Çokçok’ta öğle menüsü

Tülin’le kaç zaman önce planladığımız öğle yemeğini bugün en sonunda Çokçok’ta gerçekleştirdik. Çokçok bizim sokağın hemen köşesinde, Büyük Londra Oteli’nin yanı, TRT binasının karşısında. Nerdeyse 1 yıldır açık, şıkçana bir yer. Henüz gitmek kısmet olmamıştı.

Tülin bir yerlerden duymuş öğrenmiş: Aşçı yaz sonunda Tayland’a gidecekmiş, ordan yeşil papaya getirecekmiş ve onunla enfes bir salata yapacakmış. Böyle bir enformasyonla gidince oturur oturmaz yeşil papaya’lı salatalara talip olduk tabi. Ama heyhat! Yeşil papayalar her mevsim bitmiyormuş, böyle biraz naz-kapris bir sebze/meyveymiş. Ben Tülin’i beklerken menüyü güzelce incelemiştim ama Tülin gelince masamıza “bir de öğle yemeği menümüz var” deyip başka bir menü getirdiler. İkimizin de seçtiği yemek bu set öğle menüsünde zaten vardı, üstelik başka pekçok şeyle birlikte bu menü sadece 20 YTL idi – Normal menüdeki ortalama tek yemek fiyatı. Haliyle öğle menüsü söyledik.

3 çeşit çorbadan mantar çorbası seçtik. Yanında hindistan cevizi sütünde pişmiş bir küçük şiş bonfile ve 2 tane sebzeli börekle geldi. Biri fıstıklı ve çok nefis, diğeri acılı 2 küçük kap sosla servis edildi. Çorba da, börekler de gayet lezzetliydi, et yumuşacıktı.

Üstüne fazla bekletmeden ana yemekler -Tülin’in istiridye soslu bonfilesi ve benim karabiber soslu levreğim- geldi. Bonfileden ben de tattım, süperdi. Benim levrek de başarılıydı. Yemekler yanlarında sote sebzeler ve pirinç pilavıyla dikdörtgen tabaklardaydı. Sunum ve lezzet Thai konseptine uygundu. Tek eleştirim yemeğin et porsiyonlarının küçük olması olabilir. Ama tabi bu set öğle menüsüydü. Tek yemek siparişlerinde daha elibol davrandıklarını tahmin edebiliyorum. Zaten önden çorbaydı, börekti çörekti derken bu kadarı da bizi gayet güzel doyurdu.

2 de suyla beraber toplam 44 YTL ödedik. Baştan hasır amerikan servislerini yağlılar diye geri çevirdiğimizden de olsa gerek, son derece ince davrandılar. Yemeklerden önce müessesenin ikramı olarak 2 parça küçük üçgen börek geldi. Yemekten sonra da koca bir demlik yeşil çay ikram ettiler. Ben ofise yetişeceğimden içemedik ama takdir ettik. Bir de ana menüde banana thai pie gibi bir tatlı vardı ki, çok aklım kaldı. Onu denemek için gidicem yine.

www.cokcok.com.tr

Spice Market: gülümseten bir deneyim

Spice Market, Jean-Georges Vongerichten isimli dünya çapında ünlü bir aşçının füzyon mutfağı üzerine hizmet veren lokantalar zincirinin ismi. Bu zincirin bir kolu da geçen aylarda, İstanbul’da, W Hotel’in içinde açıldı. Ben de, dün akşam bu lokantanın teras bölümünde yemek yeme fırsatı buldum.

Dekorasyon, W Hotel’in aşırı süslü tarzına uygun ama o kadar abartılı değil (en azından teras kısmı değildi). Yemek, yine bu stilin devamı olarak, tabii ki loş ışıkta ve kaliteli bir servis eşliğinde yeniyor.

