Barbaros’tan iki günde bir


İşe en yakın olan en geç gelen olur. Zır zır gezenler, kendi şehirlerindeki tarihi yerleri görmemiştir. Barbaros’tan da çok sık yesek de en az bahsettiğim yerdir. İşte tipik bir Barbaros günü: Arnavut ciğeri, karnıbahar, kuru fasulye, İzmir köfte, bezelye, bulgur, domates çorbası. Nadirdir buranın bizi mutsuz ettiği. Kuru fasulye hatadır mesela. Bulguru yeterince sık yapmazlar. Ama köftesi iş görür. Zeytinyağlılar hep ayarındadır. Nihayet yemeksepeti’ni keşfettiler. Bir de her zaman için esnaf lokantasından bir tık pahalıdır.

Journey’de crumble

Dekorasyon dergisinde Yiğit’in parmağı ile işaret ettiği ve çok beğendiği akçaağaç-beyaz lake büfeden itibaren saat yönünde: Nişan yüzüğünden geçecek incelikte sarmalar, pestolu pizza, yaban mersinli pancar und roka salatası, garnitür sıfatında brokoli ve ıspanak kökü ve terenin altına saklanmış olan mercimekli ılık patates salatası.

Yiğit’in Selçuk’a bahsetmesinden ve ilk teftişimizden sonra dört kere falan daha geldim buraya. Her seferinde bir başkasını sürükledim ama sadece kahve falan içtim. Her seferinde gayet güzel muhabbet ettik, rahat ettim. Meğer yemeliymişim de. Herşey pek bir ayarında. Bir kere önden içtiğimiz düğün çorbasını hem iyi yapmışlar hem de hafif acı, biraz domatesli, azıcık nohutlu yapıp süper yorumlamışlar. Pizza çavdar unundan, olsa olsa biraz küçük. Salatanın sosu ayarında. Ekşi ekmekler sıcak. Ayy, esas crumble’ı: tatlı değil! üstü hafif tatlı, kıtır kıtır, altı vişneli, dağ meyveli ama hoş bir ekşi. Anlamışlar crumble’ın ne olduğunu. Nihayet biri anlamış.

Servis rahat. Koltuklar daha rahat. Karıştıracak dergi çok. Tuvaletinde bile var dergiler. Aman aman, çok övdüm. Vazgeçtim, gitmeyin siz. Zaten çok yabancı falan vardı, bir de siz gerekmiyorsunuz. Bırakın bir süre ben gideyim.

4 kişi içkisiz 94 lira. Eski Porte’nin yerinde.

www.journeycihangir.com

Dokuz Ece Aksoy’da ekmek denemeleri

Annemle Ece’ye gittik, yedik içtik, Cuma akşamı Asmalımescit’te out and about olmanın serhoşluğu içindeydik, hayatımızdan memnunduk falan. Ama ekmeği ve bulguru ile dalga geçmezsem çatlarım. Önden zeytinle birlikte getirdikleri, minik minik, birinin içi soğanlı, birinin pazılı, biri kuru domatesli, tam buğdaydan falan yaptıkları ekmekleri ben yapsam, ukala kardeşlerim olsa olsa “Deneme olarak fena değil” derlerdi. “Kabuğu sert, içi de sert, fazla şekilsiz, soğandan dolayı fazla tatlı olmuş, bidi, bidi, bidi” derlerdi. Misafir çağırdığımda yapsam, tutmadı diye çıkarmazdım. Ofise götürsem, yer ama kibarlıklarından laf etmezlerdi, ben de anlardım durumu. Her halükarda, çoook büyük ihtimalle, müşteriye çıkarmazdım. Hele 10 lira kuvere bahane olarak kullanmazdım. Bana öyle geliyor ki ortada bir anakronizm durumu var. 2011 yılında İstanbul’da lokantalar beyaz ekmeği çoktan aştı. Ne içi otlu motlu olmasının, ne de “doğal” ekmeklerin herhangi bir orijinalitesi var. Ama sanırım Ece Hanım hala var zannediyor. Hala bunun ekmeğini yerim diye düşünüyor (valla bilerek yapmadım double-entendre‘ı). Ne de olsa yeri iyi, muhabbet iyi, dükkanı rahatça dolduruyor. Bulguru da en az bir gün önceden kalma gibi, hem lapalaşmış hem de tavada ısıtılmış gibiydi.

