Byivan ve Pasta keyfi

Pazartesi sendromuyla geçen bir günün sonu tutan pasta krizi, ayaklarımı Byivan’a götürdü. Seçim bu sefer Devil’s Pasta, yoğun çikolatalı üstü büyük dağ çilekli. Pastane Suadiye’de ama Florya’da da bir şubeleri var. Byivan pasta konusunda İstanbul’da en başarılı bulduğum yerlerdendir. Zaten bu başarılarının bir göstergesi de İstanbul’da bir çok cafe’ye pasta hazırlamaları. Starbucks tatlıları da Byivan yapımı diye biliyorum.

Ayrıca en çok önem verdiğimiz şeylerden biri ekonomi deyimiyle fiyat/performans oranı değil mi? İstanbul’da  sıradan pastanelerde bile pasta fiyatları 30 lira civarında gezdiği düşünülürse, Büyükbboy için 35, küçük boy içi 25  lira bu kaliteye uygun kalıyor.

Sade Kahve’de akşam üstü kahvaltısı

kopyasi-dsc00406

Pazar günü akşam üstü gittik Sade Kahve’ye. Sabah gitmekten çok daha iyiymiş, onu anladım. Daha sakin, daha rahat, itiş kakış yok, servis daha hızlı ve özenli, en öndeki masalardan birinde rahatça yer bulunabiliyor… yani kısaca tam Boğaz’da pazar keyfi hikayesi. Bir tek simit kalmamıştı, ona biraz üzüldük, o da sadece bir dakikalığına.

Kahvaltı tabağı ısmarladık, bir de menemen. İçecek olarak da, çayla birlikte nar ve portakal suyu.

Kahvaltı tabağındaki peynirler ayrı ayrı çok güzeldi. Beyaz peynir, köy peyniri, eski kaşar, dil peyniri ve yeni kaşar arasından bir tek yeni kaşarın hepsini yemedik. Zeytinler iyiydi, bal bilindik, taze nane ferahlatıcı. Biliyorum, çok aman aman bir kahvaltı tabağı değil ama kesinlikle lezzetli. Menemen ise orta karar. Yedik bitirdik hepsini doğruya doğru, ama o bizim oburluğumuzdan yoksa menemenin muhteşemliğinden değildi.

Çaylar iyiydi, bittikçe yenilerini hemen getirdiler. Portakal suyu da narlı olunca daha iyi oluyormuş, bu sonuca vardım. Ben azcık içtim. Yasin geri kalanıyla, pazar vitamini niyetine, keyifli bir şekilde bünyesini besledi.

Toplam hesap, kahvaltı tabağına dahil olmayan fazladan çaylar ve bir ayranla birlikte, 40 TL civarı geldi. Sade Kahve iyidir, tavsiye ederim gidin bir ara, ama dikkat edin o ara kalabalığın çekilmez olduğu pazar sabahı olmasın.

Bostancı Mahi Balık’ta bir akşam

Bostancı kasaplar çarşısına yolum düştüğü bir  gün gözüme çarpan Mahi Balık ile tanışmamız düne kısmetmiş. Çarşamba gecesi arkadaşlarla rakı içelim muhabbet edelim derken dedik çok uzaklara gitmeyelim yakın olsun. Ayrıca denemediğimiz bir şeyi yapalım fiks menü bir yerlerle anlaşalım diye karar kıldık. Fiks menü kavramı bana hep uzak gelmiştir, bizim gibi içkiyi seven insanlar için mantıklı olsa da, hep yemeklerde gerekli özenin gösterilmeyeceği gibi bir önyargım vardır. Dün hem bir ilki yaptık hem de önyargıyı kırdık.

Mahi Balık güsel şık bir yer, ilgi alaka üst düzeyde. Öğrendiğimize göre açılalı 3 ay olmuş. Mezelerden istediklerini seçebiliyorsun. Mezelerden ortaya patlıcan, tarator, deniz börülcesi, karışık ot tabağı, levrek marin, bombay fasulye pilaki, ve olmazsa olmazlar peynir ve kavun aldık. Hepsi lezzetliydi ama ocak ayında bu kadar güsel kavunu bulabildikleri için ayrıca kutluyorum.

