Güler Ocakbaşı güldürdü!

Ocakbaşı yapalım dedik, ama en kral ocakbaşı önerisinin grubun en sosyetik elemanından geleceğini tahmin edemedik. “Tabi ki Güler’e gidicez” dedi Tülin. Nişantaşı’nın en nezih bir sokağında oturan bu arkadaşın önerdiği mekan, Harbiye’de, sanki sadece erkeklerin geçtiği izlenimi veren bir sokakta konuşlanmış. Adresi öğrenince daha da bi meraklandık tabi. Periyodik olarak görüşüp kaynattığımız 9 kişilik grubumuzla Güler Ocakbaşı’nın yolunu tuttuk. Çok geniş bir mekan değil ama ocakbaşı konsepti için yeter de artar büyüklükte. İlk elden servis edilen sıcacık, koca göbekli pideler, peynir ve tereyağı hepimizde huşu yarattı. Rakılar dolduruldu, yanına gavurdağı, fındık lahmacun ve patlıcan salatası ısmarlandı. Ben aslında bunlarla doymuştum. Ama ekip sağlam, devam ettiler. Taze pişmiş sıcak pidelerin sirkülasyonu da devam etti. Ben de bizimkilerin yediklerine ufaktan yancı çıktım. Kuzu şiş yumuşacık, fıstıklı-kaşarlı kebap bir harika, sebzeli şiş hafif, lahmacun hem incecik hem de kıyması güzel. Servis elemanları güleryüzlü, servis de hızlı sayılır. Tabi ortam çok kalabalıksa ara sıra kendinizi hatırlatmanız hayrınıza olur. Ocakbaşındaki amca kafa bir tip. Sohbete girilebilir. Fiyatlar makul. Kuzu şiş 10’du yanılmıyorsam, lahmacun 3, mezeler 5-8 arası. Dokuz kişi çılgınca yiyip içip güzelleşmeye 350 ytl civarı ödedik. Ortamda üst düzey yöneticileri, yabancı misafirlerine ocakbaşı tanıtımı yapanları ve mahallenin öz be öz sakinlerini bir arada görmek mümkün. Bu bakımdan Güler’in ortamını Umut Ocakbaşı’nın sen-ben-bizim oğlan ortamından daha heterojen buluyorum. Tamam, sokak bir huzur noktası sayılmaz ama daha sonra defalarca gittik ve başımıza kötü bir şey gelmedi. Sağda solda, gecenin bi vakti, gezinen veya sadece duran adamlara aldırmayın, olsun bitsin.

Adres: Elmadağ Dia’nın yanındaki sokağa girin, yılmadan ilerleyin. Sol köşede. Kalabalık olacaksanız rezervasyon yaptırmakta fayda var. Hafta içi baskını planlıyorsanız muhtemelen mekan sakin olur.

Detaylı bilgi için: www.gulerocakbasi.com

6 Replies to “Güler Ocakbaşı güldürdü!”

  1. Biz ailecek gidiyoruz oraya, simdiye kadar da incilerimiz dokulmedi, basimiza da bisi gelmedi. Ne gelecek zaten allahaskina?
    Korkmayin Harbiye’de Elmadag’da da insanlar yasayabiliyor.

    Guler iyidir hostur da biz gittigimizde herseyin uzerine ‘kasar’-hem de aptal tostcu kasari’ eritme gibi bir hastaliklari vardi. ‘Kasarli’fistikli kebabimi gorunce epey bozulmustum, bir de adamin aslinda bu boyledir, boyle yenir diye idda etmesine iyice guldum.

    Kasarsiz tarafindan ezmeleri, kebaplari fena degil ama.

  2. Geçen Cuma bir veda yemeği için 12 kişi gittik. Mezelerden ve kebaplardan hoşnut kaldık. 2 Kara Efe, 2 kırmızı şarap,mezeler, kebaplar vb 650 lira hesap ödedik. Kesinlikle tekrar gidilir.

  3. Güler Ocakbaşı sade ve özenli bir iç dekorasyona sahip. Ahşap masalar kumaş örtü ile kaplı. Güler Ocakbaşı’nın sahipleri Tokat’lı. Kendilerinin Tokat’ta çiftlikleri varmış ve kullanılan etlerin kendi çiftliklerinden getirildiğini söylüyorlar.

    Güler Ocakbaşı’na gittiğiniz zaman lahmacununu mutlaka denemelisiniz. Lahmacunları ince hamurlu ve yumuşak, üzerinde kıyması bol. Lahmacunları bulundukları çevrede o kadar meşhur ki oraya gittiğim her seferde dışarıdan devamlı telefonla lahmacun siparişleri aldıklarına şahit oldum.

    Güler Ocakbaşı’nda et dışında mezeler de var. Bu mezeler de lezzetli ama bunların lezzeti kebapların ve lahmacunun yanında sönük kalıyor. Güler Ocakbaşı’nda edindiğim izlenim etten ve kebaptan çok iyi anlayan bir ustaları olduğu. Bu usta da Ahmet Usta. Ahmet Usta kıymalı kebaplarda kıymayı zırhtan geçirerek elde hazırlıyor, bu sayede yediğiniz kıymalı kebaplarda et herzaman sulu kalıyor ve enfes bir lezzete sahip oluyor. Güler Ocakbaşı’nın en meşhur kebabı fıstıklı kaşarlı kebabı. Bu kebabı eti zırhtan geçirip kıyma haline getirdikten sonra içine antep fıstığı ve kaşar ekleyerek yapıyorlar. Kebabın kaşarı bol, masanıza geldiği zaman et yumuşacık oluyor

    Güler Ocakbaşı’nda bu sefer denediğim başka bir kebap ta sebzeli kebapları oldu. Bu kebap ta lezzetli ama aklıma hemen bu kebabı yapan Umut Ocakbaşı geliyor. Güler Ocakbaşı’nın sebzelisi lezzetli ama Umut Ocakbaşı’ndakinin lezzeti bence daha iyi.