Menü, garsonumuzun dediğine göre, dünyadaki diğer Spice Market’ ların biraz daha hafifletilmiş haliymiş. Yemeklerde mümkün olduğunca yerel malzeme kullanılmaya çalışılmış ve belli ki Türk damak tadına çok ters olmayan bir şeyler yakalanması amaçlanmış. Yine de, burada olay füzyon mutfağı olduğundan, tabii ki yabancı malzemeler ve teknikler, farklı farklı noktalarda her yemek çeşidinin içine dahil edilmiş. Yediğiniz her lokma hem tanıdık hem değil, birçoğu şaşırtıcı ve bir o kadar da lezzetli. Lokantanın ismi Spice Market (baharat pazarı) olduğundan, tahmin edersiniz ki, baharatların binbir çeşidi her tabakta varlığını belirgin bir şekilde hissettiriyor. Porsiyonlar ne büyük ne küçük, bir başlangıç bir de ana yemekle doyuyorsunuz yani, merak etmeyin.

Biz önden Vietnam usulü spring roll,

kopyasi-spice-market-290708-005.jpg

sarmısaklı yoğurt ve acı biber soslu, içine közlenmiş patlıcan doldurulmuş tortellini

kopyasi-spice-market-290708-002.jpg

ve bezelye çorbası ısmarladık.

kopyasi-spice-market-290708-007.jpg

Spring roll, etli bir içle sarılmış ve kızartılmış olarak, yanında hafif tatlımsı biber sosuyla sunuldu. Garsonumuz, marula sarıp yememizi tavsiye etti. Biz de öyle yaptık. Lezzetli, çıtır çıtır, ağırcana bir börek bu. Marula sarıp yemek hoş oluyor hakikaten ama öyle abartılacak başka da bir esprisi yok. Patlıcanlı tortellini, sarmısaklı yoğurtla güzel bir ikili olmuş. Üzerindeki limon rendesi ve otlar hoşluk katmış ama ne var ki yemekteki aşırı tuz çok fena. Bezelye çorbası, bizdeki bilindik çorbalar gibi sulu değil, daha yoğun, sanki hafif sulu sebze püresi gibi. İçindeki bezelye taneleri, üzerindeki turplar ve otlarla ve hafif ekşimsi tadıyla bence lezzetli.

Ana yemeğe sıra gelince, biz fırında lagos seçtik. Yanına da zencefilli kızartılmış pilav söyledik.

kopyasi-spice-market-290708-011.jpg

Lagos, yeşil chili biber sos üzerinde, kılçıksız, pişirilirken kurutulmamış ve dehşet lezzetli tek bir parça halinde geldi. Eğer balık seviyorsanız, rahatlıkla söyleyebilirim ki bu yemeği tattığınız ilk andan itibaren gülümsemeye başlayacaksınız. Bana kalırsa, gecenin en güzel yemeğiydi.

kopyasi-spice-market-290708-009.jpg

Zencefilli pilav, üzerinde tam kıvamında kızarmış bir yumurtayla geldi. Biraz fazla yağlıydı ama lezzeti, kıvamı, baharatları, sunumu ve porsiyon büyüklüğü yerli yerindeydi. Benim adıma fazladan bir artısı da, zencefil tadının yoğun olmamasıydı. Kaşık kaşık yedim, memnum kaldım.

Özetle, her tattığım yemek gayet lezzetli ve etkileyiciydi diyebilirim. Yalnız tek bir eleştirim var: yediklerimizin hepsi gerçekten biraz fazla tuzluydu. Garsonumuza bu şikayetimizi ilettiğimizde, bize bundan birçok müşterinin rahatsız olduğunu söyledi. Umarım yakında, bu tuz konusunda bir ayarlama yapılır. Yoksa bu kadar uğraşılmış ve özenilmiş yemeklere ayıp olur diye düşünüyorum.

Toplam hesap, 131 YTL geldi. Bence, ödediğimiz paranın karşılığını aldık. Yemeğe meraklı olan herkese, Spice Market’a, en azından bir kez uğramalarını tavsiye ediyorum.

