inicio eposta gönderin! sindicaci;ón

Yesek

İstanbul’da ne yesek, nerede yesek?

Meze kategorisi

Hayri Amca’nın yerinde tatil

Assos’ta Küçük Oteller Kitabı’ndan seçip de kaldığımız bir yer vardı. Avluya bakan üç dört kapı var, biri mutfak, birinde sahipleri oturuyor, diğer ikisi de altı salon üstü ikişer oda süit gibi. Sahibesi kadın, ayakkabıyla sokturmuyor müşterilerini kalacakları odaya. Kitapta taşradaki akrabaları ziyaret etmek gibi bir deneyim diye uyarmışlar. Öyle hakikaten. Kadın kocasından bahsedip “Cevat amcan şöyle yapar, şunu der” falan diye konuşuyor. Nitekim akşam sahilde balık yemekten gece 1 gibi dönerken, telefon etti, “Hani neredesiniz?” diye.

Hayri de benim o amcam işte. O bilmiyor bunu. Hafta içi işten çıktığımızda o kadar yorgundum ki ağlamaklıydım. Arnavutköy’e karar kılmıştık Selçuk’la, varınca tur attık ilginç yer var mı diye. Bir taraftan Abracadabra’ya gidip gereksiz paralar harcayıp, sinirleneceğim şeyler yiyip “normal insanlar” gibi hissetmek istedim. Ama deniz görmek yerine Hayri’nin yerini tercih ettik.

Dışarıdaki masalardan birine, plastik taburelere çöktük. Mezeler yine mükemmeldi. Çıtır semizotu yapraklarının üstüne yoğurt ve pul biber. Biber kızartmasının üstündeki domates sosunun mukabilini herhalde en son çocukluğumda yedim. Hatta bir semizotu daha isteyip yoğurt yerine bu sostan koymasını istedik. Hiç naz yapmadı Hayri amca. Süper bir icat oldu ama yine de sarmısak istiyordu. Yine çok şekerdi Hayri amca. Bizim masadan tabure çalıp karşı dükkanın önünde oturacak esnafa verdi. Rakıları pencereden dışarı sarkıttı verdi. Balıkları tek porsiyonluk hazırlayıp dondurduğunu olanca dürüstlüğüyle anlattı. Önce sardalya teklif etti, sonra kalmadığını anlayınca pek mahçup, başka balıklar önerdi.

Otururken hiç ihtimal vermiyordum ama yine üç metre önümüzdeki araba-vale-park etme-geçme didişmeleri, ciplerden inen görgüsüzler kilometreler ötesine kaydı, yine dalgalar ayağıma vurmaya başladı ve bir saatliğine de olsa tatil oldu bana.

Birer balık, bir duble, bir bira, 60 lira.

Geotag Icon Haritada göster

Büyükada Kapri’de yeniden…

Olmazsa olmaz nefis patlıcan, bu kez soya soslu uskumru marine, deniz fasulyesi -ki hayatımda ilk defa yedim, ilginç ve hafif bir şey, tuzdan hazzetmeyenler için ideal-, incecik kıyılmış roka ve domates salatası, özel soslu kalamar, kızarmış ekmekler ve bir şişe de buz gibi Çankaya. Balığa sıra gelmeden doyduk. Ortalık sakin, deniz sakin, insanlar sakin… Herkesin haftasonu doluştuğu Büyükada’da haftaiçi keyfi yapmanın tadını çıkardık.

www.kapri-restaurant.com

Marmara Yelken Kulübü’nde sanki eskidenmiş gibi…

Dün akşam burada sürpriz bir doğumgünü yemeği yedim. Bağdat Caddesi ve civarının hepsi birbirinden havalı civalı kafeleri ve pek konsept restoranlarıyla alakası olmayan bir mekan. Sanki zaman Marmara Yelken Kulübü’nde durmuş, Adalar’a baka baka orada öylece oturmuş kalmış. Lakerda, patlıcan salatası, zeytinyağlı taze fasulye, rokalı salata, kalamar ızgara ve kuzu şiş yedik. Bir şişe de Çankaya içtik. Kalamar ızgara biraz fazla sertti bana göre. Lakerdası da daha bir balık pastırması kıvamında, tuzlucana ama lezzetliydi. Kuzu şiş mükemmel, şarap soğuk, ortalık müziksiz ve sakindi. Koskocaman yazmışlar, 51. yılımız diye. Sanki 1949′dan bir akşam yemeği gibiydi bu yemek de. Sevdim.

