Yesek
İstanbul’da ne yesek, nerede yesek?
Kapananlar kategorisi
February 5, 2010 1:18 am · Yazan: eren · Kategoriler Kapananlar, Kategori Dışı Yazılar
Geçenlerde İstanbul Gourmet Dolanlamaları’nda Cem’in bahsettiği Abramoviç’in ödediği hesapla ilgili resmi göründünüz mü? Ben önce bir güldüm. Sonra bir satırına takıldım: 2 ESPRESSO $ 15. Bir espresso 7,5 dolar yani 11 lira. Başka herşeyde uçan bir lokantanın espresso konusundaki “vizyonu” ancak 7,5 dolar kadar. Abramoviç’i İstanbul’da ağırlamak, espressoyu da uçuk fiyatlarda içmenin keyfini yaşatmak isterim.
Uçuk yerlerin uçuk fiyatlarını çok bildiğimden değil ama İstanbul’da 16 liraya içmişliğim var. Bir shot espresso’nun maliyeti 30 eurocentmiş, bir işletmeciden duydum geçenlerde. Çoğu yerde 4-7 lira arasında. Şimdi’de bile 5 lira oldu. Mimolett’te 10 liraya içtim ama harikaydı. Başka yerlerin aradaki farkı hakkettiklerinden emin değilim. Mesela iki gün önce Topkapı’daki Konyalı’da Türk kahvesinin 8 lira olduğunu gördüm. İçmedik, içemedik. O fiyata karar verenleri bulup “siz bir dönüp baktınız mı dükkanınızın ne kadar döküntü olduğuna?” demek istedim.
Bu yazı / resim Changa’cıların son bültenlerinden (okumak için üzerine tıklayınız):

