Pala’da tabii ki kaburga

İki üç ay önce Süslü Saksı sokaktan geçerken, sağdaki soldaki bin türlü dürümcüye, ocakbaşına, kafeye bakıp, “Allah bilir bunlardan birinin yemeği falan çok iyidir de bilmeden de gidilmez ki” diye geçirdim içimden. İki gün sonra Aydın imdadıma yetişti, Beyoğlu’nda Pala diye bir yer var diye, tam o sokakta, sokak seviyesinin altında kalan, birkaç basamakla inileninden bahsetti. Bir iki hafta sonra Yasemin’le Bekir teftiş ettiler, “ellerimizden yağlar aka aka kaburgalar yedik, müthişti” diyerek onayladılar. Dün akşam da eşref saati geldi ve Yasemin, Bekir, ben gittik. Sokaktaki masalardan birinde oturduk. Bir güzelliği de maç olunca sokağa televizyon koymaları ama tabii ki beauty is in the beholder’s eye.* Üç porsiyon kaburga istedik hemen ama öncesinde rakısı, kavunu, peyniri ayrı, közlenmiş patlıcanı, patlıcan kızartması, patates salatası, süzme yoğurdu ayrı donattırdık masayı. Kaburga geldiğinde doymuştuk neredeyse. Harikaydı kaburgası. Bazı parçalarında etten çok yağ vardı, böyle çıtır çıtır kızarmış, daha da harikaydı. Siz tercihan bir porsiyondan çok yiyiniz.

* Vardır bunun tam bir Türkçe karşılığı. Bilen?

Vogue’da sucuklu yumurta

Herkesten daha geç gittiğim için bir sucuklu yumurta, bir simit, birer ikişer domates, hıyar, zeytin, üç tadımlık tatlı ve kahve tüketebildim ancak. Tabii ki sucuk güzel, simit minicik sandviççik, domates kiraz, hıyar Çengelköy, zeytin hayalimdeki yeşilden, excuse me. Tatlılar ise zeytinyağıyla yapılmış minicik bir mekik, bir küçük kare milföylü elmalı tart, bir shot bardağı içinde çikolatalı, sıcaktan erimiş sıvılaşmış bir tatlı. Bu anlattıklarımdan gayrı reçelleer, peynirleer, simitleer, poğaçacıklaar, börekleer, greyfurt sularıı, portakal sulaarıı, çilekli pancake‘leer, benedict‘i ayrı, omleti ayrı, menemeni ayrı farklı yumurtalaar içeren Pazar sabahı brunch adam başı 49 lira. Tam istediğim gibi filtre kahve, muhabbet ve İstanbul’da kalabalık olmayan mekan, paha biçilemez.

House Café’nin levrek salatasındaki gereksiz değişim

House Café’nin ızgara levrek salatası, yıllar önce (yani House Café’nin Nişantaşı’ndaki ilk yeri yeni açıldığında) en sevdiğim salatalar arasındaydı. Mısır ekmeği, taze yeşillikleri ve sade bir şekilde ızgara edilmiş balığıyla bayağı lezzetli bir yemekti. En azından ben böyle hatırlıyordum. Bu yüzden, geçen haftasonu Zeynep’le Caddebostan’daki House Café’ye gidince, yeniden ısmarladım.

Mısır ekmeği hatırladığım gibi iyi, yemeğin porsiyonu kocaman ama salataya ismini veren balık kötüydü. Levreği güzel güzel ızgarada pişirmek yerine, bazı baharatlara bulayıp kızartmışlar sanki. Salataya biraz hareket getirme düşüncesiyle mi yaptılar bu değişimi bilmiyorum ama benim hoşuma gitmedi.

Nuteras’ın mojitosu

Ege, Parantez’deki mojitoyu yazınca, okuyucuların karşılaştırması amaçlı ben de Nuteras’ınkini yazayım istedim.

Nuteras’ın mojitosu 23 YTL. Her ne kadar bazen bu içkiyi çok şekerli yapsalar da, tadı bana göre tam kıvamında. Bizimkilere göreyse, buranın mojitosu İstanbul’un en iyilerinden. Fiyat oldukça yüksek, hatta bence biraz gereksiz yüksek.

Maya & Kay’s Café’de ıspanaklı ravioli/ mantı

Maya & Kay’s Café, Cihangir’de, hemen Cuppa’nın bitişiğinde bulunuyor. Ufacık bir yer, dışarıda iki masası var. Sahibi, Türkçe konuşmasından anladığım kadarıyla, bir süredir Türkiye’de yaşayan yabancı asıllı bir kadın. Hint, Tay, İtalyan, Gürcü gibi çeşitli mutfaklardan farklı yemekler ve mezelerden oluşan menü, öyle çok uzun değil, tek sayfalık ama ilginç gözüküyor.

O gün, aç olan sadece Zeynep’ti. Domates soslu, ıspanaklı ravioli ısmarladı. Sosunun miktarı kararında (yani makarna deli gibi sosa boğulmamış), hamuru fırınlanmamış mantı hamuruna çok benzer, al denteden az biraz daha fazla pişmiş, hafif bir yemek geldi. Ben beğendim, Zeynep çok beğendi. Ona göre, yemeğin en güzel tarafı, raviolinin ravioli gibi değil de ıspanaklı mantı gibi oluşuydu, bir de yedikten sonra mideye oturup ağırlık yaratmaması.

Ravioli 8 ya da 9 YTL.