2 kişi için hediyesi 100 TL. Yalnız sadece üyeler (ve yakınları) girebiliyormuş, bilginize.

Gedikli’ye teftiş

Işık Hanım’ın Amerika’dan gelince, mutlaka bir meyhaneye gitmesi gerekiyor ya, biz de mecburen toplaşıp gidiyoruz illa ki. O, bölge olarak Asmalımescit’i istiyor her seferinde, biz de olur diyoruz.

Bahar’la Işık önden gidip, Gedikli’ye oturmuşlardı o gece. Sofyalı yerine, Gedikli’ye oturmalarına ben sevindim açıkcası. Yine yemekleri iyiydi çünkü. Balık kokoreçe yine herkes tav oldu. Kalamar da iyiydi, bak.

İkidir Gedikli’ye gidip, ikidir beğeniyorum. Asmalımescit’teki yemek, servis ve fiyat açısından en iyi meyhanelerden biri, bana kalırsa.

Büyükada Milto’da nasıl yani?

Hani taksiye bindiğinizde eğer gideceğiniz yol kısaysa,  çoğu zaman bir dayak yemediğiniz kalır ya, Milto’da da bize benzer bir muamele çektiler. Bir kalamar tava, bir tereyağında karides, bir patlıcan salatası, bir semizotu salatası ve bir de mevsim salatası yiyip bir tek rakı içtik diye, bize hem 90 TL hesap ödettiler, hem de bu nasıl hesaptır diye sorunca saygısız garsonun “Abim, kokoreç yemiyorsun ki!” lafıyla karşı karşıya bıraktılar.

Üstüne üstlük, ne karidesi karidesti ne de kalamarı kalamar.  Hadi lezzetli yemek sunulmamasını geçtim de, insanın keyfini kaçırmak, hele ki keyif olsun diye gittiği bir yerde, biraz ayıp oluyor diye düşünüyorum.

Göktürk’teki Balıkçı’da çinekop

Yasin, Göktürk Kemerburgaz’a taşındığından beri önünden geçer durur ve merak ederdim “nasıl bir yer acaba” diye. Geçen pazar günü, canımız balık çekince, ben “Yeniköy’deki Sandal’a gidelim” dedim, Yasin üşendi ve “buradakine gidelim” dedi. Ben de meraktan tabii, hemen atladım teklife.

Gittik gördük efendim, pekala bir balık lokantasıymış burası. Rakılı, mezeli falan. Hızlıca balık ye ve kaç mekanı degil. Bir pazar günü oturup uzun uzun keyif yapabileceğin bir yer.

Mezeler pek güzel gözüktü gözümüze ama doyasıya balık yemekte kararlı olunca bir tek patlıcan salatası aldık ve hemen ortaya bolcana salatamızı ve balıklarımızı söyledik.

Patlıcan salatasıyla birlikte, zeytinyağında yüzen koca koca yeşil zeytinleri ve içinde mısır ekmeği ve kızarmış ekmekler bulunan sepeti getirdiler. Mısır ekmeği güzeldi valla, salata da taze taze kıyılmıştı. Hele bir de balıklar gelince, demeyin keyfimize. Bana 3 büyük çinekop, Yasin’e yarımşar porsiyon hamsi ve istavrit. Usta güzel pişirmiş, taze balıkları mundar etmemiş. Güzel güzel yedik, midemiz balığın lezzetinden dolayı bize teşekkür etti.  

Fiyatlar pek ucuz değil yalnız. Biz mahalle balıkçısında yemek yedik sanıyorduk, galiba o yüzden fiyatları görünce biraz şaşırdık aslında. Çinekop 25, yarımşar istavrit ve hamsi 7.5′ar, kola 5, su 5, patlıcan 5, salata ya 5 ya da 10′du. 60 ya da 65 verdik. Ne bileyim aynı şeyleri Sandal’da yeseydik, 35 ya da en fazla 40 verir çıkardık. Ama burası mezeli ve içkili bir balıkçı ya, ondan bu aradaki fiyat farkı. Galiba yani, ben de tam olarak bilemiyorum.

Bodrum semalarından bildiriyorum

Bayramda yaptığımız Bodrum seyahatinde aklıma yazdığım yeme-içme notlarım:

Oasis”te Begonvil: Patlıcan musakka, az nohutlu pilav, 2 mercimek çorbası, yarımşar zeytinyağlı pırasa ve fasulye, yarımşar revani ve kadayıf, 3 çay. Musakka yağlı, pilav tane tane, mercimek çorbası lezzetli ve doyurucu, fasulyeyi salla ama pırasa anneminkiyle bile çok net yarışır. Toplam hesap 43 tl.

