Zanzibar’da kış bahçesi

Geçen Cumartesi karşıda yemek yiyecek yer ararken Yesek gibi bir hizmeti çok aradım. Kriterler şunlardı: Bağdat Caddesi civarında olsun, Cumartesi akşamı yer olsun, annem de beğensin. Yesek’te de yoktu uyan, dergi-gazeteden aklımızda kalmış yer de yoktu ki olsa da elimizde patlardı muhtemelen. Dolayısıyla Zanzibar’ı aklımıza getirdiğimiz anda hemen atlayıp gittik. Güzel bahçe içinde güzel bir konak. Biz herkesle beraber kış bahçesinde oturduk ki pek kalabalık, Cumartesi cıvıl cıvılı değildi.

Yedikten sonra annem “yazacak mısın?” diye sordu. “Evet” dedim, “‘it was so 80’s’ yazacağım” dedim ama sonra düşündüm aslında “so 60’s” yazmak gerekir. Başta ekmeğin yanına tereyağ geldi. Zeytinyağı modasına gıcık olan anneme “hani gene iyisin” dedim, garson güldü. Ardından kanlı kanlı dana madalyon ve ızgara bonfile, donmuşundan olmayan patates kızartması, bol kremalı patates rösti, kırmızı şarap, tarte tatin. Yemek konusunda günün modasından, etiğinden, sağlığından bihaber bir yemekti ve harikaydı! Bir tek tarte tatin tereyağ teröründen etkilenmiş, zayıf kalmış. Seviyorum Zanzibar’ı, yine memnun etti.

Aklımıza yer gelseydi, başka yerde kahve içerdik ama gelmedi. İki gün sonra caddeyi baştan sona yürüdüm, içim karardı. Bir dev zincir olmuş. “Bilseydik buraya gelirdik” diye içimde kalan yer olmadı. Tarzım değil ama atayım bakalım bir blogger zarfı: Nerede içmeliydik kahve?

İki kişi 170 lira.

www.cafezanzibar.com.tr

Marmara Yelken Kulübü’nde sanki eskidenmiş gibi…

Dün akşam burada sürpriz bir doğumgünü yemeği yedim. Bağdat Caddesi ve civarının hepsi birbirinden havalı civalı kafeleri ve pek konsept restoranlarıyla alakası olmayan bir mekan. Sanki zaman Marmara Yelken Kulübü’nde durmuş, Adalar’a baka baka orada öylece oturmuş kalmış. Lakerda, patlıcan salatası, zeytinyağlı taze fasulye, rokalı salata, kalamar ızgara ve kuzu şiş yedik. Bir şişe de Çankaya içtik. Kalamar ızgara biraz fazla sertti bana göre. Lakerdası da daha bir balık pastırması kıvamında, tuzlucana ama lezzetliydi. Kuzu şiş mükemmel, şarap soğuk, ortalık müziksiz ve sakindi. Koskocaman yazmışlar, 51. yılımız diye. Sanki 1949’dan bir akşam yemeği gibiydi bu yemek de. Sevdim.

2 kişi için hediyesi 100 TL. Yalnız sadece üyeler (ve yakınları) girebiliyormuş, bilginize.

Misina’da balığa gitmişken ”kaz” yemek

Misina’yı orada burada duya duya, boyalı basında okuya okuya, sonunda bir deneyelim dedik. Mekan gittiğimizde oldukça kalabalıktı.

Masanın ayarlanması için bir süre bekledik. Mekanın tasarımı fena değil fakat oldukça kalabalık ve masalar arasında boşluk çok sınırlı. Bir kez daha karar verdim kalabalık aile mekanları bana göre kesinlikle değil, sanki dışarıda yemek yemiyoruz, şirket yemekhanesinde yemek yiyoruz.

Masamıza geçtikten sonra uzun bir süre bizimle ilgilenecek bir garson bekledik. Garson kaz menüsü mü, balık menüsü mü istediğimizi sordu. Mekanın sahipleri Kars’lı olduğu için kaz haftasıymış. Israrlara aldırmadan balık menüsü istediğimizi söyledik ve kalamar tava ile birlikte tavsiye üzerine karışık balık ara sıcak aldık. Lavinya, balık kebap, kaşarlı mantar, beğendili fener şiş saçta fokurdayarak geldi. Balık ara sıcaklar fena olmasa da, damakta çok da lezzet bıraktığını söyleyemem. Yani övülmeye değer bir lezzeti yok. Oradan buradan geçen kaz eti dolu tabaklar nedeniyle tahriklerine dayanamayarak 2 porsiyon da kaz tandır söyledik. Kaz eti lezzetli ama yanındaki pilav daha güzel. Balığa gidip kaz yemek ayrı bir enteresanlık tabi.

Gecenin en güzel yanı ise bu yediklerimize ek olarak bir duble rakı, 2 cola için 245 tl hesap gelmesiydi. Akşam mekandan çıkarken müşterilerin ”biz daha önce geldik, diğer masanın siparişleri geldi, bizimkiler gelmedi” münakaşasıyla ve mekandan bir an önce ayrılmanın telaşıyla, mutlu mesut ayrıldık. Bir daha gitmeyi düşünmüyoruz.

