Category Archives: Ocakbaşında

Sur Ocakbaşı ama tatlısı

O muhteşem büryanını falan geçiniz, tatlıya geliniz bile diyebilirim: Sur Tatlısı.. . Gerçek adı künef bu tatlının. İçinde irmik var süt var biraz. Uzaktan görünüşü, peynir helvasına benziyor ama tadının alakası yok. Hazırlanması yirmi dakika falan alıyor. Büryan gelir gelmez siparişini vermiştim ben. Ilık ve arasına dondurmayla servis ediyorlar. Anlaşılan artık tatlı yemeye de Kadınlar Pazarına gideceğiz. Hem çayı da hiç fena değildi. 1 içli köfte, 1 porsiyon büryan, 1 sur tatlısı ve 1 cola 23 lira. Çaylar, ikram sanıyorum.

surocakbasi.net

Güler Ocakbaşı’nda kaşarlı fıstıklı

Ege’nin ve Burak’ın yazdıklarından sonra burası için de bana yazacak birşey kalmamış gerçi ama ben de “he, uygundur” diye kafa sallamak istiyorum Güler Ocakbaşı için. Benim deneyimimi eğlenceli kılan ocakbaşına, hem muhabbetten geri kalsam sorumlu tutulmadığım hem de Ahmet Usta’yı iş başında izleyebildiğim köşeye oturmam oldu. Hem etleri şişe diziyor, kömür ateşini ayarlıyor, eşeliyor, şişleri çeviriyordu, hem etrafı sürekli toparlıyor, tezgahını siliyor, işi bitmiş şişleri, boşalan tabakları yerlerine koyuyordu, hem bizim muhabbetimizi dinleyip arada laf atıp, fıkra anlatıyordu hem de telefonla arayan müdavimlerin siparişleri alıp garsonlara talimatlar yağdırıp hesap vakti gelen masanın neler yediğini takır takır sayıyordu. Müthiş. Uzun zamandır ne böyle iş aşkına ne böyle bir yemek yapma zevkine şahit olmamıştım. Üstelik Pınar’ın kaburgadan çekinmesi üzerine bize Karaman’la Kıvırcık kuzunun farkını, ukalalık etmeden anlattı.

Benim tav olduğum an, sarmısakları bıçağının kenarıyla dövüp, doğrayıp, kuzu etlerini şişe geçirmeden önce bu sarmısak, kekik ve pul biberle mıncıkladığı an oldu. Fıstıklıya kaşar koyması, kaşarlı mantar yapması, ezmeyi yapma hızı gibi şeyler de olabilir. Hem iyi, hem yeni. Ne şiş yanıyor, ne kebap (pardon, dayanamadım).

Esra Nuri’yi aradı. Nuri “biz dört erkek Güler’deyiz” dedi. Onları oraya Kaan’ın götürdüğü anlaşıldı. Esra, “biz de dört hatun size katılalım o zaman” dedi. Dört hatun gittik. Pek eğlenceliydi ama haremlik selamlık oturduk. Yedik içtik. Kaan gecenin sonunda “ben çağırmıştım” dedi. Zaten müdavim. Sağolsun hesabı o ödedi. Uzun lafın kısası hesap ne tuttu bilmiyorum.

Galatasaray Adası’nda Suda Kebap

DSC02090-

Biraz gecikmeli bir yazı. Belki de Dünyanın en güzel şehrinde, en güzel yerlerden birindesiniz. Adada olmak insanı mutlu ediyor.

Sonbahar’dan kışa doğru geçtiğimizden dışarıda değil, mecburen içerideyiz. Masa kalabalık, Boğaz’ın orta yerinde, rakı eşliğinde mezelerle muhabbete başlıyoruz. Tulum peyniri, ezme, patlıcan salatası, zeytin salatası, mantar salatası. Mezeler ve sonrasında gelen fındık lahmacun, içli köfte, gavurdağı salatası ile devam ediyoruz.

Genel olarak yediklerimiz başarılı örnekler.Fakat sonra gelen bir çiğ köfte var ki seneler sonra Burcu’nun bile çiğ köfte ile  barışmasını sağlıyor. Uzun zamandır bu kadar lezzetli çiğ köfte yememiştim. Sonra ortaya resimlerde görünen karışık kebap (kuzu şiş, tavuk şiş, kaburga, fıstıklı kebap, adana kebabı, haşhaş kebap, beyti) geliyor.

Kebaplarda ağızda eriyen cinsten, fakat masada o gece potansiyel eksikliği var, kebapları bitiremiyoruz. Yemekten sonraki günlerde tabakta kalan kebapları hatırlayıp çok ah vah ettik (ben resme baktıkça hala ediyorum).

Yemek sonrasi tatlı olarak katmer yiyoruz. İçi bol fıstıklı katmerler kapışılıyor. Meyve ile yemeği bitiriyoruz.