Üzücü.

Lacivert’te pazar kahvaltısı

İşte elime yapışan yazılardan biri daha. Bir taraftan sizin (ve benim) şimdi Cuma günü ofisinizde brunch porn‘a ihtiyacınız var (bkz. google’dan gelen “kahvaltı mekanları,” “pazar brunch”, “kahvaltı boğaz” aramaları), bir taraftan Pazar’ın güneşli olup olmayacağı belirsizliğini koruyor, diğer bir taraftan da korkarım film o kadar iyi çıkmayacak. Kararsızlıktan ortada kaldı işte.

Hani üç hafta önce haftalarca bulutlu yağışlı havadan sonra Pazar günü güneş açmıştı, hatta sıcaktı. Herkes Boğaz’a fışkırmıştı. Biz de fışkırdık, Lacivert’e gittik. Rumelihisarı kalabalığından Lacivert’in teknesiyle taka taka taka uzaklaştık. Karşıya varınca siyah gözlüklerinin arkasına saklanan beyaz Türklerin ve kirli beyaz Türklerin arasına hemen kaynaştık. Güneşte otura otura kızardık. O gün aldığım D vitamini ile yaşıyorum hala. Hayallerinizi yıkmak istemem ama Pazar günü Boğaz’a nazır, yayıla yayıla, öğleden sonralara kadar güzel kahvaltı olmadı tabii. Boğaz gürültüydü, müzik biraz fazla, biraz da fazla muzak‘ti, ahali zevzekti. İlla Pazar olacaksa, illa Boğaz olacaksa, olsa olsa illa sabah kargalarla birlikte olabilir.

Açık büfe kahvaltı için isteseler çok daha iyisini yapabilirler. Daha önce bir gittiğimde yediklerim, websitelerinde reklam ettikleri brunch‘a daha yakındı. Peynirler, zeytinler, reçeller, börekler falan, eyvallah göz doyuruyordu ama onun dışında bir özelliği de yoktu bence. Börekler ya sert ya kuruydu. Tatlılara ise göz gezdirin, iç geçirin ama kendinizden geçmeyin. Hiçbirinden yemeseniz, hiçbirşey kaybetmezsiniz. Üç, beş çeşit börek, domatesin hıyarın yanında kuş otu, aralarında nevruz şerbeti bile olan şerbetler gibi bazı ilginç şeyler vardı. Hadi oradan da bir iki artı puan. Bir de servis, yani sandalye masa ayarlama, çay-kahvesiz bırakmama da bir iki puan. Yani yediklerimize bakıyorsak 0, kahvaltı mekanı arıyorsanız 1.

Kişi başı 50 lira.

www.lacivertrestaurant.com

Deneme bir ‘ki: Ladurée

Bence bu makaron benim tarzım değilmiş. Belki çikolatalısı, o kadar.  Bu kadar sürü psikolojisi bana yeter.. Ben acıbadem kurabiyemle, bezeyle mutluyum..

Tanesi 3.45 TL. Ama yok kesekağıdında değil kutuda alacağım ben derseniz 4lü kutu 20TL 6’lı 30 TL.

İskenderci buldum!