Kızıltoprak Alem İşkembe’de tuzlama

Anadolu yakasında senelerdir gece sonunda çorba içmek için tercih ettiğim yer. Bir gece sonunda yine uğruyoruz. Bol taneli damar tuzlama. Lezzeti ve kıvamı yerinde. Alem işkembe yine yanıltmıyor. Bir tane daha içmemek için kendimizi frenliyoruz. Çorba seçenekleri geniş, fiyatları 5 ve 10 lira arasında. Ayrıca güzel kokoreç ve etli pilav da yapıyorlar.

Haegan Dazs’ta dondurma ve karamelli sos

Bir cumartesi günü dondurma ve tatlı isteğinin yönelttiği adres Haegan Dazs Caddebostan. Fiyat listesinde 1 top dondurma 5 lira. Görünce bir top dondurmaya 5 lira verip vermeme arasında gidip gelinen anlar. Sonra bir çılgınlık yapıp 2 top almaya karar vermek. Limonlu sorbe ve belcika çikolatalı dondurma, üstüne de karamel sos ekletmek. Ödemeyi yaparken 12.25 tl fiyat karşısında Milan Baros’un Ülker reklamında dediği gibi ”nasıl yani” demek. Karamel sosa 2.25 lira vermek. Dondurmaların lezzeti süper, karamel sos da öyle ama dondurma sosuna para veren kek reklamında oynamamak için bir daha gelmemek üzerine dükkandan gitmek.

Jumbo Burger

Bilgen senede 1 kere İstanbul’a geldiği için özlediği tüm tatları tatmak istiyor. Jumbo Burger, bu tatların üst sıralarında yer alıyor.
Jumbo Burger, Çiftehavuzlar sahilde, Büyük Klubün karşı hizasında kendimi bildim bileli. Senelerdir gideriz Bilgenle. Eskiden menu yoktu. Yediğimiz hep aynıydı. Sonra menu koydular ama biz bir türlü öğrenemedik menudeki ismini yediğimizin. Her seferinde garsonlara anlattık : “Bizim yediğimiz çift katlı, arasında domates sos ve sizin özel sos oluyor, üstünde de erimiş kaşar”. Bu sefer, garson bize ‘geleneksel jumbo burger’ dememizin yeterli olduğunu söyledi. Ama menude yok gerçekten bu tarif ettiğimiz.

DSC03126 (2)

Bilenler bilir. Hala bilmeyen varsa çok şey kaçırıyor. Bizce İstanbul’un 1 numaralı burgeri. Ötesi yok.
Yanına da yine soslu patates kızartması ve buz gibi bira.
2 kişi 50 Lira.

Pastarito’da nutellalı tatlı

Suadiye Plaj yolu sokak. Suadiye otelin olduğu bu sokak son bir kaç yıldır Suadiye Park’ın açılması ile hareketlendi.

Bu civarda olunca da soluklanıp birşeyler atıştıralım derken, Pastarito’da oturduk. Ben aç olmadığımdan ve tatlıya fazlasıyla zaafı olan biri olarak direk menünün tatlı kısmına odaklandım. Gözüme çarpan Botta di vita oldu.

Açıklamada yazana göre nutella çamfıstıklı pizza calzone, soslu v.s.. Tamam budur bu günkü tatlı krizimizi kesecek seçenek bulundu diye sipariş verdim. Tatlının gelmesine beklerken muhabbet ve etrafa bakıyorum. Duvarda Pastarito’nun bulunduğu yerler yazıyor. Genova, Bologna, Milano say sayabildiğin kadar. Bu heryerde şubemiz var dünya çapındayız kısmı bana hep hikaye gelmiştir. Çoğunlukla da ne zaman böyle bir yere gitsem iyi bir sonuçla karşılaşmadım. İstinye Park ilk açıldığında önceden Panino Giusto’ya gitmiş bir arkadaşımla gittiğimizde de tepkim Panino Guisto dediğin bu mu yani olmuştu. Her neyse, makarna yiyen arkadaşların makarnaları ve benim tatlım geldi. Makarnalardan memnuniyetleri orta derece ve iyi arasıydı. Tadına bakmadım onun için lezzet konusunda bir yorum yapamam. Benim tatlı ise  menünün en pahalı tatlısı olarak gözü tatmin etmekten uzak. Tadına baktım lezzeti fena değil tamam da, ben evde krebin arasına nutella sürünce bundan bir çam fıstığı eksik oluyor. Sonuç olarak beğendiğim söylenemez. Ayrıca bizim lokal yerli malı yurdun malı italyan tatları sunan restoran ve cafelerimiz genel olarak çok daha başarılı, önceki bu görüşümü bir daha tasdiklemiş oldum. Belki bunlarda biraz Bağdat caddesi ve civarı mekanlara soğukluğumunda etkisi vardir. Nedeni ise Mustafa Sandal’ın eskiden söylediği gibi “Maalesef ruhu yok…”

