Yesek
İstanbul’da ne yesek, nerede yesek?
Nişantaşı-Teşvikiye’de kategorisi
September 7, 2010 2:02 pm · Yazan: ege · Kategoriler Klasik Türk yemeği, Nişantaşı-Teşvikiye'de
Rutin grup buluşmamız için Tülin benden Beyoğlu’nda ilginç bir mekan söylememi istedi ama bana ayrılan süre içinde aklıma çok önerilesi bir yer gelmedi. Böylece Tülin’in epeydir merak ettiği Galata Muhallebicisi’nde buluşmak üzere Nişantaşı’nda sözleştik. Çok da iyi oldu. Yeni bir yer öğrendim.
Aslında muhallebici diye geçiyor ama sadece tatlı yiyip çay içeceğiniz bir yer değil. Saray Muhallebicisi ayarında bir yer Galata Muhallebicisi. Pilav üstü döneri başarılı, pideler de öyle. İskender yiyenler pidesini biraz kuru buldular, bunun dışında eleştiri yok. Tülin’le 3 tatlı paylaştık: Kaymaklı ekmek kadayıfı, güllaç, keşkül. Hepsi falsosuz, hepsi tam kararında. (Gerçi benim gönlümde en iyi keşkül hala Kanaat Lokantası’nınki.) Nişantaşı normlarında çok uygun fiyatlı bir yer Galata Muhallebicisi. 6 kişi yedik içtik 100 TL civarı hesap ödedik.
Belli ki açılış çalışmaları devam ediyor, bahçede tadilat vardı. Çok güzel bir bahçesi var, güzel havalara yetişir de yine gideriz umarım.
www.galatamuhallebicisi.com
August 27, 2010 3:40 pm · Yazan: ege · Kategoriler Etiler-Levent'te, Nişantaşı-Teşvikiye'de, Tatlı
Ne zamandır denemek istiyordum. Gülbin Abla yemeğe davet edince bu pastanın teftişini o güne saklamaya karar verdim. Yemeğimiz Kerem’in doğumgünü kutlamasıyla da birleşince çilekli pasta çok yerinde bir tatlı seçimi oldu. Gülbin Abla’nın leziz sofrasının ardından pastayı masaya getirdik. 6 kişilik sipariş vermiştim ama hakkaten büyük bir şey geldi. 8 hatta 10 kişi bile olsaydık herkesin payına doyurucu bir dilim düşerdi bence. 6 kişilik pastanın fiyatı 78 TL. Pastanın Foodie usulü tanıtımına buradan ulaşabilirsiniz.

Bizim yorumumuz şudur: tek kelimeyle muhteşem bir pasta!!! Bir kere üzerinde yarım kilodan fazla çilek var. Keki portakallı ve çok hafif. Kreması gerçek beyaz çikolatadan ve bildiğimiz pastane işi kremalar gibi iç bulandırarak sıvama margarin tadı vermiyor. Çünkü içinde margarin yok! Anneminkinden sonra yediğim en güzel çilekli pasta bu. Üstelik hepimizi tavladı ki başta doğumgünü çocuğu Kerem olmak üzere masamızdaki kimsenin tatlıyla fazla arası yoktur. Görüntü olarak da çok güzel bir pasta. Keki, kreması, çilekleri hakikaten evde yapılmış gibi üst üste dizilmiş, çok doğal ve iştah açıcı duruyor. Öyle her köşesi kesilip biçilip düzeltilmiş kusursuz tasarımlı yapay bir hali yok, beni en çok oradan yakaladı.
