Yeniköy Kahvesi’nde…

kopyasi-dsc00870

Bu fotoğraf, bir sabah kahvaltısında değil, geçenlerde yediğimiz bir akşam yemeğinde çekildi.

Saat 19.30 civarıydı diye hatırlıyorum. Yeniköy Kahvesi’nin bahçesinde, deniz gören en ön masaya oturmuştuk. Az sonra, ben simit-peynir-domates ve çayla mest olacaktım; Yasin ise, ısrarla  yanımızdan ayrılmak istemeyen yavru kara kediyi sonunda masadan indirmeyi başarıp menemenini yemeye başlayacaktı.

Adem Baba’da sardalya

Sonunda, ben de Adem Baba’ya gittim.

Sardalya mevsimi, bu sene erken gelmiş. İkimiz de ızgara sardalya yedik. Balıktan önce de, bol salata ve kalamar tava istemiştik.

Servis çok hızlı, bütün yediklerimiz çok taze ve de lezzetliydi.

İstinye’deki Fish Var’dan daha iyi değil ama yine de başarılı.

Bir kola ve bir fantayla beraber toplam hesap 37 TL geldi.

Mehtap Kafeterya’da rahatlama operasyonu

Kopyası mehtap, 07.06.09 012

2 saatlik kabus gibi bir trafiğin ardından İstinye Park’a vardığımda, bütün sinirlerim çoktan tepeme çıkmıştı aslında. Bir de bunun üstüne, beni iyice geren bir telefon görüşmesi yaptım. Ve evet, artık ben bir asabiyetler kraliçesiydim.

O sırada, sabrına ve anlayışına büyük bir hayranlık beslediğim sevgilim yanımda olmasa, büyük ihtimal sakinleşmem uzunca bir zaman alacaktı.

Yasin, beni gördüğünde ilk önce bana sıkı sıkı sarıldı ve sonra beni hemen deniz kenarına götürdü. Sakin, mütevazi ve havadar bir yer buldu ve “yemek yemicem” diye tutturduğum halde, bana zorla yemek ısmarlattı. Ve ben, bu kısa sürenin sonunda, dünyanın en sakin, en minnoş, en huzurlu kızına dönüştüm. Trafiğin ve açlığın neden olduğu asabiyetimin yerinde yeller esiyordu. Sonra, oturup benim öfkeli halimle bir güzel dalga geçtik. Güldük. Ve ben bir kez daha anladım, O’ndan dolayı ne kadar şanslı bir kız olduğumu…

O akşam gittiğimiz yer, Emirgan’da hemen Sabancı Müzesinin yanındaki Mehtap Kafeterya’ydı.

O, tavuklu pilav istedi.

kopyasi-dsc00679

Ben, tavuk şiş yedim.

kopyasi-dsc00683

Ortaya da çoban salata ve kendi üretimleri olan yoğurttan ısmarladık.

kopyasi-dsc00681

Oradayken hemen sakinleştiğimden mi  bilmiyorum, ben Mehtap Kafeterya’yı pek bir sevdim. Sonrasında, birçok kez daha gittik. Çay-kahve içtik, manzarayı seyredip hayal kurduk.

Kahvaltısını henüz yemedim ama oldukça iyi olduğunu duydum.

Yemekler lezzetli, fiyatlar uygun, manzara şahane, ortam kasıcı değil. Boğaz hattında, Sade Kahve’ye, Kale Kafe’ye, Sütiş’e kesinlikle iyi bir alternatif olduğunu söyleyebilirim. Aklınızda bulunsun.

Savoy Balık

kopyasi-dsc00850

Savoy Balık, uzun zamandır gitmek istediğim bir yerdi. Samimi demişlerdi, yemekler ortanın üstü, hatta bazıları bayağı iyi demişlerdi. Yalan söylememişler, onu anladım.

Biz, bir büyük rakının yanına ahtapot salatası, patlıcan salatası, acılı ezme, semizotu salatası, peynirli ince kıyım mevsim salatası, kavun & beyaz peynir ve haydari aldık. Mezelerin hepsi, belli ki özenerek yapılmış. Lezzetlilerdi. Zaten bir kere ahtapot güzeldi, o bile tek başına bana yetti.