Bu arada canlı müzik de var, fondan gitar nağmeleri geliyor. Bizim oturduğumuz yere göre gitar çalan arkadaş kolonun arkasında kaldığı için görmemiz geç oldu. (Gitar dışında da müzik seçimlerinde Issız Adam’ı bol bol andım. Çağan Irmak, bir film yaptın, milletin yüzüne bakmadığı 70’ler moda oldu. Garip milletiz vesselam bazı güsellikleri hatırlamamız için illa trend olması lazım, ama kendi çapımda bir odyofil olarak bu trendin plaklar ile alakalı kısmını milletimizin tez zamanda unutmasını diliyorum. Çünkü plak fiyatları uçtu.)

Sonra ara sıcak olarak karidesle devam ettik.

Bu arada servisler ve bardaklar gece boyunca her fırsatta  temizleriyle değiştirildi. Bu önemli bir kıstastır benim için müşterinin söylemesine fırsat vermeden servislerin değiştirilmesi onun için belirmek istedim.

Balık olarak garsonumuz Mustafa’nın da görüşüyle ortaya karışık büyük tepsi levrek ve çinekop ızgara, tekir tava aldık. Yanına da tabii ki salata.

Balıkların hepsi cok lezzetliydi. Çinekop ızgara hamsi kuşu şeklinde yapılmış, tekirler ufak boyutta değil , levrek de fileto yapılarak ızgara edilmişti.

En son olarak geceyi meyve, kabak tatlısı ve kahveyle sonlandırdık.

Fiyata gelince bu menü icin adam başı 55 lira gibi makul fiyata anlaştık. Fiks menü alınmazsa da fiyatların uygun olduğunu düşünüyorum.

İnşallah kendilerini bozmazlar, Anadolu yakasında balık keyfi yapmak isteyenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.

Sosa’da hafiften

Kanyon’daki Sosa’ya, sinema öncesi bir şeyler yiyelim diye gittik.

Üçümüz de önden çorba söyledik. Ben ve Yasin sebze, Emek mercimek çorbası istedi.

kopyasi-dsc00455

Sebze çorbası biraz limon katkısıyla fena değil oldu, oysa mercimek çorbası taneli haliyle daha başarılı bir seçimdi. Çorbalardan önce gelen ekmekler, taze ve oldukça lezzetli, ben yemek boyunca kemirip durdum.

Çorbaların arkasından ben ızgara sebze söyledim.

kopyasi-dsc00459

Patlıcan, kabak, kırmızı biber ve soğan ızgarası, yanında güzel bir süzme yoğurtla geldi. Özellikle patlıcan ve soğanı çok beğendim. Bu tabak, hem sağlıklı hem de lezzetli bir olay olmuş. Hoşuma gitti.

Yasin ıspanak soteli somon ızgara, Emek de ızgara levrekli salata ısmarladılar.

kopyasi-dsc00461

Ben, ızgara somonu tadınca, keşke dilimleri daha kalıncana kesilseymiş dedim. Ama yine de yanında ıspanakla, somon iyiydi.

Kocaman porsiyonlu levrekli  salatanın tadına bakmadım, ama Emek halinden memnun gözüktüğüne göre, iyidir herhalde diyebilirim.

Toplam hesap, bütün yediklerimiz, iki tane juice (biri havuçlu & elmalı, diğeri yeşil elmalı bir de bir şeyli daha, tam hatırlamıyorum) bir tane de kolayla beraber 86 TL. geldi. Sosa, servisindeki aksaklıkları bir kenara koyarsak, hafif ve sağlıklı bir şeyler yiyip içmek için iyi bir tercih bence, bir ara bir deneyin derim.

Asmalı Cavit’te hamsi ızgara

kopyasi-dsc00449

Cumartesi akşamı Asmalı Cavit’e gittik. Haftasonu diye büyük ihtimalle, mekan oldukça kalabalık ve gürültülüydü. Servis hızlıydı. Mekanın yaş ortalaması, dikkat çekici bir şekilde yüksekti.

Meze dolabından, lakerda, ahtapot salatası, semizotu salatası, patlıcan salatası, kavun ve beyaz peynir aldık. Bunların yanına da ufak bir Yeşil Efe açtırdık.

Ahtapot salatası kötüydü, semizotu bol sarmısaklı, patlıcan salatası garsonun söylediğine göre meşhurmuş ama bence öyle aman aman bir olayı yoktu, lakerda o kadar ufacık tefecikti ben ne yediğimi anlamadım. Bir tek beyaz peynir zannedersem, gerçekten iyi sıfatını hakediyordu.