Güveçci Abdullah’ta Üsküp Kebap

Geçenlerde arkadaşlarım Bağdat Caddesindeki Güveçci Abdullah’ta olduğu için, ben de katılmak durumunda kaldım. Aslında bana hitap eden bir yer olduğunu düşünmediğimden doğru söylemek gerekirse ayağımı sürüyerek gittim. 4 kişiydik , ben gelmeden 1 kağıt kebabı 1 çökertme kebabı ve bir güveç daha söylenmişti. Çökertme göze güzel gözüküyordu. Biraz da tadına baktım lezzet olarak fena değildi. Kağıt kebabı ve ismini hatırlamadığım diğer güveç sıradan gözüküyordu. Farklı bir şeyler yiyelim diye garsona tavsiye edebileceği bir şey olup olmadığını sordum. Kendisi bugün menüde üsküp kebabı olduğunu, etin yanında patates bulunan lezzetli bir yemek olarak  tarif etti  ve her gün menüde bulunmadığını söyledi. Ben de değişik bir şey olsun diye üsküp kebabı söyledim. Biraz sonra yarısı patates salatası biraz da et olan bir tabak geldi. Ben içimden bilseydim patates salatası isterdim diyerek baktım tabağa. Etlere biraz dokunarak, patates salatasına hiç dokunmayarak yemeği pardon kebabı bıraktım. Garson memnuniyetsizliği anlayarak  beğenmediniz mi diye sordu. Ben de fazla olayı üstelemedim.

Hesap 4 kişi bir şişe şarap dahil 145 lira. Hesap yediklerimize göre  fazla,  lezzet olarak da sıradan. Zaten isteksiz olarak gittiğim Güveçci Abdullah’a bir daha gideceğimi düşünmüyorum.

Erenköy’deki Çukurova Kebapçısı

Geçen cuma günü, iş sonrası Erenköy civarında olduğumuzdan hem kebap yiyelim hem de muhabbet edelim dedik. Bunun içinde çok uzaklara gitmeden 2 adım ötedeki Çukurova Kebap’ta karar kıldık. Çukurova Kebap için etrafta ve medyada! Güsel iyi gibi yorumlar duysam da, bir sene önce arkadaşlarımın yanina yarım saat uğramam dışında bir tecrübem yoktu, zaten o gün de tok olduğumdan dolayı bir şey yememiştim.

Roka salatası, yeşil salata, patlıcan ezme, acılı ezme, çiğ köfte ve 1 ufak Yeni Rakı istedik. Ayrıca tulum peyniri yerine rakı içeceğimizden, beyaz peynir istedik. Masaya konulan 50 cllik ufak suyu görünce garsona, rakı içeceğimizden büyük su istediğimizi söyledim. Garson kendilerinde büyük su olmadığını, sadece ufak su bulunduğunu söyleyince benim mekanla bağım o an kopmuş oldu. Niye kopmasın ki? İçkili bir yer olarak eğer sen, bir ufak sudan kazanacağın paranın hesabını yapıyorsan senden fazla bir beklentim olamaz.

Mezelerin tadi normaldi, çiğ köfteyi ise hiç beğenmedim, et tadından çok yoğun olarak bulgur taneleri geliyordu.

Tulum peyniri yerine istediğimiz beyaz peynir ise isteyen olursa önüne sunacağımız bir peynir olsun diye alınmış yağsız kuru bir peynirdi. Ortamdan aldığımız tad kaçınca, 2 adana yerine ortaya 1 adana söyledik. Adana kebap için kötü diyemem, belki bende o ana kadar oluşan yargılardan dolayı bir tad aldığımda pek söylenemez.

Biz ikinci adanayı söylemeden ve de keşke Suadiye’deki Yusuf Usta’ya gitseydik diyerek hesabı istedik ve kalktık. 2 kişi 79 lira

Not: Bu arada parfümünden, losyonuna kadar her türlü bakım ürünü erkekler tuvaletinde bulunan bir kebapçı ilk kez gördüm. Bu konuda haklarını teslim edelim.

Byivan ve Pasta keyfi

Pazartesi sendromuyla geçen bir günün sonu tutan pasta krizi, ayaklarımı Byivan’a götürdü. Seçim bu sefer Devil’s Pasta, yoğun çikolatalı üstü büyük dağ çilekli. Pastane Suadiye’de ama Florya’da da bir şubeleri var. Byivan pasta konusunda İstanbul’da en başarılı bulduğum yerlerdendir. Zaten bu başarılarının bir göstergesi de İstanbul’da bir çok cafe’ye pasta hazırlamaları. Starbucks tatlıları da Byivan yapımı diye biliyorum.

Ayrıca en çok önem verdiğimiz şeylerden biri ekonomi deyimiyle fiyat/performans oranı değil mi? İstanbul’da  sıradan pastanelerde bile pasta fiyatları 30 lira civarında gezdiği düşünülürse, Büyükbboy için 35, küçük boy içi 25  lira bu kaliteye uygun kalıyor.