Galata Dersaadet’te hamsi tava-manzara…

Galata köprüsünün karaköy ayağında, karaköy iskele girişindeki Dersaadet’e zaman zaman Ayşe’nin iflah olmaz nargile krizi için zaten gitmekteyiz. Genellikle atıştırma dışında birşey yemeyiz ancak bu son gidişimizde iş çıkışı olması itibariyle, ben hamsi tava istedim. Buranın manzarasına, hatta atıştırmalıklarına (patates kız., sigara böreği gibi) denecek tek bir lafım yok. Birçok yerden iyi olduğu kesin ancak, hizmet anlayışını bir türlü çözemedim. Zaman zaman çok çok iyi, bazense yerlerde sürünmekte. Belki de personel konusunda fazla sirkülasyon vardır, bilemiyorum. Cuma akşamı da vaziyet aynen öyleydi. Nargileye istediğimiz ateşden tutun da, fazlaca beklemek zorunda kaldığım biraya kadar. Ama hamsi tavasını çok beğendim. Hamsinin zamanımı bilmiyorum ama çıtır çıtır bir balıkdı. Gerçi yanına koydukları roka, soğan ve domates kendinden geçmişti. Tam tersi istikamette balık pazarının orada yapılan balıklar ise her dem ikinciyi istemeye mahkum etmiştir bizi bunu da yazmadan edemeyeceğim.

Personele rağmen oldukça tatminkar bir gece oldu diyelim. Ayrıca Ayşe’nin son anda söylediği ama benim yakalayamadığım havai fişek gösterisi de yanında bonus olabilir burada.

Abracadabra, yeniden

kopyasi-abracadabra-005.JPG

Dilara Erbay’ın Abracadabra’sı, Arnavutköy’de tekrar açıldı diye duymuştum ve bir gün denemek lazım diyordum. Cumartesi akşamı için Emek’e teklif ettim. O da merak ediyormuş, “olur” dedi ve hemen gittik. Yeni yer, vapur iskelesi’nin hemen karşısında, 4 katlı ahşap bir binanın tamamına yayılmış durumda. Burada, bir katı açık mutfak olan rahat bir mekan oluşturulmuş. Dekorasyonu, son senelerde pek bir moda olan “aynı ev gibi” tarzında. Manzarası şahane.

kopyasi-abracadabra-026.JPG.kopyasi-abracadabra-025.JPG

Menüdeki sıcak, soğuk, çiğ, füme ve salamura başlıklı tadımlıklar, ana yemeklerle karşılaştırınca, çok daha heyecan verici gözüktüğünden, biz büyük tabaktan vazgeçip bir sürü küçük atıştırmalık söylemeye karar verdik. Rum usulü midyeli pilav, somon çiğ köfte, peynirli kalamar ızgara, ördekli börek ve acı sos.

Önden ekmekler ve zeytinyağı geldi. Hem mısır ekmeği, hem esmer ekmek gerçekten çok lezzetliydi: yumuşaklığı, doygunluğu, tazeliği tam olması gerektiği gibi.

kopyasi-abracadabra-007.JPG

Arkadan ısmarladığımız tadımlıklar geldi hep birlikte.
kopyasi-abracadabra-015.JPG

Somon çiğ köfteden tam olarak somon tadı alınmıyor ama tadı hoş, hele üzerine azıcık limon sıkınca daha da bir hoş. Izgara kalamar lastik gibi değil yumuşak ve peyniriyle uyumlu. Ördek etli börek, özellikle yanındaki nefis acı sosuyla bir lokmalık güzel bir lezzet. Midyeli pilav, bol midye dolu, bol baharatlı ve -bana kalırsa- az limon katkısıyla daha da lezzetli hale gelen ıslak bir pilav. Herşey iyi güzel ama porsiyonlar o kadar küçük ki doymak mümkün değil. En azından biz doyamadık ve bir tabak ana yemek paylaşmaya karar verdik. Menüyü tekrar istedik ve “Jaws yahni” yani köpekbalığı yahnisini seçtik.

kopyasi-abracadabra-019.JPG

İlginç bir şeyler beklerken, güveçte pişmiş sıradan bir balık yahnisi geldi. Balık eti, kendisinden yahni yapılmaması gerektiği kadar kuruydu. Porsiyon yine ufaktı. Hem nicelik hem nitelik olarak daha çok şey beklediğimizden galiba, bu yemeği bir türlü sevemedik.

