Category Archives: Nişantaşı-Teşvikiye’de

Godiva’da espresso

Kışın bir gün yine Selçuk’la Nişantaşı’nda gezinirken kahve, hatta sıcak çikolata içelim istedik. Abdi İpekçi’den çıkarken ben “Caffe Nero’yu boşver, sıcak çikolataya orada 7 liraya vereceğine gel Godiva’da 10 lira ver” dedim. Godiva’dakinin fiyatını doğru tahmin edince, Selçuk bana menüyü göstermeden çayı tahmin etmemi istedi, 6 lira dedim, tuttu. Caffe Nero için 7 lira tahminim de tuttu. Böyle saçma bir uzmanlık geliştirdim ama ne işime yarıyor bilemiyorum tabii. Fazla şık, fazla pahalı görünse de kahveyi Godiva’da içmeye değdiğini bilmeme yarıyor. Kahveyi suyu, sütü, çikolatası ile şık tepside picture-perfect ve/veya sömürgeciye yaraşır biçimde getiriyorlar, üstelik kahvesi güzel. Sırıtmayın öyle, sömürgeci derken sizden bahsediyorum. Kahveyi yetiştiren Güney Amerikalılar ne kadar az kazanıyor, kakaoyu yetiştiren Fildişi Sahilleri’nde iç savaş ne durumda, soruyor musunuz?

Diğer şöbeleri de Nişantaşı gibi in cin top mudur bilemem ama ortam değil, kahve veya sıcak çikolata peşindeyseniz, veya ortam sevmiyorsanız, tercih edülebilir. Duble espresso 11 lira.

www.godivatr.com

Egg&Burger’da Baconburger

Domuz bacon ama bana o Mano’daki gibi sanki pikniğe gitmişiz de mangal yapmışız da ekmek arasına koymuşuz yiyoruz hissini vermedi bu burgerimiz. Sadece ağzıma arada bir takılan  ‘ha bu bacon işte’ dedim. Biraz baharat var dozunda bir baharat var tamam, köfte de kuru değil ama Dükkan Burger’in dükkan burgeri de değil. Bardak olarak kutu kolanın cam olanını yapmışlar ondan getirdiler masaya. Garsona sorduk; bunlardan satıyor musunuz, diye. Yok satmıyoruz dedi. O zaman bize bir tane verir misiniz dedik. Yok veremeyiz de siz şöyle benim haberim olmadan alabilirsiniz dedi gülüştük. Bardağı da aldık. Grupanya kuponuyla ödedik hesabı da.

Maybe Salomanje’de sote mantar

Vallah billah bu yazı, mekanın PR pıtırcıklanmasının parçası değil. Öyle algılanır diye ödüm kopuyor. Açıklayayım. Salı akşamı 7 gibi annemle Rumeli caddesinden aşağı, tost saatini kaçırmış bir halde yürüye yürüye, eleme yapa yapa, sonuçta Salomanje’yi denemeye karar verdik. Hayalkırıklığına da baştan hazırdık. En kötü ihtimalle evde yemek yapmaktan yırtacaktık. Çin mikrobunun da etkisiyle küçük yemekler istedik: tarhana çorbası, ıspanak köftesi ve sote mantar. Hepsini beğendik. Tarhana çorbası et suyuna, ıspanak bayağı ıspanaktan yapılmış, ıspanaklı köfte değil yani. En büyük hayalkırıklığını da mantarda beklerken, en iyi o çıktı. Soğanlı, şaraplı, üstü kekik süslü, “don’t overcrowd the mushrooms” (bkz. Julie and Julia) lafına uymuş ve alt tarafı kültür mantarı. Eğer başka mantar varsa da dikkat etmemişim demek ki. Pek lezizdi, pek. Annem “ben memnun kaldım valla” deyip durdu.

Derken şimdi yazıyı yazmak üzere bir bakınıyorum ki internete, ay meğer pek concon, pek medyatik, tahminimden de sosyetik bir yer çıkmasın mı? Üstüne üstlük daha geçen hafta Maybe öneki ile, yeniden açılmış, tüm magazin köşelerinde yer almış olmasın mı? Zaten dudağı, kaşı üstüme patlar diye korktuğum kadınları görünce kıllanmalıydım.