Offf, yedi kere yazdım bu paragrafı ama doğru düzgün bağlayamıyorum espresso ile yazıyı. Lütfen siz şu üç beş cümleyi tutarlı bir şekilde bağlar mısınız?
- Bence İstanbullular yemeğe çoook para harcayacaklarsa, mükemmel olmasını istiyorlar, olmayınca da birden terk ederek cezalandırıyorlar. Haklılar. Sektörün içindekileri kalbinden vurduğundan eminim bu durumun, ama Spice Market zincirinin sürdürülebilir olmadığını görmek için işin içinde olmak bence gerekmiyor. Jean-George’un bu şube için üç günden fazla emek sarfetmemiş olmasını sineye çekip yine de yemeği o elleriyle yapmış gibi para vermek zorunda değiliz.
- Hakkasan hikayesinde ise bir terslik var. Gerçekten 12 milyon dolar yatırmışlarsa, kaç yılda çıkarıvermeyi düşünüyorlardı ki iki senede havlu atıverdiler? Restorancılıkla ilgili bir hikaye değil bence oradaki.
- Ama sonuçta restorancılığın şu sıra zor olduğunu anlayabiliyorum. Bence çare espresso dahil herşeye bol zam yapmakta değil aksine iyice düşürüp, makulleşip aradaki nişi yakalamak, amiyane tabirle sürümden kazanmak.
- Bice konusunda ise hak veriyorum Changa’cılara, diyecek birşeyim yok. İlber Hoca desin benim yerime: “Türkiye zenginleştikçe İstanbul mahvoldu. Oysa benim tanıdığım 50’li yıllardaki kendine has bir fakirliği vardı İstanbul’un ve çok hoştu. Zengin İstanbul görgüsüz ve berbat bir şey oldu.”
April 12, 2009 11:15 pm · Yazan: eren · Kategoriler Beşiktaş'ta, Kapananlar, Şık bir yerde
Sevgili Jean-Georges Bey,
Biliyorum İstanbul’da açtığınız Spice Market hiçbir zaman umrunuzda olmadı. Anlaşma gereği açtınız, geldiniz, bir mutfak kurmak için üç gün kaldınız, muhtemelen PR’cı fişteklemesiyle Mısır Çarşısı’nda çok ilgileniyormuş gibi iki poz verdiniz gittiniz. Yemedik. Ayda bir, dünyanın bir köşesinde yeni lokanta açmanın benim anlamadığım bir yeni dünya düzeninin parçası olduğunu biliyorum ama uluslararası zincirin parçası da olsa İstanbul’daki Spice Market’ın açıldıktan bir yıl sonraki hali bence başarısızlıktır. Bu ülkede “kral çıplak” diyebilen pek yoktur, dolayısıyla ben size bir iyilik yapayım diye düşündüm.
Neden başarısız olduğunu düşündüğümü, zamanınız hep kısıtlı, hep kısıtlı ya, geçen Perşembe günkü deneyimimle hızla anlatayım. Otelin giriş, bar ve restoranının dekorasyonu, siyah tülleri, rüküş duvar kağıtları, pırıltıları çok rahatsız bir ortam bence. Bir önyargı ile oturdum masaya, kabul ediyorum. Ama fine-dining deyince, hadi bir zorlama ile örtü olmamasını da anladım diyelim, masaların kafe masası boyunda olmasını, menüyü okuyabilmek için mumu yaklaştırmak gerekmesini beklemiyordum doğrusu. Öyle loş, romantik bir ortamda alttaki bardan gelen müzik de kafa şişirince herkes fısır fısır değil, bağıra bağıra konuşmak zorunda kalmasında bir gariplik sezdim ama belki ben anlamıyorum. Ayrıca, en pahalı şarapları içmedik ama içenler, bırakın üzüm cinsine göre olmasını, en azından bir beyaz-kırmızı ayrımı görmek istemezler mi kadehlerde?
Yemekleri nasıl bulduğumu da merak edersiniz diye tahmin ediyorum ya da temenni ediyorum. Sizin gibi Asya’da sokaklarda gezip sokak satıcılarından yemek yemediysem de, bizim alt sokaktaki Taj Mahal adlı Hint lokantasından arada sırada köriler ısmarlıyorum. O ısmarladıklarımla Perşembe günü yediğim kırmızı körili ördek arasındaki en kayda değer fark o körilerin daha yağlı olması. Üstelik ne annem hatırlatana kadar etin ördek eti olduğunu hatırladım, ne de menüde ananas sambal yazıyordu, sambal körinin neresindeydi onu anladım. Dülger, yani “buğulama dülger, havuç konfit , kuskus ve limon püresi” ise yerken yavanlığı ile bana Ratatouille’daki şef Gusteau’nun lafını hatırlattı: “Herkes yemek yapabilir.”
