Sultanahmet Köftecisi’nde… köfte

sultanahmet-751090.jpgOkur Han’dan jelatin aldıktan sonra, Marpuççular Hanı’ndan kurdele gül almadan önce Cuma namazı saatine denk geldik. O anda içinde olduğumuz tokacının kepengi kapandı hatta. Zeynep köfte diye sayıklamaya başladığı için kendimizi en yakın Sultanahmet Köftecisi’ne attık. İki köfte, bir piyaz, 2 su tükettik. Zeynep’in yere düşürdüğü iki köfte yerine yenilerini verdiler. 16 lira.

Umut Ocakbaşı’nda bira

Sırf fiyatın ne kadar sabit olduğunu belgeleyebilmek için yazıyorum. Ben geç gittim. Selçuk ve Ali İhsan çoktan başlamışlar, kebapları birayla götürmüşlerdi. Ben de çöp şiş ve sebzeliden aldm azıcık. İki kişi bir çömeze 55 lira hesap geldi.

Park Cafe’de deniz mahsullü spagetti

Acıktık, ‘neden eve yakın düzgün yemek yiyecek bir yer yok’ diye yakınırken, kendimizi attık Park Cafe’ye. Selçuk bir spagetti bolonez, bir küçük sezar salatası ben de bir deniz mahsullü spagetti istedim. Normalde başka her yerde yesem bir sürü laf edeceğim, bir “gurmeci”nin ağzına sürmemesi gereken bir spagetti idi. Fazla pişmiş makarna, bol salça ve bol kremalı, hazır sarmısaklı, bir ihtimal donuk karides ve kalamarlı birşeydi. Ay ama çok güzeldi. Tam şişmanlatıcı ama haz verici pislik yemek istediğin zaman yenecek birşey. Bolonezi de öyleydi. Kavanozdan çıkmış sarmısağın, keskin acı tadıyla. Bir kola, bir su, iki espressoyla 40 lira.

Num Num’da ton balığı confit‘li salata

Tam eve geldim, epostamı okudum, akşam yemeği yemeden yırtsak diyordum ki Selçuk hamburger aşerdiğini beyan etti. Geçen gün de diyordum: çok şükür Selçuk hiç hamile kalmayacak. Yoksa neler aşerirdi hayal bile etmek istemiyorum. Me Gusta’dan vazgeçirip Num Num’a ikna ettim. Gima’dan da alışveriş yapabildik bu sayede. Hamburgerini, daha doğrusu çizburgerini ekmeği haricinde beğendi. Hatta şişeden hardal sıkarken “mutlu olacağım galiba” dedi. Ben ise çıtırlığı elden bırakmayıp ton balığı confit’li, yani zeytinyağında yavaş pişmiş taze ton balıklı salata aldım. Kafe menülerinin vazgeçilmezi bu salataya bir ilginçlik katmayı becermişler. İçindeki salsa ve taptaze yeşillikleriyle gayet de zevkle yeniyordu vallahi. Bir de tiki nüfus biraz daha az olsaydı keşke. İki de kolayla 35 lira.

Komşu’da soğan kebabı

Komşu KebapEmel’e kanıp Nişantaşı’na gittik. Onu Komşu’ya gitmeye ikna etmekte hiç zorlanmadık. Sarıgül sağolsun sigara içilmeyen alt katta oturduk. Önce lavaş, tulum peyniri ve tereyağ, nane ve roka, ardından minicik kaşarlı pide ve fındık lahmacun getirdiler. Selçuk göbek salata ve küşleme, ben haşlanmış bir içli köfte ve soğan kebabı, Emel de fıstıklı kebap istedi. Paso dedikodu yaptık. Emel’in ailesinin eski pasaportlarını karıştırdık. Bir ara bir ağır abi gelip ‘hoşgeldiniz’ dedi. Sahibi olmalı. Selçuk incir tatlısı istedi. Üçümüz bir olup bitiremedik. İkişer çay içtik. Dört başı mamur bir kebapçı deneyimi yani. Ben birilerinden Komşu’nun İstanbul’daki en iyi kebapçılardan biri olduğunu duymuştum ama mesela Umami daha iyiydi. (84 lira)

www.komsukebap.com

Feriye’de deniz levreği

Vesile Mine’nin kocası Ted’in aile ile tanışması olduğu için şıklaşmıştık. Menü basılmış, masaya konmuştu. Menüyü sizinle paylaşayım:

  • Cunda enginarı, enginar dolması, Ahtapot ve karides salatası, kabak çiçeği dolması, közlenmiş patlıcan, yer elması
  • Sebzeli baklava böreği süzme naneli yoğurt ile
  • Izgara safranlı deniz levreği mini sebzeler taze patates ve tereyağı limon sos ile
  • Böğürtlenli sufle

Yanına Özel Kav içtik yanlış hatırlamıyorsam. Ne servisi, ne yemekleri tek tek övmeye gerek var. Kısa kısa notlarla anlatmak daha yerinde olacak bence:
– En başta getirdikleri pidelere Deniz bayıldı. Fotoğraf çekmek için iki dakika ayrılınca soğuyorlar diye aklı kaldı.
– Ordövrler minik minik, oyuncaklı ve orijinaldi. Nato zirvesinde minicik patlıcanlarla imam bayıldı servis eden de bu adamdı (Vedat Başaran).
– Giray, Burak, Deniz ve ben uzun süre “süzme naneli yoğurt” isim tamlamasını tartıştık.
– Levrek bence harikaydı. hatta ben ki balığa limon koymam, tereyağ-limon sosuna da bayıldım. Garsonlardan biri anneme belli bir boyun altındaki levreğin illa ki çiftlik ürünü olduğunu anlattı.
– Böğürtlenli suflenin yanına Ted’in doğumgünü pastasından da yedik.
– Ted, en iyi aşçıların neden eski asker olduğunu anlattı: Her akşam her akşam tıpatıp aynı yemeğin çıkması gerekiyor.

