Bostancı Tantuni

Tantuni Mersin’den çıkan güzel bir lezzet. Maalesef İstanbul’da bu işi hakkıyla yapan yer çok az. Bostancı minibüs yolundaki Bostancı Tantuni bu iş layıkıyla yapıyor. Tantuni diye yağlı ne olduğu belli olmayan bir et değil, usulüne uygun biftekten tantuni yiyorsunuz. Tantuni sevip, yolu Bostancı’dan geçenler uğrasın. Mersinli deyişiyle tantuni fiyatları, açık ekmek ve somun 6 TL.

Gına geldi

Bu bir basın bülteni olsaydı “GINA geldi” şeklinde yazacaktım ve siz çok başka birşey anlayacaktınız. Ama açıldığı günde beri mekanın adını “gına” şeklinde okuyasım geliyor. Beğendim beğenmedim diye anlatacağıma doğrudan Doors Group’un signature dish‘i ile dalga geçmek istiyorum. Kitchenette’in menüsünde minestrone var, pizzacıları Mama’s’da minestrone var, Gina’da minestrone var. Hepsinde de içtim, hepsinde de tıpatıp aynı, ne güzel! Ben yine de Gina’dakinde yarım kaşık pesto eklenmiş olduğunu yazayım da halkla ilişkilerden fırça gelmesin sonra. Gina’da minestrone’yi ısmarlayan annem çok alındı ve “sade suya çiğ sebze bu, ne biçim şey, çok kötü, baban evde istedi diye kuru barbunya aldım, onsuz olmaz diye hala pişirmedim” şeklinde bayağı bir söylendi.

Restoran işini para kazanılacak bir “iş” olarak görmeyi, tamam, anladım ben hiç anlamıyorum ama Doors’un da yemeği dert etmekten bu kadar uzaklaşmış olduğunun farkında değildim. Lehman Brothers’a satılma noktası gelecek kadar başarılı bir “iş” olmuş ama websitesine bakın Doors’un mekanlarından herhangi biri için yemek fotoğrafı koymuşlar mı? Kelime oyunu yapmış olmak için söylemiyorum; 17 yıldır aynı makarnaları, pizzaları, tatlıları yapmaktan nasıl gına gelmez? Gina’da bir tek tatlı için, “aa, bak daha önce hiç denemediğim ilginç birşeye benziyor” diye aklımdan geçirmedim. Madem yenilik yapmıyorlar, çok iyi olsaydı bari.

Minestrone, Gina’da 15, Kitchenette’te 6 lira, Mama’s’da tahminen 7 lira.

www.istanbuldoors.com

Kızıltoprak Alem İşkembe’de tuzlama

Anadolu yakasında senelerdir gece sonunda çorba içmek için tercih ettiğim yer. Bir gece sonunda yine uğruyoruz. Bol taneli damar tuzlama. Lezzeti ve kıvamı yerinde. Alem işkembe yine yanıltmıyor. Bir tane daha içmemek için kendimizi frenliyoruz. Çorba seçenekleri geniş, fiyatları 5 ve 10 lira arasında. Ayrıca güzel kokoreç ve etli pilav da yapıyorlar.

Big Chefs’e ağır teftiş

Aslında ilk gidişimde yazsaydım, yepyeni açılmış bir yeri yazmış olacaktım, çok cool olacaktım ama gariban bir Yesek’çiyim. Bununla birlikte, New York Times’ın restoran eleştirmeni gibi üç kere gidip de yemeden yazmıyorum. Bu durumda eleştiriye daha yakın yazmalıyım.

Bigchefs dalgası Ankara’dan geldi biliyorsunuz. Hatta sahibesinin bu zincir işine girişmeden önce işlettiği Cafe Miz (CafeMiz?), Arjantin caddesindeki en düzgün kafeydi. Daha bir yıl önce İstanbul’da çok şube açacağız, çok büyüyeceğiz minvalinde bir röportajını da okuduğumu, safçasına heyecanlandığımı hatırlıyorum. Etiler’de eski Paul’un yerindeki şubeyle Tünel’de yerini henüz tam anlamadığım şubeyi aynı zamanda açtılar.

