Sandal’da sardalya

Kopyası DSC04134

Sandal hakkında daha önce birkaç kez yazmıştım zaten. Hiç sektirmeden, her gittiğimde güzel yemek yediğim bir lokanta burası.

Yediklerimizin fotoğrafını çekmeyi, ancak en son gittiğimde unutmadım.

Kopyası DSC04141

İlk fotoğrafta gördükleriniz, masaya oturup sipariş veren herkese, ücretsiz olarak ikram edilen güzellikler. Ben, özellikle mısır ekmeğinin hastasıyım.

İkinci fotoğrafta görülen, o akşam yediğimiz sardalya. Hem miktar, hem de lezzet olarak dehşet bir olaydı. İkimiz de aynı balıktan yedik. İkimiz de mutlu olduk.

Toplam hesap, içecekler ve çaylar dahil 35-40 arası geldi.

Şiddetle tavsiye ederim.

Akbabalı’da ciğer

Tünel’deki KV var ya, işte onun karşı aralığında kalan sokağımsı yerdeki masalar Akbabalı’ya aitmiş. Hani, canlı fasıl müziği yapan 2-3 çalgıcının olduğu yer, evet tam orası işte.

Ben de, ilk defa gittim. Emek, oradan yer ayırtmış.

O geceden aklımda kalanlar: İpek’in Paris’i, Emek’i nasıl özlediğim, Tekin’in düğün maceraları, Yasin’in çaktırmadan bir sürü rakı içmesi, pazıya sarılmış levrek ve de sotelenmiş soğanla birlikte gelen yaprak ciğer. Allah için, ciğer çok güzeldi.

Toplam hesap, kişi başı 65 TL geldi.

Çiftlik’in bahçesi

Kopyası CEY4

Belli ki özenilmiş bir yer, Çiftlik. Hani öyle çok bir numarası yok, ama zaten aramanın da manası yok. Bahçesinde otur, keyfine bak. Çok sayıda kediden rahatsız olmazsan, “oh ne güzel bahçe, yaz da çok şahane” falan gibi geyiklere girip, minnoş minnoş takılabilirsin. Sonra da, yemekten önce gelen zeytinyağındaki lor peynirinden bir parça ağzına atıp, “hımmm” sesleri çıkartırsın. Detayların önemi üzerine bir konuşma yapmak istersin. Sonra, eğer benim yerimdeysen, susarsın. Karşındaki adamın gözlerinin içine bakarsın, sonra utanıp gülümsersin. O, zaten herşeyin senden çok önce farkındadır.

Kopyası CEY11

Yasin, sardalya ızgara yedi.

Kopyası CEY7

Ben de -neden bilmiyorum ama- ızgara levrek yedim. Tabii ki pulbiberli, kekikli sardalya çok daha iyi bir seçimdi.

Toplam hesap, içecekler ve bir sürü çay dahil 40 TL civarı geldi diye hatirliyorum. 50TL civarı da olabilir gerçi; ama daha fazlası değildir.

Burger Bar’dan hamburger

Yasin’e ara sıra Burger King -daha doğrusu acılı double whopper- krizi geliyor. Şaka değil, ciddi bir kriz. Hiç geçmeyen, ancak ertelenebilen bir krizden bahsediyorum.

İşte yine, öyle bir krizin bütün şiddetiyle kendini gösterdiği bir günde,  allem ettim kallem ettim, Yasin’i Burger King’den vazgeçirip, Reşitpaşa’daki Burger Bar’dan hamburger ısmarlamaya ikna ettim. “En azından köftesi gerçek ettir”, “tamam çok sağlıklı değil ama sağlığını da biçip geçmez, en azından” diyerek.

( Herhalde, kimse hamburger krizi gelen bir insanı, brokoli yemeye ikna edeceğimi düşünmüyordu, değil mi? )

Neyse, hamburger yanında patatesle birlikte geldi. Hamburger, boyut itibariyle, Yasin’in gözünü doyurmadı. Baktım ki adam aç kalacak, ben sadece küçücük bir ısırık aldım. O da, tamamen fikir sahibi olabilmek için. Bana kalırsa, hem porsiyon hem de lezzet olarak oldukça tatmin ediciydi. Burger King’le kıyas bile kabul etmez, öyle diyeyim.

Yasin, yemeğini bitirdikten yaklaşık 5 dakika sonra, acılı whopper ile ilgili bir şeyler söylüyordu. Ben onu dinlemedim.

Hamburger, ya 9 ya da 10 TL, patates de 3-4 gibi bir şeydi.


Jumbo Burger

Bilgen senede 1 kere İstanbul’a geldiği için özlediği tüm tatları tatmak istiyor. Jumbo Burger, bu tatların üst sıralarında yer alıyor.
Jumbo Burger, Çiftehavuzlar sahilde, Büyük Klubün karşı hizasında kendimi bildim bileli. Senelerdir gideriz Bilgenle. Eskiden menu yoktu. Yediğimiz hep aynıydı. Sonra menu koydular ama biz bir türlü öğrenemedik menudeki ismini yediğimizin. Her seferinde garsonlara anlattık : “Bizim yediğimiz çift katlı, arasında domates sos ve sizin özel sos oluyor, üstünde de erimiş kaşar”. Bu sefer, garson bize ‘geleneksel jumbo burger’ dememizin yeterli olduğunu söyledi. Ama menude yok gerçekten bu tarif ettiğimiz.

DSC03126 (2)

Bilenler bilir. Hala bilmeyen varsa çok şey kaçırıyor. Bizce İstanbul’un 1 numaralı burgeri. Ötesi yok.
Yanına da yine soslu patates kızartması ve buz gibi bira.
2 kişi 50 Lira.

