Umut Ocakbaşı’nın cacığı ve ezmesi

Emel benim yemeğe meraklı olduğumu söylediği için mi, gerçekten çok seçici olduğu için mi bilmiyorum ama Haluk Bey cacığın bir şeye benzemediğini ve çok kötü olduğu için en son gelen arkadaşı Ergin’e ezmeden teklif bile etmeyeceğini söyleyince, bir an şaşırdım. Yoksa ben yeterince seçici değil miydim de beğeniyordum burayı? Ama zaten buradan beklentimiz daha fazlası değil ki. Cacığı cacık değil, hıyar eklenmiş yoğurt olarak görmüştüm. O domatesli ve acılı şeyin hiç ezme olabileceğini düşünmemiş, başka ezmelerle karşılaştırmayı hayal edememiştim.

5 kişi: Emel, Haluk, Selçuk, Ergin, ben. 4 sebzeli, 1,5 ciğer, 2 kanat, bir büyük, 2 bira. 125 lira.

Meşhur Sultanahmet Köftecisi’nde köfte

Selim Usta’dan sonra burada tekrar yiyince, köfteleri arasında çok büyük fark olmasa da buranın genelde daha iyi olduğunu çok daha iyi görüyor insan. Hele Selçuk’un da benim de açlık kan şekeri düşmüş, karşılıklı sinirli halimize çok iyi geldi.

Anne, Selçuk, ben. 3 mercimek çorbası, 3 köfte, bir piyaz, bir irmik tatlısı, 3 su, 3 çay. 36 lira.

Özkonak’ta karnıyarık

Nedense Zeynep’le saat ikide evden çıkıp, o yağmurlu havada Piyerloti’ye gidip, yeni açılan teleferiğe binip, çay içip, 3:30 kadar Kabataş’a varabileceğimi hayal edip taksiye bindiysek de trafikten dolayı Fındıklı’da vazgeçip Boğazkesen’i gereksiz yere çıkıp geri indikten sonra şoföre kendimizi Cihangir’e bıraktırdığımızda, hızla birşey yemek gerekiyordu. Aynı yerde dolandığı için sinirlenme salaklığında bulunan şoföre benim daha da sinirlenmem kan şekerimin düştüğünü gösteriyordu. Ama Özkonak’ı akledebildim. Zeynep çıtırlığı bilip az karnıbahar ve az tas kebabıyla yetinirken ben karnıyarık ve pilav aldım. Yağlıydı biraz karnıyarık. Çay içecek zaman kalmadı. Üstüne üstlük Kabataş’ta danışma kurulu toplantısı benim yüzümden onbeş dakika geç başladı. 11,5 lira

Loft’ta sufle

Kitap fuarına vardığımızda acıkmış olmak sebebiyle. Seha, Emin, Zeynep, ben. Karalahana dolması, sebzeli fettucine, somonlu papardelle, çikolatalı sufle, zencefilli ve dondurmalı creme brulee (yine aksansız). Emin, John Freely’le konuşmaya fuara dönünce biz üç kıza bir şişe Karmen. 99 lira. Dolma Seha’nın hatırladığı ve ısrar ettiği gibi pek lezzetli. Creme brulee‘nin şekeri bile önceden yakılmış (bu özellik gerekli sayılıyor mu?) ama en azından ince. Sufle sinful. Hava yağmurlu. Loft erken kapanıyor. Manzara güzel. Buradaki Loft’ta nihayet birşeyler yediğime memnunum. Seha’nın yüzünü görebildiğime daha da memnunum.

