Mardin sınavı: Kaburga Sofrası

2010 gezi planlarımız arasında Mardin var. Ömründe Mardin’e ayak basmamış bile olsa kendini fahri Mardinli ilan eden rehberimiz bile hazır: Cemil. Yıllardır gitmeye ikna etmeye çalıştığımız Cemil sonunda dırdırımıza dayanamadı ve kabul etti. Fakat geziye katılabilecekleri o seçecek. Önce bir sınava girmemiz gerekiyor. Ne sınavı olabilir? Tabii ki Mardin yemeklerini biz hatunların ne kadar yiyebilecekleri. İlk sınav, yani “midterm” Aksaray Kaburga Sofrasında olacak dedi Sayın Rehber.
DSC03438

Aslında Aksaray olarak geçiyor ama Laleli’de. Aksaray’ın lokanta kısmı kapanmış merkez olarak kalmış. Yemekler burada hazırlanıp, Şişli ve Laleli’ye yollanıyormuş. Nuran ile Cemil Şişli’deki şubelerine sık sık gidiyorlar. Yani Nuran sınava daha girmeden geçti diyebiliriz.
Hepimiz İstanbul’un farklı yerlerinden Laleli’ye geldik. Benim gelişim çok kolay oldu: vapur+taksi. Tam olarak nerede olduğu hakkında bilgi veremeyeceğim, Laleli’yi fazla bilmiyorum.
Bizi çok tatlı, çok hoş sohbet bir garson karşıladı. İsmini hatırlayamadığım için özür diliyorum kendisinden. Diğerlerini beklerken, Zeynep ile bana, mekan ve Mardin hakkında bilgiler verdi.
Mardinli bir aileninmiş burası. Kaburganın hazırlanışına çok özen gösteriyormuş özellikle ailenin hanımı. 8 saat buharla pişiriliyormuş. Aksaray’da park sorunu yüzünden ve müşterileri memnun etmek için anket yapmışlar nerede açılsın diye. Anket sonucundan Bakırköy çıkmış. 15 gün içerisinde açılacakmış Bakırköy şubesi.

Burada yenecek şey belli: Kaburga dolması. Fix menuleri var.
Önce iştah açıcı olarak narsuyu salatası servis edildi. Ardından Mardin güveci. Patlıcan, domates, biber ve kuzu etinden oluşan türlü gibi bir yemek. Nur’un favorisiydi. Sonrasında mumbar dolması ve içli köfte. Cemil herkesin mumbar dolmasının tadına bakacağını değilse sınıfta kalacağımızı belirtti. Ben daha önce Bostancı’daki Recep’de tadına bakmış olduğum ve hiç hazetmemiş olmam sebebiyle biraz çekince ile yaklaştim ama tadına baktım. Mükayese bile edilemez. Zaten Recep kapandı. Burada tattığım yenebilecek lezzetteydi, sevene.
Ve kaburga dolması geldi sonunda. Sevgili garsonumuz kemiklerini ayıklayarak servis etti bize. Pamuk gibi bir et. Çok lezzetli, yumuşak. Minimum 1 tabak yedik(Düşük not alan Nur dışında).
DSC03443
Bastırması için mırralarımız da geldi. Garsonumuz mırra ile ilgili de bilgilendirdi biz. Mırra içerken eğer elinde bardağın durursan daha istiyorum demekmiş. Yok bardağı sallarsan daha istemiyorum demekmiş. Ama ola ki bardağı masaya koyarsan terbiyesizlik oluyormuş ve özür dilemek için, eğer garson evliyse garsona bardak kadar altın vermek gerekiyormuş. Yok evli değilse garsona hem hatun bulmak gerekmiş hem de düğünlerini düzenlemek.
Sonunda helvalarımızı da yedik hiç utanmadan.
Burası etseverleri çok memnun edecek bir mekan. Herşey çok lezzetli. Adam başı 38.5 ödedik tüm yediklerimize.
Sınav sonuçları mı? Eren, Nuran ve ben 5 pekiyi. Zeynep 2 geçer. Nur ise 0 zayıf. Finallere çok çalışması lazım.

