Polisevi’nde levrek

Daha önce yazmışımdır eminim. Guy de Maupassant’ın Paris’te yemek yemeyi tercih ettiği yer Eyfel Kulesi’ndeki lokantaymış. Nedenini “Eyfel garabetini görmek zorunda kalmadığım tek yer” diye açıklıyormuş. Ben de mümkün olsa birinci  köprüde yerim İstanbul’da. Buna rağmen, köprüye herhalde en yakın mekan olan Polisevi’nde pek bu hisse kapılmadım. Artık japon kerhanesi ışıklarını en azından dansettirmediklerinden zaman zaman bakılabilir oluyor. Bu açıdan hoş, mühendislik yapısı olarak ihtişamlı bile denebilir.

Polisevi’ne sahilden merdivenlerden çıkmak yerine mümkünse Portakal Yokuşu’ndaki girişten girin, kulağımı hoş sözlerle çınlatmayın. Makul fiyatlı, standart mezeli, rakılı, balıklı, “ızgaralar var”lı tipik bir lokal burası. Emniyet mensubu iseniz yüzde 30 indirim varmış hatta. Terasına yerleşilip güneş batırılacak, ay doğurulacak, rakı içilecek bir yer. Biz gittiğimizde gördüğümüz kadarıyla da vatandaş var, halk yok.

Biz tam herkesin ana yemeklerinin servis edildiği zamana denk geldiğimiz için midir bilemiyorum, servis yavaştı. Oturmamızla balık gelmesi arasında 45 dakika vardı. Ama arada oyalandığımız Akdeniz salatası az peynirli, az mısırlı bol otlu ince kıyım harika bir salataydı. Biz şımarıp deniz levreği ve kalkan yedik, birşey içmedik, iki kişi 84 lira verdik. Giderim bir daha.

Bu arada resmin sağ alt köşesindeki Hatice Hatun yalısına da dikkatinizi çekmek isterim. Hani ben kendimi bildim bileli İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü olup da şimdi, Gaziosmanpaşa İlköğretim okuluyken yakılan Naime Sultan yalısıyla birlikte DoCo reklam panosunun arkasına saklanıp, Selçuk’un tabiriyle varlığı unutturulmaya çalışılan. Üç beş yıla açıldıklarında davetli olduğumuz düğün derneğe gitmek konusunda aklımızca vicdan azabı çeker, yine de gideriz.

Galatasaray Adası’nda Suda Kebap

DSC02090-

Biraz gecikmeli bir yazı. Belki de Dünyanın en güzel şehrinde, en güzel yerlerden birindesiniz. Adada olmak insanı mutlu ediyor.

Sonbahar’dan kışa doğru geçtiğimizden dışarıda değil, mecburen içerideyiz. Masa kalabalık, Boğaz’ın orta yerinde, rakı eşliğinde mezelerle muhabbete başlıyoruz. Tulum peyniri, ezme, patlıcan salatası, zeytin salatası, mantar salatası. Mezeler ve sonrasında gelen fındık lahmacun, içli köfte, gavurdağı salatası ile devam ediyoruz.

Genel olarak yediklerimiz başarılı örnekler.Fakat sonra gelen bir çiğ köfte var ki seneler sonra Burcu’nun bile çiğ köfte ile  barışmasını sağlıyor. Uzun zamandır bu kadar lezzetli çiğ köfte yememiştim. Sonra ortaya resimlerde görünen karışık kebap (kuzu şiş, tavuk şiş, kaburga, fıstıklı kebap, adana kebabı, haşhaş kebap, beyti) geliyor.

Kebaplarda ağızda eriyen cinsten, fakat masada o gece potansiyel eksikliği var, kebapları bitiremiyoruz. Yemekten sonraki günlerde tabakta kalan kebapları hatırlayıp çok ah vah ettik (ben resme baktıkça hala ediyorum).

Yemek sonrasi tatlı olarak katmer yiyoruz. İçi bol fıstıklı katmerler kapışılıyor. Meyve ile yemeği bitiriyoruz.

Suda kebap, bence İstanbul’da şık bir yerde kebap yemek için en üst seçeneklerden biri olarak yer alıyor. Hele böyle bir manzara ile.