Annemle girls night out olsun istemiştik. Binde bir güzel bir akşam yemeği. Spice Market’in eşref saati gelinceye kadar bir yıl geçivermiş. Ceyda gittiğinde, yazın terasında oturduğunda henüz yeniliğini kaybetmemiş. Ama İstanbul’da restoran piyasası gariptir. Ya vur-kaç stratejisi işler, mekanlar yeniyken sıkı iş yapar ya da uzun vadede oturur ve tutar. Belki size ilk modeli tavsiye etmişlerdir bilemem. Sümüklü turistlere terk edilmiş olmasından belli ki İstanbullu bayılmamış Spice Market’a. Kriz de vurunca… garsonun fiş vermeyi unutuvermesinin, gerçekten dalgınlık olduğuna inanmak istiyorum ama zorlanıyorum.
Biz bir şişe Chardonnay devirdik annemle, kafaları bulduk, güzel güzel muhabbet ettik. Bizim açımızdan dert değil. Üstelik biz verdik 165 lira, geçen gün Selçuk Despina’da iki kişiye vermiş 120 lira. Dolayısıyla pahalı olmasından falan dem vurmayacağım. Sonra işler iyi gitmiyor dersiniz, otelle papaz olursunuz, “ben demiştim” diyeyim istedim.
Saygılarımla,
Eren
April 6, 2009 5:06 pm · Yazan: eren · Kategoriler Kapananlar
Konyalı 1897: Osmanlı yemekleri yapan, sağa sola sen’at eserleri koyan, eli yüzü düzgün bu lokantanın kapanması kadar yerine İzzet Çapa’nın birşey açacak olmasına üzüldüm. Yemiş, yazmaya üşenmiştim.
Tea for Me: Nişantaşı’nda zırt pırt değişen bir mekandaydı. Hiç denememiş olduğuma üzüldüm.
Carne: Arnavutköy’den Harbiye’ye taşındıktan sonra bir açık bir kapalı, bir düzen tutturamayan Sefarad lokantası. İkinci bir defa gidemediğime üzüldüm.
Memoburger: Buna cidden üzüldüm. Hem büfe hem bira başka kaç yerde var ki?
Kapandığını bildiğim diğer bir iki yerin post’larına Kapananlar kategorisi ekledim. Bunlar dışında bir dolu yer kapanıyor şu sıralar. Hepsini listelemeye çalışmanın alemi yok. Kriz-mriz, iç karartıcı olur. Yine de bazılarının kapanmasına için için “oh iyi olmuş” demiyorum dersem yalan olur. Kazıkçılardı, kötülerdi, açık kalmayı hakketmiyorlardı. İnşallah şehir temizlenecek o tür yerlerden.
February 1, 2009 6:34 pm · Yazan: eren · Kategoriler Kapananlar, Kategori Dışı Yazılar
Geçenlerde bir arkadaşımın gönderdiği, cici fotoğraflı, “son zamanlarda aldığım en iyi forward” başlıklı geyik powerpoint kabaca şöyle diyordu: “Eskilerinizi atın, temizleyin. Sadece eşyalarınızı değil, eskimiş arkadaşlıklarınızı, bağlarınızı, beklentilerinizi, kinlerinizi. Temizleyin ki yenisine yer açılabilsin. Eski şeylere tutunmaktan vazgeçin. Yenilikten korkmayın.” Falan filan. Doğum günüm sonrası ve badana öncesi çok iyi geldi bana. Şu sıralar herşeyi bu gözle görmeye başladım. En basitinden, Yıldızposta Caddesi’nde son iki-üç ayda en az altı yemekçi kapandı (Serdar’ın merak ettiği Zon’a da gidememiş oldum). Birkaçının kısa vadede kapanacağını tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yoktu aslında. Hele krizde. Ama bu durumu felaket habercisi değil, İstanbul’un kendini yenilemesi olarak görüyorum. Ama yeninin ne olduğu veya olacağı ile ilgili bir fikrim yok. Daha fazla fikri olan Dilruba hatuna kulak vermekte fayda görüyorum.
Bu arada, Selçuk Yesek’in WordPress altyapısını güncelledi, Giray da bir sunucudan diğerine taşıdı. Hatta geçen gün, inşallah farketmemişsinizdir, kısa bir kesinti vardı.
January 8, 2009 5:56 pm · Yazan: ceyda · Kategoriler Balık / Deniz Mahsülleri, Kapananlar, Pilav, Sebze, Tünel-Asmalımescit, İlginç birşeyler
Geçen hafta, Nupera’ya Lokanta’da yer ayırtmak için telefon açtığımda öğrendim Lokanta’nın kapanıp yerine Delicatessen’in açıldığını. Lokanta’nın kapanmış olmasına üzüldüm ama Elif Yalın’ın bir tane de Beyoğlu’nda Delicatessen açmış olduğuna sevindim açıkçası.
Hoş ve rahat bir mekan olmuş burası. Pahalı ama aşırı şık ve kasıntı bir yer değil kesinlikle. Yeni açıldığından dolayı müşteriyi etkilemek için belki bilmiyorum, servis elemanları ilgili ve sempatikti.
Yemeklerlere gelince, şöyle özetleyebilirim: lezzetli, bilindik çeşitler de var oldukça iddialı ve ilginç olanlar da, porsiyonları doyurucu, sunumları sade ve bir o kadar da iştah açıcı.
Biz günün menüsünden hamsi pilavı, rezeneli kalkan buğulama ve ahtapot yahni seçtik. İçki olarak da bir şişe Sarafin Sauvignon Blanc ısmarladık.
Önden, müessesenin ikramı niyetine, soğuk atıştırmalık tabağı ve parmesanlı kuşkonmaz geldi.