Bir detay: Siparişi Nişantaşı şubesine verdiğimi sanıyordum, çünkü web sitelerindeki Nişantaşı adresinin altındaki numarayı aramıştım. Meğer tüm siparişler default Ulus şubesine düşüyormuş. Akşamüstü Nişantaşı şubesine gidip pastamı almaya geldim deyince durum ortaya çıktı. Ama Emel Hanım sağolsun, pastayı 1 saat içinde Ulus’tan Nişantaşı’na gönderdi. Böylece hafif rötarlı da olsa pastama kavuştum. Siz siz olun sipariş verirken nereden teslim alacağınızı belirtmeyi unutmayın. Gerçi gidip almanıza da gerek yok aslında, Foodie web sitesinden sipariş verince eve kadar getiriyorlar.
http://www.foodie.com.tr/shop/default.asp
February 13, 2010 6:28 pm · Yazan: eren · Kategoriler Nişantaşı-Teşvikiye'de, Tatlı
Nasıl bööyyük şefler kitaplar yazıp fanilerin pişirebileceği yemeklerin tariflerini, pardon, pardon, reçetelerini veriyor ya, biz fani müşteriler de kitap yazsak da reçetelerden mahrum şefler okusa. Hatta, doğrudan yemek tarifi olsun bu kitapta, reçete meçete bile olmasın. Mesela şöyle yazsın: “Krep Suzet, bir yavan krep ve yanına bir kaşık portakal reçeli değildir. Böyle bol portakallı, tereyağlı sosu vardır. Hatta portakal likörü konur, alevlendirilir.” İkinci tarif de elmalı crumble olsun. “Tart tipi birçok tatlının aksine crumble’ın hamuru, meyvenin üstünde olur” yazsın. Kitabın ilk okuyanı Zazie’nin şefi olsun. Mesela.
Aslında bazı işletmecilerin siteyi okuduğunu bildiğimize göre, hemen hizmette bulunalım, hemen Snoweggs’deki yazıya link verelim.
Krep Suzet 10 lira, elmalı crumble 10 lira. İkisi de dondurmalı.
February 2, 2010 10:40 am · Yazan: ege · Kategoriler Etobura göre et, Nişantaşı-Teşvikiye'de
Nişantaşı’na açılalı birkaç ay oldu sanırım ama yazmak yeni kısmet oluyor. 2 kere gittik, 2 keresinde de deli gibi mutlu ayrıldık! Sinan’ın süper güleryüzlü hizmeti eşliğinde pabuç kadar ribeye, nefis sosisler, dev salata, sinüsleri sonsuza dek açan acı hardal, fırın patates, nefis şarap, saf çikolata, Yaşar Usta’nın emsalsiz sorbet‘leri ve baharatlı ananas… Şartlar çok zorlarsa yamyam bile olabilirim ama asla vejetaryen olamam herhalde diye düşünüyorum her Dükkan ziyafeti sonrası :p
Hesabı hiç sormayın, her ziyafetin bir bedeli oluyor, el mahkum!
www.dukkanistanbul.com/dukkan_nisantasi.asp
January 17, 2010 1:00 pm · Yazan: eren · Kategoriler Beşiktaş'ta, Kafede, Nişantaşı-Teşvikiye'de, Çorba
Valla zincir mincir, kıl oluyoruz ama Pelit bu işi diğerlerinden daha iyi kapmış, haberiniz ola. Bir iki hafta önce Nişantaşı’ndaki Zamane Kahvesi’nde oturup bir çorba içtim, sandviç yedim ve o kadar heyecanlandım ki fazla heveskar bir yazı yazmamak için erteledim. Gittiyseniz görmüşsünüzdür. Hem her türlü pastası, hem kutularda hediyelik çikolataları , hem çok iç açıcı dekoru var hem de servis tıkır tıkır. Domates çorbası, pardon domates özü çorbası demeyince kızıyorlar, çok lezzetliydi. Ton balıklı harissalı sandviç dört dilim kepekli baget üstüne harissa sosu, bir yaprak yeşillik, sanırım mayonezli bol ton balığı ve süs olarak minicik turşu ve kapari. Bagetin bir köşesinin damak parçalayacak sertlikte olması gerekir ama lafını etmeye değecek bir ayrıntıdır ya her zaman, bu hiç öyle değildi. Herşey tam kıvamındaydı. Üstelik çorba 6, sandviç 8 lira ile hele Nişantaşı için gayet makul.