Spazio’da dana eti

Ben aslında çok şey beklemiyorum. Ama Spazio gibi şık şıkıdım bir yere gidip yine birşeylere kusur bulmaktan kendimi alıkoyamayınca, “gurmeci” damgası yeme riskini taşıyorum. Annemle AKM’deki Cuma akşamı konserinde Haçaturyan ve Şostakoviç’ten bayılıp dışarı çıkınca, aklımıza yatan, uzak olmayan, yer olabilecek olan Spazio’ya yürüdük. Siparişleri alıp iki küçük bruschetta ve pizza fırınından o anda çıktığı belli olan grissini şeklinde ekmek getirdiler. Çalkarası roze şarabımızı getirdiler. Bruschetta‘ların üstünde domates ve azıcık fesleğen vardı. Ama. Ama, ama. Madem sadelikten, temel malzemenin ön plana çıkarılmasından yanalar, o zaman o domatesler neden pembe idi? Saray Muhallebicisi’ndeki söğüş domatesin pembe olmasına laf ederken, zaten gereksiz pahalı olan burada ana malzemesi taze domates olan birşeyin domateslerinin harikadan aşağı olmasını doğrusu mazur göremiyorum. Gerçekten de zor birşey değil bence bu! Anneme gelen Milan usülü pirzolayı, yani şnitseli ve bana gelen hafif acılı deniz mahsüllü güveci beğendik. Haklarını yemeyelim. Ardından şımarıp üstü nar taneli mascarpone creme brulee (yine aksan yok) istedik. Nar ve mascarpone uygun varyasyon yaratmış olabilir ama Taps’te yediğimiz seferde Zeynep’in yaptığı yorumların aynısını yaptı annem: “Kremasını belli ki daha önce yapmışlar, dolapta duruyormuş” ve “Benim bildiğim, çok daha ince olmalıdır.” Felsefe derslerimde bu tür şeyler öğretiyorlardı: Bir tatlının creme brulee olarak tanımlanabilmesi için gerekli ve yeterli özellikler nedir? Vazgeçilemeyecek iki özellik krema kısmının soğuk olmaması ve ince olması demek ki (ama yeterli değil). 75 lirası şarap olan 160 liralık hesabı, menüdeki 300 lirayı da aşan şarapları ben fazla pahalı buldum. “Gurmeci”ler, görmemişler ve şirketine fatura edebilecek olan danışmanlardan başkası içmiyordur inşallah bu şarapları.

Niyazibey’de Niyazibey kebabı

Bel ağrısından dolayı evden çıkamayan Esin’e hasta ziyaret yapmak niyeti ile Emel’le karşıya geçtiğimizde ikimiz de bayağı açıkmıştık. Fenerbahçe’nin oralarda olduğumuz için, hala duruyor mu bilemesem de Önce Yemek ve Kahve’yi önerdim ama o tarafa sapmak ters düşecekti. Biraz ileride Niyazibey adlı bir kebapçı olduğunu söyleyince Emel buraları bu kadar iyi bilmeme şaşırdı haliyle. Ama buralardaydı işyerim eskiden. Niyazibey’i de aslında hiç denememiştim ama iyilerinden diye geçindiğini biliyordum bir şekilde.

Perde pilavı görünce dayanamadık aldık. Bir de çoban salata olsun istedik. Fırınları bozuk olduğundan pide sipariş edemeyince ikimiz de Niyazibey kebabı istedik. Niyazibey kebabı, aslında iskender kebabı demek. Hem de özel mi, spesiyal mi ekstra mı ne, öylesinden. Üstüne közlenmiş patlıcanla. Emel önce tuzu için iki ayran içip bir de üstüne biberden yanınca pek dokunamadı kebabına ama ben afiyetle yedim. Lezzetliydi, iskender meraklıları kıskansın. Eti yumuşak başka kebaplardan birkaç parça koymuşlar ekstra olsun diye. Emel ödedi sağolsun ama tamamen profesyonel sebeplerden öğrendim 54 lira tuttuğunu.

Közde Kebap’ta ortaya karışık

Dano’nun terasının siftahını yapmadan önce, hemen köşedeki kebapçıda kendimizi doyuruvermeye niyetlendiysek de bayağı bir oturduk. Zeynep ve Dano biz gelmeden başlamışlar siparişe, Selçuk ve ben de devam ettik. Ezogelin, gavurdağı, yeşil salata, çoban salata, içli köfte, lahmacun, kıymalı pide harcından lahmacun, köz patlıcan üzerine kaşar, üstü doğranmış domatesli kebaplı Ali Nazik (başarılı) geldi ve hepimiz hepsinden denerken Dano’ya şalgamı, “yemeğin salçalısı, kadın kalçalısı,” “balık eti” gibi deyimleri anlatmaya çalıştık. Derken deyimler birbirine karıştı, yemekler bitmedi ve çaylar geldi. Selçuk’un gözü doymadı baklava ısmarladı ama pek değmedi. Utana sıkıla kalanları paket yapmalarını istedik. Dano zırt pırt ısmarlasın diye ona menü aldık. Sonuçta yağmur olduğundan terasını şereflendiremedik, salonda yaptık geyiğimizi. (36 lira)