Sadece 48 saat içinde, Eskişehir’den transit geçtiğimiz, dönüşünü ise Bolu orman tesisleriyle süslediğimiz Ankara seyahatimiz sonrasında, kendimizi bir yorgunluk yemeğiyle ödüllendirmek üzere gittik Bursa Garaj İskender’e. Levent’ten 4 Levent’e doğru giderken, Gültepe sapağından girince sola değil de sağa devam edin, yolun sonunda, tam karşıdaki sokakta. Siparişleri vermiş beklerken ben hemen kafamda senaryoyu yazdım Sedat’a: “Bak şimdi bunlar kesin Bursa Garajı’nda çok tutulan bir müessesedir, ama kardeşler arasında husumet çıkmıştır da mesela ortanca oğlan gözünü karartıp kendi şubesini açmak üzere İstanbul’a gelmiştir” diye. Bakalım ortanca oğlan işi kıvırabilmiş diye beklerken hikayemin doğruluğunu teyit ettiremedik tabi. Ama bugün en azından ilk cümlem google tarafından onaylandı. Evet, merkezi Bursa Garajı imiş. Kebaplar için et, yoğut, tereyağı filan hep Bursa’dan geliyormuş hatta. En çok ete vuruldum. İnce ince kesilmiş, yağsız, yumuşacık ve çok lezzetli. Bursa’nın en bi favori mekanlarında da iskender yemişliğim var, ben ki tereyağına ölür biterim hiç Bursa’daki kadar ağırını, cambul cumbul tereyağı göletinde yüzenini yememiştim. Bu mekan dengeyi çok iyi tutturmuş. Hem mis gibi tereyağının tadını alıyorsunuz, hem de mis gibi etin tadını. İskenderden önce gelen turşu da kıtır kıtır çok lezzetliydi bu arada. Yorgunluk gitti, mutluluk geldi.

1,5 + 1 iskender + kola + şıra + ayran toplam 63 TL.

tel: 0212 281 48 48

Khubiz’de pita

Yapmışlar işte! Ben hep böyle sebzeli küçük sandviç ararım. Tantanası olmasın, tadımlık olsun, ucuz olsun, benim olsun. Var, Starbucksgillerde istediğimin üç katı boyunda 8,5 liraya veya Sosagillerde istediğimin iki katı boyunca 17 liraya (attım fiyatları ha). Sonra bir de beklersin elli saat siparişin hazır olsun diye. Bir gelir, patlıcanı ızgara ya, kayış gibi; havucu acelemiz olduğundan diri; ekmeğinin bir tarafı mutlaka taş gibi. Sosu da zaten “hafif” esprisini öldüren miktar ve cinstedir. Bir taraftan kemirir, diğer taraftan için için küfredersin. Hamburger-kola insanı olamadığına ayrı, bu tür şeyler hiç yemediği için hazırladığı sandviçe saygı göstermeyen mutfak çalışanlarına ayrı, “konsept yaratıp” kazık fiyatlar çakıp sonra dükkanı bu mutfak çalışanlarına terk eden şımarık dükkan sahiplerine ayrı, sonuçta hamburger-kola insanı kadar kalori aldığına ayrı, bu tür şeyleri dert ettiğine ayrı. Azaptır yani.

Halbuki Khubiz’de bir veggie pita yedim ki dünyam değişti.* Yumuş yumuş yarım bir pita ekmeğinin içinde patlıcanı, kabağı, biberi falan hepsi tam kıvamında pişmiş, tam kararında bir miktarda pestoyla hal-ü hamur edilmiş, içinde biraz da yoğurtlu bir sos eklenmiş, yukarıda saydığım kusurların hiçbiri bulunmayan bir pitaydı. Üstelik sadece 3,5 lira. Bal gibi oluyormuş istediğim şey yani.

Pitanın içine herşeyi koyuyorlar, köfte, sucuk, tavuk, hellim falan. Falafel de koyuyor. Biz porsiyon istedik ama söyleyeyim, falafelinde iş yok. Talimhane’deki Falafel House’ta yedikten sonra bu yenmiyor. Bir de tabule ve fattuş salatası yedik tam oldu. Harika değiller ama fiyatına göre iyi bence. Ha bir de 3,5 dediğim “tanıtım fiyatı”ymış ha. Dükkanına gitmeye gerek yok. Pek cici, renkli, moderen, fast-food bir yer ama paket yaptırmak, eve istemek falan daha mantıklı bence.

www.pitakhubiz.com

* Sevgili Khubiz’ciler, hayır, bu cümleyi bağlamından koparıp websitenize koyamazsınız.

