Yesek
İstanbul’da ne yesek, nerede yesek?
Taksim-Beyoğlu’nda kategorisi
August 2, 2010 2:23 pm · Yazan: ege · Kategoriler Taksim-Beyoğlu'nda, Çin / Hint / Japon / Tay, Çorba, İlginç birşeyler, Şık bir yerde
Bunu asıl yanındaki soğuk avokado çorbasını merak ettiğim için ısmarlamıştım. Fena değildi, ama elbette daha ilginç olabilirmiş. Yanı sıra devirdiğim Cin Çarpması ise cin, tonik, limon ve salatalık bazlı bir kokteyldi. Çok ferahlatıcı olmakla birlikte ‘çarpıcı’ düzeyde alkol içermiyordu. Hediyesi toplam 50 TL gibi bir şey.
www.lebiderya.com
July 12, 2010 11:28 am · Yazan: ege · Kategoriler Galatasaray-Nevizade, Kafede, Kahvaltı, Pizza, Tatlı, İlginç birşeyler, İtalyan / Fransız
Time-out yazmış, denememek olmazdı. İlk kez geçen Cuma öğlen gittik, sonra Cumartesi ve Pazar sabahı da burda yedik. Dolayısıyla menüyü epey test ettik.
Pizzalar şahane. İnce çıtır hamur, kaliteli, bol malzeme, nefis tat. Üstüne gelen tatlı Nutellisimo her genç kadının rüyası gibi bir şey! Hilal şeklinde kapanmış pizza hamuru içinde nutella ve maskarpone – ki yazarken bile yeniden acıktırdı beni. Mekanın kendi şarabı Desperate House Wine içimi kolay, hafif bir sofra şarabı. Bozcaada kahvaltısının malzemeleri taze taze Bozcaada’dan getiriliyor. Kahvaltı pizzaları ise sucuklu, pastırmalı, bacon’lı, peynir ve mantarlı çeşitleriyle göz yumurtanın pizza hamuruna kırılıp taş fırında pişirilmiş hali. Yani inanılmaz güzel! Tek sorun biraz tuzlu olmaları (pastırmalı versiyonda patlıcanlı sos tuzluymuş, peynirli versiyonda ise tulumun tuzu vardı). Bunun dışında uzun zamandır tadı bu kadar güzel, sarısı bu kadar iştah açıcı derecede turuncu yumurta yememiştim. (Elbette yumurtalar da Bozcaada’dan.)
Samimi, sakin, güleryüzlü bir yer Pizza 49. Ben çok sevdim ve mutlaka yine gideceğim.
Turnacıbaşı Cad. no 49 Çukurcuma
Haritada göster
June 16, 2010 4:47 pm · Yazan: ege · Kategoriler Dışarıda / Bahçede, Hamburger, Tünel-Asmalımescit
Yeni açılmış dedik, teftişe gittik. Benim benedict burgerden ara ara gelen küfümsü tadı bir kenara koyuyorum, ne hamburger köftesinde ne de salatada anlatılacak özel bir şey yoktu. Ancak elma dilim patatesi ve hardalı mükemmele yakın bulduk. Ortam, dekorasyon çok cool, doğrudur, ama masalar küçük, hamburger tahtaları (servisler) sığmıyor. Velhasıl 3 birayla birlikte 75 TL ödememizi haklı gösterecek yeterli sayıda sebebe rastlayamadık. Bir gün öncesinde 2 kişi Fıccın’da 35 TL’ye 3 çeşit yemek + yine 3 bira yuvarlamışken Hardal bizi “kriz vakti paramızı yemeğe harcarken biraz daha dikkatli olalım” diye düşündürdü. Dükkan olsun, Mano olsun, burger konusunda paranızın karşılığını çok daha iyi alabileceğiniz yerler. Hardal, yıldızı son dönemde parlayan burger aşkıyla, yıldızının parlaklığıyla hanidir iç bayan Asmalımescit sevdasının bir füzyonu olmuş. Olmasa da olurmuş.