Etiler’deki şubesine önce annemle bir öğlen, sonra ailece bir akşam, en son da kuzenlerle pazar sabah kahvaltı için gittim. Dekorasyonuyla pek bir uğraşmışlar, renkli, hatta eklektik ama çok orijinal dersem yalan olur. Mutfağının açık olması güzel.

Menü geniş ve standart bir cafe menüsü. Arada bir iki ekleme var. İlk sefer yediğim kestane mantarlı tagliolini kaldı en çok aklımda. Makarnaları kendileri yapıyorlarmış, kremaya boğmamışlar. Karidesli noodle ve karidesli fajita vasat. T-Bone yumuşak ve tam kıvamında ama son lokmalar inmiyor. Keçi peynirli roka salatası ve cevizli portakallı bir salata, Cafe Menüsü 101 dersinden A alır.

Tatlılarsa daha gelişecek çok, teyzesi, üstüne düşme. Deniz creme brulee’yi kötülemekle kalmayıp kendilerine söyledi zaten. Balkabaklı çizkekin adı ayrı fotoğrafı ayrı çok seksi ama tadı bildiğimiz kabak tatlısı. O kadar tatlı olması esprisini bozuyor. Bir de bir şeflerinden kalma Antep tatlısı gül sulu bir muhallebi denedik ama we were none the wiser. Fakat kestaneli ve yanılmıyorsam bezeli bir tatlıları vardı ki hani denize ekmek attığınızda balıklar kopardıkça sağa sola savrula savrula küçülür ya, işte öyle yedik.

Pazar kahvaltısının ise iyi yanı bayağı göz doyuran bol çeşitli, tatlılı, sıcak yemekli, hiç pintilik yapmadıkları bir açık büfe olup da bunun şehrin hareketliliğinden uzak bir otelde veya bilmemnere mezunlar lokalinde olmaması. Üstelik 35 lira gibi ne yazık ki İstanbul, hele Etiler standartlarına göre gayet makul fiyatta olması. Hatta, tepsiyle gezip simit dağıtan bir amca ayarlamış olmaları, dimsum usulü sıcak tadımlıklar dağıtmak gibi detaylarla uğraşmaları.

Akşam yemeği için gittiğimizde dolu ve civcivli olması, kendi tabirleri ile “New York’taymış gibi” olması benim o akşam hoşuma gitti. Ama yenidir, olur. Sonuçta, moderen muhallebici zinciri dediğim zincir zincir yerlere bir rakip daha geldi. İş yaparlar. Servislerini hızla toparlarsa, mesela kahve makinasının bozulduğunu saklamak yerine söyler, bekletmezlerse iyi iş yaparlar.

www.bigchefs.com.tr

Göktürk’teki Balıkçı’da çinekop

Yasin, Göktürk Kemerburgaz’a taşındığından beri önünden geçer durur ve merak ederdim “nasıl bir yer acaba” diye. Geçen pazar günü, canımız balık çekince, ben “Yeniköy’deki Sandal’a gidelim” dedim, Yasin üşendi ve “buradakine gidelim” dedi. Ben de meraktan tabii, hemen atladım teklife.

Gittik gördük efendim, pekala bir balık lokantasıymış burası. Rakılı, mezeli falan. Hızlıca balık ye ve kaç mekanı degil. Bir pazar günü oturup uzun uzun keyif yapabileceğin bir yer.

Mezeler pek güzel gözüktü gözümüze ama doyasıya balık yemekte kararlı olunca bir tek patlıcan salatası aldık ve hemen ortaya bolcana salatamızı ve balıklarımızı söyledik.

Patlıcan salatasıyla birlikte, zeytinyağında yüzen koca koca yeşil zeytinleri ve içinde mısır ekmeği ve kızarmış ekmekler bulunan sepeti getirdiler. Mısır ekmeği güzeldi valla, salata da taze taze kıyılmıştı. Hele bir de balıklar gelince, demeyin keyfimize. Bana 3 büyük çinekop, Yasin’e yarımşar porsiyon hamsi ve istavrit. Usta güzel pişirmiş, taze balıkları mundar etmemiş. Güzel güzel yedik, midemiz balığın lezzetinden dolayı bize teşekkür etti.  