Taj Mahal’de acı, baharat ve mutluluk

Gideli bi 10 gün kadar oluyor, o bakımdan yemeklerin adını çok net hatırlayamıyorum. Web sitelerine baktım, orda da yarım yamalak görünüyor menü. Ama yediklerimin bende bıraktığı iz, yemeklerin isminden çok daha kalıcı olmuş sanırım, zira 10 gündür Taj Mahal sayıklıyorum.

Tünel’deki şubelerine gittik. Aslında 1 hafta öncesinde Cihangir şubesine gitmeye kalkışmıştık ama gittik baktık kapanmış. Sitede verilen adrese aldanmayın yani. Tünel şubesi ufak, sakin, gösterişsiz bir yer. Menüyü idrak edip yemekleri seçmemiz biraz vakit aldı. Ne sorduysak bıkmadan cevap verdiler. Hindistancevizi sütünde elmalı tavuk, masala lamb, zerdeçallı ve kimyonlu patates (dam allo’ydu galiba adı), sebzeli safranlı pilav ve sarımsaklı ekmek söyledik. Beklerken de biraları yuvarladık – ki epey uzun bir bekleyiş oldu, neredeyse 40 dakika.

Fashionable tarzda janjanlı yemek takımları filan beklemeyin, son derece mütevazı bir sunumla geliyor yemekler: oldukları gibi. Ekstradan bir parlatma çabası yok. Bunu çok sevdim. Porsiyonlar makul, ne çok fazla ne çok az. Yemeğinizin ne kadar acı olmasını istiyorsanız söylüyorsunuz ve belli ki sizi gerçekten dinliyorlar. Her şey tam istediğimiz kıvamda geldi. Yana yana ne söylediysek silip süpürdük. O akşam hiç tatlı yoktu maalesef, deneyemedik. Etler güzeldi, pilav bence harikaydı ve hele de o sarımsaklı ekmekte resmen aklımız kaldı. Bir dahaki sefere 3-4 tane söyleyip çıkarken paket yaptırmak niyetindeyiz. O kadar acılı, baharatlı yemeğe rağmen en ufak bir hazım sorunu da yaşamadık. Üstelik saçlarım ertesi gün bile Mısır Çarşısı gibi kokuyordu, bu da cabası.

2 kişi yemekler + 2 bira 65 TL

Tıkıntı’dan Meksika Soslu Biftek

Epeydir yazamadığımın farkındayım ama bu mekan artık atlatılacak gibi değil. Yaklaşık 3 aydır takmış durumdayız. Ofiscek salatasından, ana yemeğine, makarna çeşitlerine kadar denedik. Benim favorilerim arasında Meksika Soslu Biftek, Köri soslu tavuk, zeytin ezmeli piliç, Yunan salata yer almakta…

Daha çok ofise istiyoruz ancak ara sıra mekanı ziyaretimiz de oluyor. Öğlenleri çok kalabalık doğal olarak. Şunu belirtmeliyim ki; lezzet ortalamanın çok üzerinde, porsiyonlar hayli doyurucu, gayet hızlı bir servis, canayakın bir hizmet anlayışı…

Fiyatlar: 15.00-9.00 TL arası değişiyor.

Barbarot

Şevketi Bostan 6.50
Ebegümeci 6.50
Isırgan otu yemeği 6.50
Ege otları yemeği üçü bir arada (Kapurcak, Radika, Kuş Yüreği) 6.50
Ege otları yemeği ikisi bir arada (Malatura, su teresi) 6.50

Barbaros’un bugünkü menüsünden. İki günde bir öğle yemeğimizi ısmarladığımız Barbaros son üç haftadır otlar konusunda coştu, Barbarot oldu. Ben de sırf merak ve istekten değil, aynı zamanda vazgeçmesinler, destekleyeyim diye hep ot ısmarlıyorum. Burası öyle cici, hanımeli falan bir yer değil, benzinci arkasında bolkepçeci ya, her an vazgeçebilirler. Görüntü hiç iyi olmuyor ama bazıları çok ot gibi veya fazla haşlanmış falan oluyor, bazıları çok güzel oluyor. Ben ikisi bir arada ısmarladım bugün, geldi hatta şimdi. Müsaadenizle, bana afiyet olsun.