inicio eposta gönderin! sindicaci;ón

Yesek

İstanbul’da ne yesek, nerede yesek?

Kafede kategorisi

Happily Ever After’da Pancake

Uzun bir süredir buluşma planımızı bir türlü denk getiremediğim Bahar’la önce bir kahve içelim diye gittik. Sonra dedim yok olmaz tek başına kahve, bir de tatlı söyleyelim. Ama fazla gelir en iyi bir taneyi paylaşalım. Şu an tam ismini hatırlayamadığım içinde çikolata parçaları olan yanında akçaağaç şurbuyla servis edilen bir tane söyledik. Sevdik. Bir kere yavan değil,ağır hiç degil. Bu Pancake 13 ,ekstra muz 5 lira. Aklınızda bulunsun Cumartesi günleri Happily Ever After’ın içerisinde in cin top oynuyor, tüm curcuna cadde tarafındaki kısımda.

Müthiş lezzetler diyarı: Pizza 49

Time-out yazmış, denememek olmazdı. İlk kez geçen Cuma öğlen gittik, sonra Cumartesi ve Pazar sabahı da burda yedik. Dolayısıyla menüyü epey test ettik.

Pizzalar şahane. İnce çıtır hamur, kaliteli, bol malzeme, nefis tat. Üstüne gelen tatlı Nutellisimo her genç kadının rüyası gibi bir şey! Hilal şeklinde kapanmış pizza hamuru içinde nutella ve maskarpone – ki yazarken bile yeniden acıktırdı beni. Mekanın kendi şarabı Desperate House Wine içimi kolay, hafif bir sofra şarabı. Bozcaada kahvaltısının malzemeleri taze taze Bozcaada’dan getiriliyor. Kahvaltı pizzaları ise sucuklu, pastırmalı, bacon’lı, peynir ve mantarlı çeşitleriyle göz yumurtanın pizza hamuruna kırılıp taş fırında pişirilmiş hali. Yani inanılmaz güzel! Tek sorun biraz tuzlu olmaları (pastırmalı versiyonda patlıcanlı sos tuzluymuş, peynirli versiyonda ise tulumun tuzu vardı). Bunun dışında uzun zamandır tadı bu kadar güzel, sarısı bu kadar iştah açıcı derecede turuncu yumurta yememiştim. (Elbette yumurtalar da Bozcaada’dan.)

Samimi, sakin, güleryüzlü bir yer Pizza 49. Ben çok sevdim ve mutlaka yine gideceğim.

Turnacıbaşı Cad. no 49 Çukurcuma

Geotag Icon Haritada göster

Cherrybean’den ya Friend ya Balance

Deniz’den yazmıyorum diye fırça yedikten sonra, düşündüm taşındım, beni son zamanlarda heyecanlandıran, yazılası bir tek Cherrybean’in kahvesini buldum. Yesek’e sadece kahve ile ilgili yazı yazmıyordum prensip olarak ama o kadar düşmüş durumdayım. O kadar düşmüş derken, kahveyi beğenmediğimden olmadığını uzun uzadıya açıklamam gerekmiyor herhalde. Kahve snobuyum kendimce. Sabahları kendim çekiyorum kahvemi. Artık nescafe hiç içmiyorum. Starbucksgillerde filtre kahve içecek olursam, “kaç dakika önce yaptınız?” diye soruyorum. Amma ve lakin henüz “Orta Amerika kahvesi içmezsem başım ağrıyor” gibi bir noktaya da gelmedim. İnşallah gelmem de.

Cherrybean, bir altı ay önce açılmış. Galata’da hani turistik eşya dükkanlarıyla cool‘luğu tavan yapan Paristexas, Lastik Pabuç gibi tasarım, vintage vs. dükkanlarının sıra sıra dizildiği Camekan sokakta. Küçük bir yer, kafe değil. Ama taburelere tüneyip kahve içebilirsiniz. Esas olay, tezgahın arkasında. Kocaman bir kavurma makinası var (kocaman derken görece kocaman tabii). Haftada bir kendileri kavuruyorlar. İki çeşit filtre kahve, iki çeşit espresso, galiba üç çeşit Türk kahvesi ve değişen sayı ve cinste aromalı kahve kavuruyorlar. Ben filtre kahvelerinden alıyorum. Hangisini beğendiğimi unutup (belki de büyük fark göremeyip) ya Friend çeşidinden ya Balance çeşidinden alıyorum. İkisi de farklı yörelerden gelen kahvelerden karışımlar. Balance daha aromatik diyorlar.

