Kozyatağı Onur Kebap’da Beyti

Öğle tatili istikamet  Kozyatağı İnönü Caddesi Onur Kebap. Adam başı 1’er beyti. Porsiyon olarak doyurucu lezzet olarak fena değil. Kozyatağı civarında olanlar ve yolu düşenler deneyebilir. 1 porsiyon beyti 16 tl

Pizza Raffaele’de pizza

Ataköy taraflarını hiç bilmem. Tiyatro için yolumuz düşünce TimeOut’un sitesinden bulduk burayı. Oyundan önce güzel bir pizza yiyeyim diye gittik. Site ortamında, bilmeyenin asla bulamayacağı bir köşecikte, huzurlu bir mahalle pizzacısı çıktı. Epeyce çeşit var, ben enginarlı istedim, Mehmet deniz mahsullü bir şeyler söyledi. Makul boyda pizzalar kısa sürede önümüze geldi. Yanında güzel birer kadeh şarap içmek isterdik ama sadece 1-2 çeşit bira ve şarap vardı. Onları da sanırım güzellik olsun diye eklemişler, yoksa daha çok evlere servis usulü çalışıyorlar havası sezdik. Pizza konusunda epey iddialı olduklarını anladık hem amerikan servislerde hem de masadaki kitapçıkta yazanlardan. Bence de lezzetli, ama bir şeyi fazla. Belki peyniri, bilemedim. Eve sipariş vermek için iyi bir tercih olacağı ortada. Ama yediğim en iyi pizza mıydı, hayır değildi.

Pizzalar 15-20 TL arası.

www.pizzaraffaele.com

Büyükada Kapri’de yeniden…

Olmazsa olmaz nefis patlıcan, bu kez soya soslu uskumru marine, deniz fasulyesi -ki hayatımda ilk defa yedim, ilginç ve hafif bir şey, tuzdan hazzetmeyenler için ideal-, incecik kıyılmış roka ve domates salatası, özel soslu kalamar, kızarmış ekmekler ve bir şişe de buz gibi Çankaya. Balığa sıra gelmeden doyduk. Ortalık sakin, deniz sakin, insanlar sakin… Herkesin haftasonu doluştuğu Büyükada’da haftaiçi keyfi yapmanın tadını çıkardık.

www.kapri-restaurant.com

İmroz’a bir daha asla

Arkadaşımın yaptığı rezervasyon nedeniyle istemeyerek gittim Nevizade İmroz’a . Önceden pek hoşnut kalmamıştım ama bu son nokta oldu. Mekana gelen Yunan, İspanyol, turistin haddi hesabı yok. Turistler eski günlerdeki duyumlara dayanarak ya da rehberlerin yönlendirmesiyle burayı tercih ediyor olabilirler. Ben önümdeki masa örtüsüne takılmış durumdayım. Hakiki meyhane olmayı sanırım masa örtülerindeki sigara yanıklarıyla özdeşleştirmişler diye düşünüyorum.

Mezeler ortalama,  fazla bir çeşit meze tüketmiyoruz. Ardından gelen tekir ve istavrit ile birlikte 2 büyük rakı dahil hesap 5 kişi için 270 lira. Bir büyük yeni rakı için biçilen bedel 70 lira. Şaka gibi. Nevizade’de İmroz’a gidilmeyeceğini böylece kesinleştirmiş oluyoruz. Nevizade’de gidilecek yerler diğer yazılara kalsın.

