Emirgan’da çikolatalı dondurma

Henüz altına ekleyecek çok şey olmasa da Dondurma diye bir kategori eklemeye karar verdim çünkü bir, Dondurmam Gaymak‘ı yeni seyrettim; iki, Kurtuluş caddesi üzerinde bayağı çok dondurmacı olduğunu farkettim ama henüz hiçbirini şereflendiremedim; üç, Emirgan’da adının Çınaraltı olup olmadığından emin olamadığım için beni aşağılayacağınız çay bahçesinde mevsimin ilk dondurmasını yedim. Çikolatalısını sevdim–ki çocukluğum boyunca yediğim iki top dondurmanın biri hep çikolatalı olmuştur. Çileklisinin tadı eksikti.

Hah, bir sebebi daha vardı. Dün akşam Beşiktaş’ta iki kikirik kızın Burger King’den dondurma aldıklarını gördüm. Tam “ya buralarda düzgün dondurmacı vardır, bu salak şeyi niye alıyorlar ki?” diye düşünüyordum ki, iki dükkan ötede, evet, evet, iki dükkan ötede, İtalyan tipi Roma dondurması satan dondurmacı vardı. O anda algım seçici olmasaydı kaçırabilirdim korkarım.

Öyleyse hodri meydan. İstanbul’daki hakiki dondurmacıları dökün ortaya. Nerede hangisinden yenir bilelim. Sadece dükkanın fotoğrafını çekip yollayın mesela, o da yeter.

Numnum ve Smyrna’da patates, sosis, yumurta

Atakan benden önce buluştuğu arkadaşlarıyla pizzaları, biraları götürmüş. Numnum’a oturduğumuzda, “paylaşırız bir yemeği” dedi. Benim paylaşacağım ne malum, demedim. Demeyip patates salatalı sosis ve yumurta tabağı istedim. Dana sosisleri büyüktü, güzel kızarmıştı ve tavada pişmiş bir adet yumurtanın zaten özelliği olamazdı kabul ediyorum ama patates salatası kötüydü. Patatesi sert, sosu hardallı tatsız birşey. Miktarı da ehhti. Kızarmış patates kovasında hamburger, tıkabasa club sandwich veren Num Num’a uygun bir miktar değildi yani. Adı nedense brownie’li sundae olan brownie‘lı kup yiyince brownie‘si Amerikalımızından olur alınca affettik, unuttuk. Ve fakaaat, iki gün sonra Laden’le Smyrna’ya gidip aynı paraya çok daha iyi bir patates, sosis, yumurta üçlemesi yiyince, hemen ortaokul-lisedeki compare and contrast ödevlerini hatırlayıverdim. Menüde iki göz yumurta yazıyordu, onun yerine scrambled eggs istedim dolayısıyla haksız avantaj kazandırmış olabilirim. Ama kocaman dolu dolu bir tabak geldi. Bunun da bu sefer sosis çok dandikti. Yumurtası da kızarıp da baharata bulanmış elma patatesi ve sosisi de tam pisboğazlık moduma göreydi. Ayrıca dışarıda oturup “kimse neden bana bakmıyor?” modundaki artizlerimizi izlemek de eğlenceliydi. İki yerde de 14 küsur lira. Arka Bahçe’de geçen yaz 15 liraymış.

Ben de Büryan yedim

Şeref BüryanRakip yer de ben yiyemez miyim? İMÇ’ye yolum düşer düşmez gittim teftişe. 1 porsiyon az yağlı büryan kebabı, 1 ezme, 1 ayran, 1 su, 1 çay eder 9 ytl. Büryan gerçekten yumuşacık ve hiç ağır değil. Ezme acısız, tam bana göre. Ayran cızlı ama hafiften fazla sulu. Çok ilginç; dışı bakır kalaylı kase içinde, kepçeyle geliyor, kepçeyle içiliyor. Bence listeye eklenebilir. Şeref Usta, garsonlar ve memleketli müşteriler benim anlamadığım bir dil konuşuyorlar kendi aralarında.

Il Porto’da Manzara

Etiler – Bebek – Arnavutköy üçgeninde italyan yeme kararı alınca ilk öneri Da Mario’yu daha önceki kötü anılarımdan dolayı şiddetle veto ettim. Bunun üzerine daha önce bir kez gidip idare eder yediğimiz Il Porto dedik.