Yemekten sonra balkonda otururken üşüdük ve içeri girdik. Bir filtre kahve, bir de Irish coffee söyledik. İkisi de birbirinden kötüydü, ısmarladığımıza pişman olduk. Herşey (yemekler, 4 kadeh şarap ve kahveler) için 105 YTL ödedik. Gecenin sonunda tam doyamadığımızından olsa gerek, ödeme sırasında bu rakam bize biraz yüksek geldi. Gerçi şimdi düşününce, manzaralı, içkili ve de hoş tatlarla dolu bir yemek yediğimizi hesaba katarsak, bu kadar da olur deyip geçmek en iyisi gibi.

Yakup’ta bir garip his

Yakup 2 ‘de buluşacağız dediler, ben de maksat muhabbet diye gittim. Cuma akşamı diye tıklım tıkıştı. Kendimi aynı Refik’te, Sofyalı’da ya da ne biliyim belki İmroz’da hissettiğim gibi hissettim. Bir zamanlar varolduğuna emin olduğum ama şimdi yerinde yeller esen samimiyet meselesine takılıp kalıyorum buralarda. Bir türlü rahat edemiyorum…

Mezelerden patlıcan salatası, kavun, beyaz peynir, ezme, içi peynirli kiraz biber, lakerda, ahtapot salatası, beyaz peynirli roka salatası ve yoğurtlu semizotu salatası söyledik.

kopyasi-dsc04404.JPGkopyasi-dsc04406.JPG

Patlıcan salatası iyiydi, lakerda Gurme Boncuk’unkinden daha kötü, ahtapot salatası fena değil, ezme bildiğin ezme, yoğurtlu semizotunun yoğurdu süzme değil, roka salatası yağsız-tuzsuz- limonsuz- anlamsız, kiraz biber galiba annemin marketten aldığı hazır paket olanlardan, kavun güzel, peynir bana göre biraz tuzlu

Ara sıcaklardan yaprak ciğer, karides güveç ve paçanga böreği aldık. Ciğer kapışıldı, paçanga yağda değil közde yani daha hafifti, karides güveç masadakilerin ilgisini çekmedi.

Ana yemek yemedik. Bir süre sonra, bize sormadan ve mezeler tam olarak bitmemişken paldır küldür tabakları topladılar ve ortaya bir meyve tabağı kondurdular.

8 kişi 2 büyük Tekirdağ’ı bitiremedik, kişi başı 50 YTL bayıldık. “Yuh” diyenler benimle birlikte el kaldırsın! Lütfen çekinmeyin, ben çekinmiyorum.


Limonotu ve hindistancevizi sütü

Lokal’ de Emek’in doğumgünü için toplandık. Ufacık tefecik sevimli bir yer. Bir tane kocaman ve 4-5 tane de 2-4 kişilik masa var toplamda. Bir adet de hemen masalarla içiçe olan bar mevcut. Ortamda loş ve kırmızı ağırlıklı ışıklandırma var (yanlış anlaşılmasın, pavyon gibi değil) ve bundan dolayı yemeğinizi pek ‘göremeyerek’ yemek durumundasınız ama sadece yemek yemeye gitmemişseniz dert değil.

photo-0083.jpg

Biz kalabalık bir grup olduğumuzdan kocaman masaya rezervasyon yaptırmıştık. Ben gittiğimde millet yemekten önce mojitolarını ısmarlamış keyif yapıyordu. Ben oturduktan kısa bir süre sonra, atıştırma tabağı gibi bir şey ve 4 çeşit sos geldi. Tabakta etli ve sebzeli samosa (yağda kızarmış bir tür Hint böreği) ve de adını hatırlamadığım tavuk etli bir çeşit köfte vardı. Samosa, -Hindistan’da yediyseniz eğer, onun aynısından değil- ama fena da değil; köfte kuru bir şeydi, ben pek sevemedim.