Suda kebap, bence İstanbul’da şık bir yerde kebap yemek için en üst seçeneklerden biri olarak yer alıyor. Hele böyle bir manzara ile.

Pendik’te Yeşilim Ocakbaşı

Geçen perşembe günü maç seyretmek için tercihimiz lokasyon olarak yakın olduğu için Yeşilim Ocakbaşı oldu. Yeşilim Ocakbaşı Pendik çarşısında eski ve oturmuş bir mekan, ayrıca yanında sulu yemek yapan, bunda da başarılı olan lokanta versiyonu Yeşilim Lokantası var. Meze olarak tercihlerimiz, köpoğlu salata, köz patlıcan, barbunya pilaki, beyaz peynir, kavun, yoğurtlu semizotu, fındık lahmacun ve çiğ köfte. Genel olarak mezeler lezzetli ama en güzeli çiğ köfteydi. Kebap olarak adana, çöp şiş ve kuzu şiş. Masa genel olarak kebaplardan da memnun ama en güzeli çöp şiş. Gelen lavaş pideler yumurtalı, bir yemeye başladın mı lavaşlar anında bitiyor. Allahtan hemen yenileri gelip boşluğu dolduruyor. Unutmadan gavurdağı salatası kıvamı ve lezzeti yerinde. Gecenin sonunda 6 kişi 2 büyük, bir ufak yeni rakı yeni seri ve meyve ikramları dahil hesap 260 tl.

Şenol Kolcuoğlu’nda Metrelik Kebap

İş çıkışı ve günün yorgunluğu… Hem güsel birşeyler yemek hem de kafa dağıtmak amaç. Kendimizi Küçükyalı sahilde balık restaurantlarının sıralandığı bölgede eski Uludağ kebapçısının yerine açılan Şenol Kolcuoğlu’nda buluyoruz. Kolcuoğlu Adana’nın meşhur kebapçılarından… İstanbul’daki şubesini de Küçükyalı’ya açmışlar. Meze olarak ne söylesek diye düşünürken garsonun ”abi Adana usulu biz getiriyoruz, siz keyfinize bakıyorsunuz” demesiyle karşılaşıyoruz. Böyle emrivakileri sevmesem de karşı çıkmıyoruz. Bu arada belli ki bütün garsonlarına kadar kadro Adana’dan gelmiş. Başlangıç olarak8-9 çeşit meze geliyor, mezelerin hepsi lezzetli ve taze ama özellikle Kolcuoğlu salata adı verdikleri spesiyal salataları ve tahinli mezeleri hoşumuza gitti.

mez1

Ayrıca biz birer duble rakı ve organik şalgamımızı söylemişken (organik şalgamı da ilk defa burada gördüm) tadımlık lahmacun ve kaşarlı ufak pideler de geliyor. Mezelerle doyduk derken garsonun ”Abi kebabınızı yaptırıyım mı” demesiyle’ ok veriyoruz. Yine hiç bir şeye karışmıyoruz. Ve kebap geliyor.

keb

Kebap kişi sayısına göre ayarlanıyor. Altta Adana üstünde beyti, tavuk şiş, kaburga sıralanmış. Adana aslına uygun çok güsel pişmiş üstündeki beyti ve tavuk şiş de çok lezzetli; en zayıfı aralarında kaburga ama o kadar da olsun diyoruz. O kadar mezenin üstüne bunları yemek ölüm, bitiremiyoruz. Son olarak fıstıklı kadayıf ve karışık meyve geliyor. Fıstıklı kadayıfdan da memnunuz, bunların üstüne de birer kahve söylüyoruz.

30062009098

Gecenin sonunda 2 kişi 90 lira hesap geliyor. İzlenim ve lezzet olarak İstanbul’daki en iyi Adana kebapçılar listesine baştan girer. Kolcuoğlu’na gidilir.

Erenköy’deki Çukurova Kebapçısı

Geçen cuma günü, iş sonrası Erenköy civarında olduğumuzdan hem kebap yiyelim hem de muhabbet edelim dedik. Bunun içinde çok uzaklara gitmeden 2 adım ötedeki Çukurova Kebap’ta karar kıldık. Çukurova Kebap için etrafta ve medyada! Güsel iyi gibi yorumlar duysam da, bir sene önce arkadaşlarımın yanina yarım saat uğramam dışında bir tecrübem yoktu, zaten o gün de tok olduğumdan dolayı bir şey yememiştim.

