All posts by laden

Özgür Şef’te pazar keyfi

Bilen bilir pek etle aram yoktur aslında. ancak etrafımda kurabiye canavarının etçil haliyle dolaşan 4 kasap olunca, yolumuz “et”e düştü. Ataşehir’deki özgür şefin kapısından içeri attık kendimizi. Dükkanda menü yok. Biz ortaya söyledik. önce sucuk, sosis ve köfte geldi ortaya. yanında pek leziz salatalar. sosisler uzun zamandan beri yediklerim arasındaki en iyilerdi. yanlarında getirdikleri ekmekler tazecik, böl tahıllı. ardından yine ortaya 2 antrikot ve 1 lokum söyledik. lokum, t-bone’dan yapılıyormuş. hakikaten lokum :) çok su, 3 kola, 1 ayran… aslında iyi şarap kavı varmış gibi görünüyordu, ancak biz zaten bir gece önceden kalmaydık, pas geçelim dedik. ardından ben bir americano söyledim. beyaz şekerle servis ettiler. nazar boncuğu olsun :) hızlı servis, güler yüz. hepsine 210 lira verdik. et-yerler, pek beğendiler. ben de kendi cahilliğim içinde hiç fena bulmadım doğrusu …

+ profiterol’da hepsi güzel…

Bu eve servis işinin iyice suyunu çıkardım tahmin edebileceğiniz üzere… malum tez yazıyorum bahanesi en iyi… tez yazarken hem motivasyonum, hem de kapasitem artsın diye tatlı ödülleri veriyorum kendime. gerçi bu ödüller kilo olarak kalıcı oluyorlar ama… neyse canım tez bir bitsin…
kendime tatlı ödülü peşinde koşarken nutella’dan daha sofistike, ama aynı zamanda yeme zamanı bana ayarlı ne yesem diye dolanıp dururken toprak (birlikte yaşadığımız köpeğimiz) sayesinde karşılaştım + profiterol ile. + profiterol akyol yokuşunun yukarısında sağ tarafta küçük bir dükkan. Küçük olduğu kadar özenli, keyifli ve güleryüzlü. Evlere servisleri var. Gidip orada da atıştırabilirsiniz, dilerseniz alıp elinizde de hapur hupur yiyebilirsiniz. ben ekler ve profiterollerini defalarca mideye afiyetle indirdim. bildiğim kadarıyla sütlü tatlıları da var, ancak ben henüz onları tatmadım. Servis ister dükkanda, ister eve harikulade. Gelelim lezzetine: efendim, bir çikolata ve türevleri düşkünü olarak uzun zamandır bu denli keyifle yediğim ilk ekler. yumuşacık, ağızda ne yağ tadı kalıyor, ne de zamanı geçen eklerin bıraktığı o ekşi tat oluyor. + profiterolü keşfetmeden önce Gezi’den yediğim son eklerden sonra korkarak ısırıyordum eklerleri. artık böyle bir korku yok…
Hem siyah, hem de beyaz çikolata ile yapıyorlar eklerlerini. ben siyah “çuku”latacıyım…
Profiteroli de çok leziz. Öneririm. Son olarak hem elleri bol, hem güzel malzeme, hem de ucuzlar.
8 küçük ekler 5 lira, bir dolu kap profiterol 5 lira.