Pelit’in benzer zamanda giriştiği ikinci bir marka, Valonia çikolataları. Ece’yle Beşiktaş’ta gezinirken, hani Ege’nin görev verdiği Valonia şubesine girdik, pötifurlara, renk renk çikolatalara, yarım metrekarelik Beyoğlu çikolatalarına baktık, iç geçirdik ve Beşiktaş için fazla şık bulup çıktık. Beş dakika sonra ayak üzeri buluştuğumuz Zeynep “üstte de kafesi var” deyince, tıpış tıpış geri döndük. Üst kat biraz basık, dekorasyonunu da tam mimarlık ofisi diye tasvir edebilirim. Sıcak çikolata içtik, demin iç geçirdiklerimizden frambuazlı mini rulo pasta yedik. Sıcak çikolata-sıcak kakao geyiğine girmeyeyim ama çok lezzetli olmakla beraber hazır tozdan yapıyorladı ve yönetici kılıklı bir adama neden basbayağı çikolatadan yapmadıklarını sorunca denediklerini, kıvamını tutturamadıklarını, müşterinin beğenmediğini söyledi. Bilemem. İşi çikolata olan bir dükkana menüde hem sıcak çikolata hem sıcak kakao bulundurmak yakışırdı bence. Burada da fiyatlar Beşiktaş’a ve eğer rakip görüyorsa Kahve Dünyası rakibine uygun. Sıcak çikolata 4, makarnalar 10-11 lira.
İki girişimi değerlendirince ilk tepkim, Pelit’in hem Starbucks’lara, hem de The House Cafe benzerlerine bakıp, kriz sonrasına çok daha iyi adapte edilmiş bir stratejiyle işe giriştiği oldu. Makul fiyat, büyük ölçek, bin türlü merchandise, sağlam kurumsal kimlik falan. Ama bir adım geri gidip daha tarihsel perspektifle bakınca, işi onlardan kaptıklarını iddia etmek ayıp olur. Bence Türkiye’de yemekle ilgili yazılmış az kitap arasında en iyilerinden biri olan Hemşinliler, Göç ve Pastacılık: Gurbet Pastası ( Uğur Biryol yazmış, İletişim yayınlamış), Pelit ve diğer Hemşinli pastacıların pastacılık işini nasıl vaktiyle Rusya’da, Almanya’da öğrendiklerini ve Türkiye’de büyük şehirlerde bu geleneği oluşturduklarını esasen sözlü tarih çalışması ile çok güzel anlatıyor.
November 4, 2009 12:13 am · Yazan: eren · Kategoriler Nişantaşı-Teşvikiye'de, Şık bir yerde
Tembel Yesek yazarları arasındaki son moda, Add New Post olayını sözlü olarak yazmak. Gelip bana bik bik bik anlatıyorlar, böyle bir yere gittim diye, şu iyiydi, bu kötüydü diye, zannediyorlar ki ben onların yerine yazacağım. Halbuki ya “yaz o zaman” diyorum ya da sadece “aferin”, ne diyeyim?
Demin de Ege’nin Cafe de Paris yazısına yorum yazarken, Selçuk geldi, “bence bu restoran haftasını ayrı yazı olarak yaz, bik bik bik” dedi. Ben de “Yesek’in olacak şeyleri haber vermek gibi bir misyonu yok, ayrıca reklama girer, bik bik bik” dedim. Ama hem size faydalıdır, hem de yazarsam kendim hatırlarım falan diye yazı olarak yazmaya karar verdim.