    Güler Ocakbaşı lezzetli olduğu kadar hesaplı bir yer. Mezelerin tabağı 5TL, kebaplar 9-11TL arasında. Ayrıca kendilerine ait otoparkları var, otomobille gittiğinizde park sorunu yaşamıyorsunuz.

  4. Güler ocakbası rakı ve kebap icin cok dogru bir adres. Tadılması gereken bir kaç şey var bir tanesi bol cevizli gavurdağı salataları bir cok yerinkine gore daha guzel nar ekşisinin yogun tadını alabliyorsunuz damağında cevizleri diger restoranlardaki gibi cok ufalanmıs degil bu nedenle ceviz tadını daha iyi hissedebiliyorsunuz. Fıstıklı ve kaburga bence mutlaka yenmesi gereken spesyalleri. Özellikle kaşar eklenmiş fıstıklı kebabı resmen agzınızda eriyor. Kaburgasının da eti tel tel ayrılıyor resmen lokum :)
    Bunların yanında soguk meze olarak cevizli bir kabak getiriyorlar mutlaka denenmeli.
    Fiyat kalite performansı cok iyi diyebilirim.
    Tıkabasa yiyerek ve cakırkey olana dek içerek (herhangi bir abartı yok)kişi vası 40 ytl civarı bir hesapla kalkabiliyorsunuz.

  5. Ne zamandır canım şöyle okkalı bir kaburga sofrasına oturmak istiyordu. Plan program yapmadan, tabiri mazur görmezseniz ‘spontane’ bir şekilde, şehrin en acayip sokaklarından birinde buldum kendimi. Acayip bilgilerin kraliçesi Şiraze, açlığımızı gidermek için yıllar öncesinden bildiği bir Ocakbaşı’na götürdü beni. Rivayet o ki, Bülent Ersoy bir zamanlar Pangaltı’nın ara sokaklarındaki ‘Adana Ocakbaşı 1978’e ara sıra uğrar, keyifle kebabını yermiş. Bu durum size ne kadar hitap eder bilmem, ama Bülo’nun bir bildiği vardır diye düşündüm. Hayır canım, hiç seyretmediğim yarışma nedeniyle tavana zıplayan popülaritesi yüzünden değil. Damak tadına düşkün olduğunu gösteren bir bedene sahip, ondan… Küçücük, daracık ve salaş dükkandan içeri girince içerisinin safi ERKEK nüfusundan oluştuğunu görüp bir saniye için ürktüm. Hatta aile salonu denen facia sistem uygulanıyorsa, oraya sığınmayı bile düşündüm. O bir saniye içinde ‘iddaa güruhu’yla benzerlik taşıyan müşteri kitlesinde de bir sessizlik oldu. Sonra herkes rakısına, kebabına efendi gibi döndü. Şiraze Hanım, sarı eteği ve seksi parlak çizmelerine aldırış etmeden burnunu havaya kaldırdı ve mekanın sahibiyle selamlaşıp yüksek sesle ‘Ocakbaşı’nda yer yok mu?’ diye sordu. Adamlar ‘orada sıkışırsınız’ diye kibarca kalan tek boş masayı gösterdiler. Rakı ve şalgam suyu siparişimizi verdik. Ve bir süre sonra etrafımızdakileri unutup bangır bangır muhabbete başladık. Hiçbir rahatsız eden bakışa rastlamadık, güneş gözlüğüyle etrafı kesen egzantrik tipin haricinde herkes ‘bu kadınlar buraya geldiyse muhtemelen delidir’ diye düşünüp kendi işine baktı.

    ETİ KEMİKTEN SIYIRMACA

    Gavurdağı ve kuzu şiş, ilk tercihimiz oldu. O şişleri bir güzel dürüm yaparak afiyetle mideye indirdik, nefisti. Şahsen sakatatla aram pek yok ama meraklısına söyleyeyim, uykuluk ve ciğer de yapıyorlar… Ocakbaşı’nın bir kısmı boşalınca yerimizi değiştirdik. Kaburga ve Adana’yı ustaya söyledik, kömür ateşinin sıcaklığı yüzümüze vurdukça sohbetin ateşi de harlandı. Şiraze, eskiden bu sokakta yaşayan bir adamı anlattı; kimseden para kabul etmez, ‘Belki yarın piyango çıkacak ben de Hawaii’ye gideceğim’ dermiş. Ustaya sorduk, adam ölmüş. Şerefine kadeh kaldırdık. O sırada dört koca parça kaburga geldi. Bizimki önce kibar kibar çatal bıçak kullanmaya kalktı, ama şöyle kemiğinden tutup etini sıyırmadan tadı çıkar mı hiç? Üzerine kekik ve biber de serpilmiş kaburgalar, umduğumdan öte lezzetteydi. Adana da olması gerektiği gibi, yani parça etten dövülmüş ve ince ince doğranmış olarak geldi. Her şeyi silip süpürdük, bir kaburga daha mı alsak diye tereddüt ettikten sonra durmaya karar verdik. Hesabı ödeyip üzerimize sinen kebap kokularından zerre kadar rahatsız olmadan, karanlık yokuştan aşağıya kahkaha atarak yürümek iyi geldi.

Leave a Reply

Your email address will not be published.