Atıştırmalık tabağındaki mısır ekmeği özellikle çok başarılı olmuş, erik turşusunu ilginç buldum, küçük acı kırmızı biber de hoşuma gitti. Ama kuşkonmaz, doğruya doğru tatsız tutsuz bir şeydi, birkaç lokma yedikten sonra tabağa bir daha dokunmak içimden gelmedi.
Ismarladığımız yemekler, aynı anda ve çok hızlı olarak servis edildi.

Zeytinli ahtapot yahni, hafif, tadı kıvamında, ahtapot seven bünyelerinin kesinlikle tatması gereken bir yemek olmuş. Ben bayağı sevdim.

Rezeneli kalkan buğulamada, kalkana değişik bir hava verilmiş. Klasik kalkan kızartmanın ağırlığı yok, balığın tadını koca koca dilimlerde doyasıya alıyorsunuz, hem de üzerinizde hiçbir ağırlık hissetmeden.

Ahtapot ve kalkan bir yana, ben en çok yanında bir küçük kase salatayla servis edilen hamsi pilavını sevdim. Zaten, altı üstü hamsi kaplı, pirincinin lapa olmadığı, baharatının tam kararında katıldığı, çok lezzetli bu ılık iç pilavı beğenmemek, bana kalırsa pek de mümkün değildi. Yapanların ellerine sağlık!
Yemekler galiba 30 ar TL gibi bir şeydi, tam hatırlamıyorum. Şarap 75 TL idi ve evet aşırı pahalıydı.
August 4, 2008 9:22 pm · Yazan: eren · Kategoriler Kapananlar, Nişantaşı-Teşvikiye'de, Pizza, Salata
İstanbul’a sanki ölü toprağı serpilmiş. Şehir boşalmış. Nişantaşı da. Belki de aynı zamanda Pazartesi akşamı olduğu için bana öyle geldi. Gece yarısında eve dönerken üç bomboş sokaktan sonra bir insan ancak görüyorduk. İlk defa dışarıda oturdum Leea’da. Yaz akşamı ne güzel oluyormuş. Deniz’le bir vegetaryen pizza ve bir de yemyeşil salata paylaştık. Buranın salataları çok iyi. Görünüşleri de süper. Şarap içtik. Kısacık Lavazza espressolar içtik. Yine memnun kaldım. 80 lira.
July 31, 2008 4:09 pm · Yazan: selcuk · Kategoriler Kapananlar
Kamer Hatun Caddesi ve Tarlabaşı Bulvarı’nın köşesindeki The End Kokoreç ne yazık ki kapanmış. Hiç gitmemiştim ama adına hayrandım. Yeni kabuğunun markası Selim Kokoreç.
Haritada göster
July 30, 2008 1:26 pm · Yazan: ceyda · Kategoriler Balık / Deniz Mahsülleri, Beşiktaş'ta, Börek, Kapananlar, Şık bir yerde
Spice Market, Jean-Georges Vongerichten isimli dünya çapında ünlü bir aşçının füzyon mutfağı üzerine hizmet veren lokantalar zincirinin ismi. Bu zincirin bir kolu da geçen aylarda, İstanbul’da, W Hotel’in içinde açıldı. Ben de, dün akşam bu lokantanın teras bölümünde yemek yeme fırsatı buldum.
Dekorasyon, W Hotel’in aşırı süslü tarzına uygun ama o kadar abartılı değil (en azından teras kısmı değildi). Yemek, yine bu stilin devamı olarak, tabii ki loş ışıkta ve kaliteli bir servis eşliğinde yeniyor.
Menü, garsonumuzun dediğine göre, dünyadaki diğer Spice Market’ ların biraz daha hafifletilmiş haliymiş. Yemeklerde mümkün olduğunca yerel malzeme kullanılmaya çalışılmış ve belli ki Türk damak tadına çok ters olmayan bir şeyler yakalanması amaçlanmış. Yine de, burada olay füzyon mutfağı olduğundan, tabii ki yabancı malzemeler ve teknikler, farklı farklı noktalarda her yemek çeşidinin içine dahil edilmiş. Yediğiniz her lokma hem tanıdık hem değil, birçoğu şaşırtıcı ve bir o kadar da lezzetli. Lokantanın ismi Spice Market (baharat pazarı) olduğundan, tahmin edersiniz ki, baharatların binbir çeşidi her tabakta varlığını belirgin bir şekilde hissettiriyor. Porsiyonlar ne büyük ne küçük, bir başlangıç bir de ana yemekle doyuyorsunuz yani, merak etmeyin.
Biz önden Vietnam usulü spring roll,

sarmısaklı yoğurt ve acı biber soslu, içine közlenmiş patlıcan doldurulmuş tortellini

ve bezelye çorbası ısmarladık.

