CaffeHane’de patates salatası

Cihangir’deki bol kepçeyi hedeflerken, yeni bir yer deneyelim diye, Selçuk’la Taksim İlk Yardım’dan hemen önce, bahçesi olan CaffeHane adlı mekanı denedik. Bahçesi sakin, yeşil ve bol mumla aydınlatılmıştı. Menüyü görünce hemen bir iki artı puan verdik: karpuz ve peynir, karpuz ve kavun, tatar kahvesi*, vişne soda gibi yenilesi içilesi şeyler vardı. Selçuk’un fettucini alfredo‘su her ne kadar orijinal tarif olmayıp etli, kremalı, sebzeli bir fettucini idiyse de güzeldi. Benim bademli tavuğum ise fikir olarak ilginç olsa da galiba tavuğun dışını bademle birlikte portakal kabuğu ile de kapladıklarından sonuçta tutmayan bir seçim oldu. Ama yanında verdikleri patates salatası hem hafif hem de gayet lezzetli idi. Garsonumuz o gün biraz şaşkın olsa da yine giderim buraya.

* Tatar olduğum halde tatar kahvesi hiç duymamıştım. Kremalı türk kahvesi imiş. Bir ara gidip denemek gerek.

Saros’ta mevsimin ilk palamutu

Selçuk’la Osmanbey’de inşaata baktıktan sonra, benim öğle yemeğim onun kahvaltısı için Nişantaşı’ndaki Saros’a gittik. Oraya hep abuk saatlerde ve ikimiz gittiğimiz için garsonlar kaçamak yaptığımıza eminler herhalde. Kocaman salata, midye tava ve mevsimin ilk palamutunu yedik. Yaşasın av mevsimi! Yine de palamutlarımızı bitiremedik, paket yaptırdık. Ben bir daha anladım ki ben palamutun sadece çingene halini seviyorum. Paket olarak aldıklarımla köftesini deneyeceğim.

Bu arada mekanı küçültmüşler. Öğlen olmasına rağmen fazla müşteri yoktu. Ne beyaz Türkler ne esnaf keşfetmiş. Halbuki Nişantaşı’nda, yapmacıksız ve balık yapan bir yer. Fena mı işte, bizlere kalsın.

Me Gusta’da tex-mex ayıpları

Emel ve ben, Arzu’yla Cuma akşamı Taksim’de buluşmak üzere anlaştık ve sonuçta Marmara otelinin yanında Arzu’nun arabasını park ettiği otoparkın önünde buluştuk. Arzu o kadar o kadar açtı ki, daha yokuşu çıkarken fazla gitmemeye, hemen Me Gusta’ya oturmaya karar verdik. Herkes dev ekranda maç seyrederken biz ekranın arkasında en köşedeki bir masada tavuk kanadı, jalapenos poppers gibi ayıplar, salata ve tavuklu fajita yedik. Arzu önden gelenlerle doyunca, sevdiği halde fajitamdan almadan kaldı.

Çelebi’de karpuz

Annemle öğle yemeği için Fındıklı’daki Çelebi’ye gittik. Öğle saatinde gürültülü, hareketli, kalabalık, suratsız ama işini çok iyi yapan garsonların çalıştığı iyi bir esnaf lokantası. Patlıcanlı kebap, kabak dolması, zeytinyağlı bamya, Kanlıca yoğurdu ve karpuz yedik. Bayağı uzun bir zamandır yediğim en iyi karpuzdu. Demek ki işleri bu olunca, işlerini iyi yapınca, karpuzun bile en iyisini buluyorlar.

Dört şişe su da içtik, 19 lira verdik. Diğer yazılarda da hesabın ne kadar tuttuğunu yazmalıyım galiba.

Gourmet’de brownie

Metrocity’de Laden’in Starbucks veya Gloria Jeans önerme ihtimalini bertaraf etmek için food-court‘tan da uzak olan Gourmet adlı bir kafeye oturdum o gelmeden. Çok aç olduğum için hızla ısmarladığım jambon ve mantarlı omletten, mantar konserveden olmasına rağmen gayet memnun kaldım kalmasına. Ama esas numara Laden’in ısmarladığı brownie idi. Gerçeğine çok yakın, İstanbul kafelerinin brownie zannettiği kakaolu kekten yeterince uzak, ısıtılmış, dondurma, çikolata sosu ve nane ile süslenmişti. Ama 36 beden kıyafetlere sığmamaya başlarız diye korkup :p, ikişer çatal aldık ve bitirmedik.

Num Num’da pizza

Emel, Pazar akşamı sinemaya gitmek ve tıkınmak için Akmerkez’den daha iyi bir mekan olduğunu düşündüğü için geldiğimiz G-Mall’da, Hitchhiker’s Guide to the Galaxy filminden çıkınca, Num Num’a oturduk. Yedi kişilik grupta çoğunluk hamburger türevlerini yerken ben ve Billur pizza yedik. Pizza şekilsiz, rüstiklik iddiasında. Üstünde cevizli pesto, acılı ıspanak ve beyaz peynir var. Pestoyu sadece bir köşesine bol bol sürmüşler, ıspanağı fazla pişmiş, peyniri fazla. Şekilsiz olunca da hamurun bir kısmı yanmış. Küstahça yapılmış kısaca. “Good food fast” iddiasıyla malzemesine, menüsüne güvenen Mehmet Gürs, bence pizza işini ya ciddiye almamış ya da işi sıkı tutmuyor. Atilla’nın kızarmış patateslerinden otlandım, sıcak ve çıtırdı. Hamburgeri için pek birşey diyemem. Sepet içinde, fazla miktarda patatesle gelen bu hamburger bir iddiaya göre İstanbul’un en iyisiymiş. Selçuk’a denettirmem gerek.

Zeynel’de vişneli dondurma

Serin, Emi, Ufuk ve ben Boğaz’da arabayla gezinmeye çıktık, kendimizi Yeniköy’de bulduk. Cumartesi akşamı olduğu için her yer kalabalıktı ve hemen karşıdaki Sait Halim Paşa yalısından çok gürültü geliyordu. Onlar kazandibi tavuk göğsü, ben de vişneli dondurma yedim. Endüstriyel olmayan dondurma artık istisnai bir hale geldi. Halbuki bu bayağı bayağı vişneden yapılmış, tadından çok belli.