Fol yok, yumurta yok

Zira ben buraya Mano’dan sonra gittim… Taksim’den eve gitmeden evvel hem karnımı doyurayım hem de merakımı gidereyim nasıl bir yer imiş, ev yapımı hamburger nasıl oluyormuş diyerek tek başıma ziyaret ediverdim Fol’u. Limonata ve 4lü mini burgerden aldım: Hamburger, cheeseburger, bir de cajunlu bir seçenek var. Üçünden dilediğinizce seçiyorsunuz. Tahta üstünde servis ediyorlar (Resimde de gördüğünüz üzere, patatesle beraber). Hamburgerimin ekmeği ve patates soğuktu. Diyeceksiniz ki “E, ekmek bu, ne var?” Öyle değil, bildiğiniz buz… Dolaptan falan çıkıp gelmiş olmalı. Hadi neyse diyelim, nezaketli ve kibar servis elemanlarının hatırına. En fenası hamburgerin köftesinden, balık kokusu gelmesiydi. Daha önce balık yaptıkları yağ ile yapmışlar mı ne? Bu 4lü hamburger 16  veya 17 liraydı. Limonata da 6 veya 7. Bir  daha gider miyim?? Sanmıyorum… Mano hem daha uygun hem de açık ara önde bence lezzet konusunda.

N, C, B ve S ile X

Bir iş yemeğinde, yabancı ortaklarımız S ve B’yi ağırlamak için kendilerini X lokantasına götürdük. Burası yeni açılan İKSV müdürlüğü, Şişhane’de renove edilmiş çok güzel eski bir Pera binası. X lokantası binanın üst katında bulunuyor. Burada Haliç manzaralarına baka baka yemeğinizi yiyebilirsiniz.

“X”, Borsa lokantası tarafından işletiliyor – ama daha modern bir hava yaratmışlar. İç mimarisi modern. Tuvalet kapıları füme cam. Masalarda örtü yok, oturduğumuz beyaz yuvarlak masanın üstünde renkli çizgiler vardı doğru hatırlıyorsam. Yanımızda da parlayan gümüş toplardan ibaret bir çağdaş sanat heykeli. Menüsü de Borsa’nın menüsünden daha modern ve değişik. Kuzu tandır var, ama kuskus ile. İşkembe çorbası var ama domatesli. Açık mutfakta görünen odun fırınından da pizzalar var.

Çok lezzetliydi. Manzara ve servis de misafirlerimizi etkiledi. Başarılı bir akşam oldu. Ben ödemediğim için fiyatı bilmiyorum.

Zanzibar’da morel mantar soslu cennet

Bir cuma akşamı, asya yakasında nerelerde yeşek düşünüp kararsız kaldık. Lacivert uzak ve fazla şık olurdu, Benzin’de felaket sigara içiliyor, Dükkan Burger kazık, Köşebaşı fazla ağır gelir, vesaire vesaire karar veremedik. Pek yüksek bir beklenti veya heyecan olmadan, önceki haftasonu kahvaltıya masa bulamadığımız Zanzibar’i denemeye karar verdik.

Çok güzel eski ahşap beyaz bir köşkte olan bu lokantada, aslında köşkü sadece mutfak için kullanıyorlar. Masalar bahçede ya dışarıda ya da camla ayırılmış, tenteyle kapatılmış bir “iç” mekanında. Hava soğuk olduğundan bu “içerisinde” oturduk.

Menü karışık Avrupa ve Türk yemekleri, yani “international” — tam da beklentilerimi sıfıra çeken bir menü yani. Fakat bir yemek dikkatimi çekti: morel mantar soslu dana madalyonları, rösti patates ile. Morel mantarları Fransa dışında hiç görmemiştim. Rösti de Türkiye’de hiç görmemiştim. Madalyon nedir bilmiyorum ama mutlaka bunu denemeliyim dedim kendime.

Ve….. Muhteşem çıkmış. Morel mantar sosu, ingilizce deyimle “to die for.” Rösti de müthiş: hem çıtır, hem hafif. Bir daha gidip şu yemeği tekrar yemek istiyorum. Arkadaşım makarna ısmarlamıştı–gerçi pek karşılaştırmak mümkün değil ama–madalyonların yanında zayıf kaldı. Yarım şişe Yakut içtik doğru hatırlıyorsam, kişi başı 60TL ödedik galiba.

