Don Pietro’dan pizzalar

Emel bize geldi film seyretmek için. Yemek olayını atlatmak için Don Pietro’ya bir şans daha tanıma hakkımızı kullandık. Giray’ın geleceğini öğrenince hemen telefon edip bir pizza daha istedik ki bu hiç geciktirmedi siparişin gelmesini. Üç pizzanın biri ıspanaklı (Kay’s Special Pizza), biri bacon, domuz jambonu ve domuz fümeli (Pizza Piggy) biri de dana jambonlu calzone (Calzone 1) idi. Bir de Kay’s’den bir salata getirmelerini istedik. Hepsinden memnun kaldık. Selçuk, bence esasen hasret kaldığından, Piggy’e bayıldı. Oturma odasını şereflendirmiş olduk bu vesile ile. Adını hatırlamadığım bir “coming of age” filmi ve Sex, Lies and Videotape‘i seyrettik.

Akçaabat Köfte ve Piyaz’da köfte ve piyaz

Nişantaşı, Pangaltı, Osmanbey civarlarında gezinirken acıkanlar için iyi bir yer aslında burası. Varsa yoksa Trabzon ve Akçaabat fotoğraflarıyla kaplanmış. Özelliği olan Akçaabat köftesi güzel birşey. Selim Usta’nın köftesinin tanesi 1 lira diye dalga geçiyorduk. Burada 7 liralık porsiyonda 5 tane var! Piyazı da iyi hoş ama kıvırcıklı, havuç rendeli, yumurtasız halini Yurdakul amca aman görmesin, kafalarını koparır. Bir çorba, iki köfte, bir piyaz, su ve ayran, 24,5 lira. Bir de o gün birşeylere çok kızmış, bozulmuş bir garson kıza denk geldik. Şanssızlık herhalde.

Umut Ocakbaşı’nda iki büyük

Biraz önce Cambaz’da iftarda tıkabasa doymuştuk Zeynep’le. Dilara da yemedi. Güray’ın veya Emre’nin de çok yediğini görmedim. Zanlılar Barış, Selçuk ve Mehmet. Toplamda 30 şiş, iki sebzeli yenmiş. 2 büyük, 3 bira içtik. 8 kişilik servis. 180 lira hesap bana çok gibi geldi. Sebzelisi de acı olmuş, ilk sefer böyle değildi. Du bakalım, geçici bir kazık mı, göreceğiz.

Cambaz’da iftar

Madem kimse bizi iftara çağırmıyor, biz gideriz o zaman, dedik. Niyetimiz dört kişi Asitane’ye gitmek idiyse de, Zeynep ve ben kendimizi Cambaz’da bulduk (tercümesi: birileri sattı). Normalde meyhane olan katında ortada fasıl grubu çalmaktaydı. Zeynep su içtikten sonra arkadaki upuzun masaya bakıp, kimsenin yemediğini içmediğini görünce anladı hatasını ve iftar saatini bekledik bir on, onbeş dakika. Sonrasında sürekli yemekler geldi. İftariyelikler, çiğ köfte, tulum ve tereyağ, lavaş ve pide zaten masadaydı. Sırayla mercimek çorbası, içli köfte, fındık lahmacun, ızgara şişli Ali Nazik geldi. Ali Nazik geldiğinde zaten çok doymuştuk. Tatlı niyetine yufka içinde antep fıstıklı, sıcak ve ağır birşey geldi. Güzeldi aslında. Çayla birlikte bir iki çatal alabildik ama.

Müzik biraz devam ettikten sonra, mekanın diğer tarafında projeksiyonda “Alanya, Almanya” adlı bir dizi yayınlamaya başladılar. Anlaşıldı ki, Cambaz’ın ortağı/işletmecisi olan oyuncu amca, dizide diğer oynayanları ve muhtemelen çalışanları topluyor ve dizi gecesi yapıyorlar. Peki ben niye maruz kaldım buna? Pek takmadık aslında, Halloween partisi hazırlıklarını konuştuk biz. Yemekler iyiydi ama. Ramazan’dan sonra meyhane haline de gitmek isterim. (55 lira)

Özkonak’ta lahana dolma

Cihangir’deki Özkonak lokantası, beklediğimiz gibi düzgün bir esnaf lokantası çıktı. Temiz, seri, efendi. Yemekleri afiyetle yeniyor. Şehriye çorbası, lahana dolması, kabak dolması, mantı ve keşkül yedik. Mantı Kayseri el mantısı, bizim alışık olmadığımız türden ama lezzetli. Keşkül idare etmekle beraber üstüne rendeledikleri fındıkla karıştırınca çok güzel bir dokusu oluyor. Cihangir cafe’lerine gidip entel dantellik yapmadan önce düzgün doymak için ideal. Zaten bazı müşterilerin öyle yapmakta oldukları her hallerinden belli. (18,25 lira)

Pafuli’de Emel’in doğumgünü

Pafuli’yi de favoriler listeme alasım var. Emel aslında Safran’a gitmek istiyordu ama telefona cevap vermediler. Pafuli olsun, bildiğimiz yer olsun dedi. Geleneksel Emel Doğum Günü Etkinliği’ni az ve öz insanla atlatırım gibi beyhude bir hayale kapılmış idi. 12 kişiciktik bu sayede: Can, Beril, Nilgün, Selçuk, Güçlü, Arzu, Meral, Bilge, Giray, Emel, Giray ve ben. Giray’ların arasında bol dilek tuttu Emel.

