Sarı Köşk ve Gezi İstanbul’da iftar yemekleri

…diye bir başlık atmışım aylar öncesinden. Sonra da bir şeyler yazmaya zaman, derman ve istek bulamadığımdan, başlığı öylecene yapayalnız bırakmışım.

Biliyorum, Ramazan ayı geçeli çok oluyor. Zaten, ben de burada oturup iftarda ne yediklerimi yazacak değilim (ki balina hafızalı bir insan olarak yediğim her lokmayı hatirliyorum). Sadece, bu iki mekan hakkında birkaç laf etmek istiyorum, o kadar.

Sarı Köşk, konum itibariyle şahane bir yer. Emirgan Korusu’nun içinde, hoş bir bahçesi olan ve deniz de gören bir yer ne kadar kötü olabilir ki hem? Yemekler de fena değil üstelik -yani özenli, düzgün, tadı yerinde ama heyecansız ve akılda kalmayan- . Belediyenin yeri olduğundan, içki servisi yok. Bence, içki olsa daha iyi olur ama bu tabii ki benim tercihim. Bu tür hoş mekanlarda, benim içimden bir kadeh şarap içmek geçiyor, ne yalan söyleyeyim.

Gezi İstanbul’un Göktürk-Kemerburgazdaki şubesini, son zamanlarda bayağı ziyaret etme fırsatım oldu. Ramazan’da eski Hacı Salih Lokantası’nın şefi tarafından hazırlanan menüsünden tutun da çikolatasına, kurabiyesine, kahvesine, çorbasına kadar farklı farklı yiyecekler denedim burada. Yiyeceklere söylecek pek bir lafım yok, denediğim herşey oldukça düzgündü, hele o çikolatalar ve Yasin yemesin ve onunki de benim olsun diye can attığım o tarçınlı kurabiyeler….Yemekler bir yana, bir de ne var biliyor musunuz? Ben seviyorum Gezi’nin o çok da rahatsız edici olmayan kibirli havasını. Göktürk şubesinin dekorasyonu da hoşuma gidiyor. Yorgun geçen bir günün sonunda, önünden geçerken durup bir kahve içmek her seferinde aklımdan geçiyorsa, vardır Gezi’nin bir hikmeti diyorum ve yazıma burada son veriyorum.

Yine, gurme yazisi yazamadim galiba :) Bu tür bir beklenti içinde olan, sevgili okuyuculardan, şimdiden özür diliyorum. Sevgiyle, saygıyla kalın efendim.

Leave a Reply

Your email address will not be published.