Arkadan, tereyağında karides söyledik. Yarım kilo eritilmiş tereyağında yüzen 6 adet iri karides geldi. Gökçerle Yasin, yağına bol bol ekmek bandılar. Ben ve Bahar onları şaşkınlıkla izledik. Karides, yağının bolluğunu bir kenara koyarsak, iyiydi ama, Allah için.

kopyasi-dsc00856

Ve ızgara kalamar. Çok pişirmemişler, önceden bir marinata yatırıp bir tat vermişler, miktarını da bol tutmuşlar. Ben bayağı bayağı sevdim.

kopyasi-dsc00862

Yemek boyunca, kavunları ve peynirleri birkaç kez tazelettik. Yemeğin arkasından bol bol meyva da yedik.

Toplam hesap, hemen yandaki Savoy Pastanesi’nden aldırttığımız 4-5 kişilik meyvalı pasta dahil kişi başı 35-40 TL geldi diye hatirliyorum.

Samimi, düzgün ve özenli bir mahalle balıkçısı arıyorsanız, Savoy Balık’ı denemelisiniz bence. Memnun kalacağınıza inanıyorum.

Nu Teras’ta kokteyl, şarap, pizza vs.

Moralsiz bir cuma akşamına moral katmak için gittik. Şuursuzca içtik. Nu Teras’ın muhteşem manzarasına karşı dertlerimizden silkelendik. Meyveli frozen kokteyllerin cici renklerine aldanmayın, fena çarpıyor! Pizza kağıt gibi ince hamura ve pek lezzetli. Müzik pek hoş, üstelik saatler ilerledikçe volüm yükseliyor. Yalnız biz Mehmet’le bar kısmında dans eden tek çift olmayı başardık. Geri kalan terasçılar ya bütün gece heykel gibi oturup çene çaldı, ya da yer yokluğundan ayakta dikildi. Niye gelmişler anlamadım ben!

Hesap (2 şuursuz kişi, frozen kokteyller, 2-3 mojito, 1 şişe şarap, 1 pizza) 240 TL.

Pastarito’da nutellalı tatlı

Suadiye Plaj yolu sokak. Suadiye otelin olduğu bu sokak son bir kaç yıldır Suadiye Park’ın açılması ile hareketlendi.

Bu civarda olunca da soluklanıp birşeyler atıştıralım derken, Pastarito’da oturduk. Ben aç olmadığımdan ve tatlıya fazlasıyla zaafı olan biri olarak direk menünün tatlı kısmına odaklandım. Gözüme çarpan Botta di vita oldu.

Açıklamada yazana göre nutella çamfıstıklı pizza calzone, soslu v.s.. Tamam budur bu günkü tatlı krizimizi kesecek seçenek bulundu diye sipariş verdim. Tatlının gelmesine beklerken muhabbet ve etrafa bakıyorum. Duvarda Pastarito’nun bulunduğu yerler yazıyor. Genova, Bologna, Milano say sayabildiğin kadar. Bu heryerde şubemiz var dünya çapındayız kısmı bana hep hikaye gelmiştir. Çoğunlukla da ne zaman böyle bir yere gitsem iyi bir sonuçla karşılaşmadım. İstinye Park ilk açıldığında önceden Panino Giusto’ya gitmiş bir arkadaşımla gittiğimizde de tepkim Panino Guisto dediğin bu mu yani olmuştu. Her neyse, makarna yiyen arkadaşların makarnaları ve benim tatlım geldi. Makarnalardan memnuniyetleri orta derece ve iyi arasıydı. Tadına bakmadım onun için lezzet konusunda bir yorum yapamam. Benim tatlı ise  menünün en pahalı tatlısı olarak gözü tatmin etmekten uzak. Tadına baktım lezzeti fena değil tamam da, ben evde krebin arasına nutella sürünce bundan bir çam fıstığı eksik oluyor. Sonuç olarak beğendiğim söylenemez. Ayrıca bizim lokal yerli malı yurdun malı italyan tatları sunan restoran ve cafelerimiz genel olarak çok daha başarılı, önceki bu görüşümü bir daha tasdiklemiş oldum. Belki bunlarda biraz Bağdat caddesi ve civarı mekanlara soğukluğumunda etkisi vardir. Nedeni ise Mustafa Sandal’ın eskiden söylediği gibi “Maalesef ruhu yok…”

Savoy’un yaş pastasına dair…

Yıllardır, Emeklerde yaptığımız hemen hemen her kutlamanın pastası Savoy’dan alınır.

Emekle ben, karaorman pastasına düşkünüz. Her daim taze çikolatalı keki, çok hafif ve lezzetli kreması, bol vişne ve çikolata parçalarıyla bu pastanın gönlümüzdeki yeri ayrıdır. Aslında bilindik bir pasta ve büyüklü küçüklü birçok pastanede yapılıyor ama Savoy’un yaptığı daha bir lezzetli, daha bir hafif, daha bir masum. En azından benim için bu böyle -ki ben yaş pasta pek sevmeyen, hatta 40 yıl yemese yine de aklına yaş pasta gelmeyecek biriyim-.