www.hardal.com.tr
Haritada göster
June 8, 2010 8:37 pm · Yazan: burak · Kategoriler Köfte, Taksim-Beyoğlu'nda

Beyoğlu’ndaki Bursa Izgara uzun zamandır gözüme çarpıyordu. Hem pideli köfte sevdiğimden hem de vitrinlerinin davetkarlığından. En sonunda bir Beyoğlu gecesinin geç vaktinde gidebildim. Çoğu Türk insanı gibi ben de iskender ve onun köfteli türevi olan pideli köfteyi seviyorum. Ama bu ikisini de hakkıyla yapan yer çok az. Bursa Izgara’ya gelecek olursak ben burada yediğim pideli köfteyi çok beğendim. Çünkü işin esas önemli kısmı olan tereyağ, sos, yoğurt ve pide uyumunu çözmüşler. Köfteden de önde olan bu 4 unsur damakta lezzet bırakıyor, insanın iştahını açıyor. Tereyağ ve sosun lezzetini ayrı ayrı alabiliyorsun. Köftesi biraz daha lezzetli olabilir ama köfte de geçer not aldı. Bir şubeleri de Bakırköy’de varmış. Pideli köfte porsiyon fiyatı 12 lira. Bundan sonra Beyoğlu’nda uğranılacak yeni bir adres çıktı.
June 8, 2010 2:23 pm · Yazan: yunus · Kategoriler Cihangir, Şık bir yerde
Sıraselviler’de Kayra Akademi binasında, Lush Hotel’in karşısında, Changa’nin biraz ilerisinde Mimolett var. Bir kaç ay önce, yeni açılmışken, bir iş yemeğinde gittik. Lokanta, binanın yapısı gereği bir kaç kat arasında set set şeklinde yayılmış durumda. Bina girişinden birkaç basamak yukarıya çıkıyorsunuz, sonra vestiyeri geçtikten sonra yemek salonlarına ulaşmak için bir veya iki kat aşağıya yürüyorsunuz. Binanın arka tarafında manzaralı teras var gibi gözüküyor, yazın kullanılacağını tahmin ederim.
Oldukça şık bir yer, veya kasık, görüş açınıza göre. Yemekler Fransız gurme restaurant usulü, servis tarzı da öyle. Başlangıç öncesi ve ana yemek öncesi amuse-bouche (ufak tadımlık ilginç yemekler) veriyorlar. Garson dışında bir de somelier var – şarap seçmesine yardımcı olan. Bu güzel bir şey. Fakat şarap Türkiye’de aşırı pahalıya satıldığı için, seçenekler kalite/fiyat oranı olarak her yerde gibi tatmin edici olmuyor. Somelier‘miz hem her kişiye ayrı hem de başlangıç ve ana yemeğe ayrı olarak farklı farklı, kadehte şarap önerdi (oldukça klasik, standart uyum kurallara göre). Ben önerisini kabul ettim. Yabancı ortağımız seçenekleri beğenmeyip kendi seçtiği şarabı istedi.
Çok çok uzun bir menü değil. Sanırım mevsimine göre değişiyordur. Doğru hatırlıyorsam fiks fiyat menü en mantıklısı oluyor. Başlangıç, ana yemek ve tatlı ısmarladığınızda, hangilerini seçerseniz seçin, tek bir fiyat oluyor. Ben başlangıç olarak foie gras ısmarladım, ana yemek olarak da kuzu pirzola. Foie gras, foie gras işte, çok güzel bir şey. Tatlı şarap ile birlikte güzeldi. Gerçi sek bir beyaz şarap ile de giderdi bana sorsanız. Kuzu pirzola da çok düzgün, lezzetli hazırlanmıştı.
Toplamı ödemediğim için bilmiyorum ama ana yemekleri 40 TL civarındaydılar.
Sonuç olarak gerçek bir gurme lokantanın İstanbul’da açılmış olması güzel bir şey. Bir kere gidilebilir. Ama sık sık gideceğim bir yer değil. Türkiye’de gurme Fransız lokantasına gitmek biraz da Dubai’de buz pateni yapmak, veya Fas’ta suşi yemek gibime geliyor. Kalite/fiyat oranı olarak bu zevki Fransa’da daha iyi yaşarsınız. Türkiye’de kalite/fiyat oranı daha iyi olan, yenecek bir sürü başka yerler var. Ama İstanbul’un yemek yelpazesinde böyle bir seçenek de olması iyi bir şey mi? İyi bir şey.