Arkasından eski plak kapaklarının içine yerleştirilmiş menü geldi. Emek yemek seçme işini bana paslayınca, ben ikimiz için de Thai ( “tay” ) yemeği söyledim: beef naman hoy ve de panang red curry beef. Sonradan, ” keşke bunları ısmarlamasaydım” dedim, çünkü içine lemongrass (limonotu) ve coconut milk (hindistancevizi sütü/ kreması) giren Thai yemeklerini daha önce birçok kez deneyip sevememiştim, bu sefer de sevemedim. Ama tam o ısmarlama anında kendimce geçerli nedenlerim vardı: 1-) Emek daha önce hiç Thai yemeği yememişti, o tatsın istedim, 2-) ‘Belki bu kez tutar da severim’ hesabı işin içine girdi, 3-) Thai yemeği seven Aytuğ’un dediklerinin gazına geldim ve de 4-) Aşçıların Thai olduklarını öğrendim ve kafamda şöyle bir mantık gelişti: “bu adamlar kesin Thai yemeğini, burada sunulan diğer ülke yemeklerine (Japon, Hint, Vietnam, vs.) göre daha iyi yapıyordur.” . Ama işte…yine olmadı, yine sevemedim. Oysa menüde Pad thai (soya filizli, taze soğanlı, fıstıklı pek de güzel olabilen kavrulmuş bir tür noodle) vardı, eğer olay illa ki Thai yemeği yemek ise…

Yediklerimizi anlayatım hemen. Beef naman hoy denen şey, sebzeli, istiridye soslu (oyster sauce) ve de acılı Thai usulü et kavurma. Yanında buharda pişmiş yasemin pilavı ile servis ediliyor. Panang red curry denen şey ise bir çeşit et yahnisi, içinde hindistancevizi sütü (kreması mı demeliyim acaba?) ve red curry paste (limonotu, kişniş, sarmısak, zencefil, kimyon, vs..gibi baharatlar içeren biber salçamsı bir şey. bizim için salça neyse Thai lar için de curry paste o demek. bunun yeşili ve sarısı da var) var. Bu yemek de, tabağın ortasında yasemin pilavıyla birlikte geliyor.

Panang red curry, diğer yemeğe göre daha sulu ve hindistancevizi sütü nedeniyle daha ağır bir şey. Beef naman hoy da, -benim limonotu sevmeyişimi bir yana koyarsanız- fena bir yemek değil aslında ama bir olayı yok, yani acılı ve hafif baharatlı sıradan bir et kavurma.

Bunlara ek olarak, hemen yanımda oturan Ali Sami’nin fesleğenli ve fıstıklı bonfilesinden de biraz yedim. Yumuşakcana bir et ama keşke az pişmiş olsaydı dedim. Gerçi tam olarak bilemiyorum Ali Kemal mi böyle istedi yoksa ona sormadan mı eti bu şekilde pişirip getirdiler.

photo-0086.jpg

Yemeklerin arkasından pasta ve tabii ki “gelsin içkiler”. Bu fasıldan, bilindik içkilere ek olarak fındıklı votka aklımda kalmış. Bunu ilk burada tattım. Shut bardağında sunuluyor ve içimi çok hoş bir şey. Beğendim.

Gecenin sonunda hesap kişi başı 80 YTL geldi. Herkes çok içti galiba, çünkü ana yemekler genelde tabak başına 20-25 YTL civarıydı ve ilk başta gelen bir adet atıştırmalık tabağının dışında herkes ya salata ya da bir çeşit ana yemek yemişti- yani yemek parası kişi başına yaklaşık 20-30 arası bir şey tutuyor olmalıydı-. Dolayısıyla, hesap gelince “bu ne?” dedim ama iş işten geçmişti. Çoğunluk sarhoştu, hala dans edip eğleniyorduk ve de en yakınlarımdan birinin doğumgününde tatsızlık çıkarmaya gerek yoktu. Parayı verdim, yutkundum ve de arkadan gelen beleş tekilaları yuvarladım, geçti.