Nizam’dan eve söyledik…

Epeydir yazmıyorum… Her keyifli yemekten sonra elim gidiyor, ancak çok “ballandıracağım” diye korkuyorum. Her keyifsiz yemekten sonra da elim gidiyor, ancak o zaman da haksızlık etmeyeyim diye yazmıyorum. Kısaca uzunca zamandır yazmıyorum…
Gel zaman git zaman eşref vakti geldiğinden herhal, bu sefer yazayım dedim. Bir zamandır evdeyim, doktora tezimi yazmaya çalışıyorum, bu yüzden kendime ceza verdim. Dışarı çıkmıyorum. Bu durumda yemek yemek için üç şansın oluyor. Birincisi kendin pişirirsin, ikincisi eli güzel bir arkadaşın senin için pişirir ve sonuncusu yemeği dışarıdan söylersin.
Hazır bu ara dışarıdan yemek söylerken neden Yesek’e yazmıyorum ki dedim….
İlk yazacağım yer Nizam olacak sanırım. Nizam pide salonu taksim-beyoğlu civarında hem “pis” çorba içilecek, hem de pide yenebilecek hoş yerlerden biri. Pidelerini çok beğeniyorum, pek keyifle mideye indiyorum.
Ancak dahası var… Nizam’da günlük olarak değişen ev yemekleri de var.
Geçen gün bir mercimek çorbası, bir kelle paça, bir fırın köfte, bir pilav üstü kuru, bir musakka ve bir fırın sütlaç söyledik. Öncelikle yemekler sıcak geldi. “Zaten öyle olması gerekir…” demeyin. Zor bulunuyor. Ben ezogelinciyim aslında, ama mercimek çorbası da çok lezizdi. Kelle paça yiyen arkadaşım pek leziz olduğunu söyledi. Ev yemekleri tazeydi, kıvamı da çok yerindeydi. Kısaca hepsi ayrı lezizdi.
Dahası tüm bu yemekleri eve servis yapmak zor iş tahmin edersiniz ki… zira detayı çok. Acaba hangi biri eksik kalacak diye düşünürken şaşırtıcı derecede özenliydi. Mercimek çorbası için limon ve pul biber, kelle paça için daha siparişi alırken sorulan ve tam kıvamında eklenen sirke-sarmısak sos, pilavın üzerinde cömertçe konulmuş kuru fasulye, fırın sütlaç üzerine bolca fındık, sıcak pidesi, tuzu, karabiberi, peçetesi….
Bunların hepsine 29 YTL ödedik…

Kurtuluş son durakta ikamet eden Kebapçı Çavuş… :)

Kebapçı Çavuş Kurtuluş son durakta, Dolapdere’ye inen yokuşun başında kendi halinde bir yer aslında… Kurtuluş’ta otururken sıkça gittiğim, eve söylediğim; sonrasında da kebap yemek istediğimde yolumu oralara düşürdüğüm leziz bir mahalle lokantası. Geçenlerde yolumu yine oraya düşürüp içeri attım kendimi… Volkan’la içeri girince hazırlıklardan farkettik ki tam iftar saati… “Eyvah başıma Namlı’da gelenler yine olacak” derken güleryüzle buyur ettiler, hemen bir masa ayarladılar. Lafı gelmişken, çarşamba günü saat 17:30 gibi Namlı’ya gittim. Hazır Levent’ten geçiyorum, Namlı’ya da epeydir uğramadım, neden olmasın diye geçiyordu içimden. Kapıdan içeri girer girmez aynı hızla dışarı yollandım. İftar hazırlıkları olduğu için misafir kabul etmiyorlarmış, servis de yapmıyorlarmış. İftar hazırlığını anlarım, hiç itirazım yok. Ama Namlı kadar büyük bir lokantada, iftardan 1,5 saat önce servis yapmamak, konuk kabul etmemek, nasıl oluyor birinin bana anlatması lazım. Üstelik “iftarda masalarımızın rezervasyonu var, 1 saat için size bir masa verebiliriz” gibi bir alternatif de sunmadılar. Dahası oruç tutmuyor olmamız oldukça garip karşılandı… Neyse… Kebapçı Çavuş’ta önce az çorba içtik. Çorba Ezogelin… leziz… ardından Volkan kuzu şiş, ben de adana kebap yedim. Çorbadan hemen sonra ortaya salata ve çiğ köfte geldi. Çorbanın yanına gelen pideler sıcak sıcak… Ben Kebapçı Çavuş’un bulgur pilavına bayılıyorum. Yemeklerimizi bitirdik baktık bekleyenler var, hemen kalkalım da onlar otursun derken servis yapan arkadaş “bir çayımızı, kahvemizi içmeden gitmeyin lütfen” diye ısrar etti. Teşekkür ettik, alacağımız olsun dedik ve keyifle ayrıldık. Tüm yediklerimiz, yanında içecekler, şalgam ve ayrana toplam 27 lira verdik.