Şimdi, nereden esti Savoy’u yazmak, hele bir de, aslında mille feuille pastası, poğaçaları, sandviçleri, paskalya çöreği, kurabiyeleri ile ünlü Savoy’un yaş pastasını yazmak? En son Yasin’in doğumgünü için, buradan meyveli bir pasta aldığımızda ve yiyen herkesi her zaman olduğu gibi tavladığında, dedim ki bu beğeniyi paylaşmalı artık.

Yalnız önceden söylemeliyim: Savoy’un pastasından, bir Pelit’inki ya da bir butik pastaneninki gibi iddialı ve yoğun bir baş yapıt beklemeyin. Bu, daha naif, sade, insanı yormayan bir pasta. Tadı yenilikçi olmayan, süsü püsü süper klasik ama lezzeti gülümseten bir pasta. Oscarlarla, Altın Palmiyelerle alakası olmayan ama DVD sini alıp defalarca izlediğiniz filmler vardır ya, işte bu pasta öyle bir şey. Evet, tam olarak öyle bir şey.

Gedikli’de deniz mahsulleri geçidi

Gedikli hakkında uzun süredir yazmamakla büyük ayıp ediyorum. Halbuki, Asmalımescit’te en iyi yemek yenecek meyhanelerden biri. Mezeleri idare eder değil, bayağı bayağı düzgün; ara sıcaklar hele, oldukça başarılı.

Biz o gece, önden deniz börülcesi, ahtapot salatası, yeşillikli haydari, semizotu salatası, levrek marine, karışık salata, kavun ve beyaz peynir aldık ve bir büyük rakı açtırdık.

kopyasi-gedikli-meyhanesi-090509-002

Ahtapot kıvamında, levrek lezzetli, semizotu salatasının yoğurdu yoğun ve tam sevdiğim gibi, deniz börülcesi konserve değil, salata rengarenk ve beyaz peynir tam yağlı, çok tuzlu değil ve kavuna güzel bir eşlikçi…Mezelerden yana oldukça şanslıydık.

Arkadan gelen ahtapot ızgara dehşet bir olaydı.

kopyasi-gedikli-meyhanesi-090509-010

Yumuşacık etli, çıtır derili kocaman bir ahtapot bacağı geldi. Yemeğe doyamadık.

Balık kokoreçi kızlar ısmarladı. Bana kalsa ısmarlamaz, hakkımı başka bir seçenekten yana kullanırdım ama ses çıkarmadım…

kopyasi-gedikli-meyhanesi-090509-007

….çünkü tadı iyiydi.

Ve kalamar ızgara…lastik olmamış, tam kıvamında pişmiş ve çok lezzetliydi.

kopyasi-gedikli-meyhanesi-090509-011

Ahtapottan sonra en sevdiğim deniz mahsulü olan kalamarın tadına varmak için, ızgarasını -veya yahnisini- yemenin şart olduğunu düşünüyorum. Tavasında aynı tadı, aynı zevki almak bence pek mümkün olmuyor.

Bütün bunların ardından, masadan biri bir ızgara balık sipariş etti, geri kalanlar ise beyaz peynir, kavun ve salatayı birkaç kez tazeletti. Son olarak da, kahvelerle birlikte ayva tatlısı ve  meyva tabağı aldık.

Toplam hesap, arada masaya gelen gidenin birası ve şarabı da dahil olmak üzere kişibaşı 50 TL geldi. (not: 6 kişiydik)

Ben, Gedikli’yi tavsiye ediyorum. Bence Refik’ten de, Yakup’tan da hatta Sofyali’dan da daha iyi.

Asitane’de çanak yağması

Aç ve otelin önündeki taksici ile kavgalı bir şekilde oturup da çanak yağması olmadığını, ancak yeterince rezervasyon olunca yaptıklarını öğrenince daha da bir gerildik. Ama başka yere gitmek ayrı macera olacak diye kalmakla doğru bir karar vermişiz. Garson ya sadece kahvaltı ya da çanak yağmasında verdiklerini masaya sırayla getirmeyi önerdi. Çanak yağması Osmanlı’da kutlamalarda halka da ziyafet vermenin şimdi kulağa hiç hoş gelmeyen bir biçimi. Yemek dolu çanaklar yere dizilir, halk ve/ya yeniçeriler yağmalar. Asitane de Pazar kahvaltısına brunch demek yerine çanak yağması demiş. Normalde açık büfe nasıl oluyor bilemiyorum ama bizim kahvaltımızda çanaklar bizi yağmaladı desem yeridir.