Belki yemekler insanı uçurmuyor ama havasıyla ve üzerinde düşünülmüş küçük detaylarıyla insana mutluluk veren bir lokanta burası. Amatör ruhla açılmış ve aynı ruhu korumuş. Yemekten sonra, sahibini tebrik ettik, çok utandı.

Yalıkavak’ta Sait: Salata, zeytin, pancar turşusu, köz patlıcan salatası, deniz börülcesi, kavun & beyaz peynir, ahtapot ızgara, kaşarlı kalamar ızgara, kalamar tava, dil şiş, dil tava, 600 gr.lık dil ızgara, lagos ızgara, levrek ızgara, tatlı olarak da baklava, incir tatlısı, ekmek kadayıfı, kabak tatlısı, içecek olarak kolalar çaylar, kahveler, bir küçük rakı.

Ahtapot ızgara biraz kurumuş, kalamar dolması lezzetli, kavun kelek, peynir iyi, deniz börülcesi de gayet güzel. Dil balığının mevsimi başlamış, her türlüsü şahaneydi. Tatlılardan, kabak tatlısı da iyiydi ama baklava galiba bir adım öndeydi.

Sait, pek bir meşhur Bodrum’da. Diğer balıkçılardan ne farkı var, ben anlamadım. Açıkçası, ben marinadaki şahane ahtapot ve lagos yapan Memedof’u ya da Gümüşlük’teki yaratıcı Mimoza’yı tercih ederim. Hesap, tabii ki de kabarık. 650 tl, 8 kişi.

Göltürkbükü’nde Hoca’nın Yeri: Çiğ börek, mantı, gözleme.

Çiğ börek de güzel, otlu hafif gözlemesi de. Mantının porsiyonu az gözüktü benim gözüme, onu söyleyeyim, çünkü ben yemediğimden tadı konusunda bir fikrim yok. Fiyatlar, 10 TL civarı diye hatırlıyorum.

Rumelihisarı İskele’de lezzet şenliği

Geçende, yurtdışından misafirlerimiz gelince, babam onları yemeğe çıkarma işini direk bana postaladı. Balık ve deniz mahsulleri yemek istediklerini ve Boğaz’ı merak ettiklerini bildiğiminden, akşam için İskele’den yer ayırttım.

Rumelihisarı’ndaki İskele pahalı mahalı ama her daim iyi yemek yiyeceğime emin olduğum bir yer. O akşam da, sağolsun beni şaşırtmadı.

Soğuk başlangıç olarak seçtiğim, koca koca karides söğüş, midye dolma, peynirli karidesli salata, ahtapot salata, haydari, kavun & beyaz peynir, uskumru marine, nasıl desem, “hiç bitmesin Allahım, hiç bitmesin” dedirtecek cinstendi. Hele o uskumru, hele o ahtapot, hele o karides…. İyi ve taze malzeme kullanılmış, fazla müdahele yapılmamış, tadıyla oynanmamış, bir iki güzel, becerikli ve akıllı dokunuş yetmiş de artmış…Şahane, çok şahane yiyecekler.

Ara sıcaklardan ısmarladığım kalamar ızgaranın, henüz burada vasat yapıldığına şahit olmadım. O hafif sarmısaklı, tereyağlı acılı sosuyla, ben her daim bayıla bayıla yiyorum. Her seferinde mi? Evet, her seferinde :)

Garsonumuz, tereyağında karides tavsiye etti ama o yalan, onu geçiniz. Izgara jumbo karides çok daha iyi.

Balıklara gelince, biz çinekop ve lüfer yedik. Özünde her ikisi de lezzetli balıktır;  ızgarada ustaca pişirilirlerse tadlarına doyum olmaz. Tabii ki İskele’nin ustası balıklarımıza hakkını vermişti. Hatta o kadar ki, iki gün sonra ülkesine dönen misafirimiz beni arayıp, balıkların tadının damağında kaldığını söyleyerek, yemek için milyoncu kez teşekkür etti.

Yemeğin finalinde, tatlı olarak ortaya karışık Türk tatlıları tabağı ve meyva istedim. Ayva tatlısı, kabak tatlısı, şekerpare, ekmek kadayıfını, yanında kaymakla getirdiler ve çeşit çeşit meyva ikram ettiler.