Kayra, Nişantaşı’nda Cafe de Paris dahil bir dolu restorana şarap veriyor, ucuza yemek yiyip şarap içebiliyorsunuz bir haftalığına. Öğlen 20, akşam 40 liralık menüler. Normalde 40 liraya merhaba demeyecek bir iki yer var ki bence kaçırmamak gerek. Hatta öğle yemeğine 20 liraya merhaba demeyecek bir iki yerde şarabı atlayıp yemeği için bile değebilir. Kendi sitesinde inceleyiniz:
www.kayrarestoranhaftasi.com

Meanwhile, Doluca da “kadeh kaldırıyor” ama demin sitesine gireyim derken Firefox çakıldı, kıl oldum. Zaten onun o kadar ucuz menü numarası yok, şarap çeşidi bol. Onu da sitesinden inceleyiniz:
www.istanbulkadehkaldiriyor.com
November 2, 2009 6:37 pm · Yazan: ege · Kategoriler Etobura göre et, Nişantaşı-Teşvikiye'de, İtalyan / Fransız, Şık bir yerde
Baktık yağmurun duracağı yok, yakın olsun dedik ve Café de Paris’ye gittik. Tam anlamıyla muh-te-şem bonfileler tam istediğimiz kıvamda geldi. Öncesinde akdeniz salata (çok bir olayı yoktu) ve yanında sınırsız patates kızartmasıyla kişi başı 33 TL imiş. (Bu bilgiyi yemeksepeti’nden buldum, zira bizim hesabı biz ödemedik) Tatlı olarak krem brüle istedik, o da epey lezzetliydi. Her anlamda enfes bir yemek oldu. Hatta etin tadı o derece damağımızda kalmış ki ertesi sabah uyandığımızda nerde kahvaltı etsek diye düşünürken aklımıza çılgınca ilk burası geldi!
Site henüz açılmamış ama adresler mevcut.
www.cafedeparisistanbul.com
October 26, 2009 5:01 pm · Yazan: ege · Kategoriler Kafede, Kahvaltı, Nişantaşı-Teşvikiye'de, Pizza, Yumurta
Pazar sabahı afyonlarımız patlar patlamaz, Mehmet’in annesi önderliğinde Atiye Sokak’taki Zazie’ye yollandık. Çılgın değil, zengin ve kararında bir açık büfe karşıladı bizi. Üstelik kişi başına bir de pizza hakkımız olduğunu öğrendik, şaka gibi! Ben kaymak nasıl olmaz diye aranırken Mehmet garsona durumu bildirdi, az sonra bize özel kaymağımız bulunup servis edildi. Bir Ege daha ne ister! Hem açık büfeden yedik, hem yumurta hakkımızı kullandık, hem de 2 farklı pizza söyledik. Sıkı durun, bütün bunlar kişi başı 35 TL idi. Nişantaşı Zazie’nin tek falsosu, hemen karşıdaki House Cafe gibi bir bahçesi olmaması olabilir. İçerisi de epey loştu, romantik akşam yemeği havasında bir brunch oldu bizim için. Ama bunlara pek takılmadık, ziyadesiyle memnun ayrıldık. Yine gideriz.
October 15, 2009 11:14 am · Yazan: ege · Kategoriler Kafede, Kahvaltı, Nişantaşı-Teşvikiye'de, Yumurta
Birkaç gün arayla, Nişantaşı Kırıntı ve Teşvikiye House Café’de kahvaltı ettik. Gönlümden geçen daima Kırıntı ama karşılaş(tır)manın galibi House Café oldu sanki. Kırıntı’da pancake söyledim. Menüde bahsi geçen ananas sos hiç gelmedi ve pancake de epey kuruydu. Gerçi haksızlık olmasın, sabah kokteyli Bellini ve acılı poppers güzeldi. Fakat etraftaki inşaat gürültüsü o derece fazlaydı ki kafamız şişti. House Café’deki eggs benedict ise gerçekten kusursuzdu ama orada da servis çok yavaştı. En temizi evde yemek valla, dışarda yiye yiye geldiğim nokta bu.
October 15, 2009 10:29 am · Yazan: ege · Kategoriler Nişantaşı-Teşvikiye'de, Pizza, Taksim-Beyoğlu'nda
Konumuz pizza. 2 gün arayla, önce bir akşam Taksim Kitchenette’te, sonra bir öğlen Nişantaşı Mezzaluna’da pizza paylaştık Mehmet’le. Kitchenette açık ara iyiydi. Bir kere servis elemanları çok hızlı ve güleryüzlü. Pizza da (Bonfile, roka ve parmesanlı) malzeme açısından zengin ve lezzetliydi. 2 kişi ferah ferah doyduk. Mezzaluna’da deniz mahsullü pizza söyledik. Tamam yine doyduk da hem fiyatı en az bi 10 kafa fazlaydı, hem de malzemesi kıttı. Çalışmamışsın Mezzaluna, otur!
Daha eski yazılar »