www.mimolett.com.tr
Haritada göster
June 2, 2010 3:52 pm · Yazan: eren · Kategoriler Kafede, Tünel-Asmalımescit

Deniz’den yazmıyorum diye fırça yedikten sonra, düşündüm taşındım, beni son zamanlarda heyecanlandıran, yazılası bir tek Cherrybean’in kahvesini buldum. Yesek’e sadece kahve ile ilgili yazı yazmıyordum prensip olarak ama o kadar düşmüş durumdayım. O kadar düşmüş derken, kahveyi beğenmediğimden olmadığını uzun uzadıya açıklamam gerekmiyor herhalde. Kahve snobuyum kendimce. Sabahları kendim çekiyorum kahvemi. Artık nescafe hiç içmiyorum. Starbucksgillerde filtre kahve içecek olursam, “kaç dakika önce yaptınız?” diye soruyorum. Amma ve lakin henüz “Orta Amerika kahvesi içmezsem başım ağrıyor” gibi bir noktaya da gelmedim. İnşallah gelmem de.
Cherrybean, bir altı ay önce açılmış. Galata’da hani turistik eşya dükkanlarıyla cool‘luğu tavan yapan Paristexas, Lastik Pabuç gibi tasarım, vintage vs. dükkanlarının sıra sıra dizildiği Camekan sokakta. Küçük bir yer, kafe değil. Ama taburelere tüneyip kahve içebilirsiniz. Esas olay, tezgahın arkasında. Kocaman bir kavurma makinası var (kocaman derken görece kocaman tabii). Haftada bir kendileri kavuruyorlar. İki çeşit filtre kahve, iki çeşit espresso, galiba üç çeşit Türk kahvesi ve değişen sayı ve cinste aromalı kahve kavuruyorlar. Ben filtre kahvelerinden alıyorum. Hangisini beğendiğimi unutup (belki de büyük fark göremeyip) ya Friend çeşidinden ya Balance çeşidinden alıyorum. İkisi de farklı yörelerden gelen kahvelerden karışımlar. Balance daha aromatik diyorlar.
Peki nedir beni heyecanlandıran? Son altı ayda en az dört kere gittiğime ve başka hiçbir yere bu sıklıkta gitmediğime göre müdavim sayılabilirim. Bir: Starbucks’tan gayrı, bayat olmayan, çekirdek filtre kahve buldum. İki: Birileri dev espressoculara ve Kurukahveci Mehmet Efendi’nin iyi olduğu ezberine bayrak açmış. Üç: Dükkan caz çalan mutlu bir yer. Hatta bir gittiğimde en fazla master öğrencisi olduğu belli bir tip kütüphaneden teori kitaplarını dizmiş, müziği açmış, iştahla okuyup dükkan bekliyordu ve ben çekirdek kahve isteyince pek hoşuna gitti.
Bunları biliyor muydunuz?
- ABD’nin kahve snobluğunu, batı yakasının elinde bulundurduğu, New Yorklular ne yapsa burun kıvırdıklarını
- Vietnam kahvesinin bir beş on yıl önce dünya kahve piyasasını alt üst ettiğini
- Kolombiya kahve üreticileri birliğinin markası olan Juan Valdez’in reklamlarında Juan Valdez’cilik oynayan kahve üretici köylünün hayatında ilk defa reklam kampanyası dolayısıyla kravat taktığını
- Beni kahve içirterek öldürmek istiyorsanız, yaklaşık 100 fincan filtre kahve içirmeniz gerektiğini
- Sri Lanka’da ilk kahve ağaçlarına hastalık yayıldığı için Ceylon kahvesi değil çayı içtiğimizi
- Guatemala’da, İstanbul’da olduğu gibi eliniz kolunuzu sallayıp satın alacağınız kahve olmadığını
- Starbucks’tan aldığınız latte‘nin fiyatının sadece yüzde ikisinin kahvenin maliyetinden geldiğini (bkz. resim)
www.cherrybeancoffees.com
May 11, 2010 9:49 pm · Yazan: burak · Kategoriler Balık / Deniz Mahsülleri, Galatasaray-Nevizade, Meyhanede, Taksim-Beyoğlu'nda
Arkadaşımın yaptığı rezervasyon nedeniyle istemeyerek gittim Nevizade İmroz’a . Önceden pek hoşnut kalmamıştım ama bu son nokta oldu. Mekana gelen Yunan, İspanyol, turistin haddi hesabı yok. Turistler eski günlerdeki duyumlara dayanarak ya da rehberlerin yönlendirmesiyle burayı tercih ediyor olabilirler. Ben önümdeki masa örtüsüne takılmış durumdayım. Hakiki meyhane olmayı sanırım masa örtülerindeki sigara yanıklarıyla özdeşleştirmişler diye düşünüyorum.