Neredeyse dört saat boyunca sürekli bir yemekler geldi, Efe’nin yeşil üzüm rakısını sürekli servis ettiler. Bayağı uzun süredir böyle adamakıllı yemek yememiştim. Önce klasik olarak mısır ekmeği ve hamsili ekmek. Meze olarak beyaz peynir, kavun, körili levrek pilaki (olmamış, atlayınız), karides salatası, palamut marine (harika, kaçırmayınız), közlenmiş patlıcan, pazı. Bir dev çoban salatası. Bir dev yeşil salata. Ara sıcak olarak fasulye turşusu kavurması, karalahana, pazı ve yoğurt. Ardından balıklar: çoğunluk lüfer, azınlık barbun yedi. İki ayrı doğumgünü pastasının yanında çay, ardından meyve getirdiler. Daha ne olsun. Çok yedik, çok güzel yedik. Adam başı 50 lira da hele başka yerlerle karşılaştırınca makuldu bence. Emel’i bu seçiminden dolayı tebrik ediyor, doğum gününü kutluyor, hayatta başarılarının ve doğru seçimlerinin devamını diliyorum.

Adem Baba’da lüfer

Emel’in 6:30 randevusu beklemeyle ancak 8 gibi bittiğinde üçümüz de acıkmıştık ve Selçuk’un Adem Baba fikrine atladık. Esas mekanın tek boş masasını kaptık. Kalamar tava? Evet. Karides? Evet. Balık köftesi? Evet. Salata? Evet ama rokası ayrı olsun Selçuk paşa için. Selçuk’a hamsi, biz kızlara lüfer. Yedik valla, hepsini yedik. İkisi de babam ve Selçuk’un Çeşme’de tuttuğu, benim temizleyip kızarttığım kalamarın daha iyi olduğunu söyledi. Evet, buranınki yağlıydı belki, daha iyisini yemişliğim var tabii ama yine de üstümde baskı hissediyorum, performance anxiety yaşıyorum böyle laflar duyunca. Bir de tabii evde kalamar kızartmanın angaryasından dolayı İstanbul’da iyi kalamar yapan yerlerin peşindeyim hala. Hamsi iyiydi ama. Lüfer de. Aslında balık köftesi de. Saat 9’a doğru insanları kapıdan çevirip yeni mekanlarına yollamaya başladılar mutfak kapandı diye. Bu arada farketmeyenlere, Adem Baba’nın beyaz Türk cenneti olduğunu hatırlatalım. 69 lira (bir tatlı, su ve kolalar da var).

Feride Ev Yemekleri

Bienale gidecektik ama annemin işi uzadı ve acıktık. Yol üstünde Fındıklı’daki yerleri şereflendirelim dedik ve Feride Ev Yemekleri’ne girdik. Küçük, cici örtülü masaları olan, kadınların işlettiği bir mekan. Ama bayağı küçük. Salata barının birazcık büyüğü tezgahtan annem etli taze fasulye, ben de karışık salata seçtim. Mercimek köftesi, zeytinyağlı barbunya, yoğurtlu havuç, pazı kavurma ve yeşillikten birer kaşık. Annem sonra azıcık zeytinyağlı pırasa ve yoğurtlu havuç aldı birer kaşık. Su içtik yanına. 13,5 lira tuttu. Tadı kötü değildi, ucuzdu, sağlıklıydı, doyduk. Daha ne gerek? Yolumuza devam ettik. Bir bienal mekanına girmeyi başardık, şeytanın bacağını kırdık!

Selim Usta’da kuzu şiş

Giray, Selçuk ve ben Pazar akşamı altımızda araba ile nerede yesek diye düşünüp kaşınıyoruz. Kabus yani. Ben artık bir yer önermiyorum böyle durumlarda. Dubb Indian’a gideceğiz diye Sultanahmet’e bir gittik ki Ramazan eğlenceleri dolayısıyla ana baba günü. At Meydanı’nda itiş kakış yürüdük Selçuk da görmemiş olmasın diye. Hint yerine Sultanahmet köftesine yönelip bu sefere Selim Usta’ya gittik. Daha yukarıdaki. Servis sevimsiz. Seksen senelik yerde sipariş alırken adisyona yazmalarını bekliyor nedense insan. Ne turistlere ne RTE’ye gerek, nasılsa para akıyor. Mercimek çorbası, çorba işte. Köftesi harika değil, sonuna doğru yağı ağzımda dondu. Salça yok. Salatayı unuttular. Sonrasında çay yok. İrmik helvası beklediğimiz gibi vasat. Kuzu şişi iyi, bi bunu becermişler. Yok, yok, az ve özün ne demek olduğunu daha doğru anlayan Tarihi Sultanahmet Köftecisi’ne gidile üç kapı aşağıda. (49 lira)

Retro’da quesadilla

Osmanbey’deki evi bininci kere müstakbel kiracılara gösterdikten sonra biri ararsa diye uzaklaşmayayım dedim, Nişantaşı’nda doğru indim. Pazar öğleden oralarda kahve içebileceğim pek yer geldi aklıma. Gazeteci bile öğlen kapatıyor Pazarları. Starbucks mantıklı tabii ama hayyyatta (böyle mi yazılır?) gitmem. Cafe Zone sakin bir köşe olurdu ama kapalı. Onun önünde şimdiye kadar merak bile etmediği Retro’ya girdim sonuçta. Hani şu sokağı işgal edip, iki masa atmaya başlayıp sonuçta plastik pencereli bir cafe-gecekondu haline gelen yer. Taklidi olduğu Red Room, Cahide gibi yerleri gidip görmedim ama kırmızı kadife koltukları, moderen kristal avizeleri ve pek de şakacı garsonları ile komik. Müşteriler de şık gömlekli mafioso görüntülü adamlar falan. En azından rahat rahat gazete dergi okudum. Kocaman bir tavuklu quesadilla bir de filtre kahveye 14 lira verdim. Memnun muydum? Evet. Bir daha gider veya önerir miyim? Çok sanmıyorum.