Peki nedir beni heyecanlandıran? Son altı ayda en az dört kere gittiğime ve başka hiçbir yere bu sıklıkta gitmediğime göre müdavim sayılabilirim. Bir: Starbucks’tan gayrı, bayat olmayan, çekirdek filtre kahve buldum. İki: Birileri dev espressoculara ve Kurukahveci Mehmet Efendi’nin iyi olduğu ezberine bayrak açmış. Üç: Dükkan caz çalan mutlu bir yer. Hatta bir gittiğimde en fazla master öğrencisi olduğu belli bir tip kütüphaneden teori kitaplarını dizmiş, müziği açmış, iştahla okuyup dükkan bekliyordu ve ben çekirdek kahve isteyince pek hoşuna gitti.

Bunları biliyor muydunuz?

  • ABD’nin kahve snobluğunu, batı yakasının elinde bulundurduğu, New Yorklular ne yapsa burun kıvırdıklarını
  • Vietnam kahvesinin bir beş on yıl önce dünya kahve piyasasını alt üst ettiğini
  • Kolombiya kahve üreticileri birliğinin markası olan Juan Valdez’in reklamlarında Juan Valdez’cilik oynayan kahve üretici köylünün hayatında ilk defa reklam kampanyası dolayısıyla kravat taktığını
  • Beni kahve içirterek öldürmek istiyorsanız, yaklaşık 100 fincan filtre kahve içirmeniz gerektiğini
  • Sri Lanka’da ilk kahve ağaçlarına hastalık yayıldığı için Ceylon kahvesi değil çayı içtiğimizi
  • Guatemala’da, İstanbul’da olduğu gibi eliniz kolunuzu sallayıp satın alacağınız kahve olmadığını
  • Starbucks’tan aldığınız latte‘nin fiyatının sadece yüzde ikisinin kahvenin maliyetinden geldiğini (bkz. resim)

www.cherrybeancoffees.com

Fol yok, yumurta yok

Zira ben buraya Mano’dan sonra gittim… Taksim’den eve gitmeden evvel hem karnımı doyurayım hem de merakımı gidereyim nasıl bir yer imiş, ev yapımı hamburger nasıl oluyormuş diyerek tek başıma ziyaret ediverdim Fol’u. Limonata ve 4lü mini burgerden aldım: Hamburger, cheeseburger, bir de cajunlu bir seçenek var. Üçünden dilediğinizce seçiyorsunuz. Tahta üstünde servis ediyorlar (Resimde de gördüğünüz üzere, patatesle beraber). Hamburgerimin ekmeği ve patates soğuktu. Diyeceksiniz ki “E, ekmek bu, ne var?” Öyle değil, bildiğiniz buz… Dolaptan falan çıkıp gelmiş olmalı. Hadi neyse diyelim, nezaketli ve kibar servis elemanlarının hatırına. En fenası hamburgerin köftesinden, balık kokusu gelmesiydi. Daha önce balık yaptıkları yağ ile yapmışlar mı ne? Bu 4lü hamburger 16  veya 17 liraydı. Limonata da 6 veya 7. Bir  daha gider miyim?? Sanmıyorum… Mano hem daha uygun hem de açık ara önde bence lezzet konusunda.

Cafe Bunka’da sushi

Taksim civarlarında sushi yemek için ilk tercihim uzun zamandır Cafe Bunka. Geçenlerde, Yasin’e sushi krizi geldiğinde gittik. 1 tane karışık sushi tabağı (galiba 24 parçaydı, tam hatırlamıyorum) ve bir kızarmış noodle yedik. 

Hala sushi için ilk tercihim Cafe Bunka. Şirin bir yer, iyi malzeme kullanıyorlar ve servisleri çoğu zaman iyi.

Biz, bir bira ve bir kola ile beraber 72 tl ödedik. Evet, çok ucuz değil. Gerçi sushi, İstanbul’da nerede ucuz ki?

Zencefil’i seviyoruz

Emek “yeni bir şeyler denemeyelim, bildiğimizden şaşmayalım” dedi, Zencefil’e gittik.