Roka salatası, yeşil salata, patlıcan ezme, acılı ezme, çiğ köfte ve 1 ufak Yeni Rakı istedik. Ayrıca tulum peyniri yerine rakı içeceğimizden, beyaz peynir istedik. Masaya konulan 50 cllik ufak suyu görünce garsona, rakı içeceğimizden büyük su istediğimizi söyledim. Garson kendilerinde büyük su olmadığını, sadece ufak su bulunduğunu söyleyince benim mekanla bağım o an kopmuş oldu. Niye kopmasın ki? İçkili bir yer olarak eğer sen, bir ufak sudan kazanacağın paranın hesabını yapıyorsan senden fazla bir beklentim olamaz.

Mezelerin tadi normaldi, çiğ köfteyi ise hiç beğenmedim, et tadından çok yoğun olarak bulgur taneleri geliyordu.

Tulum peyniri yerine istediğimiz beyaz peynir ise isteyen olursa önüne sunacağımız bir peynir olsun diye alınmış yağsız kuru bir peynirdi. Ortamdan aldığımız tad kaçınca, 2 adana yerine ortaya 1 adana söyledik. Adana kebap için kötü diyemem, belki bende o ana kadar oluşan yargılardan dolayı bir tad aldığımda pek söylenemez.

Biz ikinci adanayı söylemeden ve de keşke Suadiye’deki Yusuf Usta’ya gitseydik diyerek hesabı istedik ve kalktık. 2 kişi 79 lira

Not: Bu arada parfümünden, losyonuna kadar her türlü bakım ürünü erkekler tuvaletinde bulunan bir kebapçı ilk kez gördüm. Bu konuda haklarını teslim edelim.

Güler Ocakbaşında maç öncesi

Taraftarlık müessesinde çok eski olsak da kombine rahatlığıyla geçen senelerden sonra adetten olmuş, maça rakı muhabbeti yapmadan gitmemeye çalışıyoruz. Pazar günü Trabzon maçı olunca Beyoğluna mı gidelim Samiyen yakınında mı takılalım derken Güler Ocakbaşında karar kıldık. Bu fırsatla Güler’i bilmeyen arkadaşları da Güler Ocakbaşıyla tanıştırmış olduk.

Pazar günü saat 3 gibi damladık Güler’e, sokağın bitirim havasıyla beraber mekanda pazar öğleden sonra olmasının bir sakinliği var. Yeni Rakıcıyız ama Yeşil Efe seven Caner’i bozmamak için Yeşil Efe içelim dedik ve bir büyük söyledik yanına da tabii acılı şalgam. Cevat abi meze olarak ne getirelim diye sorunca sen mi tepsiyi getirirsin biz mi bakalım derken en güseli gidip dolaba bakmak. Ortaya tulum peynir, gavurdağı, barbunya pilaki, yoğurtlu cevizli kabak, fırında yeni közlenmiş patlıcan, güveçte mantar, fındık lahmacun, söğüş, duble kuru cacık. Cevat abi, “abi bu kadar yeter başka bir şey yiyemeyeceksiniz” diye konuya girdi, tabii masadaki derin potansiyeli bir an unuttu. Mezeler geldikçe geliyor, Yusuf “olm bunları kim yiyecek” diye söylenip bizden önce götürüyor. Bu arada Beşiktaş maçının skoru geliyor masaya, Ahmet Usta da yanımıza gelip “bugün yenin bizi lider yapın” derdinde bir Beşiktaşlı olarak. Biz de “Ahmet abi bize ne yapacaksın” diyoruz sıcak olarak; Caner sakatatçı olarak “abi böbrek var mı?” diye atlıyor. “Olmaz mı?” Böbrekle başlıyoruz ki ben böbrek sevmem: böbrek lokum. Yerken bir porsiyon daha söylüyoruz.  Bu arada fıstıklı kaşarlı kebap ocakta, çöp şiş ve kuzu şiş de masada. Biz hazma yardımcı olmak için rokaya dadanıyoruz Cevat abi bize roka yetiştirmekle meşgul, 4 veya 5 porsiyon roka geliyor. Bu arada biz 2. büyük rakıyı devirmişiz, bi ufak daha söyleyelim mi derdindeyiz bir ufak daha geliyor ama onu bitiremiyoruz maça yetişmemiz muamma, 20 dakika kaldı. Biz yine Güler Ocakbaşı’ndan memnun ayrılarak koşarak Samiyenin yolunu tutuyoruz.