Özkonak’ta ekmek kadayıfı

Bu öğlen Özkonak’a gitmekle şunları öğrendik: Öğlenleri (saat ikiye geliyordu) bayağı kalabalık oluyormuş ve tatlıları özellikle iyi. Selçuk az pilav ve az nohuttan sonra bu tam kıvamında kadınbudu köfte yedikten, ben sebzeli tavukla başlayıp, en az üç kere sipariş ettikten sonra gelen çoban salatayı yedikten sonra ekmek kadayıfı ve çay istedik. Bu arada Selçuk yan masadaki esmer Fransız kızı kesip, kızı güzel yapan ve sevimli yapan unsurları ayrı ayrı analiz etti. Ekmek kadayıfı, geçen seferki kazandibi gibi tam ayarında, harikaydı. Şerbeti fazla ağdalı ya da tatlı değil, ekmeği Bodrum süngerine benzemiyor, kaymağı fazla değil. Selçuk da kızı bu minvalde inceledi, kendi anlatsın. (19 lira)

Umut Ocakbaşı’nda sebzeli de sebzeli

Amaç Dano’yu ocakbaşı kültürüyle tanıştırmak. Dört kişiyle başladık: Dano, Zeynep, Selçuk, ben. Önce Ceylan geldi, sonra Giray geldi. Bayağı daha sonra Aslı ve ispanyolca kursundan arkadaşı Burcu geldi. Müdavim Barış, başka bir arkadaş grubuyla takıldığından sadece merhaba dedi. Sürekli yemek ısmarlamakla birlikte bir kebap onca kişiye bölününce pek birşey anlamıyor insan. Bir de Ceylan’ı doyurmak ne zormuş öyle! Sofraya bol şiş, sebzeli, acısız sebzeli, urfadan birer ikişer geldi. Ama diğerlerinden gelmiyor, bir soğan piyazı, bir tabak maydanoz ve iki büyük rakıyı bitirebilmemiz için gereken suyu, buzu getirttirene kadar göbeğimiz çatlıyor. O kadar uzun oturduk ki ilk defa meyve tabağı da geldi. Bu arada Dano pek heyecanlı, fıldır fıldır etrafa bakıyor, Türkçe deyimlerin komik tercümelerini takip etmeye çalışıyor ve dönüp dönüp ocakbaşının arkasındaki ustayı seyrediyor hayranlıkla. Sonunda herkesi kaçırdıktan sonra Zeynep, Dano, ben birbirimizin kahve falına bakıyoruz. Görevimizi başarıyla yerine getirmiş sayılıyoruz galiba. (235 lira, 8 kişi)

HD’de iskender

Selçuk’un İskender aşermelerinden biri. Kalktık, Metrocity’e gittik. Tam öğlen yoğunluğunun azalmaya başladığı bir saat, 2 gibi. Bir ve bir buçuk porsiyon iskender, salata, turşu ve şıra ısmarladık. Servis harika işleyen Fordist bir düzen. Masa silen adam, sipariş alan garson, içecekleri dağıtan adam, ana yemekleri dağıtan garsonlar, tereyağ döken adam hep farklı adamlar. Siparişleri pos’la alıyorlar, ona göre tıkır tıkır geliyor yemekler. Bu veriyle bir Perşembe günü öğlen saat 2’de kaç tane bir buçuk ısmarlanacağını da tahmin edip mutfakta sipariş beklemek hazırlamaya başlıyorlardır. Takdir ettim. Salata kocaman, zengin. İskenderler harika olmasa da iyi, Ankara usülü incecik yapraklar halinde. Çaylar seri bir şekilde geliyor. İyi yemek ve servisi food court‘a uyumlu hale getirmeyi becermişler. Bu sayede fiyatları da astronomik değil.