G Balık’ta denizden ne çıktıysa…

Dün akşam Gülbin Abla’nın Almanya’dan gelen misafirlerinin gönlünü hoş etmek için biz de programa dahil olduk, Suada ismiyle takdis edilen Galatasaray Adası’ndaki G Balık’ta yerlerimizi aldık. Manzaraya, servise hiç girmeyeceğim, hepsi şahane. 10 çeşit kadar deniz ürünü istedik: Balık pastırması, lakerda, zencefilli mezgit, ızgarada peynir, kavun, sübye, avokadolu karides, ahtapot salatası, humus ve belki bir şeyler daha ama hatırlamıyorum. Mezeler tabaklarımıza kaşıkla servis edildiği için olsa gerek, porsiyonlar küçük. Ha “büyük olsa bitirebilecek miydin ki!” diye soracak olanları yazının finalindeki hesap bilgisine davet ediyorum hemen. Ara sıcak olarak 3 kişi kalamar yedik. Ana yemek olarak da yine 3 kişi lüfer yedik. Tatlıya sıra geldiğinde patlamanın eşiğinde olmama rağmen, ortaya söylenen 2 porsiyon şaraplı çilek ve 1 porsiyon kaymaklı kabak tatlısına da musallat oldum. Hepsi çok başarılıydı. Hele o çilekler… En kısa zamanda evde deneyeceğim! Yemeklere 1 büyük rakı ve benim 2 kadeh şarap da eklenince sohbet aldı başını yürüdü. Güzel bir gece oldu. Hediyesine gelince, 5 kişi 550 TL civarında. Gülbin Abla’nın davetlisi olduğumuzdan katkımız olamadı. Lakin GS Derneği üyelerine %20 indirim varmış.

Dernek üyesi değilim ama beni de kolay kolay unutamazlar. Gülbin Abla’ya balığımın kafasını hediye edicem derken kafa tabaktan fırlayıp camdan sekerek küskün bir şekilde 1 metre ötede yere çakıldı. Gecemiz bir kez daha şenlendi. Böyle şık yerlerde very un-şık hareketlerle topu ağlara göndermek kaderim olmuş benim!

http://www.gbalik.com/

Anjelique’de Güney Akdeniz Mutfağı

Geçen hafta mutlu ve mesut şekilde ayrıldığımız Anjelique’deki Uzak Doğu ve Asya yemeğimizden sonra gelecek hafta da daha kalabalık bir şekilde, bir de üst kattaki, 2 Michelin yıldızlı ismini bilmediğimiz ünlü bir restauranttan transfer, Güney Fransa menşeili baş aşçıya sahip, Akdeniz mutfağı restaurantını deneyelim diye kafamızda tasarlamıştık.

Cumartesi gecesi 6 kişilik kadromuzla tasarımız uygulamaya geçti. Biz masaya geldiğimizde önceden gelen 3 kişi birer duble rakılarını söyleyip, fındık fıstık eşliğinde demlenmeye başlamışlardı.

Biz de masaya katılarak bir duble rakı, bir kadeh kırmızı şarap ve soda söyleyerek içeceklerle ilgili ön siparişi geçtik. Menüye baktığımda yemeklerden önce aklıma gelen ilk şey, indirim zamanları mağaza vitrinlerini süsleyen ”Sale, soldi, soldes” afişleri. Hayır bunlar fiyatların indirimli olmasından değil fiyatlandırılmasından. 39-49-59 gibi fiyatlandırmaları görünce siz de böyle düşünürdünüz eminim.

Çünkü lagos balığı mesela 60 değil 59 lira. 60 lira vermeyi düşünmüyorsanız pekala 59 verebilirsiniz, en azından psikolojiniz sarsılmaz herhalde böyle düşünmüşler.

Yemeklere dönelim. Başlangıçlar ve ana yemekler olarak ayrılmış sade bir menü var. Türk menşeili meze tabağı köfte gibi yemeklerin olduğu ufak bölümde Türk aşçının imzası var. Diğer bütün menü Fransız aşçı imzalı.

Biz başlangıç olarak rakının yanında gidebilecek tek şey meze tabağı olduğu için meze tabağı ve pancar soslu karides söyledik.

pancar-soslu-karides

Pancar Soslu Karides

TÜRK-MEZE-TABAĞI-yoğurtlu-semiotuiçli-köftekabak-çiçeği-dolmasıpatlıcankısır-

Pancar soslu karides, lezzetliydi. Meze tabağından da açıkçası bir şey beklemiyordum. Yoğurtlu semizotu, kabakçiçeği dolması, içli köfte, patlıcan salatası, ve kısırdan oluşan bir tabak. Ucundan tadına baktık. Genel olarak tabağın lezzeti idare eder, buraya gelenlerden kaç kişi biz gibi meze tabağı, söyleyip rakı içer zaten? Azınlıktayız.

Dana-Carpaccio

Barbaros şarap içtiği ve bize göre biraz daha aç olduğu için önden dana carpaccio söyledi. Masanın carpaccio uzmanları Barbaros ve Tolga lezzetinden memnun kaldılar. Hatta ortaya bir carpaccio siparişi daha verdik.

Ana yemek faslına gelince, genel olarak yemeklerin açıklamaları ilginç ve masadaki altılının makara potansiyeli hayli yüksek olduğu için sipariş kısmı uzun sürdü. Tolga “Abi bu 59 liralık lagos balığını kim isterse hemen parasını çıkarsın” demesi gecenin bombasıydı.