Yediğim kadarından anladığım, mutfağın, belki daha ilk heves dönemi olduğundan başarılı olduğu–kiii, burası da meğer Sortie’nin mortinin dahil olduğu bir zincirin parçasıymış. Tam bana göre! Ama sonuçta Nişantaşı kadınıydım ben de, giderim valla buraya. Sosyetiklerle saatlerimiz çakışmaz nasıl olsa.

Ay yoksa annem bilinçli veya bilinçsiz, o PR’dan mı etkilenip teklif etti burayı? İçime kurt düştü şimdi.

Bir kadeh şarap dahil 84 lira.

www.salomanje.com.tr

Galata Muhallebicisi’nde akşam yemeği

Rutin grup buluşmamız için Tülin benden Beyoğlu’nda ilginç bir mekan söylememi istedi ama bana ayrılan süre içinde aklıma çok önerilesi bir yer gelmedi. Böylece Tülin’in epeydir merak ettiği Galata Muhallebicisi’nde buluşmak üzere Nişantaşı’nda sözleştik. Çok da iyi oldu. Yeni bir yer öğrendim.

Aslında muhallebici diye geçiyor ama sadece tatlı yiyip çay içeceğiniz bir yer değil. Saray Muhallebicisi ayarında bir yer Galata Muhallebicisi. Pilav üstü döneri başarılı, pideler de öyle. İskender yiyenler pidesini biraz kuru buldular, bunun dışında eleştiri yok. Tülin’le 3 tatlı paylaştık: Kaymaklı ekmek kadayıfı, güllaç, keşkül. Hepsi falsosuz, hepsi tam kararında. (Gerçi benim gönlümde en iyi keşkül hala Kanaat Lokantası’nınki.) Nişantaşı normlarında çok uygun fiyatlı bir yer Galata Muhallebicisi. 6 kişi yedik içtik 100 TL civarı hesap ödedik.

Belli ki açılış çalışmaları devam ediyor, bahçede tadilat vardı. Çok güzel bir bahçesi var, güzel havalara yetişir de yine gideriz umarım.

www.galatamuhallebicisi.com

Foodie’nin çilekli ev pastası

Ne zamandır denemek istiyordum. Gülbin Abla yemeğe davet edince bu pastanın teftişini o güne saklamaya karar verdim. Yemeğimiz Kerem’in doğumgünü kutlamasıyla da birleşince çilekli pasta çok yerinde bir tatlı seçimi oldu. Gülbin Abla’nın leziz sofrasının ardından pastayı masaya getirdik. 6 kişilik sipariş vermiştim ama hakkaten büyük bir şey geldi. 8 hatta 10 kişi bile olsaydık herkesin payına doyurucu bir dilim düşerdi bence. 6 kişilik pastanın fiyatı 78 TL. Pastanın Foodie usulü tanıtımına buradan ulaşabilirsiniz.

Bizim yorumumuz şudur: tek kelimeyle muhteşem bir pasta!!! Bir kere üzerinde yarım kilodan fazla çilek var. Keki portakallı ve çok hafif. Kreması gerçek beyaz çikolatadan ve bildiğimiz pastane işi kremalar gibi iç bulandırarak sıvama margarin tadı vermiyor. Çünkü içinde margarin yok! Anneminkinden sonra yediğim en güzel çilekli pasta bu. Üstelik hepimizi tavladı ki başta doğumgünü çocuğu Kerem olmak üzere masamızdaki kimsenin tatlıyla fazla arası yoktur. Görüntü olarak da çok güzel bir pasta. Keki, kreması, çilekleri hakikaten evde yapılmış gibi üst üste dizilmiş, çok doğal ve iştah açıcı duruyor. Öyle her köşesi kesilip biçilip düzeltilmiş kusursuz tasarımlı yapay bir hali yok, beni en çok oradan yakaladı.