Gecenin hediyesi 4 kişi 260 lira

Pala’da tabii ki kaburga

İki üç ay önce Süslü Saksı sokaktan geçerken, sağdaki soldaki bin türlü dürümcüye, ocakbaşına, kafeye bakıp, “Allah bilir bunlardan birinin yemeği falan çok iyidir de bilmeden de gidilmez ki” diye geçirdim içimden. İki gün sonra Aydın imdadıma yetişti, Beyoğlu’nda Pala diye bir yer var diye, tam o sokakta, sokak seviyesinin altında kalan, birkaç basamakla inileninden bahsetti. Bir iki hafta sonra Yasemin’le Bekir teftiş ettiler, “ellerimizden yağlar aka aka kaburgalar yedik, müthişti” diyerek onayladılar. Dün akşam da eşref saati geldi ve Yasemin, Bekir, ben gittik. Sokaktaki masalardan birinde oturduk. Bir güzelliği de maç olunca sokağa televizyon koymaları ama tabii ki beauty is in the beholder’s eye.* Üç porsiyon kaburga istedik hemen ama öncesinde rakısı, kavunu, peyniri ayrı, közlenmiş patlıcanı, patlıcan kızartması, patates salatası, süzme yoğurdu ayrı donattırdık masayı. Kaburga geldiğinde doymuştuk neredeyse. Harikaydı kaburgası. Bazı parçalarında etten çok yağ vardı, böyle çıtır çıtır kızarmış, daha da harikaydı. Siz tercihan bir porsiyondan çok yiyiniz.

* Vardır bunun tam bir Türkçe karşılığı. Bilen?

Musa Ustam Ocakbaşı

musaustam1.jpg

Ben hiç gitmemiştim Musa Ustam’a. Bir nevi bayi toplantısı olan toplantımız bitip de Beyoğlu’na yönelince Bekir’in aklına geldi. Rakıyı da görünce Alper’le memleketi kurtarmaya giriştiler ama biz dört hatun, işin Türkçesi, izin vermedik. Umut’tan bir gömlek yukarı sayılmalı çünkü gördüğünüz üzere masa örtüsü var ve tabaklar metal değil. Yoksa mezesi, muhabbeti aşağı yukarı aynı. Şişleri? Hm, bir daha bir denemek lazım çünkü hem hepsi acıydı hem de Umut’un sebzelisinin mukabili var idiyse de yemedik. Bir gömlek yukarıyı, cüzdan dilinde nasıl diyorlar bilemeyeceğim, Bekir ödedi.
musaustam2.jpg

Güler Ocakbaşı güldürdü!

Ocakbaşı yapalım dedik, ama en kral ocakbaşı önerisinin grubun en sosyetik elemanından geleceğini tahmin edemedik. “Tabi ki Güler’e gidicez” dedi Tülin. Nişantaşı’nın en nezih bir sokağında oturan bu arkadaşın önerdiği mekan, Harbiye’de, sanki sadece erkeklerin geçtiği izlenimi veren bir sokakta konuşlanmış. Adresi öğrenince daha da bi meraklandık tabi. Periyodik olarak görüşüp kaynattığımız 9 kişilik grubumuzla Güler Ocakbaşı’nın yolunu tuttuk. Çok geniş bir mekan değil ama ocakbaşı konsepti için yeter de artar büyüklükte. İlk elden servis edilen sıcacık, koca göbekli pideler, peynir ve tereyağı hepimizde huşu yarattı. Rakılar dolduruldu, yanına gavurdağı, fındık lahmacun ve patlıcan salatası ısmarlandı. Ben aslında bunlarla doymuştum. Ama ekip sağlam, devam ettiler. Taze pişmiş sıcak pidelerin sirkülasyonu da devam etti. Ben de bizimkilerin yediklerine ufaktan yancı çıktım. Kuzu şiş yumuşacık, fıstıklı-kaşarlı kebap bir harika, sebzeli şiş hafif, lahmacun hem incecik hem de kıyması güzel. Servis elemanları güleryüzlü, servis de hızlı sayılır. Tabi ortam çok kalabalıksa ara sıra kendinizi hatırlatmanız hayrınıza olur. Ocakbaşındaki amca kafa bir tip. Sohbete girilebilir. Fiyatlar makul. Kuzu şiş 10’du yanılmıyorsam, lahmacun 3, mezeler 5-8 arası. Dokuz kişi çılgınca yiyip içip güzelleşmeye 350 ytl civarı ödedik. Ortamda üst düzey yöneticileri, yabancı misafirlerine ocakbaşı tanıtımı yapanları ve mahallenin öz be öz sakinlerini bir arada görmek mümkün. Bu bakımdan Güler’in ortamını Umut Ocakbaşı’nın sen-ben-bizim oğlan ortamından daha heterojen buluyorum. Tamam, sokak bir huzur noktası sayılmaz ama daha sonra defalarca gittik ve başımıza kötü bir şey gelmedi. Sağda solda, gecenin bi vakti, gezinen veya sadece duran adamlara aldırmayın, olsun bitsin.

Adres: Elmadağ Dia’nın yanındaki sokağa girin, yılmadan ilerleyin. Sol köşede. Kalabalık olacaksanız rezervasyon yaptırmakta fayda var. Hafta içi baskını planlıyorsanız muhtemelen mekan sakin olur.

Detaylı bilgi için: www.gulerocakbasi.com