Ben sebze salatası ve bulgurlu çorba, Emek sebzeli lazanya yedi. Yarım karaf şarap içtik. Ben, Emek’i beklerken önden bitki çayı içmiştim. Toplam 68 TL ödedik.

Zencefil aynı Zencefil. Kocaman alkış. Dalga geçmiyorum.

Mano Burger’de burger

Ama ne burger! Günlerdir sağdan soldan bir Mano lafıdır gidiyordu. Bütün reklam camiası gitmişse aman ben eksik kalayım demiştim önce. Lakin çok alakasız insanlardan da duymaya başlayınca daha fazla dayanamayacağımı anladım. Bir protein krizi anında ajanstan sürü halinde gittik. Tünel’de pek hoş, pek minik bir yer. Nerdeyse hepimiz Ottoman burger yedik. Beğendili, hellim peynirli, 2 kat köfteli, karamelize soğanlı ah ah ah… Ekmeği ayrı taze, marulu ayrı çıtırdı. Yanında hiç de fena olmayan patates kızartması ve içecekle birlikte 12.75 TL En büyük hayalimiz yeniden gitmek!

Siz de gidin: Şahkulu Mah. Galip Dede Cad. No: 5 Tünel / Beyoğlu

Mama’da pizza

Gittik yedik. Lezzetli miydi, evet. İnce hamura, odun ateşinde. Fiyatlar Miss Pizza dolaylarında. Tatlı olarak krokanlı elma ve tiramisu istedik. İkisi de güzeldi, pizzalardan daha çok aklımda kaldı. Bizimkisi eski ofis kadrosu buluşması olduğundan, mekan sakin olsun birbirimizin lafını duyalım diye düşünerek seçmiştik burayı. Yanılmışız. Bizden sonra Mama tıklım tıklım doldu. Yalnız hafta içi olmasına rağmen bir elegans, bir makyaj, bir pul payet yoğunluğu. Belli ki fena halde in. Ama bu kalabalığa rağmen servis çok hızlı.

ps: Herkes mi son model ciple gelir be arkadaş?!

İstanbul Modern’de manzara

Yedik içtik ama asıl manzaraya doyduk. Minestrone (ki gerçekten başarılıydı), parmesanlı pizza (ince hamura, güzel) ve Sarafin, yağmurlu bir İstanbul’la bir olunca tadından yenmez oldu.

Farkettim de bazen yemekleri yazmaya üşeniyorum. Sitenin amacı bu aslında ama, yemek makulse yeterince memnun oluyorum. İstanbul Modern’de de iyi para ödeyip iyi şeyler yiyeceğinizi tahmin edersiniz. Asıl ortam ilginç. Manzara tamam İstanbul ama ortam sanki New York’ta bir müze kafesi gibi. Şimdi zannedeceksiniz ki NY müze kafeleri uzmanlık alanım! Ama ilginç olan da bu zaten, hiç bilmeyen biri bile kendini pek uzak ve pek medeni bir memlekette hissedebilir burada. İstanbul’un sıcaklığına Modern’in soğukluğu eklenince ortaya çıkan fusion daha başka nasıl anlatılır?

(foto: mehmet tokgöz / iphone)

Cafe Toscana’da uygun fiyatlı İtalyan

Beyoğlu’nun arka sokaklarında terzi ararken bulduk burayı. Çok da arkalarda sayılmaz aslında ama daha önce önünden geçmemişiz herhalde. Şömine çıtır çıtır yanıyor, rahat deri koltuklar, ahşap masalar ve kadife kaplı sandalyelerle her köşesi farklı bir yer. Dikkatle hazırlanmış bir menü ve çeşit çeşit yemek. Minestrone içtim ve deniz mahsullü pizza yedim. Gayet iyiydi. Mehmet hem et hem köfte yedi. Hepsine bayıldı. Garnitür olarak gelen risotto feci lezzetliydi. Güzel bir şişe şarap ve benim krem brüleyi de ekleyin, öğlen menüsü fiyatlarıyla 110 TL gibi bir şey ödedik. Gidip oturulası, sıcak şarabınızı yudumlayıp sohbet edilesi bir yer.

www.cafetoscana.net

Daha eski yazılar »