Arka Bahçe’de sıcak kahvaltı tabağı

İşte ben böyle yerleri seviyorum. Vaktiyle çok popüler olup, sonradan özellikle gelen müşteriden dolayı hafif bozulmuş, havası kaçmış olmasına rağmen o kalabalıktan kurtulup kendi rayına oturan, zamanla güzelleşen yerleri. Bahçe daha önce de bu kadar güzel miydi? Havuzun sesi böyle dinlendirici miydi? Yaz akşamı soğukmuş, polardan kocaman şallara sarınmışız, yemekler harika değilmiş, pek umrumuzda değildi. Pazartesi akşamı yani sakin olması da mühim bir veri bu noktada. Ece ve Yiğit bira mira içerken, sigara böreği, sezar salatası yerken ben gece gece sosis, yumurta, patates ve kahveyle kahvaltı yaptım, çok da mutluydum! Tüm hesabı hatırlamıyorum ama 5 adet sigara böreği 10, sıcak kahvaltı tabağı 15 liraydı.

Bolu Et Lokantası’nda ıspanak

Ben kahvaltı ettikten bir, bilemediniz bir buçuk saat sonra gittiğimiz için sadece yoğurtlu ıspanak yedim. Selçuk’sa kadınbudu köfte ve makarna. Makarnası yağlı değildi, üstelik daha saat 12 olduğu için de kurumamış, bana göre değil yani! İki de suyla 7 lira. Zeytinyağlı enginarda, kabak yemeğinde, taze fasulyede gözüm kaldı. Etlere bakmadım bile.

Porto Antico’da sebzeli foccacia

Yeni açılmış yer diye yazmamak gerek ama maden Kanyon’a açıldığı haftanın Pazar günü gitmek gafletinde bulundum–ki bence sırf çok çok kalabalık olduğu için ilginçti–ve havamı atmamış olmayayım. Porto Antico, sempatik bir dekoru var, foccacia yapıyorlar çeşit çeşit. Üstleri öyle bir süslü ki pizza aslında ama with a twist. Ben sebzelisinden yedim. Prosciutto ve peynirlisinden yiyen Aslı, durdu durdu bitirdikten sonra “vasattı benimki” dedi. Ben o noktaya kadar konduramamıştım, doğru birşey söyledi. Üç beş aya görürüz. Sebzelisi 14 liraydı.

Çınar Büfe’de dilli kaşarlı

“Denemek istediklerim” listemde “Nişantaşı’ndaki büfe” diye yazıyor diye gittim, Emel’i ziyaret etmeden önce. Bir yerde bir ennn listesinde vardı adı. Nişantaşı’nda ne otururken ne de çalışırken şereflendirmek aklıma gelmişti. Halbuki hep doludur, iş yapar falan. Ennn miydi bilmiyorum ama dilli kaşarlı tostu da greyfurt suyu da iyiydi ne bileyim. Düzgün büfe işte. Nişantaşı için de 5 lira normal.

Gözde’de kiremitte et

Suat, Onur, Şule, Gönül ve Eren kiremit tava yemek istiyor. Gözde’de kiremit tavalar yarım saatte pişiyor. Dolayısıyla önceden telefon edip sipariş etmeleri gerek. Köfte olmadığı için etli veya tavuklusundan sipariş edebiliyorlar. Dört etli bir tavuklu sipariş ediyorlar. Herkes az çorba içti. Gönül az çorbanın ne demek olduğunu bilmiyor. Demek ki tavukluyu sipariş eden kim?

Park Cafe’de orman kebabı

Şimdi havalar ısınınca terası da tam teras oldu Park Cafe’nin, şaşıp kalıyorum hala cılkı çıkmamış olmasına. Taksim şurası halbuki. Selçuk’la öğle yemeği yedik terasta. Ona spagetti bolonez, bana orman kebabı, ortaya mısırsız Akdeniz salatası. Garsonumuz da acaip takılma havasındaydı. Su istedim “viski mi?” dedi, Selçuk kola istedi “votka?” dedi. Espresso içip hesabı şişirdik. 40 ya da 44 lira.

Giritli’de bir yaz akşamı

Tadı damağımda kaldı Giritli’de yediğimiz yemeğin. Pazar akşam üstü sakin olmasının, güzel bir avluda olmasının, Ufuk ve Emi’yle güzel güzel muhabbet etmenin, genel zerafetin, yemek çeşidinin, düzgün servisin tadı kaldı. Onbeş çeşit meze ile başlayan fiks menüde neler olduğunu aşağıda sayıyorum, tadı güzel diye aklıma kalanlarsa şunlar: pilav, tarama, girit mezesi, ızgara ahtapot ve vişneli ekmek. İnternette gezinince anlaşılan şu ki mezeler arada değişiyor ve fiyatlar her sene beşer onar artıyor. Güzel, güzel bayağı güzel.

Bizim yediğimiz fiks menü: Deniz mahsüllü arpa şehriyeli ılık pilav, közlenmiş kırmızı biber, fava, tarama, közlenmiş patlıcan, köpoğlu, girit mezesi (yeşil zeytin ve peynirden), nar ekşili patates salatası, deniz börülcesi, radika, çiğ balık, bombay fasulye, bir tane daha patates mezesi, fasulye turşusu, kuru börülce salatası, midye dolma, salata, ara sıcak olarak ızgara ahtapot, minicik otlu peynirli pide, kalamar tava, ana yemek olarak asma yaprağında sardalye ve orfoz şiş, tatlı olarak dondurmalı vişneli ekmek. Rakı, şarap sınırsız. Adam başı 65 lira.

www.giritlirestoran.com

Harvard Cafe’de sufle

Birşey içip de yolumuza devam edelim deyip oturduk bahçesine. O ister istemez “e, beslenme saati de gelmiş”e döndü. Derken yağmur yağacak diye tüm masa sandalyelerin üstünü örtüp bizi içeri taşıdılar. Yavaş olduğunu hatırladığımız servis, taşınma bahanesiyle çok daha yavaş hale geldi. Bunca zamandır iş yapan yerde bu kadar çok çalışanla yavaş ve karışık servis yapmak da bir yönetim harikası bence. İki su bile geliveremedi. Ne Zeynep’in köfteli sebzeli salatası, ne de benim patlıcanlı pennem gecikmeyi unutturacak düzeydeydi. Baştan çikolatalı sufle ısmarlamayı akletmiştik en azından. Bahçesinin güzelliğinden, menüdeki bir iki ilginç yemekten dolayı heyecanlanmıştık halbuki. Hatta listeye almayı bile aklımdan geçirdim başta. (49 lira)

Ayvalık Tostçusu’nda kaşarlı-tavuklu

Ayvalık TostçusuResimdeki 2 hatayı bulunuz! İstiklal’de İstanbul Barosu’nun yürüyüşü yarıp bir ara öğün için Ayvalık Tostçu’sunda resimde görülen tost ve portakal suyunu ısmarladım. Yerken dayanamayıp resim çektim. Hatalar şunlar: 1) resmin dibi flu, olabilir, bir iddiam yok. 2) Tostu sadece kaşarla bastırıp tavuk, domates ve kıvırcığını sonradan koydular. Halbuki kaşarı, didiklenmiş, zaten kuru olan tavuk göğsü parçalarını ve domatesi beraber bastırsalardı, öylesine bir sandviç değil, bayağı güzel bir tost olurdu. (5,5 lira)