G Balık’ta denizden ne çıktıysa…

Dün akşam Gülbin Abla’nın Almanya’dan gelen misafirlerinin gönlünü hoş etmek için biz de programa dahil olduk, Suada ismiyle takdis edilen Galatasaray Adası’ndaki G Balık’ta yerlerimizi aldık. Manzaraya, servise hiç girmeyeceğim, hepsi şahane. 10 çeşit kadar deniz ürünü istedik: Balık pastırması, lakerda, zencefilli mezgit, ızgarada peynir, kavun, sübye, avokadolu karides, ahtapot salatası, humus ve belki bir şeyler daha ama hatırlamıyorum. Mezeler tabaklarımıza kaşıkla servis edildiği için olsa gerek, porsiyonlar küçük. Ha “büyük olsa bitirebilecek miydin ki!” diye soracak olanları yazının finalindeki hesap bilgisine davet ediyorum hemen. Ara sıcak olarak 3 kişi kalamar yedik. Ana yemek olarak da yine 3 kişi lüfer yedik. Tatlıya sıra geldiğinde patlamanın eşiğinde olmama rağmen, ortaya söylenen 2 porsiyon şaraplı çilek ve 1 porsiyon kaymaklı kabak tatlısına da musallat oldum. Hepsi çok başarılıydı. Hele o çilekler… En kısa zamanda evde deneyeceğim! Yemeklere 1 büyük rakı ve benim 2 kadeh şarap da eklenince sohbet aldı başını yürüdü. Güzel bir gece oldu. Hediyesine gelince, 5 kişi 550 TL civarında. Gülbin Abla’nın davetlisi olduğumuzdan katkımız olamadı. Lakin GS Derneği üyelerine %20 indirim varmış.

Dernek üyesi değilim ama beni de kolay kolay unutamazlar. Gülbin Abla’ya balığımın kafasını hediye edicem derken kafa tabaktan fırlayıp camdan sekerek küskün bir şekilde 1 metre ötede yere çakıldı. Gecemiz bir kez daha şenlendi. Böyle şık yerlerde very un-şık hareketlerle topu ağlara göndermek kaderim olmuş benim!

http://www.gbalik.com/

Pendik’te Yeşilim Ocakbaşı

Geçen perşembe günü maç seyretmek için tercihimiz lokasyon olarak yakın olduğu için Yeşilim Ocakbaşı oldu. Yeşilim Ocakbaşı Pendik çarşısında eski ve oturmuş bir mekan, ayrıca yanında sulu yemek yapan, bunda da başarılı olan lokanta versiyonu Yeşilim Lokantası var. Meze olarak tercihlerimiz, köpoğlu salata, köz patlıcan, barbunya pilaki, beyaz peynir, kavun, yoğurtlu semizotu, fındık lahmacun ve çiğ köfte. Genel olarak mezeler lezzetli ama en güzeli çiğ köfteydi. Kebap olarak adana, çöp şiş ve kuzu şiş. Masa genel olarak kebaplardan da memnun ama en güzeli çöp şiş. Gelen lavaş pideler yumurtalı, bir yemeye başladın mı lavaşlar anında bitiyor. Allahtan hemen yenileri gelip boşluğu dolduruyor. Unutmadan gavurdağı salatası kıvamı ve lezzeti yerinde. Gecenin sonunda 6 kişi 2 büyük, bir ufak yeni rakı yeni seri ve meyve ikramları dahil hesap 260 tl.