Fiyatlar pek ucuz değil yalnız. Biz mahalle balıkçısında yemek yedik sanıyorduk, galiba o yüzden fiyatları görünce biraz şaşırdık aslında. Çinekop 25, yarımşar istavrit ve hamsi 7.5’ar, kola 5, su 5, patlıcan 5, salata ya 5 ya da 10’du. 60 ya da 65 verdik. Ne bileyim aynı şeyleri Sandal’da yeseydik, 35 ya da en fazla 40 verir çıkardık. Ama burası mezeli ve içkili bir balıkçı ya, ondan bu aradaki fiyat farkı. Galiba yani, ben de tam olarak bilemiyorum.

My fish…diyelim ki alışveriş merkezinde canınız balık çekti…

Bakırköy Capacity’de sinemaya girmeden once, yemek katında nerede yiyelim diye bakınırken My Fish’i gördük. İyi ki de görmüşüz.

Burası masaya servis yapan bir mekan. Sadece salatanı gidip büfeden kendin alıyorsun. Bu da eğer benim gibi biriysen şahane bir şey aslında. Tabağa fazla fazla kırmızı lahana, turşu, roka, turp, havuç koyabiliyorsun ve o gereksiz mısırı, zeytini ve iceberg marulu yemiyorsun anlamına geliyor.

Yasin önden, hani cafelerde gelen kocaman salataların kaseleri vardır ya, işte onun içerisinde gelen büyük bir balık çorbası içti. Ben, o sırada taptaze ve çok çeşitli salata büfesinden, kocaman bir salata tabağını tıka basa doldurdum. Arkadan, ben ızgara levrek istedim, Yasin hamsi. Levrek, çiftlik levreği işte bildiğiniz. Hamsi ise, ilginç bir şekilde tahta şişe dizilmiş ve ızgara edilmiş olarak geldi. Balıklar, süper ötesi değildi açıkçası ama bana kalırsa olabilecek olanın en iyisiydi.

Bu arada soyle bir menüye göz attım, yok yoktu. Paelladan hamsi kuşuna, ahtapot salatasından yengece kadar ilginçlikler bile vardı. Hee, çok mu iyidir yemekler? Sanmıyorum ki muhteşem olsunlar ama Burger King, KFC gibi yerler arasında bence çok da güzel bir alternatif. Tadı fena olmayan, sağlıklı bir şey yiyorsun, balığın yanına bira bile içebiliyorsun, kalabalıktan uzakta duruyorsun ve de çok para vermiyorsun. Bence güzel. Ben yine gidecegim.

1 fanta ve 1 kola ile beraber bütün yemeklere 40 tl verdik.

Brooklyn Pizza güzeeel

Bir denemiştik Brooklyn Pizza’yı ve yazmıştım, “du bakalım” demiştim. Geçenlerde Lee “İstanbul’da yediğim en iyi pizza” deyip heyecan yapınca, bir daha denemek farz oldu. Önce bir patronlar yokken ısmarladık, hep onlar yokken ısmarlıyoruz diye fırçamızı yedik, sonrasında tekrar bir onlarsız ısmarladık. Bugün de onlara da yedirebildik nihayet. Önce “Hawaii olsun ama yarısında ananas değil mantar olsun” dedik. “Büyük” dedik, “hay hay 45 santim” dediler. Bir anlamamışız 45 santim çapın gerçekten büyük anlamına geldiğini. Bir kaç öğün yedik. Derken dün “diyet pizza” dedik, “sebzesini, peynirini sonradan üstüne salata gibi koyuyoruz ama” dediler. O zaman “apple pie, apple pie” deyip mantarlı jambonlu istedik. Ardından bir patron geldi “bana sebzeli dedi” biz de “küçük vejetaryen” dedik. Bu da gerçekten küçük tam efendi, bir kişilik çıktı. Vejetaryen pesto soslu kabaklı patlıcanlı, bizimkinden daha sükse yaptı valla. Bugünse yine vejetaryen ve esas patronlara nihayet Brooklyn Black istedik. Black bombaydı. Sucuk, sosis, kıyma, jalapeno, zeytin ve bol acı. Yaktı geçti. Yok, alakası yok eğer “aman supreme işte” dediyseniz. Velhasıl duuduk baktık, olmuş. Bir de tweet’lerine bayılıyorum buranın:

twitter.com/brooklynpizza

Galatasaray Adası’nda Suda Kebap

DSC02090-

Biraz gecikmeli bir yazı. Belki de Dünyanın en güzel şehrinde, en güzel yerlerden birindesiniz. Adada olmak insanı mutlu ediyor.