Otello Kamil sokaktaki seyyar (olmayan) köfteci

Esentepe’nin arka sokaklarında, Profilo alışveriş merkezine giden yollardan birinde eski bir Anadol kamyoneti, artık lastikleri inmiş, bir yere gitmez haliyle köfteci olarak görev görüyor. İş arkadaşlarım oranın köfte sandviçleri çok methetmişlerdi. Üç çeyrek denilen sandviçi özellikle: tam bir ekmeğinden ufak bir kısmını çıkartıp, ekmeği köfte ile dolduruluyor.

Yoğun bir iş gününde öğlen yemeğe çıkmaya vaktim olmamıştı, saat 2 gibi hala yememiştim ve acıkmıştım. Şu köfteciye uğrayıp bir sandviç atıştırmaya karar verdim. Bir yarım ekmek köfte sandviç (domates, yeşillik ve soğanla tabii) ve bir ayrana 5 lira verdim. Küçük plastik tabureler dizilmişti, orada bulunan Birgün gazetesi binasının avlusunun yanında. Köfte sandviçi methedilmeye değermiş, o taburelerde oturup, keyifli bir yemek molası oldu. (Aklıma geldi bu arada: acaba gazete neden bir işbirliği yapıp köftecinin müşterilerine bedava okuyacak Birgün gazetesi vermiyor?)

Yolunuz düşerse uğrayabilirsiniz.

İstiklal’deki Meşhur Bursa Kebapçısı

İskender’i bence fena değil ama Mehmet Ağa’ların yakinen tanıdıkları, Burdur Kebabı’na benzeyen şiş köfteleri, nostaljik etkisinden dolayı olsa gerek, yüzümde hep bir gülümseme bırakmayı beceriyor.

Karakolda teftiş

Bir ilkbahar Cumartesi günü tarihi yarımadayı gezip Karakol lokantasına gidelim dedik – bir de Piyer Loti’de kahve içelim dedik.  Karaköy’e tramvay ile, oradan yürüyerek Eminönü haliç terminaline (İTO üniversitesine doğru yürümek lazım, otoparkların arasında sıkıştırılmış bir yerde bulunuyormuş bu vapur terminali), haliç vapuruyla Eyüp’e, oradan füniküler ile Piyer Loti’ye. Bir kahvemizi içtikten sonra tekrar füniküler, Formula 1 arabası gibi sürülen bir otobüsle de tekrar Karaköy’de bulduk kendimizi. Tekrar tramvay, bu sefer Gülhane’ye. Gülhane kapısından girip Arkeoloji müzesine doğru, ve onu geçip Topkapı sarayına geldik.  Şimdi neredeymiş bu Karakol lokantası?

Elimizdeki bilgi Topkapı sarayının orada eski bir karakolu lokantaya çevirmişler yönündeydi.  Bir polise sorduk, bize garip baktı, “karakol filan yok buralarda” dedi.  Neyse, yürüdük etraflarda, ve bulduk,  Aya İrini kilisesinin yanındaymış.

Feriye lokantasını işletenler burayı da işletiyor. Dışarıda bahçede sanırım daha cafe-vari bir hizmet var.  İçerisi ama beyaz masa örtüsü, siyah takım elbiseli garsonlar ve saire.  Güzel bir renovasyon yapmışlar.  Yemekler eski Osmanlı-vari – yani, eski Osmanlı yemekler, ama 100% otantik olmaya çalışmayan, biraz da yaratıcı yönleri de var. Menü çok güzel yazılmış, okuya okuya hepsinden almak istiyor insan.

Başlangıçta patlıcan sarma gibi bir şey aldık, paylaştık. Ana yemekte ben çok lezzetli bir türlü yedim, arkadaşım kuzu yedi. Tatlı olarak Osmanlı tatlı tabağı paylaştık ve çay içtik.  Toplam 120 küsur tuttu, doğru hatırlıyorsam.  Çok tavsiye ederim.  Bu yaz, festivallerinde Aya İrini’de konserler olduğu akşamlar burası yıkılıyor olacak, ona göre rezervasyon yapmaya da ihmal etmeyin.

karakolrestaurant.com