Yine Hamdi

Sadece turistleri değil, yurtdışında yaşayan arkadaşlarımızı da, İstanbul’a geldiklerinde, Hamdi’ye götürür olduk. Bilgen geldi. Her sene olduğu gibi Hamdi’ye gitmek, bu sene nasılmış diye test etmek farz oldu. Bu sefer ailenin Adanalı büyükleri de katıldıkları için, kritikler biraz fazla oldu tabii…

DSC03107

Ben buranın Ehl-i Keyif olayına bayılıyorum. Özellikle susuz içenler için, rakı bardağı buzlu bir kap içinde uzun süre soğuk kalıyor.

Önden mezeler: Hep çok sevdiğim Urfa peyniri ve süzme yoğurt, favorim muhammara, biraz fazla özenilmemiş bulduğum gavurdağ ve patlıcan ezme.

Lahmacun genelde beğenildi, bana eti kokulu geldi. Kebapların her türlüsünü istedik herhalde ortaya ama ben manzara fotoğrafı sevdasından sadece azıcık fıstık kebabı ve patlıcan kebabı tadabildim. Diğerleri anında tüketilmişti her daim aç sürü tarafından. Kebaplar orta puan aldı Adanalı büyükler ve benden.

Tatlıyı taa gündüzden söyledik. Bilgen, katmer yemezsem olay çıkartırım diye tehdit etti bizi çünkü. Olur da biter belki diye katmerimizi gitmeden telefonla ayırttık. Künefe de ısmarladık utanmadan. Önümüze gelen herşeyi silip süpürdük.

Sonuçta yemekler şahane olmasa da manzara süper, etraf turist dolu, servis de iyi. Başka ne ister insan.
Hamdi’ye gideceklere öneri: Mutlaka en üst katta, cam kenarında rezervasyon yapın, tam zevkine varın.
Kişi başı 50 TL ödedik. Ama bayağı bir yedik…

Angel Blue’da Boğaz’a karşı

Annem, doğumgünü için Boğaz’da balık yemek istedi.

Yer seçme işi bana yıkılınca, “yok o olsun, bu olmasın” derken, en sonunda Baltalimanındaki Angel Blue’da karar kıldım. İyi de yapmışım.

Denize sıfır konumunda güzel bir lokantada lezzetli bir yemek yedik. Balıktan önce, kavun, peynir, salata, deniz börülcesi, patlıcan salatası, levrek marine, ahtapot ızgara ve karides güveç ısmarladık. Gereksiz olarak mayonez eklenmiş ve aşırı ağırlaştırılmış levrek marine dışında, yediklerimiz, muhteşem olmasa da oldukça iyiydi.

Balık olarak, ortaya lipsos buğulama geldi. Ben erkenden doyup yiyemedim ama yiyenlerden bir şikayet de görmedim. Hatta, annemin bayağı hoşuna gitti diye hatırlıyorum.

Tatlı olarak, irmik helvası ve karışık meyva aldık. Meyvalarda, karpuzun dışında iş yoktu. Kayısı mı yedim, hıyar mı yedim pek anlamadım.

Yemeğin yanında içtiğimiz şarapla birlikte, kişi başı hesap ya 60 ya da 70 civarı geldi.

Angel Blue, Boğaz’da balık yemek için iyi bir alternatif bence. Arada gitmek hoş olabilir.

Takanik’te balık, salata ve çorba

Kopyası DSC03557

Takanik’in balık çorbası çok iyi diye duymuştum, hikayeymiş. Mısır ekmeği, bana gereğinden fazla yağlı geldi ama Yasin’in hoşuna gitti.

Kopyası DSC03559

Balık olarak, Yasin tekir tava yedi.

Kopyası DSC03564

Ben, levrek ızgara.

Hemen yakınlarda Sandal varken, Takanik’e gitmeye ne gerek vardı? Balığımı yerken de, yedikten sonra da kafamdan hep bu soru geçti.

Toplam hesap, yanlış hatırlamıyorsam, 40 TL civarı geldi.

Köfteci Ramiz’de lezzet aramak

İş çıkışı Kazasker’de minibüs yolundayım. Tıklım tıklım Köfteci Ramiz’in önünden geçiyorum. Akhisar sonrası İstanbul’da ilk açılan şubelerinden Bağdat Caddesi şubesini denediğimdeki memnuniyetsizliğim geliyor aklıma. Karnımın açlığı bir yandan, tatil ve İzmir yollarında Akhisar’daki öz Köfteci Ramiz’deki lezzetin hatırası bir yandan, ayaklarımı sürüyerek ve hadi bir şans diyerek giriyorum.

Bütün masalarda inanılmaz bir sirkülasyon var. Ben açık büfeden bir tabak salata hazırlayıp söylediğim köftemi beklemeye başlıyorum. Köfte geliyor, ilk ıssırığı alıyorum ve yine etrafa bakıyorum. Çünkü bu köftenin lezzet olarak en ufak bir numarası yok ve de Akhisar’daki köftelerle alakası yok. Ya da bu çevredeki masalar benim almadığım bir lezzet alıyor ve ben bu işten anlamıyorum. Ama biliyorum ki sadece isme gelmiş durumdalar. Bir bilseler burası ile lezzet olarak karşılaştırılmayacak ne köfteciler var tabelaları süslü olmayan. Kapitalist dünya… daha çok şube, daha fazla para. Lezzeti tutturmasan da olur.

Bir salata tabağı bir porsiyon köfte , bir cola.

Hesap 15 lira.

Bir daha gelir miyim, gelmem.