Ben mutlu, misafirlerim mutlu, midelerimiz mutluydu. Hesap, 1 küçük rakı, 1 kırmızı şarap, çaylar ve kahvelerle birlikte 3 kişi için 340 TL geldi.  Eeee, yazımın başında demiştim ama pahalı diye. Olsun, lakin çok iyi yemek yedik.

Gurme Boncuk’ta hayal kırıklığı

1.5 sene önce yemek yediğimde, Gurme Boncuk’tan ne kadar da memnum kaldığımı hatırlıyorum. O yüzden, Zeynep’in doğumgününe giderken, güzel yemek yiyeceğimizi düşünerek mutlu olmuştum. Ama sofraya oturunca, umduğumu değil bulduğumu yedim.

Zeynep, kalabalık olduğumuzdan, fiks menü olarak anlaşmış. Masada, ortaya yerleştirilmiş olarak haydari, topik, deniz börülcesi, pancar turşusu ve bir iki bir şey daha vardı. Tabağımıza midye dolma ve beyaz peynir koydular.  Sonradan, kalamar tava geldi ortaya. Ana yemek olarak da, yine ortaya, hamsi, istavrit ve mezgit tava geldi, yanında yeşil salatayla.

Huysuz havamda da değildim üstelik ama damağımı mest eden bir yemekle bir türlü karşılaşamadım. Fiks menü olduğundan belki, ne topik zevk verdi ne de midye dolma. Belki lakerda ya da uskumru olsaydı mutlu olabilirdim, diye geçirdim içimden. Balıkları ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Fenaydı, çok fena. Yağ çekmiş, çıtır çıtır değil, sanki buzluktan çıkmış gibilerdi. Gurme Boncuk’a yakıştıramadım.

O gece, “Asmalımescit meyhanelerine artık gitmemeli” diye kendime kendime koyduğum kuralın ne kadar doğru bir kural olduğunu bir kez daha anladım.

Kişi başı, 70 TL bayıldık. Parayı öderken, içim cız etti.

Arslan Meyhanesi’nde hesap karmaşası

Kopyası ışık gidiş, arslan, 18.08.09 003

Yukarıdaki fotoğrafa bakarsanız, mevsimin yaz olduğunu herkesin giydiği t-shirtlerden anlayabilirsiniz. Işık, Amerika’dan 15 günlüğüne geldiğinde, bir yüzünü görelim hatunun diye, kız kıza toplanmıştık bir akşam. Işıkla Yaprak önden gidip, Arslan Meyhanesi’nde yer bulup oturmuşlardı, biz de yanlarına gitmiştik.

Refikle Yakupla bir yakınlık- akrabalık durumu söz konusu, benim anladığım. Tabaklar bile aynı tarz, o kadar yani. Zaten mekan, Refik’in hemen karşı sırasında. Yerin ismi de Refik’in sahibinin soyadıyla aynı.

Neyse, gelelim yemeklere. Mezelerin kalitesi, Asmalımescit’te yer alan diğer mekanlarda ne yemişseniz hemen hemen o ayarda, ne eksik ne fazla. Ben keyif alamıyorum artık buradaki meyhanelerde yediğim içtiğimden. Sanki hepsi aynı mutfaktan, aynı ellerden çıkmış da masaya konmuş gibi. Özensiz ve kelimenin tam anlamıyla aşksız. Rakısız çekilmiyor yani.

Önden, patlıcan salatası, ezme, italyan salatası tarzı ne olduğunu pek anlayamadığm bir şey, kavun, beyaz peynir, haydari almışız.

Kopyası ışık gidiş, arslan, 18.08.09 007

Arkadan da kalamar tava ve karides güveç. Kalamar fena değildi de, içine salçayı üsütüne de kaşarı bastıkları karidesi ben pas geçmek zorunda kaldım. Yok mu yahu, şu karidesi adam gibi yoğun tadların içinde öldürmeden pişirecek bir meyhane şu civarda?

Bir büyükten fazlasını içtik galiba. Hesap, ilk önce, 5 kişi için kişi başı 60 TL civarı geldi. Sonra, biz cadılık yapınca, hesabı kişi başı 50 TL’ye çektiler.

Rakı içince, insanların ne yediklerini ve ne kadar ödediklerini umursamadıklarını mı düşünüyorlar acaba? Bilmem ki!!!

Daha eski yazılar »