Haegan Dazs’ta dondurma ve karamelli sos

Bir cumartesi günü dondurma ve tatlı isteğinin yönelttiği adres Haegan Dazs Caddebostan. Fiyat listesinde 1 top dondurma 5 lira. Görünce bir top dondurmaya 5 lira verip vermeme arasında gidip gelinen anlar. Sonra bir çılgınlık yapıp 2 top almaya karar vermek. Limonlu sorbe ve belcika çikolatalı dondurma, üstüne de karamel sos ekletmek. Ödemeyi yaparken 12.25 tl fiyat karşısında Milan Baros’un Ülker reklamında dediği gibi ”nasıl yani” demek. Karamel sosa 2.25 lira vermek. Dondurmaların lezzeti süper, karamel sos da öyle ama dondurma sosuna para veren kek reklamında oynamamak için bir daha gelmemek üzerine dükkandan gitmek.

Kayra, Doluca, bik bik bik

Tembel Yesek yazarları arasındaki son moda, Add New Post olayını sözlü olarak yazmak. Gelip bana bik bik bik anlatıyorlar, böyle bir yere gittim diye, şu iyiydi, bu kötüydü diye, zannediyorlar ki ben onların yerine yazacağım. Halbuki ya “yaz o zaman” diyorum ya da sadece “aferin”, ne diyeyim?

Demin de Ege’nin Cafe de Paris yazısına yorum yazarken, Selçuk geldi, “bence bu restoran haftasını ayrı yazı olarak yaz, bik bik bik” dedi. Ben de “Yesek’in olacak şeyleri haber vermek gibi bir misyonu yok, ayrıca reklama girer, bik bik bik” dedim. Ama hem size faydalıdır, hem de yazarsam kendim hatırlarım falan diye yazı olarak yazmaya karar verdim.

Kayra, Nişantaşı’nda Cafe de Paris dahil bir dolu restorana şarap veriyor, ucuza yemek yiyip şarap içebiliyorsunuz bir haftalığına. Öğlen 20, akşam 40 liralık menüler. Normalde 40 liraya merhaba demeyecek bir iki yer var ki bence kaçırmamak gerek. Hatta öğle yemeğine 20 liraya merhaba demeyecek bir iki yerde şarabı atlayıp yemeği için bile değebilir. Kendi sitesinde inceleyiniz:

www.kayrarestoranhaftasi.com

Meanwhile, Doluca da “kadeh kaldırıyor” ama demin sitesine gireyim derken Firefox çakıldı, kıl oldum. Zaten onun o kadar ucuz menü numarası yok, şarap çeşidi bol. Onu da sitesinden inceleyiniz:

www.istanbulkadehkaldiriyor.com

Namport’ta brunch

Namlı’nın Karaköy iskeledeki yeni mekanıymış burası. Annemin her şeyleri bilen arkadaşı Özden Teyze, Cuma akşamı methetti. Pazar sabahı acilen ordaydık! Brunch kişi başı 28 TL. Klasik kahvaltılıklara ek olarak börekler, makarnalar, hatta mezeler filan var açık büfede. Hava soğuk olmasına rağmen dışarda oturduk, manzarayı ve gelip geçeni kestik. Yediklerimiz iyiydi. Gülbin Abla kavurmalı yumurtayı çok beğendi. Ben sürekli pastırma yediğimden yorum yapmasam daha iyi. Namlı’nın pastırmasını bulunca kahvaltı dengem bozuldu sanırım. Geri kalan her şey önemini yitirdi…

Café de Paris’de bonfile

Baktık yağmurun duracağı yok, yakın olsun dedik ve Café de Paris’ye gittik. Tam anlamıyla muh-te-şem bonfileler tam istediğimiz kıvamda geldi. Öncesinde akdeniz salata (çok bir olayı yoktu) ve yanında sınırsız patates kızartmasıyla kişi başı 33 TL imiş. (Bu bilgiyi yemeksepeti’nden buldum, zira bizim hesabı biz ödemedik) Tatlı olarak krem brüle istedik, o da epey lezzetliydi. Her anlamda enfes bir yemek oldu. Hatta etin tadı o derece damağımızda kalmış ki ertesi sabah uyandığımızda nerde kahvaltı etsek diye düşünürken aklımıza çılgınca ilk burası geldi!

Site henüz açılmamış ama adresler mevcut.

www.cafedeparisistanbul.com