Önce kıl olduğum bir tabirle “serpme” kahvaltı verdiler. Sade ve bol otlu bir sunumla düzgün peynirler, domates, hıyar, zeytin, ekmek tabağına sürekli ekmek, dipsiz çay ve kahve. Omlet teklif ettiler ve kabul ettik ama kuruydu. Ama bir börek geldi, kıymalı bir kol böreği ki off. Böyle çıtır börek yapılabiliyor muydu? Daha bunları yerken rahatladık ve keyfimiz yerine geldi. Doymuştuk aslında.

Ardından birer zeytinyağlı tabağı geldi: Çerkes tavuğu, nohut ezmesi, fasulye favası, vartabit yani tahinli çandır fasulyesi. En çok çerkes tavuğunu beğendik galiba. Tahin içinde yüzen sert çandır fasulyesi oldukça manasızdı bence. Nohut ezmesinin tarçınlı olmasını Selin sevmedi ama ben sevdim. Sabah sabah ağır geldi aslında bunlar.

Derken artık hiçbirşey yiyemeyeceğimizi düşünürken ballı gemici böreği geldi. Rulo halinde, su böreği gibi pişmiş, ardından kesilip yanları da fırınlanmış, peynirli, az bezelyeli ve bol yağlı bir börekti. Yanında verdikleri bal ağırlaştıracağına hafifletiyordu yerken. Yedik de hepsini. Uzun zamandır iyi börek yememişim.

Yetmedi, ana yemek olarak ne istediğimizi sordular. Zaten doymuş olmamız bir yana, bu olayın cüzdanları ne kadar yağlamayacağını da kara kara düşünmeye başladık, her adımda tahminimizi arttırıyorduk. Ama naz yapmadık. Giray’a mahmudiye, bana mutancana, Selçuk’a hatırlamıyorum adını, Selin’e yufkada beğendili kuzu incik. Ana yemekler biraz güme gitti tok olduğumuzdan. Mahmudiye ve mutancana alışık olmadığımızdan kayıs, üzüm ve ballarıyla fazla tatlı geldi. Kuzu incikti en iyisi.

Allahtan tatlılar tadımlık boydaydı. Helatiye yani gülsuyu içinde sakızlı muhallebi, levzine yani üstü altı fazla toz şekerli badem helvası ve erik şekerlemesi. Helatiye neden yapılmıyor günümüzde? Çok güzel bir tatlı. Üstündeki iç badem, iç fıstık ve çilek süsü ile bal gibi de mesela aşurenin yapıldığı ve yendiği sıklıkta yapılabilir, yenebilir. Bir Leb-i Derya’nın menüsünde vardır, bir de geçen gün bir catering menüsünde gördüm.

Kahvaltının sonunda, ruhumuz değil midelerimiz gergindi. Fazla yedik. Alışık değiliz tabii İstanbul’da sultanlar gibi ağırlanmaya. Daha uzun zamana yaymak, arada pazar gazetesi falan okumak gerek belki.

Ben şimdi harika birşey gibi anlatıyorum ama yine de ben bazı şeylere uyarayım: Bahçe hoş ama serindi bizim gittiğim gün. Kariye müzesinin yanında, turist rehberlerinin Where to Eat‘lerinde olduğu için haliyle turist dolu. Ama turistler bile efendiydi inanmazsınız.

Hesap korktuğumuz kadar kötü değildi, adam başı 50 liraymış çanak yağması. Hatta giderken elimize diş kirası olarak birer küçük kavanoz İzmir üzümü reçeli tutuşturdular. Pazar kahvaltısının mühim birşey olduğu bir şehirde, Osmanlı’nın tekrar makbul olduğu bir dönemde, yaz mevsiminde 16 milyon kişiden şu bahçeyi dolduracak bir 50-60 kişi olabilmeli diye hayal ediyor insan. Yazık. Osmanlı yemeği yapan yeni yeni başka bir yerler var ya, ondandır ya da tam da şu sıra 10 Haziran’a kadar insanlar Asitane haklarını akşamları Fatih Sultan Mehmet’in Matbah-ı Beray-i Has Yemekleri ile kullanıyorlardır deyip teselli bulayım bari.

www.asitanerestaurant.com