Sonbahar’dan kışa doğru geçtiğimizden dışarıda değil, mecburen içerideyiz. Masa kalabalık, Boğaz’ın orta yerinde, rakı eşliğinde mezelerle muhabbete başlıyoruz. Tulum peyniri, ezme, patlıcan salatası, zeytin salatası, mantar salatası. Mezeler ve sonrasında gelen fındık lahmacun, içli köfte, gavurdağı salatası ile devam ediyoruz.

Genel olarak yediklerimiz başarılı örnekler.Fakat sonra gelen bir çiğ köfte var ki seneler sonra Burcu’nun bile çiğ köfte ile  barışmasını sağlıyor. Uzun zamandır bu kadar lezzetli çiğ köfte yememiştim. Sonra ortaya resimlerde görünen karışık kebap (kuzu şiş, tavuk şiş, kaburga, fıstıklı kebap, adana kebabı, haşhaş kebap, beyti) geliyor.

Kebaplarda ağızda eriyen cinsten, fakat masada o gece potansiyel eksikliği var, kebapları bitiremiyoruz. Yemekten sonraki günlerde tabakta kalan kebapları hatırlayıp çok ah vah ettik (ben resme baktıkça hala ediyorum).

Yemek sonrasi tatlı olarak katmer yiyoruz. İçi bol fıstıklı katmerler kapışılıyor. Meyve ile yemeği bitiriyoruz.

Suda kebap, bence İstanbul’da şık bir yerde kebap yemek için en üst seçeneklerden biri olarak yer alıyor. Hele böyle bir manzara ile.

Bodrum semalarından bildiriyorum

Bayramda yaptığımız Bodrum seyahatinde aklıma yazdığım yeme-içme notlarım:

Oasis”te Begonvil: Patlıcan musakka, az nohutlu pilav, 2 mercimek çorbası, yarımşar zeytinyağlı pırasa ve fasulye, yarımşar revani ve kadayıf, 3 çay. Musakka yağlı, pilav tane tane, mercimek çorbası lezzetli ve doyurucu, fasulyeyi salla ama pırasa anneminkiyle bile çok net yarışır. Toplam hesap 43 tl.

Belki yemekler insanı uçurmuyor ama havasıyla ve üzerinde düşünülmüş küçük detaylarıyla insana mutluluk veren bir lokanta burası. Amatör ruhla açılmış ve aynı ruhu korumuş. Yemekten sonra, sahibini tebrik ettik, çok utandı.

Yalıkavak’ta Sait: Salata, zeytin, pancar turşusu, köz patlıcan salatası, deniz börülcesi, kavun & beyaz peynir, ahtapot ızgara, kaşarlı kalamar ızgara, kalamar tava, dil şiş, dil tava, 600 gr.lık dil ızgara, lagos ızgara, levrek ızgara, tatlı olarak da baklava, incir tatlısı, ekmek kadayıfı, kabak tatlısı, içecek olarak kolalar çaylar, kahveler, bir küçük rakı.

Ahtapot ızgara biraz kurumuş, kalamar dolması lezzetli, kavun kelek, peynir iyi, deniz börülcesi de gayet güzel. Dil balığının mevsimi başlamış, her türlüsü şahaneydi. Tatlılardan, kabak tatlısı da iyiydi ama baklava galiba bir adım öndeydi.

Sait, pek bir meşhur Bodrum’da. Diğer balıkçılardan ne farkı var, ben anlamadım. Açıkçası, ben marinadaki şahane ahtapot ve lagos yapan Memedof’u ya da Gümüşlük’teki yaratıcı Mimoza’yı tercih ederim. Hesap, tabii ki de kabarık. 650 tl, 8 kişi.

Göltürkbükü’nde Hoca’nın Yeri: Çiğ börek, mantı, gözleme.

Çiğ börek de güzel, otlu hafif gözlemesi de. Mantının porsiyonu az gözüktü benim gözüme, onu söyleyeyim, çünkü ben yemediğimden tadı konusunda bir fikrim yok. Fiyatlar, 10 TL civarı diye hatırlıyorum.