Spring roll, etli bir içle sarılmış ve kızartılmış olarak, yanında hafif tatlımsı biber sosuyla sunuldu. Garsonumuz, marula sarıp yememizi tavsiye etti. Biz de öyle yaptık. Lezzetli, çıtır çıtır, ağırcana bir börek bu. Marula sarıp yemek hoş oluyor hakikaten ama öyle abartılacak başka da bir esprisi yok. Patlıcanlı tortellini, sarmısaklı yoğurtla güzel bir ikili olmuş. Üzerindeki limon rendesi ve otlar hoşluk katmış ama ne var ki yemekteki aşırı tuz çok fena. Bezelye çorbası, bizdeki bilindik çorbalar gibi sulu değil, daha yoğun, sanki hafif sulu sebze püresi gibi. İçindeki bezelye taneleri, üzerindeki turplar ve otlarla ve hafif ekşimsi tadıyla bence lezzetli.
Ana yemeğe sıra gelince, biz fırında lagos seçtik. Yanına da zencefilli kızartılmış pilav söyledik.

Lagos, yeşil chili biber sos üzerinde, kılçıksız, pişirilirken kurutulmamış ve dehşet lezzetli tek bir parça halinde geldi. Eğer balık seviyorsanız, rahatlıkla söyleyebilirim ki bu yemeği tattığınız ilk andan itibaren gülümsemeye başlayacaksınız. Bana kalırsa, gecenin en güzel yemeğiydi.

Zencefilli pilav, üzerinde tam kıvamında kızarmış bir yumurtayla geldi. Biraz fazla yağlıydı ama lezzeti, kıvamı, baharatları, sunumu ve porsiyon büyüklüğü yerli yerindeydi. Benim adıma fazladan bir artısı da, zencefil tadının yoğun olmamasıydı. Kaşık kaşık yedim, memnum kaldım.
Özetle, her tattığım yemek gayet lezzetli ve etkileyiciydi diyebilirim. Yalnız tek bir eleştirim var: yediklerimizin hepsi gerçekten biraz fazla tuzluydu. Garsonumuza bu şikayetimizi ilettiğimizde, bize bundan birçok müşterinin rahatsız olduğunu söyledi. Umarım yakında, bu tuz konusunda bir ayarlama yapılır. Yoksa bu kadar uğraşılmış ve özenilmiş yemeklere ayıp olur diye düşünüyorum.
Toplam hesap, 131 YTL geldi. Bence, ödediğimiz paranın karşılığını aldık. Yemeğe meraklı olan herkese, Spice Market’a, en azından bir kez uğramalarını tavsiye ediyorum.
April 10, 2008 4:01 pm · Yazan: ceyda · Kategoriler Etobura göre et, Kapananlar, Salata, Sağlıksız birşeyler, Tünel-Asmalımescit, Şık bir yerde
Melik, ben ve Özgür dün akşam, benim isteğim üzerine Carnival’e gidecektik. Ama oraya gittiğimizde baktık ki yerinde yeller esiyor, o civarda -yani Tünel/ Asmalımescit- yemek için başka yer aramaya koyulduk. “House Cafe’nin karşısındaki yere (adını bilmiyorum) gidelim” dedim, yer yoktu. “Leb-i Derya Richmond olsun” dedim, Melik “yemekleri çok kötü” dedi. Flamm’ı önerdim, “pahalı” dedi. “Babylon Lounge’ın sokağındaki Parantez’e bakalım” dedim. Gidip bakınca bu sefer ben beğenmedim, menüsü çok sıradandı. En sonunda sırf aramaktan sıkıldık diye gittik Taps’in yerine açılan Tocc’a oturduk.
İçeriye girer girmez tuvalet kokusuyla kızarmış patates kokusu karışımı kesif, pis bir koku burnumuza çarptı. Görevlilere, “burası kötü kokuyor, size de gelmiyor mu?” diye sorduk. Bir tanesi “yoo” dedi, diğeri “mutfak hemen üstte, oradan yemek kokusu geliyor” dedi. Ben çıkıp başka bir yere gitmek istedim, Özgür çok sıkılmıştı aranmaktan, “alışırız bir süre sonra” dedi ve ikinci kata geçtik oturduk.
Hoş, şık bir yer aslında. Dekorasyonu düzgün, ışıklandırması özenli. Duvarlardaki siyah beyaz fotoğraflar bayağı güzel.
.
Ama nasıl denir? Burası biraz heyecansız ve sıkıcı bir mekan, en azından benim adıma öyle.
Yemeğe gelince, menü bilindik şeylerden oluşuyor: salata, makarna, pizza, et, tatlı, vs…Ama ilginçlikler de yok değildi. Ben fesleğenli levrek salatası seçtim, Özgür “Steak 11″ diye bir et, Melik de “Gaddar” diye bir çeşit ekmek üstü et+ yumurta şeysi aldı.
Benim seçimim, fesleğeni tam olarak nerede anlamadığım, ızgarada kurutulmuş levrekli, büyükçene bir salataydı. Üstündeki sumaklı soğan güzel bir detay olmuş ama o kadar. Sıradandı, üçümüze göre de.