Öncelikle manzaranın muhteşem olduğunu söylemem lazım. Mucizevi bir şekilde (Seha yüzünden heryere geç gideriz) ilk gelen biz olduğumuzdan manzaraya bakarak bir adet Gusto içtim. Şu aralar favori biram. İkincisi de Efes Fıçı.

Konumuza dönecek olursak… İtalyan restoranı menüsünde nedense “Tay Salata” vardı. Merak ettik sorduk, garson bilemedi, gidip içinde kuşbaşı et olduğunu öğrendi.

İstediğim şarabı beklerken başkası geldi. Kalmamış.

Önden yediğim jambon ve kavunun kavunu rezildi. Üstünde nedense yeşil otlarla geldi.

Yediğim penne özelliksizdi. Hatta şimdi düşününce neli olduğunu bile hatırlayamadım. Yandaki pizzadan otlandım o güzeldi bak.

Müskülpesent olmamaya çalışıyorum ama bu kadar pahalı bir yerin yemeği ve servisi de düzgün olmalı diye düşünüyorum. Anlaşılan kazığın sebebi manzara imiş.

Manzara için gidecek başka yer bulmanızı tavsiye ederim.

Şarapla beraber adam başı 100 lira verdik. İçime oturdu.

Süngercilere müjde!

Süngerci herhalde bakmış marina girişinde pizzacı tutuyor, bir tane daha açalım bari demiş. Daha önce 2 yaz Bitez’de işletmiş ama Turgutreis’teki yaz kış açık olacakmış. 1 balık çorbası, 1 domates çorbası, 1 Çökertme kebabı, 1 pizza (mantar jambon soğan biber), 1 şarap, 1 kola, 1 ayran, 60 ytl. İsmi Sünger 1 olmuş ve kağıt amerikan setlerindeki resim de orijinalinkinden farklı (onda emek teknesinin resmi var, bunda başka). Peder “en azından bir müşteri kazandılar bile” dedi!

Despina’da patates kızartma

Despina

Öğrendim Despina’nın yerini. Biri bahsetmişti, sonra da Tuba adını duymuş, yerini bana sormuştu. Eşref saati bugünmüş. Kurtuluş son durakta Carrefour’un yanından girilen sokak üzerinde. Tabelası lacivertli sarılı Efes Pilsen logolu, Despina yazısı tam şu anda gözünüzün önüne gelen puntoda.

Hem giriş hem tüm avlu sarılı siyahlı eski usül karolardan. Rengi de deseni de yeni eskilerden farklı, orijinal. Girişin hemen solunda kocaman oda. Belli ki kışın orası iş yapıyor sadece. Holü geçince üçgen avluya çıkılıyor. Avlunun solunda fıskiye, sağında duvar, karşısında çardak altında masalar var. Çardak altı değil balkon demek daha doğru belki çünkü önü diğer binalar göre daha yüksek açıklık. Yağmur yağmasa avluda da masalar olacak belki.

Meyhane burası. Rakı, meze ve fasıl grubu. Büyük doğumgünü grubu da var, “dostuyla” gelmiş adam da var, kankalar da var, bizim gibi iş arkadaşları da var, bizim gibi olmayan iş arkadaşları da. Bizim gibi olmayanlar gömlekli olanlar. Bizim grup bana tek tek dövmelerini gösteriyor, fasıl grubundan hangi parçayı isteyeceğini bilmiyor. Alper iş arkadaşlarının fikirlerini sömürüp bir rapor yazmış, sonra aldığı parayla bunları bir yemeğe götüreyim demiş. Aa, bir de yaşlı bir çift vardı, dünya tatlısı. Yaş seksen küsur. Evde yemek pişirmeye üşenmişler belli ki. Efendi bir saatte kalktılar zaten.

Standart meze çeşitleri. Ezmesi fena değil. Kuzu ciğeri harika. Izgara köftesi, şişi, pirzolası var. Şişte şimdi kesinlikle anlatmayı beceremeyeceğim tad var. Tahminen marine ve ızgara ediş şeklinin bir kombinasyonu olan, hem çok standart hem de bana çok nostaljik gelen bir tad. Son darbe patates kızartması. Elde kesilmiş. Bazıları fazla kalın, içi pişmiş ama tatlı. İnce olanları çıtır. Çok yağ içmemiş. Vaktiyle Marmaris’te ev ararken, bir apartmandan gelen patlıcan kızartma kokusu o kadar etkilemiştim ki, merdivenlerine oturuverecektim. “Neyse ne, ben bundan sonra burada bu hayatı yaşamak istiyorum” diye geçirmiştim içimden. Patates kızartması da aynı hissi verdi. Ben kızarmış patateslerin böyle olduğu bir yerde, zamanda yaşamak istiyorum.