Ara sıcaklardan, kalamar ızgara ısmarladık önce.

kopyasi-dsc00452

Kalamar masaya geldiği anda kokusuyla bizi mest etti. Tadı ve lastik gibi olmayan kıvamı da yerindeydi. Soğuduktan sonra bile, Yasin beğenerek yediğine göre, kalamarın sınıfı geçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

İkinci küçük şişe rakıya geçerken, yanına bir de hamsi ızgara ısmarladık.

kopyasi-dsc00454

Hamsi, gecenin assolisti oldu bana kalırsa. Çok lezzetliydi. Tavasındansa ızgarasını istemek, bizim adımıza kesinlikle başarılı bir tercih olmuş. Balığın tadını bu şekilde daha iyi aldığımızı düşünüyorum.

Toplam hesap, servis ücreti dahil 180 ytl geldi. Eder mi? Bence, etmez. Açıkcası, ben hala Gurme Boncuk’un, hem fiyat hem kalite açısından Asmalımescit civarındaki en iyi meyhane olduğunu düşünmeye devam ediyorum.

Pacino’da makarna

Pacino, Yeşilköy’de, hemen Toplu Konutlar’ın karşısında bulunan mini mini bir İtalyan lokantası. Samimi, iddiadan uzak ve hesaplı bir yer. Yeşilköy ve çevresinde yaşayanlar için, balık lokantalarına iyi bir alternatif.

Menüsünde, başlangıçlardan salatalara, makarna ve pizzalara, et ve balık yemeklerine kadar bir sürü çeşit şey var. Yemekler çok ilginç değil belki ama herkes için bir şeyler düşünüldüğünden dolayı özenli kesinlikle.

Biz Yasinle, önden roka salatası aldık.

kopyasi-dsc00443.JPG

İnce kıyım doğranmış rokaların üzerine domates ve parmesan peyniri koymuşlar. Süsü yerinde, lezzeti kıvamında, pizza ve makarnaya güzel eşlik eden sade bir salata olmuş.

Ana yemek olarak, Yasin margarita pizza ısmarladı. Üzerine karides koyulmasını istedi, “olur” dediler.

kopyasi-dsc00446.JPG

Pizza, kalın hamurlu değil, hatta ince hamurlu bile diyebilirim ama hamur kıtır kıtır değil. Odun fırınında değil de, elektrikli fırında pişmiş pizzalar gibi. Biz pek sevemedik.

Ama benim makarnam, pizzanın olmamışlığını bir anda unutturdu.

kopyasi-dsc00447.JPG

Ben penne all’ arrabbiata ısmarlamıştım. Bol sarmısaklı ve acılı domates soslu penne, al dente kıvamında pişmiş olarak geldi. Lezzetli, sade ve doyurucu bir yemek. Bünyemin makarnadan beklediği herşeyi ziyadesiyle verdi diyebilirim.

Yemeğin yanında, iki kadeh kırmızı masa şarabı, yemekten sonra bir kola ve iki kahve içtik. Toplam hesap 80 TL civarında geldi.

Yeşilköy’e yakın bir yerlerdeyseniz ve canınız güzel bir makarna çekiyorsa, Pacino’yu bir deneyin. Hoşunuza gidecektir.

Mihrimah Sultan’dan çizburger tabağı…

Aslında amaç yemek yemek değil, nargile içmekti. Zaten mekan da yeme- içme yerinden ziyade, Karaköy kahvelerine benziyordu. Ancak rahatsızlığım sebebiyle Ayşe’ye nargile konusunda destek olamadım. Yaklaşık 3 saat oturduktan sonra karnımız acıktığından, ben çizburger tabağı, Ayşe ızgara tavuk söyledi.

Son derece yavan ve aşırı tuzlu bir hamburger köftesiydi. Ne kadar TR’ye yayıldıkça yayılmalarına karşı olsam da patentli burgerciler bu işi iyi biliyor ne yalan söyleyeyim. Bildiğimiz ev köftesinin büyütülmüş hali gibi birşeydi. Tabakta ayrıca patates kızartması ve rus salatası vardı. Ama burgerden o kadar keyfim kaçtı ki, rus salatasına dokunmadım bile. Dondurulmuş patates kızartması ise herkesin bildiği tattaydı. Zaten merak etmekteyim, işletmeciler ne zaman patatesi dondurmadan doğal haliyle kızartmaya başlayacaklar diye. Fast food restoranları haricinde de bayağı piyasası var bu dondurulmuş gıdaların. Çizburger tabağı tüm sevimsizliği ile 8-TL

Sofyalı 9’da ahtapot salatası ve pazı dolması

kopyasi-dsc00415.JPG

Cumartesi günü, kızlarla muhabbet edip içki içmek ve güzel yemek yemek için Sofyalı 9’da buluştuk.  Ufak, sarı duvarlı, sevimli bir yer burası. Belki en çok sevdiğim meyhane değil ama rahatlıkla “iyidir işte!” diyebileceğim bir yer.