Çelebi’de ıspanak

Teyze sabah gitti, biz öğlen kendimizi Çelebi’de bulduk. Selçuk’a bir et suyu çorba, bir kuzu tandır, bana bir domates çorbası, bir yoğurtlu ıspanak. Ardından birer Türk kahvesi. 16 lira.

Beyti’de bonfile

Siz beni yemek konusunda herşeye kusur bulur zannediyorsanız, bir de ailemi Beyti’de görmeliydiniz. Annem ayranı ekşi buldu. Giray nar suyuna portakal suyu ekledilerini iddia etti. Selçuk bonfilesini beğenmedi. Babam şişi beğenmedi. Annem karışık kebabın etlerinin hep beraber değil de ardarda gelmesini tasvip etmedi. Etin ustası, Chaine des rotisseurs üyesi, İstanbul’un kalitesi sorgulanamaz en ala (şapkalı olmalı) lokantalardan biri olan Beyti’den bahsediyoruz.

Benim derdim ise başka. Ondan bundan imza toplayıp, resim çektirip, haklarındaki gazete kupürlerini asıp kendi kendini besleyen bir ün yaratan lokantalara karşı önyargılıyım. Refik, Beşiktaş Balıkçışı, Tarihi Sultanahmet Köftecisi hatta Çiya bu sınıfa girer. Beyti’nin ne kadar iyi, ne kadar meşhur bir lokanta olduğu bana spoonfeed edileceğine ben bu yargıya kendim varsaydım daha inandırıcı olurdu sanki. Nitekim, her yerden etinin ne kadar harika olduğunu duyup okuyunca, etler konusunda hayal kırıklığına uğradım. Uğradık. Kalın dilimli kocaman porsiyonlarıyla, lastik ve kösele ortalamasının çok çok üstünde olduğuna şüphe yok ama daha önce yediğim ağızda eriyen, pamuk gibi etlerle aynı ayarda değildi. En basitinden bakınız lokum gibi bonfile. Bir de madem 40 yıldır et servis ediyorlar, garnitür olarak pirinç pilavı, bir sivri biber ve yarım domatesten daha yaratıcı, daha modern birşey yapamazlar mı?

Ukalalıklarımız bir yana, antrikotu iyiydi, beytisi çok iyiydi. Patlıcanlı pilavını, turşusunu, beğendisini çok beğendik. Köftesi etlerin yanında sönük kaldı, yoksa yine ortalamanın çok üstündeydi. Servis tıkır tıkır ve etkileyiciydi. Halılar, taze çiçekler, saksılar, lambriler, oyalı tül perdelerle hem birinin yemek odası hem de ağır, oturaklı bir kurum hissini veren dekorasyonu da hoşuma gitti.

Selçuk’un doğumgünü vesilesiyle gittiğimizi söylemiş miydim? (228 lira)

www.beyti.com

Kantin’de peyniraş

Selçuk da ben de az, sebzeli pırasa çorbası içtik. Ben sihirli kelime “pesto”yu görünce tavuk orucunu bozup pestolu tavuk, Selçuk da pazılı peyniraş yedi. Çorbada da tavukta da hoş bir limon kabuğu tadı, tavukta kabuğun kendisinden vardı. Bu kadın (sahibi Şemsa) limon kabuğu seviyor. Ben de burada harika bir limon kabuğu rendeli tavuk haşlama yemiş olduğum için onun limon kabuğu sevmesini seviyorum. Selçuk’un peyniraşına neden efendi efendi ravioli diyememişler anlamadım. Öze dönme, Anadolu yemeklerini benimseme eğilimi olduğunu biliyorum ama peyniraş diye birşey mi var, ben mi cahilim? Miktarı az ama bol yağlıydı. Benim tavuğum biraz kurumuştu ama yanındaki patates püresi bayağı güzeldi. Bir de yeşil salata. Tamamdır. Bu arada, ilginçtir, müşterilerin çoğu erkekti. (48 lira)

Beşiktaş Balıkçısı’nda çinekop

Beşiktaş BalıkçısıMeyve sebze alışverişi de yapacağız diye Beşiktaş’a indik ve çarşıdaki balıkçılardan seçe şeçe bunu seçtik. Öğlen saatinde bu dopdoluydu, hemen yanında birkaç ay önce açılmış olan Babalık adındaki yer bomboştu. İş arkadaşlarıyla beraber öğle yemeğini yiyen de vardı, demlenen de. Ama gürültüydü ve bu durum Teyze’nin hiç hoşuna gitmedi. Zaten evde yemek dururken dışarıda yemek fikri hiç hoşuna gitmedi ama iki haftadan sonra dışarıda yiyeceğimiz için Selçuk ve ben pek bir heyecanlıydık! İki hafta! Önce salata aldık ortaya sonra da birer balık: Hamsi ızgara, çinekop ızgara, istavrit tava. Çinekopuma laf ettirmem ama Selçuk’un istavriti en güzeliydi. Hele onun yemediği kafalar çıtır çıtırdı. Birer de kahve içip kaçtık. (40 lira)