8 kişiye iki Yeni Rakı’yla 220 lira.

Sini’de çilek kompostosu

Bir yere ne kadar çok gidersem, o kadar az yazıyorum. Arada yazmak lazım. Tipik bir öğlen yemeğiydi bugün Sini’de. Bana erişteli yeşil mercimek, az bulgur pilavı ve kaç seferdir aklım kalan çilek kompostosu. Bu kadar basit. Hayatta başka şeyler de bu kadar basit olsa?

Develi’de yenidünya kebabı

Oh, ben de yedim işte. En yakını diye Etiler’deki Develi’ye gittik. Bahçede oturduk. Sözde değil, özde bahçe. Masada, tişörtte börtü böcek dolaşıyor mesela. Kafama da dut düştü. Onu da yedim!

Girerken 7 kişinin falan bize “hoşgeldiniz” demesine yani garson bolluğuna rağmen süper bir koordinasyonsuzluk vardı. İlk gelen garson kim içli köfte, kim fındık lahmacun ister diye sormasına rağmen, önce fındık lahmacun, fıstık pide (minik pide) ve içli köfte geldi. Sonra galiba esas istediklerimiz geldi, onları teklif ettiler. Sonra üçüncü bir garson bir daha içli köfte teklif etti. Öyle çok karabiberli falan olmasa kırmazdım ama çok iş yoktu. Salata ve patlıcan salatası dışına birşey istememeyi becerdik. Yenidünya kebabı, kaburga ve karışık kebap yedik. Su içtik. Tatlı yemedik. Üç kişi 94 lira hesap verdik. Ben normalde bakmam hesabın detayına. 10 lira kuver ve % 10 servisle 18 lira “Etiler’desiniz, bahçedesiniz, maç da seyredebiliyorsunuz, susun oturun” kazığı çakmışlar. Eyvallah denir, ne denir?

Kaburga daha iyiydi yenidünya kebabından. Daha doğrusu sadece yenidünya kısmı ilginçti, kebabı fazla yağlıydı, ağır falandı. Yoksa yenidünya kebabını bu akşam Çiya’da yeme fırsatını teptiğim için müstehak mı?

Balıkçı’dan Balık’ta levrek

Geçenlerde Selçuk’la gittiğimizde, geç olduğu için ortalık boştu ve bizim aksi suratlı balıkçı geldi, habersiz fotoğrafımızı çekti. Bu sefer Onur’la gittiğimizde baktım asmış bile! Pek şeker. Yesek’e yazmanın kurallarını ihlal etmemek için de: ızgara levrek yedim.

Sekizinci sokaktaki Otto

Açıldığından beri merak ediyorum, acaba isim Otto Pizzeria‘dan ne kadar alıntı diye? Acaba Mario abi kızar mıydı? Gerçi niye kızsın ki? O ne de olsa lokantasının olduğu sokağın adını vermiş. Hem de Şeyhbender ismi zaten kapılmış.

Birkaç kere gitmişliğim vardı, yemeği her seferinde iyiydi, ama bu sefer gerçekten çok iyiydi. Roma pizzasını herkes çok sevmez, her yer de çok iyi yapmaz zaten. Burasınınki olmuş. İlk açıldığında Otto güzeldi, sonra popülerleşti, kalabalıklaştı, hoi polloi doluştu. Şimdi sanki o grup azalmış ve de mekan biraz daha oturmuş. Belki de Salı akşamı gittiğim için böyle düşünüyorum?

Eren’le Laden’in paylaştığı pizzanın adını hatırlamıyorum ama bu ikili olsa olsa Dolce Vita türevinde isimli bir pizza yemişlerdir. (gerçi yarısını ben tırtıkladım ama…) Giray gelince lazanya istedi, 1.5 pizzadan sonra bir çatal bile alamadım ama görünüş ve koku itibarıyle o da olmuş; Giray da onayladı.

Yan masadaki dg toplaşmasından dolayı biraz gürültümsü olması ve artık midelerimizin tok olmasında dolayı hadi kaçalım diyip çıkışta 0.5 sahibe teşekkür ve ellerinize sağlık dileklerimi iletip pizzalarını bi güzel yağladım.