O akşam, meze tepsisinden ahtapot salatası, muhammara, acılı ezme ve haydari aldık. Kavun biz gittiğimizde zaten masada vardı, beyaz peynirleri de arkadan getirdiler.

Ahtapot salatası oldukça iyiydi; ezme ve haydarinin ne eksiği ne fazlası vardı; muhammara sanki biraz kuruydu ama iri iri ceviz parçalarıyla bu açığını kapadı.

Ara sıcaklardan, bir Sofyalı klasiği olan fincan böreği aldık önce.

kopyasi-dsc00422.JPG

Yağda kızartılmış peynirli börek, sıcak sıcak geldi. Ben pek sevmedim ama bizim kızların hoşuna gitti. Arkadan kalamar tava söyledik.

kopyasi-dsc00428.JPG

Kalamar kötüydü, yağ çekmişti galiba ya da üzerini kaplayan hamurumsuda çözemediğim bir başka sorun vardı. Herkes birer tane alıp bıraktı, yazık oldu o koca porsiyona.

Ama bir başka klasik olan etli pazı sarma, beni mutlu etti.

kopyasi-dsc00433.JPG

Bol etli, kıvamında pirinçli harcıyla sarmaları, üzerlerine yoğurt koyup koyup yedik.

Toplam hesap, 35 lik Angora, 2 duble rakı ve 4 bira ile beraber 150 TL geldi.  Zamanında fiyatları Asmalımescit’teki diğer yerlere kıyasla uygun diye bilinen Sofyalı, zam yapmış hafiften. Bunu da böylece öğrenmiş olduk.

Tarihi Sarıyer Börekçisi’nden börek

Bir ara babama sormuştum ‘hangisi orijinali’ diye, o da bunu tarif etmişti. Kavağa doğru giderken ana caddede sağ kolda. Kocaman kocaman “1895’ten beri” ve “taklitlerinden sakının” gibi laflar da yazıyordu zaten. Akşam alıp dün sabah ısıtıp yedik. Lezizdi ama fazla karabiberliydi. Bütün gün yemek borum yandı. Hatta Selçuk söyleyene kadar nedenini böreğe bağlayamadığım için doğumgünüm sonrasında bayağı bir existential krize girdim. Orada otursaymışız, üst hatta Boğaz manzaralı salonu varmış meğer. Ben otobüs durağının karşısında, iskeleye yakın olanını tercih ederim valla. Kilosu 16 lira.

Mehmet’in Yeri’ne de bir daha asla

Şule şimdi yemekçilerden biri için “asla” yazınca, dün gittiğimiz Mehmet’in Yeri’ni yazacağım geldi aklıma nedense! Diğerleri de yazabilir ama bu benim sorumluluğummuş gibi hissettim. Rumelikavağı’na varmadan Yedigün’den iki sonraki lokanta bu. İki yaz önce Selçuk, Selin, Begüm ve ben gelmiştik. Hayal meyal hatırlıyorum. Yazın öğleden sonraydı. Kalamar, salata gibi yaz sıcağı mayışıklığına uygun birşeyler yemişiz. Dün kafa kafaya verip hatırlamaya çalıştık ve o gün hiç balık yemediğimize karar verdik. Bu sefer de Pazar akşam üstü, içkisi de olmadığı için kazık olmaz, Giray’ı değişik bir yere götürürüz diye gittik ama pişmanız.

Kışın, hele mutfak dışarıdaysa, tabak çanak soğuk olduğundan içine sıcak yemek koyunca yemeği soğutur, demek ki bir şekilde bunları sıcak tutmak veya ısıtmak gerekir. Amma ve lakin balık çorbalarımız soğuk soğuk geldi. Çoban salatanın ise üstünde mısır, yanlarında havuç, lahana, içinde kötü domates vardı, yani aslında çoban salata değildi. Kalamarla midye tavadan çok beklentimiz yoktu. Ama hamsi tavanın küçük, diğer tüm balıkların hem hafif bayat hem temizlenmemiş, hem yağ çekmiş olması tüy dikti. Yok, yok tüyü gelen hesap dikti: 130 lira. Bugün az masa doldurabildik, biz yine de ciroyu düşürmeyelim hesabı, kriz ekonomisi keriz ekonomisi olmamalı. Neyse ki Zeynel’den tatlıları yiyince unuttuk ağzımızda kalan kötü tadı.