Mezeler ortalama, fazla bir çeşit meze tüketmiyoruz. Ardından gelen tekir ve istavrit ile birlikte 2 büyük rakı dahil hesap 5 kişi için 270 lira. Bir büyük yeni rakı için biçilen bedel 70 lira. Şaka gibi. Nevizade’de İmroz’a gidilmeyeceğini böylece kesinleştirmiş oluyoruz. Nevizade’de gidilecek yerler diğer yazılara kalsın.
Haritada göster
May 11, 2010 5:40 pm · Yazan: buket · Kategoriler Cihangir, Hamburger, Kafede

Zira ben buraya Mano’dan sonra gittim… Taksim’den eve gitmeden evvel hem karnımı doyurayım hem de merakımı gidereyim nasıl bir yer imiş, ev yapımı hamburger nasıl oluyormuş diyerek tek başıma ziyaret ediverdim Fol’u. Limonata ve 4lü mini burgerden aldım: Hamburger, cheeseburger, bir de cajunlu bir seçenek var. Üçünden dilediğinizce seçiyorsunuz. Tahta üstünde servis ediyorlar (Resimde de gördüğünüz üzere, patatesle beraber). Hamburgerimin ekmeği ve patates soğuktu. Diyeceksiniz ki “E, ekmek bu, ne var?” Öyle değil, bildiğiniz buz… Dolaptan falan çıkıp gelmiş olmalı. Hadi neyse diyelim, nezaketli ve kibar servis elemanlarının hatırına. En fenası hamburgerin köftesinden, balık kokusu gelmesiydi. Daha önce balık yaptıkları yağ ile yapmışlar mı ne? Bu 4lü hamburger 16 veya 17 liraydı. Limonata da 6 veya 7. Bir daha gider miyim?? Sanmıyorum… Mano hem daha uygun hem de açık ara önde bence lezzet konusunda.
May 9, 2010 3:42 pm · Yazan: yunus · Kategoriler Klasik Türk yemeği, Tünel-Asmalımescit, Şık bir yerde
Bir iş yemeğinde, yabancı ortaklarımız S ve B’yi ağırlamak için kendilerini X lokantasına götürdük. Burası yeni açılan İKSV müdürlüğü, Şişhane’de renove edilmiş çok güzel eski bir Pera binası. X lokantası binanın üst katında bulunuyor. Burada Haliç manzaralarına baka baka yemeğinizi yiyebilirsiniz.
“X”, Borsa lokantası tarafından işletiliyor – ama daha modern bir hava yaratmışlar. İç mimarisi modern. Tuvalet kapıları füme cam. Masalarda örtü yok, oturduğumuz beyaz yuvarlak masanın üstünde renkli çizgiler vardı doğru hatırlıyorsam. Yanımızda da parlayan gümüş toplardan ibaret bir çağdaş sanat heykeli. Menüsü de Borsa’nın menüsünden daha modern ve değişik. Kuzu tandır var, ama kuskus ile. İşkembe çorbası var ama domatesli. Açık mutfakta görünen odun fırınından da pizzalar var.
Çok lezzetliydi. Manzara ve servis de misafirlerimizi etkiledi. Başarılı bir akşam oldu. Ben ödemediğim için fiyatı bilmiyorum.
Haritada göster
May 7, 2010 6:45 pm · Yazan: selcuk · Kategoriler Kebap / Dürüm, Köfte, Taksim-Beyoğlu'nda

İskender’i bence fena değil ama Mehmet Ağa’ların yakinen tanıdıkları, Burdur Kebabı’na benzeyen şiş köfteleri, nostaljik etkisinden dolayı olsa gerek, yüzümde hep bir gülümseme bırakmayı beceriyor.
Haritada göster
Daha eski yazılar »