı. Ama yine de işyerimize yakın yeni bir seçeneğimiz olmasına, İstanbul’da bir yabancı mutfak yiyebileceğimiz bir yer daha olmasına sevindim.

Ek: Bir kez daha gittim. Bu sefer Kimçicige çorbası yedim ve çok daha beğendim. Ben tekrar giderim.

Bir de üç tane başka Kore lokantası varmış İstanbul’da: iki tanesi Sultanahmet semtinde, bir tanesi Taksim civarlarında.

Kaşıbeyaz’da Yıldızlar

Florya Ice Park’da buz pateni yaptıktan sonra beşimiz Kaşıbeyaz’da yemeye gitmeye karar verdik. Girerken buraya ünlü futbolcu gelir, acaba kim görürüz diye şakalaşmıştık. Sonra da gerçekten yan masamızda Newcastle’deki futbolcu Emre oturduğunda çok güldük.

Aslı kebaplarıyla hem ayran hem şalgam suyu içti. Ben de şalgam suyundan denedim — hayatımda ilk şalgam suyu içişimdi. Çok tuzlu ve çok ekşiymiş. Garip şeyler beğendiğim icin ben çok beğendim.

Ara sıcak olarak içli köfte ve lahmacun yedik. Lahmacun bol maydanozluydu ama güzeldi. Çok yağlı değildi. Limon yoktu ama limon olsa hoşuma giderdi, lahmacunun üstünde limon sıkmayı severim. Ana yemek olarak iki kişi İskender kebabı ısmarladı, beğenmişler. Döner parçaları oldukça kalın gözüküyordu. Ben ise Ali Nazik kebabı istedim. Bol sarmısaklı patlıcanlı yoğurtlu geldi ama ben beğendim.

Tatlı olarak künefe ve ayva tatlısı paylaştık. Künefe çok başarılıydı. Çok doymuştum ama yine de, künefe o kadar güzel olduğu için, rahat rahat da bir tane daha yerdim.

img00243.jpg

Ismarlarken, menüye bakarken, Kuver fiyatı “iştah açıcılar” arasında yazması Selçuk’un dikkati çekti. Sanki kuver bir başlangıçtır (acaba tadı nasıl?). Bunu daha mantıklı bir şekilde ilk sayfanın en altta yazabilirlerdi. Bir de menüde bazı yemeklerin yanında yıldız var. Garsona manasını sorduğumuzda, “önemi yoktur” demesini de ilginç geldi.

Yemeğimiz kişi başı 40 YTL tuttu.

Çatalca TEM Çıkışındaki Tekirdağ Köftecisi

img00081.jpg

TEM otoyolun Çatalca çıkışında otobüs durağın karşısında bir Tekirdağ köftecisi var. İş için o civarindaydım, birilerine sordum nerede yesek buralarda diye, bu Tekirdağ köftecisinin iyi bir yer olduğunu, temiz aile ortamı olduğunu söylediler. Orada yedik, köfte, pilav ve piyaz ısmarladık. Piyazın üstünde domates ve salata geldi. Ortaya salata ısmarlamayı düşünmüştüm, ısmarlamamıştım, piyaz öyle gelince çok sevindim. Köfte güzeldi, bir de köfteleri ızgarada pişiren adam sonradan dört köfte daha getirdi. Ayran içtim, çay da içtim, doydum, hatırladığım kadarıyla 12 TL tuttu.