Ve yine Limonlu Bahçe…

Limonlu Bahçe uzun zamandır keyifli ev sahipliği yapan mekanlardan. Benim içinse İstiklal’de yemek dendiğinde aklıma gelen ilk 3-5 mekandan biri… Cumartesi akşamı gittik kuzenle. Kuzen Bahçe Kebabı yedi, ben de Meksika Soslu Piliç. Mutfağı için “en zengin” mutfak denemez; ama mutfaktan çıkan ve benim yediğim herşey çok lezizdi şimdiye dek. Bahçe Kebabı yoğurt, patlıcan ve köftenin tadında karışımı. Meksika Soslu Piliç ise hafif acı sevenler için birebir. Yanında bir sürü içeceği, bir sürü kahvesi ve tatlısı ile toplam 66 lira verdik. Ama en güzel tarafı cumartesi gibi kalabalık bir akşamda kocaman koltuklarda güleryüzle ağırladılar bizi. Ne yemeği boğazımıza dizdiler, ne de kalkalım diye gözümüzün içine baktılar. Kısaca pek bir hoştular…

Pidos’ta tiramisu

pidos2.jpg

Efendim, akşamlardan bir akşam “açım” diye Eren’i aradım. Tanıdık hikaye anlayacağınız… Nereye gitsek diye kafa patlatırken hem Taksim meydanına yakın, hem de sakin bir yer istediğimize karar verip kendimizi Pidos’ta bulduk. Menüdekilerin isimleri bile “ben çok leziz olacağım” hissi verdiği için yemek seçimimiz uzun sürdü biraz. Sonunda iki ana yemek söyleyip paylaşmaya karar verdik. Dahası başlangıç söyleme hakkkımızı da saklamayıp, tepe tepe kullandık. Başlangıç olarak Caprese istedik. Caprese’nin yanına getirdikleri yumuşacık ekmekleri zeytinyağına banıverdim. Ardından ızgara somon ve deniz mahsullü linguini istedik. Hangi yemeği kim söyledi yazmayacağım, çünkü kesinlikle mülkiyetçi bir yaklaşımdan uzak hepsinden yedik. Somon, hele de ızgara olanı benim uzmanlık alanım değil. Tadı güzeldi deyip geçiyorum. Ama makarnanıyı biraz anlatasım var. Hem makarnası çok lezzetliydi, hem de sosu doğru kıvamı yakalamıştı. Ne çok domatesliydi, ne de çok sulu. Ayrıca makarna ve sos oranı çok kıvamındaydı. Gelen tabakta sosun arasından makarnayı ayıklamaya çalışmıyordunuz. Son olarak “çok yedik” “evet, evet, çok yedik” cümleleri havada uçuşurken tiramusu söylemeden edemedik. Lakin vicdanımızı rahatlatmak için tek tiramusu ve çift servis aldık. Tiramisu’nun hafif ve çok leziz olduğunu yazmalıyım. Tiramisu’nun yanında da filtre kahve istedik. Her ne kadar servisi, makarnası ve tiramisu’su ile ne keyifli yer hissi bıraktıysa da, en güzel süpriz filtre kahve ile geldi. Filtre kahve, filtre kahveydi. Americano değil, partikül değil… filtre kahve… harika. Hepsi, liste uzun olduğu için hatırlatayım, caprese, deniz mahsullü linguini, ızgara somon, tiramisu, filtre kahve ve diğer içecekler 78 lira.

evet evet… çok yedik… Helvetia’da…

Akşam “çok açım” nidaları ile Eren’i bezdirip, yola koyulmamızı sağladım… Midemden gelen gurultular eşliğinde Tünel sokaklarında yer beğenmeye çalışırken kendimizi Helvetia’ya atıverdik… Nereden başlasam, nasıl anlatsam… Ben sütlü domates çorbası, eren ise mantar çorbası ile açılışı yaptı… Hem kocaman, hem de her ikisi de çok lezizdi. İçeri girer girmez açık mutfaktan yayılan harika kokular iştahımızı açtığından olsa gerek, çorbalardan hemen sonra bezelye, ıspanak ve körili tavuk söyledik. Körili tavuk yanında tereyağı pilavla servis ediliyor. Tavuk güzel, lakin pilavın da altında kalır yanı yok. Bezelye ve ıspanak ise “anne mutfağından” çıkmış kıvamda… O kadar çok yedik ki bir ara sağdan sola dönmekte zorlanıyorduk. Üzerine ben çay, Eren papatya çayı içti… Güleryüzlü ve özenli servis, insana “iyi ki geldin!” diyen bir ortam… Kısaca keyifliydi Helvetia’da yemek yemek… Dahası su bedava, ekmek bedava (bazı yerlerin tersine…) az masa ve doluluğa rağmen kimse “hadi gitsene artık” bakışları atmıyor… Üstelik yukarıda saydıklarımın hepsi 29 YTL….