Cafe Bunka’da sushi

Taksim civarlarında sushi yemek için ilk tercihim uzun zamandır Cafe Bunka. Geçenlerde, Yasin’e sushi krizi geldiğinde gittik. 1 tane karışık sushi tabağı (galiba 24 parçaydı, tam hatırlamıyorum) ve bir kızarmış noodle yedik. 

Hala sushi için ilk tercihim Cafe Bunka. Şirin bir yer, iyi malzeme kullanıyorlar ve servisleri çoğu zaman iyi.

Biz, bir bira ve bir kola ile beraber 72 tl ödedik. Evet, çok ucuz değil. Gerçi sushi, İstanbul’da nerede ucuz ki?

Dokuz Ece Aksoy`da

…kaç kez yemek yediğimi hatırlamıyorum. Her seferinde mutlu son.

Son gidişimde,  Zeynep, Işık ve Emek’le beraberdim. Sebzeli fırın mücverler, zeytinyağlı tabağı, kızarmış patates & tavuk ve köfte tabağı yedik. Rakı & beyaz peynir ve ekstra yoğurt aldık. Kişi başı 45 TL ödedik.

Ben, özellikle Ece Aksoy’un sebzeyle olan oyununu acayip takdir ediyorum. Bir de ekmekler, bak onlar da ayrı güzeldi.

SaladStation’da salata

Burası da İstiklal’de yeni açılan yerlerden biri. Bu öğlen gittik, tıklım tıklım doluydu. Salata bazı olarak 6 farklı yeşillik grubu, 20 çeşit salata, 14 çeşit salata sosu var. Ama istersen kendi salatanı istediğin malzemeleri seçerek kendin de yaptırabiliyorsun, keyfine göre. Ben yeşillik olarak ıspanak aldım ve Çeşme Salata yaptırdım. Damla, ıspanak üstüne noodle’lı özel salatasını oluşturdu. Virna, meskülen üzerine Çeşme Salata seçti. Pınar, Steak House aldı. Hemen oracıkta, gözümüzün önünde, salata şeflerimiz malzemeleri koydular, sosları döktüler, salataları hazır ettiler. Plastik kaplarda aldığımız yeşilliği, salatayı hazırlarken metal kocaman kaselere dökerek karıştırdılar. Ben nedense sonrasında da o metal kaselerde yiyeceğiz sanmıştım, ama öyle olmadı. Salata hazır olduktan sonra plastik kabına geri kondu, ordan yedik. Sağlık olsun diycem ama işi sağlık/salata olan bir yerin plastikle bu kadar içli dışlı olması da garip yani. Pınar tatlı-ekşi Asian çorba, Virna naneli bezelye çorbası içti. Bezelye iyi, tatlı-ekşi bildiğin acıydı. Salatalar hepimizi memnun etti. Benimkinde karides vardı mesela, malzemeden kaçmamışlar, epey bi karides doldurmuşlar. Salatamın frambuaz sosu da gayet başarılıydı. Finalde muzlu kek yedim tatlı olarak. Epey doygun, ev keki kıvamında, makul büyüklükte bir dilimdi. Kızlar da tattılar, hepimiz beğendik. Adam başı ortalama 15-20 arası ödedik. İçecek almadık.

SaladStation salata meselesini enine boyuna masaya yatırmış gibi geldi bana. Herkes mutlu çıkabilir burdan. Özellikle de her öğlen salataya talim eden sağlıklı yaşam ve rejim kuşları için iyi bir alternatif olsa gerek.

www.salad-station.com

Far East’te ikinci kez

…yemek yedik ama bu sefer tamamen hayal kırıklığıydı. Bu sefer tavuklu set menü aldık. Başlangıç olarak acılı ekşili çorba, ana yemek olarak bademli tavuk ve yanına da sebzeli noodle seçtik. Bunlara ilave olarak, Yasin bir de somon ve karides maki ısmarladı.

Set menüdeki herşey sanki pek bir aceleye gelmiş gibiydi. Çorbanın ekşisi çok fazlaydı, noodle da büyük ihtimal önceden hazırlanmıştı. Ama en kötüsü bademli tavuktu. Tadsız tuzsuz, yavan, lezzetsiz bir yemekti; Yasin bastı soya sosunu. Sushilere ne demeliyim tam olarak bilmiyorum. Aklımda lezzetlerine dair hiçbir şey kalmamış. Silik mi demek lazım?

Bademli tavuklu set menü, somon ve karides maki, bir bira, kola, 61 TL

Köfteci Ramiz’de çok kez

İstinye Park’a son gidişlerimizde en çok uğradığımız yemekçi, Köfteci Ramiz oldu.