Café Clémentine’de pizza

Elif’in döne döne aradığı DVD sadece Astoria’daki dükkanda varmış. Bu bilgiyi alınca ben de peşine takıldım. Maksat gezmek olsun. Astoria’ya ilk gidişimizdi. Ferah ve insanı germeyen bir AVM olmuş. Hemen girişteki Café Clémentine’i daha girerken gözümüze kestirmiştik. Alışveriş faslı bitince orada yemek yedik. Nezih bir yer, şık bir menü, kibar garsonlar… Bir sayfa pizza vardı, bu konuda iddialı olduklarını varsayarak 2 küçük pizza söyledik. (Büyüğü 6, küçüğü 4 dilimmiş). Primavera ve mantarlı pizzalarımız ince hamura, epey kıtır ve lezzetliydi. Yanına müessesenin şarabı Clémentine’den söylemek istedik ama kırmızıları bitmiş. 2 kadeh Yakut’la yetindik. Garson, pizza siparişlerinden önce zeytinyağı ve ekmek ister miyiz diye sormuştu, isteriz demiştik. Ama nedense zeytinyağı ve ekmek gelmedi. İyi niyetli günümüzdeydik herhalde, ses etmedik.

Üstüne Elif çikolata krizini bahane ederek profiterole koştu, ben de epeydir hasret kalmanın etkisiyle tarte tatin istedim. Tatlılarımız, tepsi büyüklüğünde zevksiz cam tabaklarda gelmekle birlikte, gayet başarılıydı. Profiterol gerçek çikolata soslu. Tarte tatin tam olarak fransız usulü sayılmaz, en azından geleneksel sayılmaz. Hamuru milföyümsü zira. Ama elmaları tam kıvamında, tarçını bol, milföyü hafif. Ben beğendim.

Gelelim fiyatlara: Pizza’lar 15-20 YTL, kadeh yerli şaraplar 9-15 YTL, tatlılar 10-15 YTL civarında seyrediyor. Biz kişi başı 38 YTL bayıldık. Genel olarak memnun kaldık.

Parantez’de mojito

Pazar kahvaltısını yazmışım, Cuma drink‘ini unutmuşum. Elif’le daha içmeden serhoş gittiğimiz Asmalımescit Parantez Bistro’da Mojito‘lara tam anlamıyla yumulduk! Nerdeyse havalı mekanların limonataları fiyatına sunulan kokteyller, alkolik içerik açısından da, ebat açısından da tatmin ediciydi. Kendimi aştım, mojito‘dan sonra bir de pina colada içtim. 3 x 12’den toplam 36 YTL hesap ödedik. Bize çok makul geldi. Birkaç çeşit yemek de mevcut ama tok gitmiştik. Mantısını methediyorlar diye duydum sonradan.

Parantez Bistro’nun olduğu Sofyalı sokak pek neşeli olmuş, millet yaz akşamı sürü sepet barlardaydı. Hoş bir ambiyans, içkiler, muhabbet, you know!

Cuppa cuppa kahvaltı

Evet, böyle bi mekan var. Gittim, gördüm, beğendim. Ama adı bende hala yazlık disko çağrışımı yapıyor, engel olamıyorum!

Pazar günü Elif’le kahvaltımızı Cuppa’da ettik. Hava 50 dereceydi, nem kimbilir kaçtı, giderken klima kesin vardır diye düşünüyorduk ama yoktu. Yine de caymadık ve kahramanca içeriye, pencere kenarına oturduk. Menüyü tarif etmek zor. Çeşit çeşit meyve ve sebze suyu var. Kereviz sapı, domates ve çilek aynı içecekte bulunabiliyor, şeftali, maydanoz ve baharatlar bir bardakta gelebiliyor diyeyim, siz anlayın. Seçmekte zorlandık ama sonuç olarak içtiğimiz juice‘lar gerçekten güzeldi. Yanında Elif domates, salatalık, peynir üçlemesini istedi, ben pancake yedim. Kesme tahtasıvari tahtalarda gelen kahvaltılarımız gayet lezzetliydi. Ancak çok aç olan arkadaşlar yeterince doyurucu bulmayacaktır.

Hesap toplam 28 YTL geldi. Sıcak, sempatik bir ortam. Her yerde bulamayacağınız ilginç meyve-sebze suları da oldukça uygun fiyatlı. Özetle “Cuppa Cuppa sağlık” diyorum!

Neşeli web siteleri için bkz. http://www.cuppajuice.com/

Susam Café’den yaza özel

kopyasi-susam-cafe-220808-001.jpg

Susam Café. sevimli bir yer. Menüsünün öyle aman aman bir olayı yok ama kendine göre bir esprisi var. Sunulan yemekler bilindik ama çok bilindik değil.

Ben yaza özel hazırlanmış lezzetlerden sebzeli pazı sarmasını seçtim, Zeynep de sabit menüden üç renkli üç peynirli tortelliniyi. Zeynep, makarnanın sosunu kremalı ve cevizli yerine domatesli istedi, olur dediler.

Benim yemeğim yanında süzme yoğurtla geldi. Hafif, lezzetli ama aç doyurmayan bir yemek. Zeynep’in tortellinisi, bana göre sanki birazcık fazla pişmişti ama dert edilecek bir mevzu değil, ses çıkarmadan güzel güzel yenebilir.

kopyasi-susam-cafe-220808-004.jpg

Pazı, makarna ve 3 kadeh beyaz şarap için 51.5 YTL ödedik.