Urban’da yine deniz mahsullü fettucini

Hastayım Orhan gibi adamlara. Biz vardığımızda Orhan’ın yarısını hüplettiği hamburgeri görünce Aydın hemen “ben de aynısından yiyeceğim” dedi. “Yok, yok, hamburger kötü” dedi Orhan. Tabaktaki bir yaprağı eline aldı, “Hamburgerinde iş yok, kızarmış patatesler soğuk, salata ölmüş” dedi. “Amerika’da yediklerimle karşılaştırıyor falan da değilim. Yemedim orada hamburger” dedi. Tek kalemde bitiriverdi Yesek’te yaptığımızı, food blogger‘lığımızı. Ona bakarsanız benim fettucinim de fazla kremalıydı, karidesleri lapa olmuştu, kalamarı lastikti, makarnasında bir numara yoktu. Ben de bilirim idealini ölçü almayı. Ama geçen hafta kahraman olayazan bir büyüğümüzün tabiriyle, Oxford vardı da mı yemedik? İstanbul’da odağı yemek olmayan düzgün bir kafede yiyip yiyebileceğimiz bu işte. Ne diye yüzümüze vuruyor ki bu gerçeği Orhan? Yanlış anlaşılma da olmasın ha. Birçok kafe tırnağı olamaz Urban’ın. Fettucini ya 14 ya 16 lira.

www.urbanbeyoglu.com

İskenderci buldum!

Sadece 48 saat içinde, Eskişehir’den transit geçtiğimiz, dönüşünü ise Bolu orman tesisleriyle süslediğimiz Ankara seyahatimiz sonrasında, kendimizi bir yorgunluk yemeğiyle ödüllendirmek üzere gittik Bursa Garaj İskender’e. Levent’ten 4 Levent’e doğru giderken, Gültepe sapağından girince sola değil de sağa devam edin, yolun sonunda, tam karşıdaki sokakta. Siparişleri vermiş beklerken ben hemen kafamda senaryoyu yazdım Sedat’a: “Bak şimdi bunlar kesin Bursa Garajı’nda çok tutulan bir müessesedir, ama kardeşler arasında husumet çıkmıştır da mesela ortanca oğlan gözünü karartıp kendi şubesini açmak üzere İstanbul’a gelmiştir” diye. Bakalım ortanca oğlan işi kıvırabilmiş diye beklerken hikayemin doğruluğunu teyit ettiremedik tabi. Ama bugün en azından ilk cümlem google tarafından onaylandı. Evet, merkezi Bursa Garajı imiş. Kebaplar için et, yoğut, tereyağı filan hep Bursa’dan geliyormuş hatta. En çok ete vuruldum. İnce ince kesilmiş, yağsız, yumuşacık ve çok lezzetli. Bursa’nın en bi favori mekanlarında da iskender yemişliğim var, ben ki tereyağına ölür biterim hiç Bursa’daki kadar ağırını, cambul cumbul tereyağı göletinde yüzenini yememiştim. Bu mekan dengeyi çok iyi tutturmuş. Hem mis gibi tereyağının tadını alıyorsunuz, hem de mis gibi etin tadını. İskenderden önce gelen turşu da kıtır kıtır çok lezzetliydi bu arada. Yorgunluk gitti, mutluluk geldi.

1,5 + 1 iskender + kola + şıra + ayran toplam 63 TL.

tel: 0212 281 48 48

Khubiz’de pita

Yapmışlar işte! Ben hep böyle sebzeli küçük sandviç ararım. Tantanası olmasın, tadımlık olsun, ucuz olsun, benim olsun. Var, Starbucksgillerde istediğimin üç katı boyunda 8,5 liraya veya Sosagillerde istediğimin iki katı boyunca 17 liraya (attım fiyatları ha). Sonra bir de beklersin elli saat siparişin hazır olsun diye. Bir gelir, patlıcanı ızgara ya, kayış gibi; havucu acelemiz olduğundan diri; ekmeğinin bir tarafı mutlaka taş gibi. Sosu da zaten “hafif” esprisini öldüren miktar ve cinstedir. Bir taraftan kemirir, diğer taraftan için için küfredersin. Hamburger-kola insanı olamadığına ayrı, bu tür şeyler hiç yemediği için hazırladığı sandviçe saygı göstermeyen mutfak çalışanlarına ayrı, “konsept yaratıp” kazık fiyatlar çakıp sonra dükkanı bu mutfak çalışanlarına terk eden şımarık dükkan sahiplerine ayrı, sonuçta hamburger-kola insanı kadar kalori aldığına ayrı, bu tür şeyleri dert ettiğine ayrı. Azaptır yani.

Halbuki Khubiz’de bir veggie pita yedim ki dünyam değişti.* Yumuş yumuş yarım bir pita ekmeğinin içinde patlıcanı, kabağı, biberi falan hepsi tam kıvamında pişmiş, tam kararında bir miktarda pestoyla hal-ü hamur edilmiş, içinde biraz da yoğurtlu bir sos eklenmiş, yukarıda saydığım kusurların hiçbiri bulunmayan bir pitaydı. Üstelik sadece 3,5 lira. Bal gibi oluyormuş istediğim şey yani.