Rezene’de zeytinyağlılar

Son gittiğimde de iyi şeyler yazmışım, bu sefer yine beğendim. Rezene çorbası nohutlu ve buğdaylı, salçalı ve kekikli güzel doyurucu bir çorba. Otto neredeyse aynısına çok otantik birşeymiş gibi “Anne Çorbası” adını veriyor. Mercimek çorbası da iyi. Çiğ börek (daha doğrusu çibörek), olmuş. Selçuk yardığında müthiş bir koku geldi içinden. Zeytinyağlı tabağımdaki zeytinyağlılar, kapuska, sebze köftesi iyi. İrmik tatlısı ise tam kıvamında: tane tane, çam fıstıklı ve fazla tatlı değil. Tabii kaç zaman sonra garsonun tanıyıp kibarca buyur etmesi en can alıcısı. (3 kişi 41 lira)

Aşkana’da yarım mantı

Cumartesi akşamı Selçuk beni işten kaçırdı ama kendisini düşünüyorsa namertti, beni Aşkana’ya götürdü. Haliyle hem mantı hem çiğ börek yedik. Ama ben pek efendi davranıp yarım porsiyon mantı ve salata yedim. İstanbul’da ev dışında yenebilecek en iyi mantı bence Aşkana’da. Bir de karşıda Çiftehavuzlar’da Çesta fena değil. Bunlardan gayrı güzel mantı yemedim. Mantı deyince Tatar usulu bol etli, fırınlanmamışını anlıyorum. Çoğu bit kadar kıyma koymasından kaybediyor. Kadıköy’de bir de Sayla Mantı varmış, onu da deneyeceğim bir ara. Bu arada, Aşkana’nın inatla büyümemesi, franchise‘laşmaması, bin yıldır büyüttüğü bakımlı saksılarıyla ev halini devam ettirmesi de mantısı kadar değerli benim için.
Mantı 8 lira, çiğ börek 6 lira.

Cezayir’de “1” böreği

“İyi ki doğdun Güçlü!” Anneannem bu lafı hiç sevmezdi. Sanki doğumgünü çocuğundan bir çıkarı varmış gibi insanın. Ama Cezayir’de yerken aynen bu şekilde geçiyordu aklımdan “İyi ki doğdun” lafı. Neredeyse tüm masalar öyle ya, kocaman bir masada Güçlü ve şurekasına katıldık.

Menü sevdiğim gibi, bol yenilik içeriyor ama klasikler de var. İlk önce ne yiyeceğimi seçmekte çok zorlandım. Lakerda, humus, muhammara (iyi değilmişmiş), salata, falafel (iyiymişmiş) gibi birşey alsam ‘niye orijinal birşey almadım yahu’ diyecektim. Hamsi ceviche, “1” böreği, ördek mantı gibi orijinal birşey denesem, ‘niye maceraya giriştim de düzgün birşey yemedim’ diyecektim. Hamsi ve muhammara iyi değilmiş, iyi, eledim. Sonunda pastırmalı ve pestilli “1” böreği aldım. Upuzuuun, inceciiik sigara börekleri hayal edin, içi pastırmalı. Püre halindeki pestilden (galiba kayısıydı) minicik bir bardağa biraz koyup, kızarttıkları sigara böreklerini içine dikmişler. Masaya gelene kadar boyunları biraz eğilmiş böreklerin. Şeklinden dolayı “1” bunun adı herhalde. Pestil çok yakışmış. Emel’in cevizli kereviz salatasından sebeplendim. Taze, rengarenk malzemeler kullanmışlar. Bir de masanın diğer ucundan mıhlama gönderdiler çünkü beğenmemişler! Tuzsuzdu, mısır unu fazlaydı, ben de beğenmedim. Güçlü ise sosyal kelebekliğinden artakalan zamanda yemeye çalıştığı ekşili köftesinden pek memnundu.