Dana-Öküz-Kuyruğu-kroket-ve-havuç-püreli

Yemek seçimlerine gelince Barbaros’un söylemiş olduğu öküz kuyruğu kroket ve havuç püreli et. Masa yemek bilgisi ve tecrübesi olarak bilgisiz bir masa değil fakat kimse öküz kuyruğunun bir sebze olduğunu bilmiyordu. Barbaros genel olarak yemeğin lezzetinden memnundu.

Burcu’nun gözü menüde yine ilginç adlandırılan bir yemek olan Moren mantarı ve ıspanak püresi eşliğindeki Breeze Dana Yanağına takıldı. Fakat garsonun biraz ağır bir yemek demesiyle Burcu vazgeçerken, benim doymam için ağır bir yemek lazım diyerek dana yanağı siparişini ben verdim.

Breze-Dana-Yanağı-Moren-Mantarı-ve-Ispanak-Püresi-eşliğinde

Siparişim gelince hem görünüş hem de tad olarak ne kadar doğru bir sipariş verdiğime sevindim. Çok güsel pismiş eti, püresi, yanındaki garnitürleri hepsi çok lezzetliydi ve de fazlasıyla doyurucuydu.

Tavuk-Budu-Tatlı-Patates-Püresi-ve-Enginar-eşliğinde

Burcu tatlı patates püresi ve enginar eşliğinde tavuk budu siparişi verdi. Tatlı patates püresini hiç beğenmedi. Ben de baktım tadı iç acıcı değildi. Tavuk budunu başta beğenir gibi olsa da sonra fikir değiştirerek hiç bir özelliği yok diyerek beğenmedi.

Kuzu-incik-beğendi-eşliğinde

Tolga’nın seçimi beğendili kuzu incikti.

Fıstıklı-Köfte-Nar-Ekşili-salata-ve-patates-kızartması-eşliğinde

Eray ve Berk direk olarak menüdeki diğer seçenekleri sildikleri için seçimleri nar ekşili salata ve patates kızartması yanında olan fıstıklı köfte oldu. Menüye karşı bir hoşnutsuzlukları olduğu için fazla fikir belirtmediler ama köfte yemek için Anjelique seçimleri olmayacağı kesin.

Tatlılara gelince seçimlerimiz kazandibi, dondurmalı irmik helvası, sorbe ve dondurmalı çikolatalı ıslak bisküvi oldu.

01082009130

01082009131

01082009132

01082009133

Kazandibi kötü, irmik helvası idare eder, sorbe güzel, sufle tadındaki çikolatalı ıslak bisküvi nefisti.

Gecenin sonunda hesap yaklaşınca herkesden tahminleri almaya başladık. Oldukça fazla bir hesap geleceğini bildiğimiz için artık masa olarak durumu makaraya vurmuş durumdaydık. Hesap yediklerimiz, 7 duble rakı, bir kadeh şarap, iki duble viski, bir cafe latte dahil 720 lira geldi.

Hesabın ağırlığı mı, bizim  hafiflememiz mi bilemeden karışık duygular içinde, mekanın club düzeni almasının yaklaşmasıyla beraber masadan kalktık.

Her iki restaurantı da denemiş biri olarak eğer Anjelique’de yemeğe gideceksiniz benim önerim alt kattaki Uzak Doğu – Asya mutfağı restaurantı olur.

Anjelique ve Uzak Doğu Mutfağı

Başlangıç olarak kelebek şeklinde karidesler ve ismini hatırlamadığım bir başlangıç daha. Uzak doğu mutfağı yemeklerinin hepsinin ismi akılda kalıcı olmadığı için diğerinin ismini hatırlamıyorum. Karideslerin pane kaplaması değişik bir tat katmış. Elmalı turta yer gibi bir lezzet geliyor ağzınıza.

Ana yemek olarak tatlı ekşi soslu tavuk ve thai usulü bademli acılı tavuk .Hem thai usulu hem de tatlı ekşi soslu tavuk lezzetli. Tatlı ekşi soslu tavuğu daha çok beğendim. Porsiyonlar başta küçük gibi görünse de küçük değil, uzak doğu mutfağı yavaş yavaş yemek üzerine kurulmuş bir mutfak, bu sefer bunu anladım. Çünkü eğer normal çatal bıçak isteyip bu yemekleri öyle yerseniz hemen mideye indirebilir, o kadar lezzetini çıkaramayabilirsiniz. Ama çubuklarla yerseniz, hem daha keyfini çıkararak yiyorsunuz hem de insan daha doyduğunu hissediyor. Uzak doğu mutfağıyla çok içli dışlı biri değilim ama yediklerimden keyif aldım.