Bir detay: Siparişi Nişantaşı şubesine verdiğimi sanıyordum, çünkü web sitelerindeki Nişantaşı adresinin altındaki numarayı aramıştım. Meğer tüm siparişler default Ulus şubesine düşüyormuş. Akşamüstü Nişantaşı şubesine gidip pastamı almaya geldim deyince durum ortaya çıktı. Ama Emel Hanım sağolsun, pastayı 1 saat içinde Ulus’tan Nişantaşı’na gönderdi. Böylece hafif rötarlı da olsa pastama kavuştum. Siz siz olun sipariş verirken nereden teslim alacağınızı belirtmeyi unutmayın. Gerçi gidip almanıza da gerek yok aslında, Foodie web sitesinden sipariş verince eve kadar getiriyorlar.

http://www.foodie.com.tr/shop/default.asp

Zazie’de Crepe Yavanette

Nasıl bööyyük şefler kitaplar yazıp fanilerin pişirebileceği yemeklerin tariflerini, pardon, pardon, reçetelerini veriyor ya, biz fani müşteriler de kitap yazsak da reçetelerden mahrum şefler okusa. Hatta, doğrudan yemek tarifi olsun bu kitapta, reçete meçete bile olmasın. Mesela şöyle yazsın: “Krep Suzet, bir yavan krep ve yanına bir kaşık portakal reçeli değildir. Böyle bol portakallı, tereyağlı sosu vardır. Hatta portakal likörü konur, alevlendirilir.” İkinci tarif de elmalı crumble olsun. “Tart tipi birçok tatlının aksine crumble’ın hamuru, meyvenin üstünde olur” yazsın. Kitabın ilk okuyanı Zazie’nin şefi olsun. Mesela.

Aslında bazı işletmecilerin siteyi okuduğunu bildiğimize göre, hemen hizmette bulunalım, hemen Snoweggs’deki yazıya link verelim.

Krep Suzet 10 lira, elmalı crumble 10 lira. İkisi de dondurmalı.

Dükkan şimdi Nişantaşı Blender’ın içinde!

Nişantaşı’na açılalı birkaç ay oldu sanırım ama yazmak yeni kısmet oluyor. 2 kere gittik, 2 keresinde de deli gibi mutlu ayrıldık! Sinan’ın süper güleryüzlü hizmeti eşliğinde pabuç kadar ribeye, nefis sosisler, dev salata, sinüsleri sonsuza dek açan acı hardal, fırın patates, nefis şarap, saf çikolata, Yaşar Usta’nın emsalsiz sorbet‘leri ve baharatlı ananas… Şartlar çok zorlarsa yamyam bile olabilirim ama asla vejetaryen olamam herhalde diye düşünüyorum her Dükkan ziyafeti sonrası :p

Hesabı hiç sormayın, her ziyafetin bir bedeli oluyor, el mahkum!

www.dukkanistanbul.com/dukkan_nisantasi.asp

Zamane Kahvesi ve Valonia

Valla zincir mincir, kıl oluyoruz ama Pelit bu işi diğerlerinden daha iyi kapmış, haberiniz ola. Bir iki hafta önce Nişantaşı’ndaki Zamane Kahvesi’nde oturup bir çorba içtim, sandviç yedim ve o kadar heyecanlandım ki fazla heveskar bir yazı yazmamak için erteledim. Gittiyseniz görmüşsünüzdür. Hem her türlü pastası, hem kutularda hediyelik çikolataları, hem çok iç açıcı dekoru var hem de servis tıkır tıkır. Domates çorbası, pardon domates özü çorbası demeyince kızıyorlar, çok lezzetliydi. Ton balıklı harissalı sandviç dört dilim kepekli baget üstüne harissa sosu, bir yaprak yeşillik, sanırım mayonezli bol ton balığı ve süs olarak minicik turşu ve kapari. Bagetin bir köşesinin damak parçalayacak sertlikte olması gerekir ama lafını etmeye değecek bir ayrıntıdır ya her zaman, bu hiç öyle değildi. Herşey tam kıvamındaydı. Üstelik çorba 6, sandviç 8 lira ile hele Nişantaşı için gayet makul.

Pelit’in benzer zamanda giriştiği ikinci bir marka, Valonia çikolataları. Ece’yle Beşiktaş’ta gezinirken, hani Ege’nin görev verdiği Valonia şubesine girdik, pötifurlara, renk renk çikolatalara, yarım metrekarelik Beyoğlu çikolatalarına baktık, iç geçirdik ve Beşiktaş için fazla şık bulup çıktık. Beş dakika sonra ayak üzeri buluştuğumuz Zeynep “üstte de kafesi var” deyince, tıpış tıpış geri döndük. Üst kat biraz basık, dekorasyonunu da tam mimarlık ofisi diye tasvir edebilirim. Sıcak çikolata içtik, demin iç geçirdiklerimizden frambuazlı mini rulo pasta yedik. Sıcak çikolata-sıcak kakao geyiğine girmeyeyim ama çok lezzetli olmakla beraber hazır tozdan yapıyorladı ve yönetici kılıklı bir adama neden basbayağı çikolatadan yapmadıklarını sorunca denediklerini, kıvamını tutturamadıklarını, müşterinin beğenmediğini söyledi. Bilemem. İşi çikolata olan bir dükkana menüde hem sıcak çikolata hem sıcak kakao bulundurmak yakışırdı bence. Burada da fiyatlar Beşiktaş’a ve eğer rakip görüyorsa Kahve Dünyası rakibine uygun. Sıcak çikolata 4, makarnalar 10-11 lira.