Bu arada Doluca Kav Öküzgözü Boğazkere içiyoruz. Masada 10-12 kişi olduğundan sürekli yeni şişe geliyor. Şarap güzel ama ben galiba Öküzgözü’ne çok bayılmıyorum. Derken ana yemekler geldi. Bana somon teriyaki geldi. Yanında patates, pilav ve ıspanakla. Pardon, ıspanak ile. Patates ve yasemin pilavında çok bir numara yoktu ama Emel’in iddia ettiğine göre zencefilli olan ıspanak çok güzeldi. Yaprakları bütün bırakıp çok az öldürmüşler. Somon da gayet efendi, bol yağlı, güzel soslu, kocaman bir Norveç somonundan parça. Yanımda Emel’in bonfilesi pembe pembe, içi yumuşak. Pancarlı patates püresi de renginden dolayı hepimizin ilgisini çekti tabii. Karşımda Selçuk’un süt dana pirzolası, süt dana hakikaten ama “kanlı” denemez. Hmm, başka kiminkinden otlansam? Neyse ki masanın diğer tarafındakiler somonlu linguine haricinde bizim yediklerimizden almışlar. Sosyal kelebeğimiz de bir ara yanıma oturdu, paellasından aldım. Bulgurla yapmışlar paella’yı. Hem güzel fikir hem de zevkle yeniyor. Tabağı kabuklu midyeler jumbo karideslerle süslemişler. Bir de daha sonra gelen Esin ve İlknur’un aldıkları tadımlık tabağı vardı ama ona sulanmadım. “1” böreği, falafel, köfte ve birşey daha. Fiyakalı görünüyordu. Tabakların kuş kondurulmuş gibi fazla süslenmemiş ama özenilmiş ve bonkör olmasını takdir ettim.

Biz yemeklerimizi bitirirken ışıklar kısıldı, kalabalıklaştı, tanıdık insanlar gelmeye başladı, masadakiler yavaş yavaş ayaklandı. Güçlü’nün pastasının gelmesiyle mekanın bara dönmesi arasında zaman var idiyse de hızlı geçti. Yemeğe adam başı 90 lira verdik. Çoğunun şarap olduğu düşünülürse, ben fikir vermek için bir iki yemeğin fiyatını söyleyeyim. Muhammara, humus, falafel, börek gibi şeyler 7-8, ekşili köfte 8, cevizli kereviz salatası 12, ördek mantı 14, somon teriyaki 21, paella 24. Tabiri caizse makul. Tatlılar için bir daha gitmek gerek, tüh!

www.cezayir-istanbul.com

Pancaldi’de Akabi yaya böreği

Annemle dişçiden çıkınca aklımıza Etiler’de ilginç bir yer gelmedi, Harbiye’ye Pancaldi’ye gittik. Bir girdik ki tıklım tıklım. Otelde devam eden bir toplantının katılımcılarıymış meğer kalabalık. Beş on dakika lobide bekledikten sonra oturabildik. Dekorasyona, ana menüye ve müşterilere bakılırsa herhangi bir şehrin herhangi bir otelinin restoranında olabiliriz. Ama biz Rum ve Ermeni mezelerini denemek için gelmiştik. Nitekim zeytinyağlı kayısılı kereviz, Akabi Yaya böreği ve tavada uskumru dolması ısmarladık. Kereviz hoştu, börek başarılı bir puf böreğiydi. Ben tavada uskumru dolması ısmarlarken, hep okuduğum ama hiç denemediğim zeytinyağlı uskumru dolması yiyeceğimi hayal ederek ‘tavada’ sözcüğünü görmezlikten gelmişim. İçinde soğan, çam fıstığı ve kuş üzümlü harç olan, kızartılmış, kılçıksız, bayağı bayağı lezzetli bir balıktı. Hele benim uskumruyla aramın ne kadar iyi olduğunu düşünürseniz. Memnun kaldık ama kalabalık olmayan bir zamanda, örneğin akşam yemeğinde daha zevkli bir deneyim olabilir.

Başarılı bir puf böreği diye geçiştirdim ama garsonumuz bir Ermeni yemeği olduğunu söyleyince yaya‘nın nine demek olduğunu okuduğumu hatırlayıp, Akabi’nin de bir kadın adı olması gerektiğini tahmin ettim. Eve gelince baktım ki Takuhi Tovmasyan Sofranız Şen Olsun kitabında, 80. sayfada Akabi yaya’sını ve böreğin nasıl yapıldığını anlatıyor! (40 lira)