Loft’ta sufle

Kitap fuarına vardığımızda acıkmış olmak sebebiyle. Seha, Emin, Zeynep, ben. Karalahana dolması, sebzeli fettucine, somonlu papardelle, çikolatalı sufle, zencefilli ve dondurmalı creme brulee (yine aksansız). Emin, John Freely’le konuşmaya fuara dönünce biz üç kıza bir şişe Karmen. 99 lira. Dolma Seha’nın hatırladığı ve ısrar ettiği gibi pek lezzetli. Creme brulee‘nin şekeri bile önceden yakılmış (bu özellik gerekli sayılıyor mu?) ama en azından ince. Sufle sinful. Hava yağmurlu. Loft erken kapanıyor. Manzara güzel. Buradaki Loft’ta nihayet birşeyler yediğime memnunum. Seha’nın yüzünü görebildiğime daha da memnunum.

Spazio’da dana eti

Ben aslında çok şey beklemiyorum. Ama Spazio gibi şık şıkıdım bir yere gidip yine birşeylere kusur bulmaktan kendimi alıkoyamayınca, “gurmeci” damgası yeme riskini taşıyorum. Annemle AKM’deki Cuma akşamı konserinde Haçaturyan ve Şostakoviç’ten bayılıp dışarı çıkınca, aklımıza yatan, uzak olmayan, yer olabilecek olan Spazio’ya yürüdük. Siparişleri alıp iki küçük bruschetta ve pizza fırınından o anda çıktığı belli olan grissini şeklinde ekmek getirdiler. Çalkarası roze şarabımızı getirdiler. Bruschetta‘ların üstünde domates ve azıcık fesleğen vardı. Ama. Ama, ama. Madem sadelikten, temel malzemenin ön plana çıkarılmasından yanalar, o zaman o domatesler neden pembe idi? Saray Muhallebicisi’ndeki söğüş domatesin pembe olmasına laf ederken, zaten gereksiz pahalı olan burada ana malzemesi taze domates olan birşeyin domateslerinin harikadan aşağı olmasını doğrusu mazur göremiyorum. Gerçekten de zor birşey değil bence bu! Anneme gelen Milan usülü pirzolayı, yani şnitseli ve bana gelen hafif acılı deniz mahsüllü güveci beğendik. Haklarını yemeyelim. Ardından şımarıp üstü nar taneli mascarpone creme brulee (yine aksan yok) istedik. Nar ve mascarpone uygun varyasyon yaratmış olabilir ama Taps’te yediğimiz seferde Zeynep’in yaptığı yorumların aynısını yaptı annem: “Kremasını belli ki daha önce yapmışlar, dolapta duruyormuş” ve “Benim bildiğim, çok daha ince olmalıdır.” Felsefe derslerimde bu tür şeyler öğretiyorlardı: Bir tatlının creme brulee olarak tanımlanabilmesi için gerekli ve yeterli özellikler nedir? Vazgeçilemeyecek iki özellik krema kısmının soğuk olmaması ve ince olması demek ki (ama yeterli değil). 75 lirası şarap olan 160 liralık hesabı, menüdeki 300 lirayı da aşan şarapları ben fazla pahalı buldum. “Gurmeci”ler, görmemişler ve şirketine fatura edebilecek olan danışmanlardan başkası içmiyordur inşallah bu şarapları.

Hünkar’da saray köftesi

Selçuk’un sınıf arkadaşı Evren’in kocası Mike’ın, Amerika ile olan telefon görüşmesi uzadığından ancak 10:30’ta vardık dördümüz Hünkar’a. Uzun iftar yemekleri yeni bitmiş, ancak bir iki masada iş icabı gelen yabancılar ve onları eğlendirmekle yükümlü Türkler kalmış. Mike, Selçuk’un paça çorbasından bir kaşık alıp, komik bir surat yapıp, Evren’in mercimek çorbasına sulandı daha çok. Sonra ben saray köftesi, Evren de Selçuk da tandırlı beğendi aldı. Mike’a birkaç çeşitten azar azar deneme tabağı yaptılar. Ortaya sıcak taze fasulye ve ezme aldık. Ezme acı da olduğundan kaldı. Ben ilk defa saray köftesi yedim burada (belki de hayatta). Beğendim. Sırlarından birinin sarmısağı olduğunu anladım. Tatlı olarak irmik tatlısı, sakızlı muhallebi ve ekmek kadayıfı aldılar, ben ise “analar taş yesin, yarımşardan beş yesin” yaptım. Yemek boyunca muhabbet daha çok “New York’ta bu kadar çok kafe var mı?” “Burada iyi İtalyan lokantası var mı?” gibi tıkınma eksenli idi. Yemeğin sonunda, yani gece yarısını geçe garsonlar, gidelim diye gözümüzün içine bakıyorlardı. İşte bu akşam da tipik bir harika Hünkar yemeği yedik, lay, lay, lay. Şaka bir yana, sadece ve sadece saray köftesi ısmarlamış olduğuma dikkatinizi çekmek isterim. (117 lira)

Changa’da passionfruit dondurması

Eh, ara sıra böyle güzellikler de düşsün buralara… Daha önce sadece barında içki içmiş olan Nihan’ın aklında kalması ve İstanbul’a gelmesi sayesinde o, Emel ve ben Changa’ya gittik. İnsanlar ne kadar ayılıp bayılsa da, sonuçta burası herhangi bir büyük şehirde bulunabilecek, herhangi bir “şık, kozmopolit” mekan. Biraz generic hatta. Ama şikayetimiz yok, hele dışarısı ile olan tezatı düşününce. Müşterilerin ne çok sosyetik ne de fazla kozmopolit (read: loud Americans) olması, şehrin vıcık “in” mekanlar listesinden düşmüş olması da aslında olumlu, gayet olumlu. Continue reading “Changa’da passionfruit dondurması”

Hünkar için bir çentik daha

Dila ile akşam yemeği için Nişantaşı’ndaki Hünkar’da buluştuk. Ben, onlar yemeklerini seçip terasa çıktıktan sonra vardığım için ilk defa aşağıda yemeklere bakmadan ısmarladım. İslim kebabı isteyip bamyadan feragat ettim. Dila Hünkar standardı beğendili kuzu tandırını silip süpürdü ama Selçuk nedense ayvalı yahnisini bitiremedi. Ben de denedim, ben de nedense çok etkilenmedim. Sonra da irmik hevlası, sakızlı muhallebi ve şekerpare.