İki girişimi değerlendirince ilk tepkim, Pelit’in hem Starbucks’lara, hem de The House Cafe benzerlerine bakıp, kriz sonrasına çok daha iyi adapte edilmiş bir stratejiyle işe giriştiği oldu. Makul fiyat, büyük ölçek, bin türlü merchandise, sağlam kurumsal kimlik falan. Ama bir adım geri gidip daha tarihsel perspektifle bakınca, işi onlardan kaptıklarını iddia etmek ayıp olur. Bence Türkiye’de yemekle ilgili yazılmış az kitap arasında en iyilerinden biri olan Hemşinliler, Göç ve Pastacılık: Gurbet Pastası ( Uğur Biryol yazmış, İletişim yayınlamış), Pelit ve diğer Hemşinli pastacıların pastacılık işini nasıl vaktiyle Rusya’da, Almanya’da öğrendiklerini ve Türkiye’de büyük şehirlerde bu geleneği oluşturduklarını esasen sözlü tarih çalışması ile çok güzel anlatıyor.

Kayra, Doluca, bik bik bik

Tembel Yesek yazarları arasındaki son moda, Add New Post olayını sözlü olarak yazmak. Gelip bana bik bik bik anlatıyorlar, böyle bir yere gittim diye, şu iyiydi, bu kötüydü diye, zannediyorlar ki ben onların yerine yazacağım. Halbuki ya “yaz o zaman” diyorum ya da sadece “aferin”, ne diyeyim?

Demin de Ege’nin Cafe de Paris yazısına yorum yazarken, Selçuk geldi, “bence bu restoran haftasını ayrı yazı olarak yaz, bik bik bik” dedi. Ben de “Yesek’in olacak şeyleri haber vermek gibi bir misyonu yok, ayrıca reklama girer, bik bik bik” dedim. Ama hem size faydalıdır, hem de yazarsam kendim hatırlarım falan diye yazı olarak yazmaya karar verdim.

Kayra, Nişantaşı’nda Cafe de Paris dahil bir dolu restorana şarap veriyor, ucuza yemek yiyip şarap içebiliyorsunuz bir haftalığına. Öğlen 20, akşam 40 liralık menüler. Normalde 40 liraya merhaba demeyecek bir iki yer var ki bence kaçırmamak gerek. Hatta öğle yemeğine 20 liraya merhaba demeyecek bir iki yerde şarabı atlayıp yemeği için bile değebilir. Kendi sitesinde inceleyiniz:

www.kayrarestoranhaftasi.com

Meanwhile, Doluca da “kadeh kaldırıyor” ama demin sitesine gireyim derken Firefox çakıldı, kıl oldum. Zaten onun o kadar ucuz menü numarası yok, şarap çeşidi bol. Onu da sitesinden inceleyiniz:

www.istanbulkadehkaldiriyor.com

Café de Paris’de bonfile

Baktık yağmurun duracağı yok, yakın olsun dedik ve Café de Paris’ye gittik. Tam anlamıyla muh-te-şem bonfileler tam istediğimiz kıvamda geldi. Öncesinde akdeniz salata (çok bir olayı yoktu) ve yanında sınırsız patates kızartmasıyla kişi başı 33 TL imiş. (Bu bilgiyi yemeksepeti’nden buldum, zira bizim hesabı biz ödemedik) Tatlı olarak krem brüle istedik, o da epey lezzetliydi. Her anlamda enfes bir yemek oldu. Hatta etin tadı o derece damağımızda kalmış ki ertesi sabah uyandığımızda nerde kahvaltı etsek diye düşünürken aklımıza çılgınca ilk burası geldi!

Site henüz açılmamış ama adresler mevcut.

www.cafedeparisistanbul.com