Genelde iş çıkışı gittiğimizden, ben aç, Yasin çok aç oluyor. Yasin çok aç olunca, Burger King’e olan zaafı hortluyor, ben sinir oluyorum. O yüzden, yine fast food kategorisinde olan ama nispeten daha sağlıklı yemek sunan bir alternatif bulmak durumunda kalıyorum. Günaydın’da ve Saray’da defalarca yedikten sonra sıkılınca, Köfteci Ramiz’e bir şans verelim dedik. O zamandan beri birçok defa burada yemek yedik. Yasin köftelerine bayılıyor, ben de binbir çeşit malzeme olan salata tezgahına. Belki 5-6 çeşit yeşillik, 3-4 çeşit fasulye, değişik otlar, turşular ve benim gibi otçulların mest olacağı bir tezgah var burada. Sonra, yoğurt güveç kapta satılanlardan, ayran da Eker marka. Fiyatlar da gayet uygun. Daha ne olsun?

Biz her seferinde, 2 tıka basa doldurulmuş salata tabağı, 1,5 Ramiz köfte, 1 ayran, 1 kola, 1 yoğurt alıp 25 TL ödüyoruz.

Sushico`da sushi ve noodle

Aslında iyi vakit geçirdik. Hiç fena olmayan şaraplar içtik, sushi ve noodle yedik. Servisten memnun kaldık. Bir de, bunları yapmak için Yasin’in Göktürk -Kemerburgaz’daki evinden çok uzağa gitmemiz gerekmedi. Ama ne yalan söyleyeyim, ne sushisi iyiydi, ne de noodle ı. Sushi, marketlerde satılan hazır sushiler ayarındaydı. Noodle da, aşırı doz soyadan bitmiş tükenmişti. Bunlar ucuz da değildi üstelik.

Bir tane ya 12 ya da 16 parçalı sushi (tam olarak hatırlayamadım) tabağı, bir etli noodle, iki şarap için 65 TL civarı ödedik.

Grifin’de dil şiş

Grifin biliyorsunuz taa 1923’ten beri balık ve sadece balık yapan efsanevi Tarihi Karaköy Balıkçısı’nın “akşam da aç” baskılarına dayanamayarak, aynı binanın en üstünde açtığı şık dükkan. Aşağıdaki Perşembe pazarı hayhuyu içinde, kendi halinde bir dükkanken, bu Grifin haaarika Haliç manzaralı şık bir balıkçı. Beyaz örtüler, bar, orkideler, vale, hoşgeldinizcibaşı falan. Amma daha binanın girişinde vale sordu: “Rezervasyonunuz var mıydı?” Meali şu oluyor: “Arabasız geldiniz ya, burası pahalı bir yer ha.”

Servis iki tık yavaş. Balık çorbası lezzetli ama hem yarım porsiyon hem de sıcak değil. Salata taze yapılmış, kışın domates koymuş olmaları dışında bir kusuru yok. Hamsi kuşu tek value for money olan şey. Dil şiş, tam kıvamında pişmiş ama hem yağlı hem de yavan. Yengeçle surimi arasındaki ilişki neyse, dille bunun arasındaki ilişki de o. Çaylar fincanda. Dekorasyonu ve manzarası dışında bir numarası olmayan boğaz balıkçısından bir farkını görmedim buranın. Balık çatal bıçağı bile yoktu. Nahoş şeyler yazmaya hazırlanmışken gelen hesap ise şok! 2 kişi, tek rakı, 120 lira. Dil şiş 38 lira. Ucuz olmadığını biliyorduk ama mutsuz olup da o parayı vermek koydu. Selçuk’la evde yemek yok diye gelmiştik. Bu parayı harcayacağımızı bilseydik, neler neler yerdik. En basitinden ilk plana döner paşa paşa Karaköy Lokantası’na giderdik. Öğlen de paşa paşa İstiridye’ye giderim.

www.tarihikarakoybalikcisi.com

Kekik’te kahvaltı

Geçen Pazar, Cihangir’de yeni açılmış çok sempatik bir kahvaltıcıya gittik. İçeride beş masası, bir de vitrinli buzdolabı var. Masa, sandalye, ayna, aplik ve sairler Martha Stewart Living sterilliği ile Gizli Bahçe’den beri kurtulamadığımız eskiciden toplama leşliği arasında süper bir kıvam tutturmuş.

Esas kahvaltısına tav olduk tabii. Türk işi kahvaltı, özentisi yok. Ama iki domates bir peynirden ibaret değil. Kahvaltı repertuarı geniş. Selçuk’un menemeni de Selin’in yumurtalı ekmeği de evde yapılandan farklı değil.  Ben “Omlet isterdim ama siz şimdi kurutursunuz” deyince garson / ortak / arkadaş kızın “yok, yok, kurutmuyoruz” cevabındaki tondan anladım ki ne dediğimi anladı. Gerçekten de kurutmadılar. Pul biberi fazla bana geldi ama Türk işi olduğunun kanıtıdır, cümleyi ‘ben pul bibere az geldim’ diye değiştiriyorum. Hellim ve sucuk ızgaradaki hellim, suluydu, ızgaradan üç saniye önce alınmıştı ve şehirde işkence görmemiş nadir hellimciklerden biriydi. İkişer üçer çay da içtik. 40 lira hesap geldi.

Kahvaltı tabağı almak da mümkün, reçeli, peyniri, domatesi tek tek almak da. Olay sadece kahvaltı. Süper.