Melik’in Gaddar’ı ağır ama lezzetli bir şeydi. Eti, soğanı, yumurtası falan başarılı.

Ama en bomba seçim kesinlikle Özgür’ün yaptığıydı. Tatlı kırmızı biberli, kabaklı, kremalı ve galiba pestolu bir bonfile. Et ve sos oldukça lezzetli. Eti yumuşacık. Porsiyon büyüklüğü kıvamında. Yalnız bir tek şey var takıldığım: sipariş verirken Özgür’e eti nasıl istediğini sormadılar. Buna bir tek ben mi takılıyorum yoksa zaten sormak durumunda değiller mi bilemiyorum ama işte bu sorulmama işinden rahatsız oluyorum bir şekil.

Yemeklerin yanına Melik’in özel isteği üzerine 3 farklı yabancı bira içtik. Scottish Ale, Brooklyn Lager, Asahi (bu sonuncusu bizim Efes’e çok benzeyen bir Japon birası -imiş.). Scottish Ale en çok beğendiğimiz, Brooklyn Lager en hoşumuza gitmeyen oldu. İlki bitince Melik 2. Ale yi ısmarladı; lakin Lager’i bitirme başarısını gösteren olmadı ki ben zamanında bir yerlerde Lager içip de beğenmiştim diye hatırlıyorum ama bu Brooklyn’den gelen pek bir fenaydı.
Hesap toplam 106 YTL: salata 18, gaddar 18, et 24, japon birası 11 diğerleri 10′ar, kola 5 YTL. Pahalı mı? Eeee evet. Tekrar gider miyim? Bilemiyorum, sanki bana burası 2 ay sonra kapanacakmış gibi geliyor. Kötü niyetli olmamak lazım gerçi…
March 17, 2008 6:10 pm · Yazan: eren · Kategoriler Kapananlar
Son üç beş ayda kapandığı gördüğüm, bildiğim yerler:
Cafe Marmara: The Marmara Otelinin girişindeki. Üzüldüm mü kapandığına? Hayır. Yerine Kitchenette açılacakmış. Sevindim mi? Hayır. Rivayet edildiği gibi Starbucks açılmamış olması teselli unsuru mudur? Bilemiyorum.
Dulcinea: Gözümle gördüm inandım.
Musafir: Yok, yok kapanmamış. Bir iki hafta önce bir ara kapı duvarmış dediler, korkuttular ama yine açık gördüm, merak etmeyin.
Tuta: Beyoğlu’ndaki şubesinin kafesi kapandı, pastanesi duruyor. Yerine bir İtalyan lokantası açıldı, galiba Tavolo isminde.
Pasta Presto: Valikonağı’nın dibindeki.
Rio Bravo: Galatasaray’da, hani daha çok turistlere hitap eden Tex-mex yer.
Pide: Bundan emin değilim. Çünkü Teşvikiye’deki bu pidecinin olduğu binanın cephesinde tadilat madilat gördüm. Ama bir taraftan da Pide’nin camına posterler mosterler yapıştırılmıştı.
Loft: Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu, Lütfi Kırdar falan bir elden geçiyor ya, bayağı ciddi kazmışlar etrafı. Bu arada Loft da gitmiş. Başka yere taşınıyor mu, tekrar açılacak mı bilemiyorum ama şu anda yok öyle bir yer.
Garga: Arnavutköy sahilindeki.
Ayrıca malumunuz Cahide.
Başka?
Daha eski yazılar »