Balizza’da kekik salatası

Son iki senede şunu öğrendim ki, ben birşeyi çok istiyorsam, kendimi dinlemeli ve yapmalıyım. Faturası ağır oluyor sonra. Mesela eski komşuma gürültü ettiği için kıl oluyordum, polis çağırasım vardı. Gerek kalmadı çünkü bir hafta sonra dayak yedi, polis geldi bize “evde miydiniz, gürültü duydunuz mu?” diye sorular sordu. Polisle ve dayakla tek görüşmesi o olmamış. Bir gün spora hiç ama hiç gitmek istemiyordum. Bir vardım ki binada yangın çıkmış, spor salonu bir hafta iptal. Bir iş teklifini kabul etmek istemiyordum, bütçe çıkmasın da hayır demek zorunda kalmayayım istiyordum, bütçe çıkmamakla kalmadı, kurum ciddi mali krize girdi. Cihangir ve Gümüşsuyu’nun tüm merdivenlerini baştan aşağı yaptırmayı hayal ediyordum. Neden bilmiyorum, hemen önümüzdeki merdivenleri son bir aydır kazdılar, yeniliyorlar. Kendimden korkar oldum.

Balizza adlı kıyafetçinin Okmeydanı’ndaki outlet binasında iyi bir kafe olduğunu duymuştum ve E5’te ne zaman önünden geçsek, nasıl bir vesile olur da giderim diye kuruyordum kafamda. Aklımda hemen yanındaki hastaneye bir hafta abone olmak gibi birşey yoktu tabii.

Neyse gittik işte annemle bir öğlen. Şık bir yer yapmışlar. Yüksek tavan, kocaman siyah abajurlu, siyah kristalli avizeler, kocaman kırmızı yapma çiçekler, deri menüler. Ses sistemi, bar falan ne gerekse yapmışlar. Ama anladığım kadarıyla burayı para kazanmak için değil, toptan mal sattıkları, iş yaptıkları adamları etkilemek, sürekli dışarıda ona buna para kaptırmamak için yapmışlar. Bizden başka bir masada iki kişi vardı ki dışarıdan gelmemişlerdi, tanıdıklardı herhalde. Buna rağmen birçok yerden çok çok daha iyi servisi ve yemeği vardı.

Garson önce lavaşımsı, çıtır ekmekler, zeytinyağı ve salça getirdi. Sürekli suyumuzu doldurdu. Kekik salatası, nam-ı diğer zahter salatası isteyince “hazır yok, uzun da sürer ama azıcık getiririm” dedi. Herhalde taze olmadığı için vermek istemedi ama hazır olan azıcık bile güzeldi. Roka ve domates salatasının rokaları körpe, sosu tam kıvamındaydı. Bu üçüyle doyardık zaten. Ama küçük pizzalar istemiştik: biri dört peynirli, biri etli, con carne. Pizzalar da düzgündü. Zaten taş pizza fırını ve önünde hamurları açan pizzacı görünüyor, mutfakta gizli değil. Pek keyfimiz olmadığından çok zevkine varamadık ama düzgün doyduk ve 34 lira verdik. Hatta bitiremediğimiz pizzayı paket ettiler hemen.

Şansa bakın, bunu ofiste dalga geçme niyetine yazıyordum. Demin kalktım, içeri gittim, kahve suyu koydum, ofisten biri Şamdan dergisi almış, açtım ona baktım. Bir baktım ki Balizza hakkında yazı sahibi ile röportaj. “Dışarıda misafir ağırlamak zor, ondan açtık burayı” diyor nitekim. Masalardaki kırmızılı şamdanları, deri koltukları unutmuşum.

Bir daha gitmek isterim çünkü menüde bonfile, makarna gibi klasik şey çok da patlıcanlı lahmacun, kazbaşı kebabı, ciğer kebabı ve Antakya usülü başka şeyler kaldı aklımda. Ben aşçı Antakyalı zannediyordum, röportaja göre annesiymiş Antakyalı olan.

Leave a Reply

Your email address will not be published.