Bir kadeh şarap ve bir cafe latte. Yemekler lezzetli, mekan güzel. Sonraki bar bölümünü katmadan hesap 101 lira.

Zuma’da yemek yemenin dayanılmaz hafifliği

Geçen perşembe akşamı, Neda, ben ve Mert Zuma’ya gittik. Ortaköy’de, denize sıfır, fazlacana kalbur üstü bir Japon restaurantı burası. Önceden söyleyeyim, iyi para veriyorsunuz ama emin olun buna değiyor.

Servis çok iyi; yemekler Japon mutfağına karşı önyargılı bir insanın bile iştahla yiyeceği kadar çok lezzetli; dekor sade; mekanın barı etkileyici; ortam fazla havalı.

Ismarladığınız bütün yemekler hazırlandıkça ortaya geliyor, isteyen istediği kadar alıyor. Biz önden edameme, california roll, kalamar tempura, enginarlı ahtapot salatası ve jumbo karides tempura arkadan tonlu, somonlu ve yılan balıklı nigiri suşi, kore baharatlı kuzu pirzola ve japon usulü çöp şişte dana eti yedik. Bunların yanına da bir şişe Sarafin Sauvignon Blanc açtırdık.

Edameme, çıtır çerez kıvamında durmadan yiyebileceğiniz bir çeşit yeşil fasulye. Buharda pişmiş ve üzerine deniz tuzu dökülmüş olarak geldi.

kopyasi-zuma-006.jpg

California roll’dan beş parça geldi, geldiği gibi de bitti.

kopyasi-zuma-010.jpg

Hemen yanına Neda ile Mert’in bayıldığı kalamar tempura ve benim vurulduğum yumuşacık ve çok lezzetli ahtapotlu enginar salatası kondu.

kopyasi-zuma-012.jpg

kopyasi-zuma-005.jpg

Daha masadakileri bitirmeden sıcak sıcak gelen jumbo karides tempura, eğer karidesi az da olsa seviyorsanız, size kesin mutluluk hormonları salgılatır diyebileceğim kadar başarılı bir yemekti.

kopyasi-zuma-003.jpg

Ama bence bundan da iyisi nigiri suşilerdi. Masada çiğ balık ve yılan balığı seven tek insan olarak hepsini büyük bir keyifle ben yedim. Kimseyle paylaşmak durumunda kalmamak ayrı bir güzellik oldu.

kopyasi-zuma-002.jpg

Kuzu pirzola ve dana eti gelmeden aslında doymuştuk. Fakat, özellikle kuzu pirzola o kadar yumuşak, sulu, kararında baharatlı ve kıvamında pişirilmişti ki hayır diyemedik. Dana etine ben hiç karışamadım, gerçi gerek kalmadan Mert hepsini silip süpürdü.

kopyasi-zuma-013.jpg

kopyasi-zuma-011.jpg

Şimdi bakıyorum da gerçekten çok yemişiz ama yemekten kalktığımızda üçümüz de kendimizi hafif hissediyorduk. İyi yemek denilen şey, bu olsa gerek.

Hesap 332 YTL geldi. Japon yemeği seven sevmeyen herkese tavsiye ederim. Gitmeden rezervasyon yaptırmayı sakın unutmayın.

Kırçiçeği’nde ıspanaklı pide

kircicegi.jpg

Ece İzmir’den döndüğünde heyecanla Kırçiçeği diye bir pideciye gittiğini ısırgan otlu pide yediğini, semizotlusunun da olduğunu anlatınca, Ortaköy’dekini de teftiş kararı almıştık. Isırganlı pide mi olurmuş diye düşünenlere Dogbert gibi “shoo” demek istiyorum. Ege’de birçok yerin yanısıra Çeşme’de de var Kırçiçeği ama Dost Pide dururken ne gereği var diye düşünmüştük, bir de ilginç birşeyleri olacağı hiç aklıma gelmemişti.

Eşref saati bugünmüş. Mevsimi olmadığından ısırgan otlu yokmuş. Ispanaklı, mantarlı ve lor peynirli pide aldım ben de. Kapalı bir pide bu. İncecik hamuru içinde tazeden konan ıspanak yeni bayılmış, pişmeye fırsatı olmamış. Mantar ve lor yavanlığı alacak kıvamda, fazla değil. Çıtır kuşbaşılı pide, döner, manisa köftesi, tatlı olarak tahinli pide de yedik. Tabaklar arası bol ticaret tabii. Ye babam ye.

Daha sonra Dost Pide’de de ıspanaklı pide yedim. Peynirini abartmış, bir de yumurta koymuşlar. Yazın ağır ağır, ne gerek. Kırçiçeği is it. Daha doğrusu Kırçiçeği’ninin ıspanaklı pidesi is it. Şehirde uzun zamandır ilk defa heyecanlandıran bir yemek oldu bu.