Pitanın içine herşeyi koyuyorlar, köfte, sucuk, tavuk, hellim falan. Falafel de koyuyor. Biz porsiyon istedik ama söyleyeyim, falafelinde iş yok. Talimhane’deki Falafel House’ta yedikten sonra bu yenmiyor. Bir de tabule ve fattuş salatası yedik tam oldu. Harika değiller ama fiyatına göre iyi bence. Ha bir de 3,5 dediğim “tanıtım fiyatı”ymış ha. Dükkanına gitmeye gerek yok. Pek cici, renkli, moderen, fast-food bir yer ama paket yaptırmak, eve istemek falan daha mantıklı bence.

www.pitakhubiz.com

* Sevgili Khubiz’ciler, hayır, bu cümleyi bağlamından koparıp websitenize koyamazsınız.

Ne risottosu, ne eleştirisi

Vedat Milor bir ay kadar önce yarı-tanrıların mekanı Cipriani’ye gidip kötü şeyler yazmış. Cipriani’nin sahibi Mösyö Cipriani de bunun üzerine Milor hakkında kötü şeyler yazmış, muhasebeci falan demiş. Milor bunun üzerine dalga geçer gibi pastırma reklamına çıkmış. Ben burada üç şeyi anlamadım:

1) Cipriani madem bir kedinin bacağını ayırma ihtiyacı duydu, neden Milor’u seçti? Defne Hanım taa vaktiyle Milor’un inandırıcılığını yitirdiğini söylemişti zaten (13 Ocak tarihli yazısı).

2) Cipriani’nin dediğine göre Milor’un risottoyu “salata gibi” diye tarif etmesi ne demek? Gerçekten anlamadım. Sordum, soruşturdum, anlayan bulamadım.

3) Üstüne titrediğiniz blogosferde bununla ilgili kaydadeğer iki kelam neden yok?!?

Taj Mahal’de acı, baharat ve mutluluk

Gideli bi 10 gün kadar oluyor, o bakımdan yemeklerin adını çok net hatırlayamıyorum. Web sitelerine baktım, orda da yarım yamalak görünüyor menü. Ama yediklerimin bende bıraktığı iz, yemeklerin isminden çok daha kalıcı olmuş sanırım, zira 10 gündür Taj Mahal sayıklıyorum.

Tünel’deki şubelerine gittik. Aslında 1 hafta öncesinde Cihangir şubesine gitmeye kalkışmıştık ama gittik baktık kapanmış. Sitede verilen adrese aldanmayın yani. Tünel şubesi ufak, sakin, gösterişsiz bir yer. Menüyü idrak edip yemekleri seçmemiz biraz vakit aldı. Ne sorduysak bıkmadan cevap verdiler. Hindistancevizi sütünde elmalı tavuk, masala lamb, zerdeçallı ve kimyonlu patates (dam allo’ydu galiba adı), sebzeli safranlı pilav ve sarımsaklı ekmek söyledik. Beklerken de biraları yuvarladık – ki epey uzun bir bekleyiş oldu, neredeyse 40 dakika.

Fashionable tarzda janjanlı yemek takımları filan beklemeyin, son derece mütevazı bir sunumla geliyor yemekler: oldukları gibi. Ekstradan bir parlatma çabası yok. Bunu çok sevdim. Porsiyonlar makul, ne çok fazla ne çok az. Yemeğinizin ne kadar acı olmasını istiyorsanız söylüyorsunuz ve belli ki sizi gerçekten dinliyorlar. Her şey tam istediğimiz kıvamda geldi. Yana yana ne söylediysek silip süpürdük. O akşam hiç tatlı yoktu maalesef, deneyemedik. Etler güzeldi, pilav bence harikaydı ve hele de o sarımsaklı ekmekte resmen aklımız kaldı. Bir dahaki sefere 3-4 tane söyleyip çıkarken paket yaptırmak niyetindeyiz. O kadar acılı, baharatlı yemeğe rağmen en ufak bir hazım sorunu da yaşamadık. Üstelik saçlarım ertesi gün bile Mısır Çarşısı gibi kokuyordu, bu da cabası.

2 kişi yemekler + 2 bira 65 TL

Tıkıntı’dan Meksika Soslu Biftek

Epeydir yazamadığımın farkındayım ama bu mekan artık atlatılacak gibi değil. Yaklaşık 3 aydır takmış durumdayız. Ofiscek salatasından, ana yemeğine, makarna çeşitlerine kadar denedik. Benim favorilerim arasında Meksika Soslu Biftek, Köri soslu tavuk, zeytin ezmeli piliç, Yunan salata yer almakta…

Daha çok ofise istiyoruz ancak ara sıra mekanı ziyaretimiz de oluyor. Öğlenleri çok kalabalık doğal olarak. Şunu belirtmeliyim ki; lezzet ortalamanın çok üzerinde, porsiyonlar hayli doyurucu, gayet hızlı bir servis, canayakın bir hizmet anlayışı…

Fiyatlar: 15.00-9.00 TL arası değişiyor.