Smyrna’da bitki çayı

kopyasi-dsc00497

Smyrna’ya kahve içmek için gittik aslında. Oturduktan sonra, ben kahve fikrinden vazgeçip, karışık bitki çayı istedim. Yasin, lattesinin yanına elmalı turta ısmarladı.

Benim çayımda taze nane, kekik ve adaçayıyla birlikte birer dilim portakal ve limon vardı. Kocaman bir bira bardağında servis ettiler. Bayağı hoş bir şey olmuş. Soğuk bir pazar gününde iyi geldi.

Turta lezzetliydi. Gerçi, içindeki kuru üzümler olmasa daha iyi olurmuş diye düşündüm yerken. Tabağın yanında gelen dondurma, turtadan daha çok hoşuma gitti.

Cihangirdeyken, Smyrna’ya ara sıra uğramak iyi olabilir.

Toplam hesap 22 TL.

ÇokÇok

İstanbul’da bildiğim 3 tay lokantasından birisi olduğu için kendilerine saygım büyük, tuzlu fiyatlarını sineye çekip ara sıra gidiyorum.

Bu akşam da Beyoğlu’nda turladıktan sonra ne zamandır özlediğimiz için uğramak istedik.  Öncesinde niyetimiz Büyük Londra Oteli’nin barında bir aperatif götürmekti ama Orhan sağolsun pek durmadı.  Böylece otelin barındaki papağana fıstık veren anne-kız’ın verdiği fıstıklarla yetinmek zorunda kaldık ve ÇokÇok’a girdik.

Saat 18:00’den 19:20’ye kadar bizden başka gelen giden olmaması çok kötü bir işaret ama finansal sorunları varsa da bunları henüz menüye yansıtmamışlar.

Önden favori çorbam olan acı tavuklu çorbayı içtim, Seha’dan da ikinci favorim olan acı-ekşi karides çorbasının tadına baktım.  Benimki mükemmeldi ama onunkini o kadar sevmedim.  Acısı kıvamında olsa da ekşisi fazla geldi.

Pad Thai klasiğinden başkasını ısmarlamaya kıyamadım.  Eriştenin üstüne yerleştirilmiş 2 tane karides biraz cimrice de gelse o da gayet başarılı idi.  Acı baharatları yana koymaları iyi fikir, yavaş yavaş koyunuz ciddi acı.  Benim için en önemlisi erişteleri tam kıvamında pişirmişlerdi (klasik fazla pişirme hatasına düşeceklerinden çekiniyordum).

Arada Orhan’ın zencefilli tavuğunun ve Seha’nın acı levreğinin de tadına baktım.  Levrek çok güzel, tavuk ise güzel ama oraya gelmişken bence zencefilli tavuk gereksiz.

Seha’nın bir bardak şarabı dahil üçümüz 120 verdik.  Dediğim gibi kazık, belki bu zamanlarda rakipleri Banyan gibi fiyatları indirmeyi düşünseler daha iyi olacak.

Not: Kategorilerde tay yok.   Cık cık cık.  Çin Hint Japon altına koymak zorunda kaldım.

Yenilenme

Geçenlerde bir arkadaşımın gönderdiği, cici fotoğraflı, “son zamanlarda aldığım en iyi forward” başlıklı geyik powerpoint kabaca şöyle diyordu: “Eskilerinizi atın, temizleyin. Sadece eşyalarınızı değil, eskimiş arkadaşlıklarınızı, bağlarınızı, beklentilerinizi, kinlerinizi. Temizleyin ki yenisine yer açılabilsin. Eski şeylere tutunmaktan vazgeçin. Yenilikten korkmayın.” Falan filan. Doğum günüm sonrası ve badana öncesi çok iyi geldi bana. Şu sıralar herşeyi bu gözle görmeye başladım. En basitinden, Yıldızposta Caddesi’nde son iki-üç ayda en az altı yemekçi kapandı (Serdar’ın merak ettiği Zon’a da gidememiş oldum). Birkaçının kısa vadede kapanacağını tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yoktu aslında. Hele krizde. Ama bu durumu felaket habercisi değil, İstanbul’un kendini yenilemesi olarak görüyorum. Ama yeninin ne olduğu veya olacağı ile ilgili bir fikrim yok. Daha fazla fikri olan Dilruba hatuna kulak vermekte fayda görüyorum.

Bu arada, Selçuk Yesek’in WordPress altyapısını güncelledi, Giray da bir sunucudan diğerine taşıdı. Hatta geçen gün, inşallah farketmemişsinizdir, kısa bir kesinti vardı.